Mali disiplin elden gidiyor
Bu yılın ilk dört ayında merkezi yönetim bütçesi giderleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21 oranında artmış bulunuyor. Enflasyon yüzde 10 dolayında olduğuna göre demek ki giderler, enflasyonun iki katından fazla artmış. Eğer bu artış yalnızca faiz giderlerinden kaynaklanıyor olsa kaygılanmamak mümkün olabilirdi. Çünkü faizlerin yükselmesine yol açan koşullar dış dünyadaki dalgalanmalarla başlayıp içerideki siyasal gerginliklerle tırmanmış olduğuna göre hükümetin, bu gelişmede seçim süreçlerini iyi yönetememesi dışında, fazlaca bir etkisi olmadığı ileri sürülebilirdi. Ama eğer artış faiz giderleri dışındaki giderlerde de söz konusuysa o zaman bu gelişmenin bir bölümü hükümetin doğrudan sorumluluğu altında demektir ve kaygılanmayı gerektirir.
Geçen yılın ilk dört ayına göre faiz giderleri yüzde 24, faiz dışı giderler de yüzde 20 oranında artmış. Enflasyonun yüzde 10 olduğu bir ortamda faiz dışı bütçe giderlerinin yüzde 20 oranında artış göstermesi bugüne kadar gerçekleştirilen bütçe disiplinini ciddi anlamda tehdit etmeye başlamış bulunuyor. Bütçe giderlerinin ayrıntısına girdiğimizde geçen yılın ilk dört ayına göre bu yıl da bütün faiz dışı giderlerin enflasyon oranının çok üzerinde artışlar sergilediğini görüyoruz.
Merkezi yönetim bütçe gelirleri bu yılın ilk dört ayında geçen yıla göre yüzde 20 oranında artış göstermiş. Devletin asıl ve devamlı gelir kalemi olan vergi gelirlerinin artış oranı ise yalnızca yüzde 10. Yani enflasyon kadar. Faiz dışı giderler yüzde 20 artarken bunları finanse edecek asıl kaynak olan vergi gelirleri yüzde 10 artıyor. Bütçeyi finanse etmekte kullanılan ve geçici bir gelir kaynağı olarak kabul edilmesi gereken özelleştirme gelirleri neredeyse 6 milyar YTL ile rekor kırıyor ve faiz dışı giderlerdeki büyük artışı finanse etmeye yetmeyen vergi gelirlerinin imdadına koşuyor. Buna karşın özelleştirme gelirleri, geçen yılın ilk dört ayında 4 milyar YTL olan bütçe açığının bu yılın ilk dört ayında 5.4 milyar YTL’ye tırmanmasına engel olamıyor. Eğer Oger grubunun erken ödemesi olmasa bütçe açığı mevcudun iki katı olacaktı.
Özelleştirme gelirleri geçici gelirler olarak kabul edilmeli. Çünkü kamu kesiminin özelleştireceği işletmelerin belirli bir stoku var. Stok bittiğinde bu gelir de bitecek. Üstelik özelleştirilmeden önce onlardan sağlanan kâr, temettü geliri vb. de söz konusu olmayacağı için gelirlerde bir azalma bile ortaya çıkacak. Yani sonuçta devlet, vergi gelirleriyle baş başa kalacak. Vergi gelirleri enflasyon kadar artarken faiz dışı giderler enflasyonun iki katı kadar artmaya devam ederse işin içinden çıkılmasına imkân kalmayacak demektir.
İlk dört aya ilişkin Hazine nakit dengesi, mali disiplindeki bozulmanın bir başka yönünü, borçlanma cephesinde yaşanan tahribatı ortaya koyuyor. Hazine’nin nakit açığını esas alarak yaptığı net borçlanma geçen yılın ilk dört ayında 0.6 milyar YTL iken bu yılın ilk dört ayında 11.5 milyar YTL’ye yükselmiş durumda.
Bu yılın ilk aylarına ilişkin bütçe sonuçları açıklandığında bu gidişe dikkati çekmiştik.
Birçok kişi bunun geçici olduğunu ve sonraki aylarda bu gidişin telafi edileceğini söylemişti. Şimdi elimizde ilk dört ayın sonuçları var. Ve durum daha da kötüye gidiyor. Çünkü faiz dışı giderlerin vergi gelirlerinin iki katı hızla artmaya devam etmesi bütçe açığını kalıcı hale getirecek bir gelişme. Unutmamak gerekir ki bu kısırdöngü çözülürken birçok konuda ikişer defa vergi alınması yoluna gidilmişti.
Eğer bir ekonomide bütçedeki faiz dışı giderler vergi gelirlerinin iki katı hızla artmaya yönelmiş ve bu gidiş devamlılık kazanmaya başlamışsa o ekonomide mali disiplin ciddi bir tehdit altına girmiş demektir. Ve yol yakınken bu gidiş tersine çevrilemezse yeniden çifter çifter vergi ödeyeceğimiz günler yakındır.
MAHFİ EĞİLMEZ