2007 bütçesi vergi artışlarına gebe
HEM de öyle gebe ki… Arka arkaya doğumlar olacak, arka arkaya vergi artışları gelecek.
Aslında 17 Ekim 2006’da “Büyük bir doğum” oldu ama çok kişi bunun farkında bile değil.
İsterseniz, önce büyük doğumu açıklayalım. Ardından da diğer doğumları…
BÜYÜK DOĞUM NE?
Geçen yıl “Orta Vadeli Mali Plan (OVMP)” yapıldı. 2007 yılı vergileri ile ilgili olarak bu çerçevede yapılan kapsamlı çalışmayla, 2007 yılında ekonomideki büyümeye ve enflasyon hedeflerine bağlı olarak, 2007 yılı vergi gelirleri hedefinin 156 milyar 233 milyon YTL olacağı açıklandı.
Oda ne? 17 Ekim 2006’da, bütçe tasarısı Meclis’e sunulduğunda bir de baktık ki 2007 yılı vergi gelirleri hedefi 173 milyar 861 milyon YTL olarak belirlenmiş!…
Burada ortaya çıkan 17 milyar 628 milyon YTL’lik “vergi artışı” sözünü ettiğimiz “büyük doğum” oluyor.
Özetle, 2007 yılı vergi geliri hedefi düne kadar 156,2 milyar YTL idi, 2007 Bütçe Tasarısı ile vergi geliri hedefi, 17,6 milyar YTL’lik artışla 173,9 milyar YTL’ye yükseltiliverdi! Çok kişi bu vergi artışının farkında bile değil…
2006 SONUNDAKİ DOĞUMLAR
2006 yılı aralık ayında, mevcut vergilerin bazılarında yapılacak artışlar açıklanacak. Ancak, biz Aralık ayını beklemeden, önümüzdeki Salı günü, artış oranını ve tutarını açıklayacağız.
Her ne kadar Maliye Bakanı “Mevcut Vergiler Artmayacak” dediyse de 2007 bütçesindeki vergi hedefleri bunun aksini gösteriyor.
Örneğin, sigaradan alınacak özel tüketim vergisinde, yüzde 23.7’lik artış bekleniyor. Bu hedefin tutması için ya sigara içenlerin sayısında bir patlama olacak ya da vergi artışı yapılacak. Alkollü içkiler için de benzer durum sözkonusu.
Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde yüzde 15.2’lik artış bekleniyor. Bu hedefin tutması için ya 2006’da 650 bin olan sıfır kilometre araç satışı 2007’de 2 milyona çıkacak ya da vergi artışı yapılacak.
Buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi mallarda ÖTV artışı tahmini yüzde 26.4’ü buluyor. Bu hedefin tutması için ya beyaz eşya satışlarında 2006’ya kıyasla yüzde 26.4 artış olacak ya da ÖTV’si artırılacak.
Liste uzayıp gidiyor. Ancak 2007 yılı ile ilgili olarak; Motorlu Taşıtlar Vergisi, Damga Vergisi, Harçlar, Emlak Vergisi, trafik para cezaları, idari para cezaları gibi mevcut bazı vergi, harç ve cezalarda kesinlikle artış olacak.
2007 VERGİLERİ
Vergiler artmazsa, bütçenin iki yakasının bir araya gelmeyeceği, net olarak gözüküyor. Mevcut deflatör ve büyüme hedefiyle, açıklanan vergi geliri başka türlü bulunamaz.
Artacağı kesin olan vergilerin bir kısmını yukarıda açıkladık. Bir kısmı da zamana bağlı...
Bu arada, bütçede yer almayan ancak vatandaşı ve iş dünyasını ilgilendiren “yeni vergiler” ve “vergi artışları” da var. İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanunu’nun yasalaşmasına bağlı olarak, 2007’de yeni vergiler ve vergi artışları da geliyor.
Gerçi, Maliye Bakanı, konaklama vergisi, eğlence vergisi, otopark vergisi, emlak vergisi oran artışı, emekliler ve özürlülere emlak vergisi, doğal gaz vergisi ve daha bir çok vergi ve harca “çocuk benden değil” diyen baba gibi, “bu vergilerin Maliye ile ilgisi yok” diyor ama vatandaş, gelen yeni vergilere ve artışlara, sonuçta da cebinden çıkacak paraya bakıyor. Bu arada, 2007’de yürürlüğe gireceği açıklanan, Gelir Vergisi Kanunu ile gelecek yeni vergiler de cabası…
Özetle, 2007 yılı, Maliye kökenli ve Maliye dışı çok sayıda vergi ile vergi ve harç artışına gebe…
Şükrü Kızılot
2007 bütçesi talebi frenler mi?
2007 bütçesine ilişkin en önemli konu talebin ne denli frenleneceği. Malum gerek mayıs ayındaki para piyasalarında dalgalanma, gerek para politikasının sıkılmasıyla iç talepte belli bir daralma başlamış, ama bu, beklenen düzeye gelmemişti.
Talebin beklenen düzeye gelmesi, ancak maliye politikasının da bunu desteklemesine bağlı. Bu da ya ek vergilerle ya da kamu harcamalarının azaltılmasıyla ya da her ikisiyle sağlanabilir. Son yıllarda mali disipline bakıldığında, yeterince faiz dışı fazla yaratılması kamuoyunda bir ferahlık, hatta rehavet sağlıyor. Gerçekten milli gelirin yüzde 6.5′i kadar fazlanın üç aşağı beş yukarı yakalanması son derece önemli. Ancak bunun nasıl sağlandığı da ortada.
2007′de farklı konjonktür
Artan iç tüketim nedeniyle hem ithalat vergilerinin katlanması hem de KDV ve ÖTV gibi içeride tahsil edilen vergilerin artması, diğer yandan da ballı özelleştirmeler buna elverdi. Faiz dışı harcamalar da arttı ama bu daha yavaş oldu. Böylece hem faiz dışı fazla oluştu, hem de bütçe açığı daraldı. Faizlerin hızla indiği, borçlanma vadesinin uzadığı bir yapıda kamu harcamaları haliyle düşüyor. Ancak 2007 bütçesinin farklı bir konjonktürde gerçekleşeceği göz ardı edilmemeli. Bu nedenle hem bütçenin gerçekleşmesi farklılık taşıyacaktır hem de bütçenin etkilediği dengeler.
2007 seçim yılı olacak. Bu önemli siyasal gerçek kendini daha çok harcamalarda gösterebilir. (Seçim diye vergilerin kendiliğinden artması veya azalması olmaz.) Bağlanan memur zamlarının önümüzdeki yılın enflasyon oranının altında geçeceği görünüyor. Yatırımlarda bir miktar artış öngörülse de, bu, yıl içinde kesintiye uğrayabilir. Nitekim, 2006 yılında yatırımlara ayrılan ödenek 12.4 milyar YTL olmasına rağmen, bunun yıl sonunda 10.8 milyar YTL olacağı anlaşılıyor. Hadi diyelim ki, seçim diye kesinti yapmadılar, artırdılar. Bunun da vahim olmayacağı görülüyor.
Bütçede parmak ısırtan en önemli taraf mal ve hizmet alımlarındaki yüzde 17′lik kesinti. Yani, enflasyonla mücadelede iç talebi frenlemek için en etkin kalem katı biçimde kullanılıyor. 2007 yılında kamu harcamalarındaki yüzde 17′lik artış özellikle transferlerden ve faiz harcamalarından kaynaklanıyor.
Bütçede kaçınılmaz olarak yüksek olan tek kalem, cari transferler. Yani sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan ödemeler. Burada yüzde 20′ye yakın artış öngörülüyor. Keza faiz harcamaları da önümüzdeki yılda yüzde 20 oranında artıyor. Çünkü faizler ciddi ölçüde yükseldi.
Ya vergiler artmazsa…
Gelirlere gelince… 2006 bütçesine göre 2007 bütçesindeki artış yüzde 17. Ancak gerçekleşme tahminine göre öngörülen artış sadece yüzde 9.3. 2006 yılının aksine, bu artışın büyük ölçüde vergilerden kaynaklanması öngörülüyor. Yani artış, ya tahsilatla ya da ek vergilerle sağlanacak. Ek vergilerin hemen tahsil edilmesi doğrudan vergilerde zor. Kaldı ki, bir seçim döneminde yeni vergilerin salınması pek akıllıca değil. Dolaylı vergilerde de pek boşluk kalmadığına göre, geriye bir tek tahsilatın artması kalıyor. Maliye yetkilileri de bunun verginin tabana yayılmasıyla elde edileceğini ifade ediyor.
Özetle, 2007 bütçesi aslında iç talebi frenleyici bir yapıda tasarlanmış. Ancak bu çok kolay değil. Üstelik iş tamamıyla hükümetin iradesine bağlı.
| BÜTÇE ve yüzde artışlar | |||||
| 2006 | 2006 T | 2007 | % Artış | % Artış | |
| Gelirler | 160.3 | 172.2 | 188.2 | 17.4 | 9.3 |
| Vergi geliri | 132.2 | 137.6 | 158.2 | 19.7 | 15.0 |
| Diğer | 28.1 | 30.4 | 30 | 6.8 | -1.3 |
| Giderler | 174.3 | 175.2 | 204.9 | 17.6 | 17.0 |
| Faiz dışı | 128.1 | 129 | 152 | 18.7 | 17.8 |
| Personel | 41 | 42.7 | 43.7 | 6.6 | 2.3 |
| Mal-hizmet alımı | 17.2 | 18.3 | 15.6 | -10.3 | -17.3 |
| Sermaye | 12.4 | 10.8 | 12.1 | -2.4 | 12.0 |
| Cari transferler | 49.1 | 50.8 | 60.9 | 24.0 | 19.9 |
| Transferler | 1.8 | 2.6 | 3.6 | 100.0 | 38.5 |
| Faiz | 46.2 | 44.2 | 52.9 | 14.5 | 19.7 |
| Açık | 13.9 | 3 | 16.7 | 20.1 | 456.7 |
| Faiz dışı denge | 32.2 | 43.2 | 36.2 | 12.4 | -16.2 |
| FDF/GSMH | 5.7 | 7.7 | 5.7 | 0 | -26.0 |
HURŞİT GÜNEŞ
Deniz Gökçe popülist mi?
Türkiye ilginç bir ülke. Bu ülkede tarafsızlık değil taraf olmak önemlidir. ‘Hemşehri’ iseniz hassınız! Yoksa kötüsünüz! Konuştuğunuz kişi ile aynı takımı tutuyorsanız ‘adam’ sayılırsınız. Yoksa siz de o ib..lerdensiniz! Muhakkak bir parti tutmalısınız. Farklı partidenseniz, çoktan işten atılmayı hak etmişsinizdir!
Hayata bu şekilde bakıldığı zaman, birisi eğer bir hükümetin ekonomi icraatını iyi görürse, doğru bulursa, muhakkak satılmıştır, muhakkak bedelini almıştır ve saf değiştirmiştir. ‘Düşman karşı takımı metheden’ muhakkak ‘p..ttur!’
Böyle bir dünyada Deniz Gökçe gibilerinin işi zordur. Ben Türküm ve Türkiye ekonomisinin yavaş yavaş da olsa düzelmesini görüyorsam buna sevinirim, ya siz ne yaparsınız? Rakip parti veya siyasi cenah doğruları yapamayacağına göre ‘muhakkak bir bokluk vardır’ diye düşünürsünüz değil mi? Bravo! Partiye ihanet etmemek için ülkeye ihanet mertliktir çünkü! Şimdi gelelim bu satırları neden yazdığımıza.
Geçen günlerde ülkenin 2006 yılında 28 milyar dolar enerji ithalatı yapacağı konusunda bir yazı ürettik, bunun da salt artan enerji fiyatlarından dolayı 14 milyar dolara yakın cari açık ek artışı yarattığını vurguladık. Hemen rahmetli annemin ‘dünyanın en eski mesleğini icra ettiğine dair’ ithamlar dolu mail yağmuru geldi. Dünkü gazetelerde ise dış ticaretten sorumlu bakan (birbirimizi pek sevdiğimiz de söylenemez!) daha detaylı bir inceleme yapıldığı zaman dış ticaret açığının 35 milyar dolarının enerji ithalatından kaynaklandığını vurguladı.
Biz bu verilere bakarak cari açığa mazeret üretmiyorduk, sadece iki şey önermiştik.
Birincisi, cari açık ülkenin tasarruf kıtlığı demekse ve enerji de büyük bir gider kalemi ve döviz savurganı ise, OPEC de imana kolay kolay gelemeyeceğine göre, bizim enerji tasarrufu yapmamız gerektiği idi. İkincisi ise Türkiye’nin artık nükleer enerjiye ciddi bir alternatif olarak bakması gerektiği tezi idi. Tabii tam kullanmadığımız hidro enerji kaynaklarımız da bolca var, onlara da şefkat göstermemiz gerek. Aman bilelim ki Fransa elektrik enerjisi üretiminin yüzde 78 kadarını nükleer yolla sağlıyor ve bu nedenle de net elektrik enerjisi ihracatçısı konumunda, ya biz?
Bu hafta ikinci bir ithamla karşılaştım. Bütçe konusunda yazdıklarım nedeni ile popülist olmakla itham edildim. Ama bu sefer iyi davrandılar, annemi rahat bıraktılar. Artık bu ülkede bazı şeylere ciddi gözle bakılması gerekli. 2007 bütçesinde bütçe açığı eksi 2.6 düzeyine çıkacak. Buna bütçe gelirlerinin bir önceki yıla göre yüzde 9 artması ve bütçe giderlerinin ise yüzde 16.7 yüselmesi neden oluyor.
Peki bir evvelki yıl bütçe açığı neden küçüktü? 2005 yılında 6.5 miyar YTL olarak gerçekleşmişti. 2006 yılında ise 14 milyar YTL olarak planlandı ve gerçekleşme tahmini ise revize edilen sayılarla sadece 3 milyar YTL’de kaldı. Bunun arkasında bir defaya mahsus gelirler var. TMSF kanalı ile elde edilen Telsim geirleri ve Uzanlar’ın geçmiş vergi borçalarının tahsil edilmesi gibi bir defalık olgular bu müthiş iyileşmede önemli rol oynadı. Dolayısı ile bütçe açığı 2005 yılında GSMH oranı olarak eksi 1.3 civarında idi. 2006 yılında da 0.5 civarında gerçekleşecek. Bu tabii büyük bir sonuç. Ancak 2007 bütçesi yapılırken tabii bir defalık sürprizler planlanamıyor. Bir de dünya çapında türbülans var!
2005 yılında 14 milyar olan ve 2006 yılında 3 milyar düşen bütçe açığı 2007 yılında 16.7 milyar olacak. Bu, harika 2006 sayılarına göre, 2007 yılında yeniden bir artış ama 2006 sayılarına göre nominal küçük bir artış ve reel büyük bir azalma (2006 enflasyonunu hesaba katın!). Bütçe açığı ise oran olarak eksi yüzde 2.6 düzeyine yükselmiş oluyor (oranın düşmesinde reel büyümenin yüzde 5 olması yani düşük olması da rol oynayacak, çünkü oranı büyütüyor).
İyi de, bu artış tek bir kalemle bile büyük çapta açıklanabilir bir artış. Aslında bir sürü neden var ama, biz bir tek faizi göz önüne alalım! Ülkemiz dış kaynaklı bir dalgalanmaya yakalandı. Bir tahmine göre ülkeden 11 milyar dolar kaçtı. Faizler yükseldi. Kurlar yükseldi. Tabii iç kaynaklı risk faktörleri Türkiye’nin en çok tahribat gören ülke olması sonucunu da getirdi. Bu da bizim bütçedeki faiz yükümüzü 2006 ve 2007 yıllarında yükseltecek bir olgu. 2005 yılında faiz giderleri 45.6 milyar YTL idi. 2006 yılında planlanan faiz yükü 46.3 idi, yani pek artma beklenmiyordu. Bu hedefi tutacağı gibi. Ama 2007 yılında faiz giderlerinin 53 milyar YTL olması bekleniyor. Bu da nominal yüzde 14 artış demek. Faiz giderlerinin artışı nominal YTL olarak 6.7 katrilyon. Şimdi basit bir hesap yapın. 6.7 katrilyon bölü 631.4 GSMH eşittir yüzde 1 civarında bir rakam. Yani 2007 bütçe açığı salt faiz nedeni ile yüzde 1 daha yüksek oluyor. Yani aslında türbülans kaynaklı faiz etkisi olmasa bütçe açığı kabaca 2005 bütçe açığı kadar olacak.
Daha sosyal güvenlik sistemine transferlerin patlamasını, sosyal güvenliğe bütçeden yapılan prim ödemelerinin artışını, sağlık giderleri artışı gibi uzun vade faktörlerini hiç hesaba almadık. Yani sadece dış kaynaklı faktörlerin başında gelen faiz artışı bile olayın pek popülizm olmadığını ortaya koyuyor. Bunu söylemek popülizm mi? Tabii Merkez Bankası atamaları ve Cumhurbaşkanlığı konusu ortalığı bulandırmasa daha az bir faiz yükü olurdu! Bunu da söylememiz gerekli!
DENİZ GÖKÇE
Her yerde değişim!
Son dönemde bu köşeyi okuyanlar, uzun zamandır nüfus ve bütçe açığı konularına ‘takmış bulunduğumu’ ve bu nedenle sayılara boğulduğumu görmüşlerdir. Sayılar da sürekli değişmekte, sosyal ve ekonomik yapılarda da büyük değişim gerçekleştiğini ortaya koymakta!
Bugünlerde ülkemizde de bütçe konusu gündemde. Geçtiğimiz günlerde AB üyesi ülkelerinin bütçe açıklarını bu satırlara taşımıştım. Bizim açıkların birçok AB üyesi ülkeden çok daha az olduğunu göstermeye çalışıyordum. Bu arada Yunanistan’ın dev bütçe açıkları da gündeme gelmişti.
Bu hafta bayram nedeni ile dış haberleri pek yakından takip edememiştim ama, dün geniş bir okuma yaptım.
Medyada Brüksel’den sızan haberlerine göre AB içinde, Yunanistan’ın bütçe açığı oranını, kanuni sınır yüzde 3 oranına çekmek için ülkenin milli gelir sayılarını, istatistiki metotları değiştirerek, yüzde 25 kadar daha yüksek göstermesi ve bu yolla ‘bütçe açığını düşürmesi’ sorun olmuş. Eurostat, Yunanistan’ın bütçe açığını nisan ayında verdiği GSYİH oranı olarak yüzde 4.5 düzeyinden şimdi gene de yüzde 5.2 düzeyine yükseltmiş.
Diğer taraftan bir de üzücü haber Irak’tan gelmekte. A. Barnasek’in IHT’de yazdığına göre, Birleşmiş Milletler tarafından günde 100 kişinin öldüğü tahmin edilen Irak’ta 2003 yılından bu yana nüfusun yüzde 2 kadarının öldüğü hesaplanıyor. İngiltere’de Birmingham Üniversitesi’nden C. Rowat tarafından yapılan hesaplamalara göre savaş olmasa idi 2005 sonunda 61 milyar dolara ulaşacak olan Irak ekonomisinin büyüklüğü, petrol fiyat artışları nedeni ile reel yüzde 12 büyümüş olacaktı. Halbuki bugün sadece 37 milyar dolarlık bir büyüklük olduğu tahmin ediliyor. Bu da kişi başına yüzde 40 civarında bir gelir düşüşü veya kişi başına 900 dolar gelir kaybı anlamına geliyormuş. Gene aynı kişinin hesaplarına göre Irak savaşının ABD’ye maliyeti ise 10 yıl içinde bir trilyon dolar veya milli gelirin yüzde biri kadar bir yıllık gelir kaybı anlamına geliyormuş.
Bayramda ortalığa dökülen ilginç haberlerden bir tanesi de Rusya’dandı. Medya haberlerine göre Putin, St. Petersburg’da yapılan bir toplantıda etnik Rusların göç ettikleri yerlerden ülkelerine göre dönmeleri için, yılda, 2007 yılından itibaren, 200 milyon dolardan fazla bir harcama yapacağını belirtmiş. Sovyetler Birliği zamanında birçok etnik Rus’un diğer Sovyet Cumhuriyetleri’ne göç etmesi teşvik edilmiş iken şimdi tersi teşvik edilecekmiş.
İlginç olan Rus nüfusunun hemen her yıl ortalama 700 bin kişi azalıyor olması imiş. Bu durumda Rusya’da bulunan ve Kafkaslar ve Orta Asya’dan gelen 12 milyon kadar, kanundışı göçmene rağmen, Rusya’nın nüfusu hızla azalarak 143 milyona düşmüş.
Putin bir yandan Rusları anavatana geri çağırırken diğer taraftan da 12 milyon kanun dışı göçmeni de kayıtdışından kayıt içine alarak bütçe üzerindeki yükü azaltma yönüne de gitmeyi planlıyormuş.
Kimse değişimin önünde duramıyor diyerek susalım!
DENİZ GÖKÇE
2007 bütçesi 2006 yılını aratacak
2007 Bütçe Tasarısı’na bakıyoruz, en önemli üç gider kalemi olan; faizler, personel giderleri ve sosyal güvenlik kuruluşlarına transferler, ciddi anlamda artıyor.
Öngörülen yüzde 4 enflasyon hedefi, gerçekçi değil. Bütçe açığı da 2006’ya kıyasla yüzde 450 artıyor.
2007 Bütçesi sunulurken, ısrarla “seçim yatırımının amaçlanmadığı” iddia edildi. Ancak bazı kalemlerdeki artışa ve satır aralarındaki açıklamalara baktığımızda, “seçim yatırımı” kokusu geliyor.
Bu arada, üç yıllık planlama açısından bir sapma var. Daha önce ilan edilen 2006-2008 orta vadeli planda, 2007 yılı bütçe giderlerinin 162.3 milyar YTL’yi aşmayacağı belirtiliyordu. Oysa, 204.9 milyar YTL olarak Meclis’e sunuldu. Böyle olunca, Hükümet kendi yaptığı ve ilan ettiği mali planı, daha birinci yılda bozmuş oldu!..
Neyse… Biz yine 2007 bütçesine dönelim.
ENFLASYON VE FAİZLER
Enflasyon Hedefi Gerçekçi Değil: 2007 yılı enflasyon hedefi, yüzde 4 olarak öngörülüyor. 2006 yılı için yüzde 5 olarak öngörülen enflasyon hedefi, yüzde 10’a ulaştı.
2006’da yüzde 10 olan enflasyonun, 2007’de yüzde 4’e indirilmesi imkansız. O halde, 2007 enflasyon hedefi gerçekçi değil.
Faiz Giderleri Artıyor: 2006 yılında, 44 milyar YTL olarak öngörülen faiz giderlerinin, yıl sonu itibariyle, 46.3 milyar YTL olması bekleniyor. 2007 yılı bütçesine bakıyoruz; faiz giderleri, tırmanmaya devam ediyor. 2007 faiz gideri hedefi 53 milyar YTL. Bu da 2006’ya kıyasla, yüzde 20 artış anlamına geliyor.
Bu arada, “Faiz dışı fazla” hedefi 4 yıldır tutmasına rağmen, bütçe açığı ve kamu borç stoku azalmıyor. Aksine artıyor.
Bu artış, 2002’den bu yana yüzde 70’i buldu…
BÜTÇE AÇIĞI VE PERSONEL
Bütçe Açığı Yüzde 450 Artıyor: 2006 yılı sonunda 3 milyar YTL düzeyinde olması beklenen bütçe açığının, 2007’de 16.7 milyar YTL olması öngörülüyor. Bu da yüzde 450’lik bir artış anlamına geliyor. Bütçe açığındaki artışın önemli nedeni, faiz ödemelerindeki yükselişten kaynaklanıyor.
Personel Giderlerinde Zıplama Var: 2006 yılında, yüzde 14.2 artması beklenen personel giderlerinde, 2007 yılında yüzde 26 artış öngörülüyor. Bu artış, geçici statüde çalışanların kadroya alınmasından ve memur sayısının artırılacak olmasından kaynaklanıyor. İlgili Başbakan Yardımcısı, 2006 sonuna kadar, 100 bin kişinin açık kadrolara atanacağını ve geçici statüden, kadrolara alınacağını açıkladı.
Bu yaklaşım, ister istemez “seçim yatırımı” çağrışımını yapıyor.
SOSYAL GÜVENLİK
2007’de de ekonomide “kara delik” olacağa benziyor. 2006 yılında, sosyal güvenlik kurumlarına yapılacak transferler, 23.3 milyar YTL olarak öngörülmüştü. Bu tutar, 2007’de yüzde 35.6’lık bir artışla, 31.6 milyar YTL’ye yükseliyor.
Bu arada, 2006 yılında 4.9 milyar YTL olarak öngörülen, sosyal güvenlik kurumları devlet primleri, 2007 yılında yüzde 106’lık bir artışla, 10.1 milyar YTL’ye fırlıyor.
Ayrıca, tarımsal destekleme ödeneklerindeki yüzde 32.5’lik artırım ve belediyelere aktarılacak yardım ve paylardaki büyük artış da “seçim yatırımı” iddialarını doğruluyor.
Özetle faiz, personel ve sosyal güvenlik başta olmak üzere, bütçenin gider kalemlerinde ciddi sancılar var. Buna ek olarak, enflasyon hedefindeki sapma, bir türlü önlenemeyen işsizlik, giderek artan ithalat, dış ticaret açığı ve cari açık, 2007 yılında tartışmaların odağını oluşturacak.
2007 bütçesinin, gelirler yönü özellikle vergi gelirleri, bir başka sorun.
Onu da önümüzdeki hafta ele alacağız…
Şükrü Kızılot
Etraf temizlendikçe pislik daha fazla belli oluyor
HER tarafı pis bir ev düşünün. Her yer pis olduğu için tek tek pislikler dikkati çekmez. Pis deyip çıkarız işin içinden.
Evin odaları temizlendikçe, pislikler daha çok göze batmaya başlar. Bir anlamda, temizlik pisliği ortaya çıkarır.
Ekonomide kamu finansmanının geldiği nokta da biraz buna benziyor. Kamu finansman dengesinin tutar tarafı olmadığı dönemlerde faiz harcamalarının büyüklüğüne kabahat bulunup işin içinden çıkılırdı. Faiz harcamaları bir düşse, bütçenin sorunu yokmuş gibi bir izlenim ortaya çıkardı. Diğer pislikler pek dikkati çekmezdi.
Bütçe dengesini tehdit eden diğer unsurlar göreli olarak hafife alınırdı. Hazine bonosuna yatırım yapıp yüksek faiz kazanan kesimlere söverek sorunun açığa çıkarıldığı düşünülürdü. Halbuki, gerçek çok daha farklıydı. Şimdi, bu farkın farkına varıyoruz.
FAİZ HARCAMALARI
O günler geride kaldı. Kamu finansman dengesinde küçümsenmeyecek iyileştirmeler yapıldı. Bütçe, en azından son dört yıldır, adet olsun diye değil, devletin uyması gereken bir hesaplar bütünü olarak kabul edildi ve hazırlandı. “Daha fazla harcama ancak daha fazla gelirle finanse edilebilir” mantığı son dört yıldır geçerli kılındı.
Faizler düştü. Bütçenin sadece faiz harcamaları 2001 yılında milli gelirimizin dörtte birine yaklaşmışken (1993-1994 yıllarında tüm bütçe milli gelirin daha düşük bir oranıydı), 2005 ve 2006 yıllarında yüzde10’un altına düştü. Bu yıl yüzde 8 civarında olacak. Yine de Türkiye bütçe yapmakta zorlanıyor. Belki de, eskisine göre, daha da fazla zorlanıyor.
Bütçede “faiz ayıbı” göreli olara azaldı. Ama, başka ayıplar daha da büyüyerek kendilerinin bütçenin faizden de büyük sorunu olmaya aday olduklarını şimdi daha da fazla göstermeye başladılar. Kısacası, kamu finansmanında temizlik yapılırken, eskiden göze batmayan pislikler şimdi daha da görünür hale geldiler. Faiz harcamalarına kabahat bulmak kolaydı. Şimdi görünen pisliklerin üzerine gitmek ise pek kolay değil.
SOSYAL GÜVENLİK
Bütçenin sorunlarının başında sosyal güvenlik sisteminin açıkları gelmektedir. Bu sorun yeni değildir. Ama, sorun, artık pislikler içinde saklanamayacak hale gelmiştir. Grafikten de görüldüğü gibi, faiz harcamalarının son beş yıldır milli gelir içindeki oranı düşerken, bütçeden yapılan sosyal güvenlik harcamalarının milli gelir içindeki payı giderek artmaktadır ve birbirine çok yaklaşmıştır. Grafikte sol eksen faiz harcamalarının, sağ eksen de sosyal güvenlik açıklarının milli gelir içindeki paylarını göstermektedir.
Kısa dönemde, Türkiye bu sorunla bütçeyi büyütüp daha fazla gelir toplama yoluyla çözüm bulmaya çalışabilir. Şimdi yapılan da budur. Ama, bu strateji uzun dönemli olamaz. Sorunun başımıza bir bela gelmeden çözümü için gerekli zaman, şimdiye kadar yürürlüğe konan “sosyal güvenlik reformu” yoluyla elde edilecek tasarrufların devreye girmesinden daha kısa görünmektedir.
Ercan Kumcu
Kamu gelecek yıl 17 milyar YTL’lik yatırım yapacak
Toplam kamu yatırımlarının, 2007 yılında 17 milyar 52 milyon YTL olması planlanıyor.
Edinilen bilgiye göre, merkezi yönetim bütçesinden kamulaştırma hariç 2007 yılında 11 milyar 482 milyon YTL tutarında yatırım yapılacak. Bunun alt bileşenlerini ise 8 milyar 965 milyon YTL ile genel bütçe, 2 milyar 457 milyon YTL ile özel bütçe, 59 milyon YTL ile de denetleyici ve düzenleyici kuruluşların yatırımları oluşturacak.
Döner sermayeden yapılacak yatırım tutarı 526 milyon YTL olarak hesaplanırken, sosyal güvenlik kuruluşlarının da 125 milyon YTL yatırım harcaması yapacağı öngörüldü.
KİT’lerin (233 sayılı kararname kapsamındakiler) 2007 yılı yatırımları 3 milyar 240 milyon lira olarak planlanırken, özelleştirme kapsamındaki KİT’lerin yatırımları 725 milyon YTL olacak.
2007 yılında İller Bankası yatırımlarının 660 milyon YTL olması da hedeflenirken, fon yatırımı yapılmayacak.
ASLAN PAYI ULAŞTIRMADA
Bu arada gelecek yıl en fazla yatırım, 3 milyar 926 milyon YTL ile ulaştırma alanında yapılacak. Bu sektör toplam yatırımların yüzde 23′ünü alacak.
Gelecek yıl eğitim için ise 2 milyar 810 milyon YTL ayrıldı. Eğitim yatırımlar içindeki payı yüzde 16,5 olacak.
Enerji bu iki sektörü takip ederken, 2007′de yapılacak 2 milyar 545 milyon YTL’lik yatırım ile toplam içinde yüzde 14,9 paya sahip olacak.
Devletin araç filosu 78 bini aştı Emniyet ’taşıt rekortmeni’ çıktı
2007 bütçe tasarısına göre, devletin 156 kuruluşa kayıtlı toplam 78 bin 29 taşıt aracı bulunuyor. Bunların üçte biri, yani 24 bini Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Araçların 27 bininin binek olduğu görülüyor.
2007 yılı bütçe tasarısına göre, devletin 23 ayrı tür ve nitelikte, toplam 78 bin 29 adet taşıt aracı bulunuyor. Emniyet Genel Müdürlüğü, toplam araç sayısının üçte birine yakın bir rakam olan 23 bin 864 ile Türkiye’de en fazla araca sahip olan kamu kurumu olarak ilk sırada yer alıyor. Emniyet’i 12 bin 646 ile Milli Savunma Bakanlığı izliyor. TBMM’ye sunulan 2007 yılı Bütçe Kanunu tasarısında, Haziran 2006 tarihi esas alınarak; hangi kuruluşta, hangi tip ve kaç adet taşıt olduğuna ilişkin veriler yer alıyor. Tasarıya göre TBMM’nin 246, Cumhurbaşkanlığı’nın 112, Başbakanlık’ın da 164 aracı var. Başbakanlık’ın toplam araç sayısına devlet bakanlıkları da dahil. Toplam 78 bin 29 araç, 156 kuruluşa kayıtlı bulunuyor. 78 bin 29 adet taşıt aracının 70 bin 827’si genel bütçeden pay alan 50 kuruluşa, 2 bin 578’i, YÖK ÖSYM ve 68 üniversiteye, 4 bin 467’si, 29 diğer özel bütçeli kuruluşlara, 177’si de 8 Düzenleyici ve Denetleyici Üst Kurul’lara ait bulunuyor.
BİNEK ARAÇLAR İLK SIRADA: Hürriyet’in yaptığı hesaplamalara göre, devletin taşıt envanterinde sayıca ilk sırada 27 bin 29 ile binek araçları geliyor. Binek araçları 11 bin 362 ile minibüs, 7 bin 678 ile pikap, 5 bin 903 ile ambulans,5 bin 845 ile station-wagon, 5 bin 214 ile kamyon, 3 bin 952 ile motorsiklet, 3 bin 269 ile panel, bin 943 ile otobüs, bin 543 ile arazi tipi kaptıkaçtı izliyor.
DEVLETİN MAKAM ARACI: Devletin TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ile Dışişleri Bakanlığı’nın protokol hizmetlerinde kullanmak üzere satın aldığı araç sayısı 637. Özel olarak sınıflanan 637 makam araçları dışında, devletin toplam 27 bin 29 binek aracı var. Bunların 25 bin 952’sini, genel bütçeden pay alan 50 kuruluş kullanıyor. Bineklerin 658’i üniversitelere, 355’i diğer özel bütçeli kuruluşlara, 64’ü de üst kurullara ait.
DEVLETİN MOTOSİKLETLERİ: Devletin 3 bin 952 motosikleti var. Bu motosikletlerin, 1740’ı Emniyet Genel Müdürlüğü’nde, 1432’si de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda bulunuyor. Orman Genel Müdürlüğü’nün 432, DSİ’nin 85, İTÜ’nün 13, Mustafa Kemal 1, Mersin 2, ODTÜ’nün 4, Çukurova’nın 3, Uludağ Gaziantep 1, Harran 2, Sakarya 2 motosikleti bulunuyor.
KAMYON VE OTOBÜSLER: Devletin üç ayrı ağırlık ve tipte 5 bin 214 adet kamyonu var. Bu kamyonların 2 bin 434’ü 17 bin kg ve üzeri, bin 212’si 12 bin kilogram ve üzeri, bin 568’i de 3 bin 501 kg ve üzeri. Buna karşılık Telekomünikasyon Kurumu’nun da 13 adet kamyonu bulunuyor. Devletin 1943 adet otobüsü var. Milli Savunma Bakanlığı 889, Emniyet Genel Müdürlüğü 111 otobüse sahip.
Devletin 2 bin 151 4×4’ü bulunuyor
BÜTÇEDEKİ verilere göre, devletin 2 bin 151 adet arazi tipi 4×4 binek aracı bulunuyor. Bu araçların, 647’si Milli Savunma Bakanlığı, 268’i Orman Genel Müdürlüğü, 259’u Sağlık Bakanlığı, 201’i DSİ, 177’si MTA, 170’i Tarım Bakanlığı’nca kullanılıyor. TBMM’nin 1, Cumhurbaşkanlığı’nın 8, Başbakanlığın ise 9 adet dört çeker arazi tipi aracı bulunuyor. 19 Mayıs Üniversitesi’nin 16, İstanbul ve Ege Üniversiteleri’nin 6 adet 4×4 aracı var.
Listede MİT ’0’ görünüyor
TOPLAM 78 bin 29 olan taşıt sayısına, MİT, KİT’ler ve belediyeler dahil değil. 2007 bütçesinde yer alan taşıt listesindeki MİT’in sırasında, bütün araç türleri bakımından “0″ rakamı bulunuyor.
Başbakanlık 21 adet zırhlı araç sahibi
ÖZEL güvenlik donanımlı 303 binek aracın kayıtlı olduğu kurumlar şunlar: Cumhurbaşkanlığı 9, Başbakanlık 21, Anayasa Mahkemesi 1, Dışişleri Bakanlığı 122, Adalet Bakanlığı 10, MSB 8, İçişleri 7, Çalışma 1, Çevre ve Orman 1, Emniyet Genel Müdürlüğü 123, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 1, 10 Adalet Bakanlığı. Özel güvenlik donanımlı 606 servis araçları ise başlıaca, Emniyet Genel Müdürlüğü (483), Dışişleri Bakanlığı (75), MTA (39) tarafından kullanılıyor. Devletin, 303’ü binek, 606’sı servis aracı olmak üzere, toplam 909 adet özel güvenlik tertibatlı taşıtı bulunuyor. Güvenlik önlemli taşıtların cinsi ve fiyatı, Maliye Bakanı’nca belirleniyor.
Emniyet, tatil yöresinde 110 bisiklet kullanıyor
DEVLETİN 117 adet bisikleti var. Bu bisikletlerin 110’unu Emniyet Genel Müdürlüğü kullanıyor. Kalan 7 bisiklet ise Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nde kayıtlı. Emniyet, bisikletleri, tatil yöreleri için kurduğu bisikletli ekipler için kullanıyor.
Kurulların araç lideri Telekomünikasyon Kurumu
SAHİP oldukları taşıt adedi bakımından en zengin üst kurul, 81 taşıt ile Telekomünikasyon Kurumu. TK’yı, 28 taşıt ile BDDK, 24 taşıt ile Rekabet Kurumu izliyor. Taşıtı en az olan üst kurul ise 7 araçla Tütün Kurulu.
Çiğdem Toker
‘Atılacak adımlar’ şok fiyat ayarlamaları mı?
Bayram öncesinde 2007 bütçesi TBMM’ye verildi. IMF heyeti de 5. gözden geçirme müzakerelerini tamamlayarak ülkeden ayrıldı. Müzakerelerle ilgili olarak hem Hazine Müsteşarlığı, hem de IMF birer yazılı açıklama yaptı.
Her iki açıklamada da gözden geçirmenin aralık ayında tamamlanması için bazı adımların atılması gerektiği belirtiliyor. Ancak Hazine ve IMF bu adımlar konusunda herhangi bir ipucu vermiyorlar.
Hazine’nin açıklaması IMF’den daha uzun ve detaylı. Bu detaylar arasında 2006 yılında kamu kesiminde yüzde 6.5 faiz dışı fazla hedefinin oldukça üstünde bir performans beklendiğine dair ifade dikkat çekiyor.
Açıklanan revize 2006 yıl sonu bütçe faiz dışı harcama hedefine 9 aylık harcama gerçekleşmeleri ışığında bakıldığında, bu olumlu bekleyişi paylaşmak zorlaşıyor.
| Faiz hariç harcamaların yıl sonuna oranı | ||||||
| Milyar YTL | 2005 9 ay | 2006 9 ay | 2005 yıl sonu | 2006 yıl sonu | 2005 son 3 ay | 2006 son 3 ay |
| 1- Faiz hariç harcama | 77.8 | 93.6 | 113.5 | 129.0 | 35.7 | 35.4 |
| Pers. gid.+sosyal g.kur.d. p. | 28.2 | 31.9 | 37.4 | 42.7 | 9.2 | 10.8 |
| Mal ve hizmet alımları | 7.9 | 11.6 | 15.2 | 18.3 | 7.3 | 6.7 |
| Cari transferler | 33.8 | 38.4 | 45.6 | 50.8 | 11.8 | 12.4 |
| Sermaye giderleri | 5.3 | 6.4 | 10.3 | 10.8 | 5.0 | 4.4 |
| Sermaye transferleri | 0.8 | 2.2 | 1.2 | 2.6 | 0.4 | 0.4 |
| Borç verme | 1.8 | 3.1 | 3.8 | 3.8 | 2.0 | 0.7 |
Yılın ilk dokuz ayında geçen yılın aynı döneminden 15.8 milyar YTL daha fazla harcama yapılmış. Oysa yıl sonu tahminini tutturmak için son üç ayda geçen yılın altında bir harcama yapmak gerekiyor. Öngörülen bu daralma, hele seçimden bir yıl önce, hiç de gerçekçi değil. Bunun altında mal ve hizmet alımları ile yatırımlarda yaz tahtaya al seneye uygulaması olabilir. Bu da gelecek yılın bütçesini ipotek altına alır. Ancak esas tasarruf KİT’lere verilen borçları da içeren borç verme kaleminde. Halbuki bu sene KİT’lerin bütçeden destek ihtiyacının, hükümetin bu kurumların fiyatlarına artan müdahalesi nedeniyle, daha da fazla olması bekleniyor.
Hazine’yi bu yıl sonu için öngörülen ve GSMH’nin yüzde 7.7’sine ulaşan bütçe tanımlı faiz dışı fazla tahmini de umutlandırmış olamaz. Geçen yılın performansı yüzde 8.1′le bu yıldan çok daha iyiydi. KİT’lerin kötü performansı ve program tanımlı dengeye girmeyen kalemlerin ayıklanmasıyla 2005′te toplam faiz dışı fazla, hedefin altında kalarak yüzde 6.3 olmuştu. Demek ki bu yıl KİT’lerin geçen yılın üstünde bir performans göstermesi bekleniyor.
2006 sonunda yüzde 9.8 olacağı tahmin edilen 12 aylık TÜFE artışının 2007 sonunda yüzde 4′e gerilemesi hedeflenmiş. Oysa ortalama fiyatları ifade eden deflatör çok daha tedrici bir azalışla aynı dönemde yüzde 9′dan yüzde 7′ye geriliyor. Bu, önümüzdeki yıl fiyat artışlarındaki esas düşüşlerin yıl sonunda olacağını gösteriyor.
2007 bütçesinin vergi hedefleri de, bu yıl yapılan kurumlar vergisi ve stopaj indirimleri nedeniyle tedbirsiz zor tutar.
2007 enflasyon ve cari açık hedefleri akla, “atılacak adımlar” sözcükleriyle bu yıl sonunda KİT fiyatlarında ve AB’ye uyum gerekçesiyle bazı dolaylı vergilerde yapılacak yüksek ayarlamalarla ekonomiye verilecek bir şok senaryosunun kastedildiğini getiriyor. Ancak seçime giden hükümetin böyle bir senaryoyu kabul etmesi çok zor. Ne dersiniz, IMF yönetimi bu defa sert çıkar da bu gözden geçirmenin tamamlanması seçim sonrasına kalabilir mi?
FAİK ÖZTRAK
Yüz yıl önce de bütçenin yüzde 30′u faize gidiyordu
Osmanlı Devleti Maliye Nezareti’nin istatistik mecmuası “İhsaiyat-ı Maliye”nin 1909 yılına ait ilk sayısı, “tam basım” olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayımlandı. Bu yayında, Osmanlı devletinin 1909 yılı bütçesi var.
Masafi-i umumiyye (toplam giderler) bütçesi ikiye ayrılmış: (1) Düyun-ı umumiyye (faiz giderleri). (2) Hidemat-ı umumiyye (faiz dışı harcamalar). Osmanlı’nın 1909 gider bütçesinde faize ayrılan ödeneklerin payı yüzde 31.2, faiz dışı harcamalara ayrılan pay yüzde 68.8 oranında.
1854 Kırım Savaşı borçlanmasıyla başlayan ve 1879 düyun-ı umumiyye ile sonuçlanan 25 yıllık borçlanma dönemi sonunda, Osmanlı bütçesinin her yıl yüzde 30 dolayındaki kısmını faize ayırmış.
Kaderimiz faiz ödemek
İktisatçı Nazif Ekzen, yüz yıl önceye ait bu bilgilerden hareketle, “Acaba yüz yıl sonra durum nedir?” diyerek bir değerleme yapmış. Nazif Ekzen’in değerlemesi Anka Günlük Bülteni’nde yayımlandı.
Nazif Ekzen diyor ki, “1988 yılından sonra giderek tırmanan iç borçlanma sonunda, TC bütçeleri de Osmanlı bütçelerindeki (faiz ve faiz dışı harcamalar şeklindeki) ikili yapıya dönüştü. 2000′li yılların başında toplam bütçe harcamalarından yüzde 50 pay alır hale gelen faiz harcamaları, son iki yıldır yüzde 30′lar dolayına indi ama, gene de tek başına bütçedeki en büyük harcamayı oluşturuyor.”
Yedi yıldır istikrar politikası uygulanıyor. Ama 2007 (başlangıç) bütçesinde faiz harcamalarının payı yüzde 25.9 oranında.
Osmanlı’ya benzedik
Osmanlı döneminde yurtdışından borçlanıldığından, “düyun-ı umumiyye” faizi yurtdışına gidiyordu. TC Hazinesi’nin borçlanması “iç borç” gibi görülüyor ise de bu borçlar için ödenen “yüksek reel faiz” de (genelde) yurtdışına transfer ediliyor.
Kamu hizmetlerinde ileri ölçüde daralma sağlanmasına rağmen, Hazine net borçlanmayı sürdürüyor. Normal olarak Hazine’nin bütçenin (gider-gelir) açığı ölçüsünde net borçlanmaya gitmesi beklenir. 2003-2006 yılları arasında dört yılda bütçe açıkları toplam 80 milyar YTL. Buna karşılık Hazine’nin gerçekleştirdiği net borçlanma 101 milyar YTL oldu.
| Osmanlı bütçesi ve TC bütçelerinde faiz harcamalarının ağırlığı | ||
| Toplam harcamanın dağılımı | Toplam harcamanın dağılımı | |
| Faiz (%) | Faiz dışı (%) | |
| Osmanlı bütçesi | ||
| 1909* | 31.2 | 68.8 |
| TC bütçeleri | ||
| 2003 | 41.7 | 58.3 |
| 2004 | 40.0 | 60.0 |
| 2005 | 28.7 | 71.3 |
| 2006 | 26.4 | 73.6 |
| 2007 | 25.9 | 74.1 |
Kaynak: Nazif Ekzen’in araştırması.
Açıklama: 1909 bütçesi, 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’in sonrasında Osmanlı Meclisi’ne sunulan ilk bütçedir.
GÜNGÖR URAS