Bütçe Makaleleri

Kamu Bütçesi Ç.Ü.İİBF Maliye

Bu yatırımlar hangi parayla yapılacak?

Kıt imkanlara sahip olan Türkiye, yatırımlarını gerçekleştirebilmek için 1950′den bugüne kadar ‘zorunlu ama yanlış bir tercih’ kullandı. Yeterli sermaye birikimine sahip olmayan ekonomik yapı, sürekli dış borç alarak altyapı çalışmalarını gerçekleştirmeye çalıştı. İyi-kötü bir noktaya geldik, ama bugün çok yüksek iç ve dış borç kıskacı altındayız. Bunun bütçeye getirdiği faiz yükü yeni yatırımlar yapmanın önündeki en büyük engel durumunda.

İş başına geldiğinde, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı bu acı gerçekle karşılaştı. ‘Enkaz edebiyatı yapmanın’ artık vatandaş gözünde hiçbir anlamı yoktu. ‘Başarının yerini hiç bir mazeret tutamazdı.’

Memlekete dair ihtirasları vardı ama bütçenin halini görünce sükut-u hayale uğradılar. Duble yol önerisi gibi ‘bizim projemiz’ diyecekleri çalışmalara sarıldılar ama hem ucuz yaptırmak istediler hem de hızlı. Üstelik bunu da ‘uzun yıllardır suçladıkları müteahhitlerin’ dışında yeni bir kesimin gerçekleştirmesini amaçlıyorlardı. Formül aradılar.

Bu, Türkiye özelinde yaşanan bir sorun değil. Dünya ekonomisi ‘yeni çağın gereklerine uygun bir yapılanma’ arayışını sürdürüyor. Global ekonominin yüzde 90′ı özel sektör tarafından yönetiliyor. Kamu yatırımları gittikçe azalırken, özel sektörün payı artıyor. İktidar partisi ‘özel sektöre dayalı büyüme modeli’ derken uluslararası konjonktürün bu dayatmasını formülleştiriyordu.

Dün Ankara’da gerçekten çok önemsenmesi gereken bir organizasyon yapıldı. ‘Uluslararası Kamu-Özel Sektör İşbirlikleri Zirvesi’nde teorik düzeyde tartışmalar yapılırken aslında insanların zihinlerine ‘Türkiye’de bekleyen 4 bin yatırımın nasıl gerçekleştirileceğine dair soruların yanıtları’ düşürülüyordu.

Katılım üst düzeyde, tartışmalar ve konuşmalar çok düzeyliydi. Hükümeti Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan temsil ettiler. Bu seçim bile simgeseldi zira Bakan Unakıtan, kamu-özel sektör işbirliğinin kendisinin çok hoşuna gittiğini ve işlerini kolaylaştırdığını söylerken, ‘Bu modeli en iyi Ulaştırma Bakanlığı uyguluyor. Maliye Bakanlığı imkanlarını beklerseniz işiniz zor’ diyerek espriyle karışık gerçekleri söyleyiverdi.

Gerçekten Binali Yıldırım’ın anlattığına göre ülkenin dört bir yanında ‘yap-işlet’ veya ‘yap-işlet-devret’ modelleriyle, özellikle havaalanları yapılıyor. Bunlar devlet kasasından tek kuruş para çıkmadan gerçekleştiriliyor. Bakan Yıldırım bunu ‘zihinsel dönüşüm’ olarak niteliyor. Ortaya çıkan işlerin kalitesini anlamak için İstanbul başta olmak üzere havaalanı terminallerine bakmak yeterli.

Özel sektör sorumluluklarını unutmadan büyüyecek

Elbette yeni çağın ekonomik mantığına göre özel sektör büyüyecek ama sorumluluklarını unutmayacak. Uluslararası örgütler bu anlamda ‘global ilkeleri’ uygulamak üzere etkinliklerini artırıyor. Türk Medya’nın ve Platin Dergisi’nin ’sosyal sorumluluk projelerine verdiği önem’ kapsamında desteklediği ve sponsor olduğu dünkü zirve bu açıdan da önemliydi. Başkanlığını Serdar Dinler’in yaptığı Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Dünya Bankası ve İngiltere Ticaret ve Yatırım Kuruluşu’nun ortaklaşa düzenledikleri zirvede ‘küresel ilkeler sözleşmesi’ tartışıldı. İş dünyasının, büyürken bir yandan da sosyal sorumluluklarını hatırlatan bu 15 ilke arasında ‘insan haklarının desteklenmesi, işe alımlarda ayrımcılığın sona erdirilmesi, çevre sorunlarına duyarlılık ve rüşvetle mücadele’ ana başlıkları bulunuyor. Evet, dünya değişiyor. Uyum sağlayan ayakta kalacak.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA

Eylül 16, 2006 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2006, AKŞAM-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Şikayet değil, analiz ve çözüm!

Bugün bir kere daha bir deneme yapacağım, hep beraber olanları anlamamız için. Bu ülke geçmişte popülist politikacılar elinde dev bütçe açıkları üretti, bu da dev borç stoğu yarattı. Devlet iflas etti. Burada rezalet siyasetçisi, işçisi, işadamı, tarım insanı, fakiri, zengini, hepimiz tarafından beraberce üretildi. Popülist siyasetçiyi seçen de vatandaştır, siyasetçiden rüşvet alan ve bütçe açığını yaratan da, sonuçta problemi hep beraber yarattık. 2000 yılında problem taşınamaz hale gelince, kemoterapi türü ağır, yan etkili ilaç tedavisi gerekti. Enflasyon ve faiz düşürülmeli idi. Borç taşınamaz, sürdürülemez durumda idi. Döviz kuru silahı kullanılmak zorunda kalındı. Riskler biliniyordu, ama koalisyon hükümetleri bu riskleri yönetemediler ve büyük kriz yaşadık. Derviş geldi, program yapıldı ve programa iki yıl Derviş ve üç buçuk yıldır da AKP tek parti döneminde devam edildi. Bütçe açığı büyük ölçüde silindi (hala küçük olarak var ama küçülüyor, bu nedenle de borç alma sıfırlanmadı, borç kur değişmesi ile artınca, borç arttı da zannetmeyin), borç döndürülebilir hale geldi, faiz ve enflasyon düşürüldü.

Burada anlaşılması gereken 2001 yılında program yapıldığında biz faiz veya kurdan birini seçmek zorunda idik. Çünkü bu teknik bir zorunluluk. Buna trilemma veya üçlem deniyor, biz faizi kontrol edecek, enflasyonu, borç sürdürmeyi sağlayacak bir politika seçtik, faizi belirlemeye çalışıyoruz, bir daha kriz yaşamamak için de 2001 krizi sonrasında kurları piyasaya bıraktık. Tabii Türkiye siyasi ve ekonomik açıdan çok risk taşıyan bir ülke olduğu için faiz nominal ve reel olarak oldukça yüksek. Ama riski de gene biz (cici medyanın katkıları ile) yaratıyoruz. Önceleri yüksek faize dışarıdan borcu çevirmemiz için gerekli fonu çekmek üzere ihtiyacımız vardı. Borç/GSYİH oranı düştükçe ve bütçe açığı da küçüldükçe, hem risk algılaması düşmeye başladı hem de fon talebimiz azaldı, enflasyon ve faiz düştü. Ama tabii gene faizin içinde risk ve likidite primi var. Ancak içeride vatandaşın dövizden TL yatırıma dönmesi (ılık para) ve yabancı fonların da konvertibilite ortamında TL yatırım için içeri girmesi (sıcak para) döviz arzını atırdı, kurlar da yavaşlamaya başladı. Bu da ihracatçıları kötü duruma düşürdü.

Bu süreçte ülkeye gelen fonlar, dövizden TL haline getirip mali sistem tarafından tüketici kredisi, konut kredisi, işletme kredisi gibi şekillerde piyasaya da sunulduğunda vatandaş da bu fonları kaptı ve talebini artırdı. Yani iç talep canlandı. Bu da ithalatı artırdı. İhracatın ve iç üretimin büyük ölçüde ithal girdiye angaje olması (zaten hepimiz için böyle, çünkü bir kere yüzde yüz enerji bağımlısıyız) ithalatın daha da artmasına neden oldu.

Bu süreçte iç piyasanın frenlenmesi için faiz yükseltilse, döviz girişi artıyor ve kamu borç sürdürülme süreci zorlanıyor, ama daha da çok dövizden TL varlıklara dönüş oluyor. Faiz düşürülse iç talep iyice azıyor, millet, beyaz eşya, otomotiv ve konuta saldırıyor, bu da ithalatı daha da artırıp, işi zorlaştırıyor. Anlamıyoruz ki, ithalat ve ihracat bir yandan kura bağlıdır ama, ihracatımız yabancıların büyümesine endekslidir, ithalatımız da bizim büyümemize endeksli. Yani sadece kur önemli değil, reel gelir ve büyüme de çok önemli. Hatta kurdan daha önemli.

Biz de bir yandan büyüyelim, gelirler artsın, işsizlik düşsün, istihdam artsın bir yandan da tüketelim istiyoruz, ama tasarruf etmiyoruz, ithal mala saldırıyoruz. Diğer taraftan da ticaret açığından, cari açıktan, sıcak paradan şikayet ediyoruz. Faiz yüksek diyenler faiz düşürülsün, kur yükselsin diye haykırıyorlar ama göz önüne almadıkları şeyler ne? Birincisi hem kur hem faiz bir arada teknik olarak kontrolumuzda değil. Ya kur ya da faiz kontrol edilebilir. İkincisi düşürülen faiz iç talebi azdırıyor. Bu da ithalatı! İhracat kurla artar ama, ithalat iç talep canlı oldukça düşmez, dış ticaret ve cari denge kötüye gider. Gidiyor da zaten. Şikayet edenler, yüksek faiz düşük kur politikası diye bağıranlar, işin sadece bir yanını düşünüyor, öbür yanını, yani faiz inişinin iç talebi azdırmasını görmezlikten geliyorlar. Bu arada ülkeye soğuk para yani doğrudan yabancı sermaye yatırımı da girmeye başladı, bu da kalıcı olmasına rağmen, cari dengeyi büyük ölçüde finanse etmesine rağmen, kuru düşük tutuyor.

Şikayet etmek, çözüm üretmek değildir. Ekonomide sadece işin yarısını düşünmek felakettir. Geçtiğimiz günlerde Romanya’da sermaye hareketini sınırlamadan kredi ve para arzı artışını sınırlama girişimini anlattım, bu tür şeyler yapılabilir. Şikayet, çözüm düşünmenin alternatifi değildir. Kaldı ki ortada ahmakça bir laf da dolaşmakta. ‘Büyüme ithalat ile oldu’. İthalat ya tüketim için yapılır ya da başka birisine satmak için. Her halde ithalatın olabilmesi için gelir gerekir. Gelir de büyüyen bir ekonomide artar. Önce büyüme geldi, büyüme beklentisi geldi, bu ithalatı artırdı. İthalat, geliri artırmaz, tersine harcanabilecek gelirimiz düşer. Yani gelir ve büyüme ithalatı artırır, tersi geçerli değildir. Lütfen aklınızı devreye sokun!

DENİZ GÖKÇE

Eylül 15, 2006 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2006, AKŞAM-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Unakıtan: Bütçeyi idare edemeyen iktidar hiçbir şeyi idare edemez

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “Bütçesini iyi idare edemeyen bir iktidar hiçbir şeyi idare edemez” dedi.

Çeşitli ziyaret ve temaslarda bulunmak üzere Amasya’ya gelen Unakıtan Elma Otel’de işadamları ile yemekte bir araya geldi. Unakıtan, burada yaptığı konuşmada, bir ülkenin güçlü olabilmesi için ekonomisin güçlü olması gerektiğini söyledi. “Eğer siz ülkenizi seviyor ve ülkenizi saygın bir hale getirmek istiyorsanız ve ‘ben milliyetçiyim’ diyorsanız o zaman ülkenizi ekonomik yönden güçlü hale getirmek zorundasınız” diyen Unakıtan, ihracatın bu nedenle önemli olduğunu anlattı.

Bütçe dengelerinin ülke ekonomileri açısından önemine de değinen Unakıtan, şunları kaydetti:

“Önce aklımızı başımıza alıp boş lafları bırakıp bu ülkenin refah düzeyini arttıracak şekilde ne yapmamız lazım onu yapmamız gerekir. Bunun için de Amerika’yı yeniden keşfetmeye ihtiyaç yok. Devletin güçlü olması, ekonomik yönden, mali yönden güçlü olmasının göstergesi de bütçesidir. Nasıl ailenin bütçesi var, şirketin bütçesi, şahsın bütçesi var, devletin de bütçesi var. Eğer sen iktidar olarak o bütçeyi iyi yönetebiliyorsan çok güzel, eğer onu iyi yönetemiyorsan çek kuyruğunu gitsin arkadaş. Bütçesini iyi idare edemeyen bir iktidar hiçbir şeyi idare edemez.”

Özelleştirmelere de değinen Unakıtan, özelleştirmeler yoluyla, zarar eden kuruluşların devlete yük olmasının önlendiğini savundu. Enflasyonun iktidarları döneminde tek haneli rakamlara gerilediğini anlatan Bakan Unakıtan, “Şurası iyi bilinsin ki, bu enflasyonun belini tam kıracağız. İleri ülkelerde neyse o hale getireceğiz” dedi.
Türkiye’nin başka ülkelere örnek olmaya başladığını anlatan Unakıtan, şunları söyledi:

“Yani bu benim başarım değil. Bu önce hükümetimizin, Başbakanımızın buradaki iradesi ve Türk milletinin başarısıdır. Neden, çünkü Türk milleti de buna inandı. Oturduğumuz sandalyelerin hepsi geçici. Yarın öbür gün kalkacağız. Bizden sonrakilere teslim edeceğiz ama Türkiye bir tane. İnsanlar fani, Cumhuriyet kalıcı. Bu çok önemli, hepimiz için öyle, her iktidar için öyle. O bakımdan elimizden geldiği kadar ülkenin istikrarının bozulmaması için gayret göstermemiz lazım.”

Siyasi istikrarın beraberinde ekonomik istikrarı getirdiğini söyleyen Unakıtan, “Millet olarak vatandaş olarak, bizlere düşen bu milletin birlik ve beraberliğine halel getirmemek, istikrarının hiçbir şekilde bozulmasına müsaade etmemektir. Çünkü, ekonomik istikrarın temeli de siyasi istikrara dayanır. Bir ülke siyasi yönden çalkantılar içerisine girerse ekonomik istikrar ondan beklenemez” diye konuştu.

Konuşmasında, Amasya’ya yönelik değerlendirmelerde de bulunan Unakıtan, Amasya’nın turizm alanında yatırım yapması gerektiğini söyledi.

Eylül 14, 2006 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2006, HÜRRİYET-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Maliye’de 23 yıl sonra gelen bütçe fazlası keyfi

Tam 23 yıl aradan sonra 8 aylık bütçe fazla verdi. Merkezi yönetim bütçesinin 474 milyon YTL fazla verdiği ocak-ağustos döneminde, faiz dışı fazla hedefi de aşıldı. Bu dönemde 34 milyar 609 milyon YTL faiz dışı fazla oluşunca yıl sonu hedefinin yüzde 107.3’üne ulaşıldı.

MERKEZİ yönetim bütçesi, bu yılın ocak-ağustos döneminde 474 milyon YTL fazla verdi. Böylece sekiz aylık dönemde bütçe 23 yıl sonra ilk kez fazla verdi. Bu dönemde yılsonu faiz dışı fazla hedefi aşıldı ve rakam 34 milyar 609 milyon YTL’ye ulaştı. Yılın sekiz ayında Bütçe giderleri 115 milyar 48 milyon YTL, bütçe gelirleri de 115 milyar 522 milyon YTL olarak gerçekleşti.8 aylık dönemde, 91 milyar 322 milyon YTL vergi toplandı. Ocak-Ağustos döneminde bütçe giderleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15.6, bütçe gelirleri ise yüzde 21.7 artış gösterdi.

AĞUSTOS FAZLASI 19 MİLYON YTL: Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı ağustos ayı ve ocak-ağustos dönemine ilişkin merkezi yönetim bütçe uygulama sonuçlarına göre, ağustosta 16 milyar 572 milyon YTL’lik bütçe gelirine karşılık, 11 milyar 55 milyon YTL’lik faiz dışı ve 5 milyar 498 milyon YTL’lik de faiz olmak üzere toplam 16 milyar 553 milyon YTL’lik faiz ödemesi yapıldı. Bütçenin 19 milyon YTL fazla verdiği ağustosta faiz dışı bütçe fazlası ise 5 milyar 517 milyon YTL’ye ulaştı. Ağustosta bütçe giderleri yüzde 18 artarken, gelirlerdeki artış yüzde 9.9’da kaldı.

GELİRLER YÜZDE 21.7 ARTTI: Ocak-ağustos döneminde ise bütçe gelirleri yüzde 21.7 artarak 115 milyar 522 milyon YTL’ye kadar yükseldi. Bütçe bütçe harcamaları yüzde 15.6 büyüyerek 115 milyar 48 milyon YTL oldu. Gelirin 91 milyar 332 milyon YTL’sini vergi oluşturdu. Bütçeye, vergi dışı gelirlerden 20 milyar 702 milyon YTL, sermaye gelirlerinden 217 milyon YTL, özel gelirler ile bağış ve yardımlardan 476 milyon YTL, özel bütçeli idarelerin öz gelirlerinden 1 milyar 853 milyon YTL, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirlerinden 943 milyon YTL sağlandı. Böylece ilk 8 ayda bütçe 474 milyon YTL fazla verdi.

SOSYAL GÜVENLİĞE 15 MİLYAR: Yılın ilk sekiz aylık döneminde bütçeden yapılan sağlık harcamaları 3 milyar 780 milyon YTL’ye çıkarken, sosyal güvenlik kuruluşlarına ise 15 milyar 650 milyon YTL’lik transfer yapıldı. Tarımsal destekleme ödemelerinin 4 milyar 275 milyon YTL olduğu bu dönemdeki bütçe ödeneklerinin yüzde 66’sı, faiz dışı bütçe ödeneklerinin ise yüzde 63.2’si kullanıldı. Açıklamada, merkezi yönetim bütçe giderlerinin gerçekleşme oranındaki bu artışın, “büyük oranda yeşil kart giderleri, SSK’ya yapılan transferler, tarımsal destekleme ödemeleri ve sermaye transferleri ile TMSF tarafından yönetilen şirketlerden tahsil edilen kamu gelirleri karşılığında yapılan harcamalardan kaynaklandığı” belirtildi. Ancak bu durumun ek ödenek ihtiyacı doğurmayacağı ve toplam bütçe ödenekleri içinde kalınacağı ifade edildi.

Eylül 13, 2006 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2006, HÜRRİYET-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Sağlık harcamaları bütçeyi zorluyor

Yılın ilk sekiz aylık döneminde bütçeden sağlık harcamaları için 3.8 milyar YTL’lik harcama yapıldı. Sağlık harcamaları için bütçeden ayrılan ödeneğin yüzde 93.2’si yılın ilk sekiz aylık döneminde harcandı.

Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, ocak-ağustos döneminde faiz dışı giderler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20.5 oranında artarak 80.9 milyar YTL’ye çıktı. Geçen yılın ilk sekiz aylık döneminde faiz dışı giderler 67.1 milyar YTL düzeyinde gerçekleşmişti. 2006 yılında faiz dışı giderler için 174.3 milyar YTL’lik ödenek ayrılırken, bunun yüzde 63.2’sinin yılın ilk sekiz aylık döneminde harcandığı belirlendi.

KAMU ÇALIŞANINA YAPILAN ÖDEMELER

Yılın ilk sekiz aylık döneminde memurlara 23.9 milyar YTL maaş, kamu işçilerine de 2.2 milyar YTL ücret ödendi. Sözleşmeli ve diğer personelle birlikte toplam maaş ve ücret ödemeleri 28 milyar YTL’ye ulaştı. Personel ve sosyal güvenlik kurumları devlet primleri için bütçeye konulan ödeneğin yüzde 69.6’sı yılın ilk sekiz aylık döneminde harcanmış odu. Geçen yılın aynı döneminde ise bu oran yüzde 67.4 düzeyinde bulunuyordu.

SAĞLIK GİDERLERİ İÇİN ÖDENEK KALMADI

Yılın ilk sekiz aylık döneminde bütçeden sağlık giderleri için yapılan harcama geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 67.1 oranında artarak 2.3 milyar YTL’den 3.8 milyar YTL’ye çıktı. Bütçe sağlık giderleri için ayrılan 4.1 milyar YTL’lik ödeneğin yüzde 93.2’si yılın ilk sekiz aylık döneminde kullanıldı. Sağlık harcamalarının bu hızla artması durumunda yılın tamamında 5.7 milyar YTL’ye kadar çıkması bekleniyor.

SAĞLIKTAKİ ARTIŞ YEŞİL KARTTAN KAYNAKLANDI

Sağlık harcamalarındaki öngörülenden fazla artışın en önemli nedenini, yüzde 112.7 oranında artarak 2.2 milyar YTL’ye ulaşan yeşil kart harcamaları oluşturdu. Söz konusu ödeme için bütçeden 1.6 milyar YTL’lik ödenek ayrılmıştı. Buna göre, ilk sekiz ayda yeşil kart harcamaları için ayrılan ödeneğin yüzde 41 üzerinde harcama yapıldı.

Tedavi ve sağlık malzemesi giderleri ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52.8 oranında artış gösterdi. Geçen yılın ilk sekiz aylık döneminde 657.9 milyon YTL düzeyinde bulunan tedavi ve sağlık malzemesi giderleri 1 milyar YTL’ye ulaştı. Tedavi ve sağlık malzemesi giderleri için ayrılan bütçe ödeneğinin yüzde 78.8’i şimdiden tükendi.

Yılın ilk sekiz aylık döneminde bütçede ilaç giderleri için ayrılan 1.2 milyar YTL’lik ödeneğin yüzde 44.2’sine denk gelen 520.7 milyon YTL’si harcandı. Geçen yılın ilk sekiz aylık döneminde 544.1 milyon YTL düzeyinde bulunan ilaç giderlerinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0.4’lük gerileme yaşandı.

SOSYAL GÜVENLİK ÖDENEĞİNİN YÜZDE 67.2’Sİ BİTTİ

Yılın ilk sekiz aylık döneminde bütçeden sosyal güvenlik kurumlarına toplam 15.6 milyar YTL’lik transfer gerçekleştirildi. Sosyal güvenlik transferleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.6 oranında arttı. Bu kuruluşlar için ayrılan toplam 19.5 milyar YTL’lik ödeneğinin yüzde 67.2’si söz konusu dönemde aktarıldı.

Ocak-ağustos döneminde bütçeden Emekli Sandığı’na 7.4 milyar YTL, SSK’ya 5.7 milyar YTL, Bağ-Kur’a da 2.5 milyar YTL transfer gerçekleştirildi. Bütçe ödeneğinin Emekli Sandığında yüzde 75.7’si, SSK’da yüzde 85.6’sı, Bağ-Kur’da ise yüzde 36.6’sı harcanmış oldu.

TARIM KESİMİNE AKTARMA

İlk sekiz ayda tarım kesimine de toplam 4.4 milyar YTL kaynak aktarıldı. Bunun 2.7 milyar YTL’sini doğrudan gelir desteği, 1.7 milyar YTL’sini de diğer destekleme ödemeleri oluşturdu. Tarımsal destekleme ödemeleri için 2006 yılı bütçesine 4 milyar YTL’lik ödenek konulmuştu. Ocak-ağustos döneminde bunun yüzde 9 daha fazla üzerinde harcama yapıldı.

FAİZ ÖDEMELERİ

Faiz ödemeleri ise 34.1 milyar YTL’yle en büyük harcama kalemlerinden birini oluşturdu. Faiz ödemelerinin 29.5 milyar YTL’si iç borç, 4.6 milyar YTL’si de dış borç faiz ödemelerinden oluştu.

YATIRIMA PARA YOK

Ocak-ağustos döneminde yatırım harcamaları için yapılan harcama tutarı ise 5.3 milyar YTL’de kaldı. Yatırım harcamaları için 2006 bütçesine konulan 12.4 milyar YTL’nin yüzde 42.2’si ancak harcanabildi. Ancak yatırım harcamalarında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16.3’lük artış yaşandı. Geçen yılın ilk sekiz aylık döneminde yatırım harcamaları için yapılan harcama tutarı 4.5 milyar YTL düzeyinde gerçekleşmişti.

Yılın ilk sekiz aylık döneminde 1.7 milyar YTL’si yurtiçi 54.8 milyon YTL’si de yurtdışı olmak üzere toplam 1.8 milyar YTL’lik sermaye transferi gerçekleştirildi.

Eylül 13, 2006 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2006, HÜRRİYET-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Bütçe Ocak-Ağustos döneminde 23 yıl sonra fazla verdi

Merkezi Yönetim Bütçesi, bu yılın Ocak-Ağustos döneminde 474 milyon YTL fazla verdi. Maliye Bakanlığının açıkladığı bütçe uygulama sonuçlarına göre, Ocak-Ağustos döneminde bütçe 23 yıl sonra ilk kez fazla verdi.

Bu dönem içinde faiz dışı fazla ise 34 milyar 609 milyon YTL oldu. Yılın sekiz ayında Bütçe giderleri 115 milyar 48 milyon YTL, bütçe gelirleri de 115 milyar 522 milyon YTL olarak gerçekleşti. 8 aylık dönemde, 91 milyar 322 milyon YTL vergi toplandı.

Maliye Bakanlığı, bu yılın Ağustos ayı ile Ocak-Ağustos dönemine ilişkin bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.

AĞUSTOS SONUÇLARI

Buna göre Ağustos ayında bütçe harcamaları 16 milyar 553 milyon YTL, bütçe gelirleri 16 milyar 572 milyon YTL oldu. Buna göre Ağustos ayında, 19 milyon YTL bütçe fazlası hesaplandı. Faiz dışı fazla tutarı ise 5 milyar 517 milyon YTL oldu.

8 AYLIK SONUÇLAR

Merkezi Yönetim Bütçesinden yılın 8 ayında yapılan toplam harcama tutarı da, 81 milyar 115 milyar 48 milyon YTL’ye ulaştı. Bunun 24 milyar 814 milyon YTL’sini personel giderleri, 3 milyar 154 milyon YTL’sini sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemeleri, 9 milyar 947 milyon YTL’sini mal ve hizmet alımları, 33 milyar 138 milyon YTL’sini de cari transferler oluşturdu. 8 ayda bütçeden 34 milyar 136 milyon YTL faiz ödemesi yapıldı.
Diğer harcamalar da sermaye giderleri, sermaye transfeleri ve borç verme kalemlerinden meydana geldi.

Bu döneme ait bütçe harcamalarının alt kalemleri arasında 29 milyar 482 milyon YTL ile iç borç faiz ödemesi ilk sırada yer aldı. Ardından gelen Sosyal Güvenlik Kurumlarına yapılan transferler de 15 milyar 650 milyon YTL’yi buldu. Bunun, 3 milyar 635 milyon YTL’si Emekli Sandığına görev zararı olarak ödendi. Tarımsal destekleme için bütçeden 4 milyar 375 milyon YTL kaynak aktarılan dönemde, mahalli idare ve fon payları 8 milyar 726 milyon YTL oldu.

BÜTÇE GELİRLERİ

Ocak-Ağustos döneminde toplam bütçe geliri 115 milyar 522 milyon YTL’ye ulaştı. Bunun 91 milyar 332 milyon YTL’sini vergi gelirleri oluşturdu. Bütçeye, vergi dışı gelirlerden 20 milyar 702 milyon YTL, sermaye gelirlerinden 217 milyon YTL, özel gelirler ile bağış ve yardımlardan 476 milyon YTL, özel bütçeli idarelerin öz gelirlerinden 1 milyar 853 milyon YTL, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirlerinden 943 milyon YTL sağlandı. Böylece ilk yarıda Merkezi Yönetim Bütçesi, 474 milyon YTL fazla verdi.

23 YIL SONRA BU DÖNEME AİT İLK FAZLA

Maliye Bakanlığının açıklamasında, Ocak-Ağustos dönemi itibariyle, 23 yıl aradan sonra bütçenin ilk kez fazla verdiği belirtildi. Açıklamaya göre, Ocak-Ağustos döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15,6, bütçe gelirleri ise yüzde 21,7 artış gösterdi.

Ağustos sonu itibarıyla 2006 yılında yılsonu toplum faiz dışı fazla hedefi aşılarak, yüzde 107,3′üne ulaşıldı. Geçen yıl aynı dönemde faiz dışı fazla hedefinin yüzde 70,7’si gerçekleştirilmişti. 8 aylık dönemde, toplam bütçe ödeneklerinin yüzde 66’sı, faiz hariç bütçe ödeneklerinin yüzde 63,2’si kullanıldı. Bu oranlar, 2005 yılının aynı döneminde sırasıyla yüzde 62,5 ve yüzde 59,2 olmuştu. Açıklamada, merkezi yönetim bütçe giderlerinin gerçekleşme oranındaki bu artışın, “büyük oranda yeşil kart giderleri, SSK’ya yapılan transferler, tarımsal destekleme ödemeleri ve sermaye transferleri ile TMSF tarafından yönetilen şirketlerden tahsil edilen kamu gelirleri karşılığında yapılan harcamalardan kaynaklandığı” belirtildi. Ancak bu durumun ek ödenek ihtiyacı doğurmayacağı ve toplam bütçe ödenekleri içinde kalınacağı ifade edildi.

Geçen yıl Ocak-Ağustos döneminde 32 milyar 361 milyon YTL olan faiz giderlerinin, bu yıl yüzde 5,5 oranında artışla 34 milyar 136 milyon YTL olduğu ifade edilen açıklamada, bu durumun, “borçların vade yapısından kaynaklandığı” belirtildi. Yılsonu itibariyle faiz ödemeleri için öngörülen ödeneklerin aşılmasının da söz konusu olmadığı bildirildi.

CARİ AÇIK

Açıklamada, yılsonu bütçe hedefinin yüzde 72,1′inin bu dönemde tahsil edildiğine işaret edilirken, “Bu oranın, geçen yıl aynı dönemde yüzde 62,1 olduğu dikkate alındığında gelir performansında dikkate değer bir artış kaydedildiği ortaya çıkmaktadır” denildi.

Bu çerçevede benzer performansın, vergi gelirlerinde de gözlendiği kaydedildiği belirtilerek, yılsonu vergi geliri hedefinin yüzde 69,1′ine ulaşıldığı bildirildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Bakanlığımız mali disiplinin güçlendirilmesi ve bu çerçevede bütçe dengesi ve faiz dışı fazlada dikkate değer bir performansın gösterilmesi yoluyla, cari açığın sorunsuz bir şekilde finanse edilmesinde önemli rol oynamaktadır. Tesis edilen makroekonomik istikrarın daha da güçlendirilmesi açısından cari açığın düşürülmesine yönelik tedbirlere devam edilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.”

Eylül 12, 2006 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2006, HÜRRİYET-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Sağlıkta tehlikeli gidiş

Sağlık harcamaları yılın ilk yedi aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 92.3 oranın da artarak 3.5 milyar YTL’ye ulaştı. Sağlık ödeneklerindeki kullanımın ise aynı dönemde yüzde 88′e ulaştığı belirlendi. Yüksek ödenek kullanımının büyük ölçüde geçmiş dönem borçlarının ödenmesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) İstikrar Enstitüsü tarafından hazırlanan Mali İzleme Raporu-Temmuz 2006 Bütçe Sonuçları yayımlandı. Rapor’a göre, sağlık harcamalarının artışı temmuz sonu itibariyle de devam etti. İlk yedi ay sonunda, toplam sağlık ödeneklerinin yüzde 88′i kullanıldı. Ödenek kullanım oranı toplam sağlık harcamalarında olduğu gibi yeşil kartta da bir önceki ayın üzerinde çıktı ve yüzde 137 oranında gerçekleşti. Bu oran ilaçta yüzde 40.3 düzeyinde belirlendi. 2006 yılı sağlık harcamalarının ödeneğe göre gerçekleşme oranı, 2004 ve 2005 yıllarının oldukça üzerinde hesaplandı. 2004 yılında yüzde 34.5, 2005 yılında yüzde 54.4 olan ödeneğe göre kullanım oranı, 2006 yılında önemli düzeyde artarak yüzde 90′ a yaklaştı.

Gerek sağlık harcamalarında 2006 yılında gözlemlenen dönemsel artış, gerekse ödenek kullanım oranlarının yüzde 90′na ulaşması bu alanda yapılan harcamaların önemli bir kısmının önceki yıllarda gerçekleşmiş olan mal ve hizmet alımlarının karşılığı olduğu izlenimini kuvvetlendiriyor. Sağlık Bakanlığı’na ve üniversitelere ait döner sermayelerin toplulaştırılmış bilançolarındaki ticari alacakların 2005 yılı sonunda 5 milyar YTL’yi aşması bu durumun temel göstergesi olarak değerlendiriliyor.

DEVLETİN CİDDİYETİNİ VE KREDİBİLİTESİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR

Rapor’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı döner sermayeli işletmelerin 2005 yılı sonunda 4 milyar YTL’ye yaklaşan kamu kurumlarından olan alacaklarının, 2-2.5 milyar YTL düzeyinde olduğu tahmin edilen 2004 yılı ve öncesine ait miktarının, 2006 yılı içinde çıkarılan çeşitli yasal düzenlemelerle silindiğine işaret edildi.

Kamu hesapları açısından iki temel sorun gündeme geldiği anlatılan Rapor’da birincisinin, bu alacağın silinmesi durumunda genel yönetim gelir ve giderlerinde ne şekilde bir revizyon yapılacağı, ikincisinin ise kamu kesimi genel dengesine ve faiz dışı fazla performansına bu düzeltmenin ne şekilde yansıyacağı olduğu belirtildi.

Raporda, genelde pek fazla kimsenin dikkatini çekmeyen bu hesaplar yoluyla yıl içinde yükümlülük biriktirmenin, bunları ait olduğu yıl bütçesinde ödenek yokluğu veya yetersizliği gibi gerekçelerle ödememenin harcama olarak göstermemenin ve gelecek yıllara ertelemenin, hem mali saydamlığa aykırı hem de devletin ciddiyetini ve kredibilitesini olumsuz etkileyen uygulamalar olarak yaygınlık kazandığı değerlendirmesi yapıldı.

Eylül 12, 2006 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2006, HÜRRİYET-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Kamuda bol keseden harcayana anında tespit

Maliye Bakanlığı, belediyeler dahil bütün kamu kurum ve kuruluşlarının harcamalarını yakın takibe aldı. Yeni projelerle, kamuda “bol keseden harcama” döneminin sona erdirilmesi amaçlanıyor.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürü Ömer Duman’dan aldığı bilgiye göre, bütçe uygulamalarına yönelik 1 yeni proje hayata geçirilirken, 2 projeye ilişkin çalışmalar da sürdürülüyor.

Geçtiğimiz ay devreye sokulan Ödenek Kontrol Sistemi ile artık ödeneği olmayan hiçbir harcama yapılamayacak.
Say 2000i çerçevesinde işlerlik kazanan bu sistemde, ödenek kullandırmada saymanlar tümüyle devre dışı bırakıldı ve harcamaya yönelik işlemler tamaman bilgisayar ortamına taşındı. Herhangi bir mal ve hizmet alımında bulunacak kamu kuruluşu, ödenek talebiyle saymanlığa geldiğinde, Say 2000i’ye bağlanılacak ve ilgili kuruluşun söz konusu iş için ödeneği bulunup bulunmadığına bakılacak. Ödenek olmayan işleri de, sistem otomatik olarak reddedecek.
Bu durumda, kurumun, bağlı olduğu kurum ya da kuruluşa başvurarak, ödenek bulması gerekecek.
Böylece, siyasi ya da başka nedenlerle, ödeneksiz iş yapılmasının önüne geçilecek.

HARCAMALARDA SAPMA PROGRAMI

Bu arada Muhasebat Genel Müdürlüğü, bütçe harcamalarında sapma gösteren kuruluşların anında belirlenmesi için “Sapma Programı” üzerinde çalışıyor. Kasım ayı başında uygulamaya konulması planlanan bu program ile aynı bölgede, aynı dönemde benzer işleri yapan kamu kuruluşlarından standart giderlerin üzerinde harcama yapanlar, hemen tespit edilecek.

Örneğin Balıkesir’de herhangi bir ilçenin 2 ayrı köy okulundan birinin, kış aylarında öğrenci başına yakıt masrafının, iklim şartları da dikkate alınarak hazırlanan harcama standartlarının üzerine çıkması halinde, Milli Eğitim Bakanlığına olay aktarılacak ve bunun nedeni hakkında bilgi istenecek. Gelen yanıtın tatmin edici bulunmaması halinde Muhasebat Kontrolörleri ya da Sayıştay tarafından bu birimlerle ilgili harcama denetimi yapılacak.

BELEDİYELERİN VARI YOĞU ORTAYA DÖKÜLECEK

Muhasebat Genel Müdürlüğünün bir diğer projesi ile de, beldeler dahil, Türkiye’deki bütün belediyelerin varı, yoğu ortaya dökülecek. Genel Müdürlük, İçişleri Bakanlığı kanalıyla bütün belediyelerden 2006 yılı Ocak-Mart dönemine ilişkin bütçe verilerini bu ay sonuna kadar göndermelerini istedi.

Belediyelerin gelirleri, giderleri, banka hesapları, borç ve alacakları, arazi, arsa ve demirbaş durumları gibi bilgilerin yer alacağı bu veriler, daha sonra da 3′er aylık dönemler halinde Maliye Bakanlığına iletilecek. İleride bu veriler, elektronik ortamda, aylık toplanmaya başlanacak.

Muhasebat Genel Müdürlüğü, bütün belediyelerin bütçe verilerini değerlendirerek, genel bir tablo ortaya koyacak. Büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere bazı belediyelere ilişkin ayrıntılı tablolar da hazırlanacak. Uluslararası Para Fonunun (IMF) da ısrarla derlenmesini istediği bu tablolar, daha sonra internet ortamında kamuoyunun bilgisine sunulacak.

Eylül 10, 2006 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2006, HÜRRİYET-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok

Kamu Borç Yönetimi

Hazine, Kamu Borç Yönetimi raporunu açıkladı. Rapor, temmuz sonuna kadar olan verileri kapsıyor. Rapordaki bazı önemli sonuçlar şöyle:
a) Bütçe faiz dışı fazla vermeye devam ediyor. Faiz dışı fazla, programlanandan iyi gidiyor.
b) Mayıs ve haziran aylarında net fazla veren bütçe, temmuzda yeniden açık vermeye başladı. 2 milyar YTL’ye yaklaşan açık, korkulacak oranda değil.
c) Bu yıl için TMSF’nin programlanan anapara ödemesi 2.5 milyar YTL idi. Ancak, 100 milyon dolarlık bir ödeme yapabildi. TMSF’nin yaptığı faiz ödemeleri ise, “faiz dışı fazla”nın içinde gösteriliyor.
d) Hazine iç borçlanma faizlerinin, Merkez Bankası faiz artırımı sonrası, % 6 civarında yükseldiği (% 16.72′den % 22.55′e), temmuzda bu yükselmenin % 4′lere gerilediği görülüyor. Merkez Bankası yeniden faiz yükseltmezse, ağustosta düşüş, eylülde de bu seviyenin korunması devam eder. Faizlerden en çok etkilenen kurumun Hazine olduğu bir kez daha açıkça görülüyor.
‘Son faiz artışı akıllıca oldu’
e) Piyasalardan yapılan iç borçlanmanın vadesi, ortalama 16.6 aya kadar düşmüş (ocakta 39.4 ay) vaziyette. Ancak, ağustosta toparlanma başladı.
f) Hazine’nin eylül ayında yüksek anapara (14.4 milyar YTL) ve faiz (2.8 YTL) ödemesi var. Sırf bu nedenle bile, Merkez Bankası’nın son faiz yükseltmeme kararının, akıllı olduğu söylenebilir. Çünkü, faizlerin yükselmesi borçlanma maliyetini yükseltmekle kalmıyor, borçlanma kapasitesini de azaltıyor.
g) Haziran ayında yaşanan sıkıntının, döviz borçlanması faizlerine de yansıdığı ve artı ödentileri (spread) artırdığı anlaşılıyor. Hazine son dolar borçlanmasında, Amerikan tahvilleri getirisinin % 2.85 fazlasıyla borçlandı. Gelişmekte olan ülke ortalama faizlerinin üzerinde bir faiz verilmesine rağmen, yaklaşık 8 yıllık ve 500 milyon dolarlık bu operasyon, mini kriz sonrasına rastladığı için başarılı sayılabilir.
h) IMF’den ek kredi alınsa da, 2003 yılından beri IMF’ye net kredi geri ödeyicisi durumundayız.
i) Kasım ayında 4 milyar doları aşan yüksekçe bir dış borç anapara ve faiz ödemesi var. Bu ödeme, Hazine’yi biraz sıkıştırır ama bir risk yaratmıyor.
‘Borçlanma biçimi değişebilir’
j) İç borçlar için verilen reel faizler, Hazine’nin de ekonominin de belini büküyor. Geçen yıl % 7.96 ve bu yılın ocak ayında % 8.01 olan reel faizler, haziran sonunda 12.87′ye çıkmış vaziyette. Ağırlıklı olarak TL cinsinden borçlanılması sayesinde, ortalama reel faizler nispeten düşük tutulabiliyor. Reel faizlerin artmasında, enflasyondaki yükselme beklentisi de rol oynamakla birlikte, temel neden, Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesi.
k) Bu yılın ilk çeyreğinde, Türkiye’nin dış borcu 185 milyar dolara ulaşmış. Eldeki döviz varlıkları göz önünde bulundurulursa, net dış borç, 107.7 milyar dolar oluyor.
l) Hazine, fonlardan ve mahalli idarelerden alacaklarını zamanında tahsil edemiyor. Bu konu hâlâ kanayan bir yara.

Stratejik olarak, TL cinsi borçlanmanın ağırlıklı olarak sabit faizli enstrümanlarla yapılması prensibi belirlenmiş. İyi bir para yönetimi olursa, reel faizlerdeki eğilimler dikkate alınarak borçlanma biçimi değiştirilebilir ve değişken faizli enstrümanlarla daha az faiz ödenebilir.

YAMAN TÖRÜNER

Eylül 2, 2006 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2006, MİLLİYET-2006-EYLÜL | | Henüz Yorum Yok