17 yıl sonra ilk defa fazla veren bütçe gördük
Bu yılın ocak ayında bütçe, 17 yıl aradan sonra ilk kez fazla verdi. Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Merkezi Yönetim Bütçesinde Ocak ayında faiz giderlerinde rekor düşüş, vergi gelirlerinde ise rekor artış meydana geldi.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde hazırlanan 2006 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu çerçevesinde, bütçeden Ocak ayında 11 milyar 604 milyon YTL harcama yapıldı. Bunun 3 milyar 485 milyon YTL’sini personel giderleri, 471 milyon YTL’sini sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemeleri, 479 milyon YTL’sini mal ve hizmet alımları oluşturdu. Geçen ay faiz ödemeleri için bütçeden 2 milyar 261 milyon YTL, cari transferler için 4 milyar 86 milyon YTL, sermaye giderleri için 294 milyon YTL çıktı. Borç verme kalemi de 527 milyon YTL olarak gerçekleşti.
2 MİLYAR YTL FAZLA: 2005 yılı Ocak ayında bütçe 1 milyar YTL açık verirken, 2006 yılının Ocak ayı ise 2 milyar 15 milyon YTL fazla ile geride bırakıldı. Ocak ayında, bütçe en son 1989 yılında fazla vermişti. Maliye Bakanlığı açıklamasında, faiz giderlerinde de mali disiplinin sağlanması, ekonomik programın kararlılıkla uygulanması ve ulusal ve uluslararası piyasalarda güven tesis edilmesine paralel olarak önemli bir düşüş kaydedildiği belirtildi. Buna göre, Ocak 2004 te 5 milyar 955 milyon YTL olan faiz ödemesi, Ocak 2005 yüzde 12,5 düşüşle 5 milyar 209 milyon YTL’ye geriledi. Bu yıl ise aynı ayda, yüzde 56,5 oranında düşüşle 2 milyar 261 milyon YTL faiz ödemesi yapıldı.
BÜTÇE GELİRLERİ: 13 milyar 619 milyon YTL olarak belirlenen Merkezi Yönetim Bütçe gelirlerinin ise 10 milyar 134 milyon YTL’si vergilerden meydana geldi. Bütçedeki vergi dışı gelirler 3 milyar 289 milyon YTL, sermaye gelirleri 21 milyon YTL, bağış ve yardımlar 33 milyon YTL, özel bütçe gelirleri 89 milyon YTL, düzenleyici ve denetleyici kurum gelirleri de 53 milyon YTL oldu. Geçen ay, 443 milyon YTL’si vergi gelirlerinden olmak üzere, toplam 450 milyon YTL de iade yapıldı. Ocak’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 41.2 oranında artış gösteren gelir vergisinden bütçeye 2 milyar 280 milyon YTL girdi. Kurumlar vergisinden bütçeye gelen para 137 milyon YTL, özel tüketim vergisinden 2 milyar 620 milyon YTL, dahilde alınan KDV’den 1 milyar 875 milyon YTL, ithalde alınan KDV’den de 1 milyar 342 milyon YTL oldu. Bu şekilde kurumsal vergisi tahsilatında yüzde 163,4, motorlu taşıtlar vergisi tahsilatında yüzde 36,9, dahilde KDV tahsilatında yüzde 34,4, ÖTV tahsilatında yüzde 21,4, ithalde alınan KDV tahsilatında da yüzde 36,9 oranında artış kaydedildi.
17 yıl sonra bütçe fazlası
Dün 2006 ocak bütçe verileri açıklandı. Bu verilere göre, ocak ayında 4.3 milyar YTL’lik, yani takriben 3.2 milyar dolarlık faiz dışı fazla (FDF) elde edilmiş.
Bu, geçen yılın aynı ayına göre çok önemli bir artış değil. Çünkü geçen yıl da FDF hemen hemen aynı düzeydeydi.
Gerçi bu ocak için açıklanan FDF yıl sonu için hedefinin yüzde 13′üne tekabül ediyor. Bu da gerçekten oldukça başarılı bir performans. Öte yandan bütçenin ilk ayında elde edilen asıl, 17 yıl sonra ilk defa ortaya çıkan fazlalık: Bu yıl bu 2 milyar YTL’yi aşarken (1.5 milyar dolar), geçen yıl, aksine, bütçe 1 milyar YTL açık veriyordu.
Öncelikle bütçe fazlasının önemini açıklayalım: Bütçe fazlası demek, bir yandan kamunun borçlarının daha hızlı ödenmesi ve reel faiz yükünün ekonomi üzerinden kaldırılması, diğer yandan da devletin sosyal harcamalar için daha fazla olanak bulması demektir.
Aslında her ikisi de, seçimlere az zaman kala büyük fırsat. Ancak bu fırsat bir savurganlığa dönüşürse de o zaman tüm emekler çöpe gider.
Faiz düştü, vade uzadı
Oluşan bütçe fazlasının ardında birçok neden var. İlki ve belki de en önemlisi, Maliye ve Hazine’nin uzun süredir bu hedefe kendilerini kitlemesi. Gerekli bütün müdahaleleri ele alarak sonuca ulaştılar. İkincisi, devlet özelleştirmelerden ve imtiyaz hakkı devirlerinden çok ciddi gelirler elde etmeye başlandı.
Üçüncüsü, faizler hızla düşerken vadeler uzadı. Bu da kamu borcu servisinin bütçe üzerinde yarattığı sıkıntının aşılmasına yardım etti. Nihayet enflasyonla güçlü mücadele faizleri aşağıya çektiği için bütçede de faiz yükü azaldı.
Ancak bizce bütçe fazlasını daha fazla artırmaya gerek yok. Maliye politikasındaki disiplin zaten fazlasıyla tatmin edici. Kaldı ki daha sıkı maliye politikası büyümeyi örseleyebilir. Bununla beraber bütçe fazlalılığı nedeniyle rehavet de yanlış olur. Malum, hazıra dağ dayanmaz! Savurganlıkla bu fazla kısa zamanda açığa dönüşebilir.
Devamını görmek gerek
Ocak, bütçe fazlasının ortaya çıkışının ilk ayı. Aynı performansın devamını görmek gerek. Elbette bu performans sürerse, fazlanın ne yapılacağı tartışması doğacaktır.
Bu konuda da üç önerimiz var. Birincisi, elbette mevcut kamu borcunun küçültülmesi. Ancak ikincisi, kalan paranın büyük kısmının hizmet içi meslek eğitimine ayrılması ve işgücünün yeniden yapılandırılması. Nihayet, yine bir bakiye kalıyorsa tarımsal altyapı için harcanabilir.
Bununla beraber, kamu borç servisinde geçen yıl elde edilen başarının sağlanacağını sanmıyoruz. Çünkü faizlerdeki düşüşün sonuna gelindi ve vadeler artık uzamıyor.
Oysa 2006 Ocak’ında geçen yıla göre faiz ödemelerinin yüzde 57 oranında düşmesinin nedeni buradan kaynaklanıyordu.
Öte yandan, gerek ithalat, gerek dolaylı vergiler aracılığıyla vergi gelirleri hızla arttı. Bu da bütçedeki gelir performansının ardındaki temel etmen. Fakat 2006 yılında aynı artış performansı beklenmiyor.
Çünkü, hem harcamalar çok hızlı düşmeyecek, hem de gelirler aynı hızla artmayacak. Neyse, hele gelecek ayın verilerini bir görelim.
HURŞİT GÜNEŞ
Bütçe 17 yıl sonra fazla verdi
Bu yılın Ocak ayında bütçe, 17 yıl aradan sonra ilk kez 2 milyar 15 milyon YTL fazla verdi.
Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Merkezi Yönetim Bütçesinde Ocak ayında faiz giderlerinde rekor düşüş, vergi gelirlerinde ise rekor artış meydana geldi.5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde hazırlanan 2006 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu çerçevesinde, bütçeden Ocak ayında 11 milyar 604 milyon YTL harcama yapıldı.
Bunun 3 milyar 485 milyon YTL’sini personel giderleri, 471 milyon YTL’sini sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemeleri, 479 milyon YTL’sini mal ve hizmet alımları oluşturdu. Geçen ay faiz ödemeleri için bütçeden 2 milyar 261 milyon YTL, cari transferler için 4 milyar 86 milyon YTL, sermaye giderleri için 294 milyon YTL çıktı. Borç verme kalemi de 527 milyon YTL olarak gerçekleşti.
BÜTÇE GELİRLERİ
Geçen ayki Merkezi Yönetim Bütçe gelirleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 21,8 oranında artış göstererek, 13 milyar 619 milyon YTL’ye yükseldi. Ocak 2005′te 8 milyar 455 milyon YTL olan vergi gelirleri ise bu yıl yüzde 19,9 artışla 10 milyar 134 milyon YTL olarak hesaplandı.
Bütçedeki vergi dışı gelirler 3 milyar 289 milyon YTL, sermaye gelirleri 21 milyon YTL, bağış ve yardımlar 33 milyon YTL, özel bütçe gelirleri 89 milyon YTL, düzenleyici ve denetleyici kurum gelirleri de 53 milyon YTL oldu. Geçen ay, 443 milyon YTL’si vergi gelirlerinden olmak üzere, toplam 450 milyon YTL de iade yapıldı.
Ocak’ta bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 16,7 oranında artış gösteren gelir vergisinden bütçeye 2 milyar 280 milyon YTL girdi. Kurumlar vergisinden bütçeye gelen para 137 milyon YTL, özel tüketim vergisinden 2 milyar 620 milyon YTL, dahilde alınan KDV’den 1 milyar 875 milyon YTL, ithalde alınan KDV’den de 1 milyar 342 milyon YTL oldu.
Bu şekilde kurumsal vergisi tahsilatında yüzde 117,5, motorlu taşıtlar vergisi tahsilatında yüzde 22,6, dahilde alınan KDV tahsilatında yüzde 18,7, ÖTV tahsilatında yüzde 19,1, ithalde alınan KDV tahsilatında da yüzde 20,8 oranında artış kaydedildi.
17 YIL SONRA BÜTÇE FAZLASI
Bu yılın Ocak ayında bütçe, 17 yıl aradan sonra ilk kez fazla verdi. 2005 yılı Ocak ayında bütçe 1 milyar YTL açık verirken, 2006 yılının Ocak ayı ise 2 milyar 15 milyon YTL fazla ile geride bırakıldı. Ocak ayında, bütçe en son 1989 yılında fazla vermişti. Maliye Bakanlığı açıklamasında, faiz giderlerinde de mali disiplinin sağlanması, ekonomik programın kararlılıkla uygulanması ve ulusal ve uluslararası piyasalarda güven tesis edilmesine paralel olarak önemli bir düşüş kaydedildiği belirtildi.
Buna göre, Ocak 2004 te 5 milyar 955 milyon YTL olan faiz ödemesi, Ocak 2005 yüzde 12,5 düşüşle 5 milyar 209 milyon YTL’ye geriledi. Bu yıl ise aynı ayda, yüzde 56,5 oranında düşüşle 2 milyar 261 milyon YTL faiz ödemesi yapıldı.
GÜNCELLEME YAPILIYOR
Öte yandan, Maliye Bakanlığı 2006 yılı başından itibaren daha önce bütçe kapsamında olmayan birçok kuruluşun Merkezi Yönetim Bütçesi kapsamına alınması sonucu, eski yıllar bütçeleriyle daha iyi karşılaştırma yapılabilmesi için güncelleme çalışması başlattı.
Bu çerçevede Merkezi Yönetim Bütçesi kapsamına yeni giren kurumlardan 2005 ve 2004 yıllarına ilişkin gider ve gelir detay verileri istendi. Bu verilerin gelmesinin ardından 2005 ve 2004 bütçeleri, 2006 sistematiğine uygun ve mukayeseli olarak konsolide edilip yayınlanacak.
A.A.
Sağlık kuruluşlarına 1.5 milyar YTL aktarıldı
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, SSK ve Bağ- Kur’dan olan alacakları 2006 yılı bütçesiyle silinen Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşlarına ocak ve şubat aylarında toplam 1 milyar 450 milyon YTL aktarıldığını bildirdi.
İzmir Milletvekili Muharrem Toprak’ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelttiği Devlet hastanelerinin SSK ve Bağ-Kur’dan 31 Aralık 2005 tarihine kadar olan alacaklarının 2006 Mali Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasası’yla terkin edilmesine ilişkin sorusunu Maliye Bakanı Kemal Unakıtan yanıtladı.
Unakıtan, kamu hizmetlerinin bütçelerine konulan ödeneklerle yürütüldüğgüne dikkat çekerek, 2006 yılında ilgili bütçelerde Sağlyık Bakanlığına bağlı tüm sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak hizmetler karşılığı gerekli ödeneklerin tertip edildiğini, önceki yılların borçlarının silinmesinin bu kurum ve kuruluşların ihtiyaçlarının karşılanmayacağı ya da nakit aktarılmayacağı anlamına gelmediğini savundu. Unakıtan, “Nitekim, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçlarının karşılanması ve sunulan hizmetlerde bir aksama yaşanmaması için ocak ayı içeriminde 700 milyon YTL, şubat ayı içerisinde de 750 milyon YTL’lik kaynak Sağlık Bakanlığına ödenmek üzere serbest bırakılmış olup müteakip aylarda da gerekli kaynak aktarımı sağlanacaktır” dedi.
ANKA
Merkezi yönetim borcu ve saydamlık
Hazine Müsteşarlığı ocak ayına ait borç stoku rakamlarını açıkladı. Bu yazımda açıklanan borç rakamları yerine yapılan açıklamada kullanılan yöntem üzerinde duracağım.
Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu bu yılın başında yürürlüğe girdi. Bununla birlikte eskiden kullanılan genel ve katma bütçeli kurumların hesaplarından oluşan konsolide bütçe tanımından vazgeçildi.
Bunun yerine genel bütçe, özel bütçe ve düzenleyici ve denetleyici kurumların ödeneklerinden meydana gelen merkezi yönetim bütçesi tanımı kullanılmaya başladı. Konsolide bütçe kapsamında bulunan kurumlara ek olarak bazı fonlar, döner sermayeler ve düzenleyici ve denetleyici kurumların bütçeleri yeni tanımın kapsamına eklendi.
Ayrıca Toplu Konut İdaresi gibi konsolide bütçe kapsamında yer alan bazı kurumlar da, yeni bütçe tanımında, kapsam dışına çıkarıldı. Katma bütçeli kurumların hesaplarının bütçede muhasebeleştirilmesi ile ilgili yöntem değişiklikleri de yapıldı.
Karşılaştırma imkânı yok
Bu değişiklikler sonucunda yeni tanım kapsamında yayımlanacak bütçe gelir, harcama ve açıkları ile borç rakamlarının geçen yıllarda yayımlanan verilerle karşılaştırılması imkânı kalmadı.
Hazine Müsteşarlığımız bu yılın ilk ayındaki borç stokuna ilişkin verileri, yeni yasal değişiklik kapsamında, merkezi yönetim tanımına uygun olarak açıkladı. Ancak bunu yaparken geçen üç yıla ait yeni tanıma uygun aylık verileri de web sayfasına koydu.
Yapılan, dünyada kabul gören ve Uluslararası Para Fonunun Mali Saydamlık El Kitabı’nda yer alan ilkelere tamamen uygun.
Kamu maliyesinde yeni bir kapsam ve tanım kullanılmaya başlanması vatandaşların denetim imkânını sınırlamamalı. Bunun için de kamu maliyesinde yeni bir tanım ve kapsama geçildiğinde buna uygun olarak geçmiş birkaç yılın verileri de yayımlanmalı. Vatandaşlar bu yılın verilerini geçmiş yıllarla karşılaştırarak bütçe performansını denetleyebilmeli.
Geçen yıllarda, mevcut hükümet döneminde, bazı kamu kurumlarının bu ilkelere uymakta gereken titizliği göstermediklerini görmüştük. Bu nedenle yapılması gerekeni yapmalarına rağmen Hazine Müsteşarlığını kutluyorum.
Gecikme var
Şimdi sıra Maliye Bakanlığımızda. ocak ayının bütçe gelir, gider ve açık rakamları da merkezi yönetim bütçesi tanımına uygun olarak açıklanacak. Bu rakamları geçen yılın ocak ayında yayımlanan Konsolide Bütçe rakamları ile karşılaştırmak elmalarla armutları karşılaştırmaktan farksız olacak.
Maliye Bakanlığı Hazine Müsteşarlığının yaptığını yapmaz ve geçmiş bir veya iki yılın aylık bütçe verilerini yeni tanıma uygun olarak açıklamazsa, bu yılın bütçe performansını tam olarak izlemek mümkün olmayacak.
Normalde şubat ayın ilk yarısının sonunda açıklanması gereken bu yılın ocak ayına ait bütçe uygulama sonuçları henüz yayımlanmadı. Bu gecikmenin, ocak ayı bütçe rakamları ile birlikte geçtiğimiz iki yıla ait aylık bütçe verilerinin de yeni merkezi yönetim bütçesi tanımına uygun olarak hazırlanmasından kaynaklandığını umuyorum.
Bütçede tanımların önemli ölçüde değiştiği 2004 yılı bütçesinde Maliye Bakanlığı bu duyarlılığı maalesef göstermemişti. Seçim öncesi bir yılda bütçe hesaplarının saydamlığını tekrar yok etmek risk algılamalarını önemli ölçüde artırabilir. Umarım bu defa yaklaşım farklı olur, onları da kutlarız.
FAİK ÖZTRAK
DSP: AKP Türkiye’yi borç batağına soktu
DSP tarafından hazırlanan Borç Raporu’nda Türkiye’nin “Devletiyle milletiyle, vatandaşıyla şirketiyle, borçla yaşayan bir ülke haline geldiği” ileri sürüldü. Raporda, devletin borcunun 250.4 milyar dolara, vatandaşın borçlarının da 50 milyar YTL’ye yaklaştığına dikkat çekildi.
DSP, Borç Raporu hazırladı. Raporda Türkiye’nin, “devletiyle milletiyle, şirketleriyle bireyleriyle, yaşamını borçla sürdürür hale geldiğine dikkat çekildi. Borçlanma ve borçla yaşama alışkanlığının, AKP’nin iktidarda bulunduğu son üç yıllık dönemde artan bir hızla yaygınlaştığı belirtilen raporda, “Alınan borçlar normal gelirlerle ödenemez boyuta ulaştığı için borcun borçla kapatılması yoluna gidildi. Bir süre de böyle idare edildi. Ancak borç yumağı öyle bir büyüklüğe ulaştı ki bir çok insan ve firma için borcun fiilen ödenmesi olanaksız hale geldi. Çaresizlik içindeki firmalar iflas yoluna giderken, bireyler canlarına kıyma noktasına kadar geldiler” denildi
DEVLETİN BORCU
Raporda, borçlanma alışkanlığının en başta kamudan kaynaklandığı ifade edildi. Devletin borç yükünde en ciddi artış, bankacılık krizi sırasında batan bankaların borçlarının devlet tarafından üstlenilmesi nedeniyle 2001 yılında meydana geldi. Ağır kriz sonrası yeniden hızla ekonominin düzelme sürecine girdiği bir ortamda görev üstlenen AKP iktidarı, borçları azaltmak yerine çoğaltma yoluna gitti. Üç yıllık AKP iktidarı döneminde, “konsolide bütçe” kapsamında hesaplanan devlet borçlarıNIN 102 milyar dolar arttığına dikkat çekilen raporda, devletin iç ve dış borç stokunun, 2005 sonu itibariyle 250 milyar dolara ulaştığı vurgulandı.
KAMU DIŞI BORÇ
Büyük bölümü bankalarla özel sektör kuruluşlarının dışarıdan sağladıkları kredilerden oluşan diğer dış borç stoku da son yıllarda hızlı artışını sürdürdü. En son Eylül 2005 tarihini taşıyan verilere göre, Türkiye’nin toplam dış borç stoku, yaklaşık 65 milyar doları konsolide bütçe kapsamındaki devlet borcu olmak üzere 165 milyar dolara yükseldi.
BİREYLERİN BORÇLARI
DSP’nin raporunda son üç yıl içerisinde, devlet ve şirket borçlarına oranla çok daha hızlı bir artışın, bireylerin borçlanmalarında yaşandığı ifade edildi. Vatandaşlar tarafından kullanılan tüketici kredileri ve kredi kartları yoluyla yapılan harcamaların, 2005 sonu itibariyle 45.5 milyar YTL, 10 Şubat 2006 tarihi itibariyle de 47.5 milyar YTL’ye ulaştığına dikkat çekildi. 2002 yılı sonunda sadece 6.4 milyar YTL olan tüketici kredileri ve kredi kartı harcamaları toplamı, üç yılda yaklaşık 40 milyar YTL, oran olarak 6.5 kat çoğaldı. Sadece 2005 yılındaki artış, yüzde 70 oranında ve 19 milyar YTL olarak geçekleşti.
Tüketici kredilerindeki artış, kredi kartlarına göre çok daha yüksek düzeylerde oldu. Tüketici kredileri, 2002 yılı sonunda sadece 2.2 milyar YTL iken, 2005 yılı sonunda 28.5 milyar YTL, 10 Şubat 2006 itibariyle 30.3 milyar YTL’ye yükseldi.
BORÇ BORÇLA KAPATILIYOR
DSP’ye göre Tüketici kredilerinin kredi kartı harcamalarına göre çok daha hızlı artmasında, vatandaşların, birikmiş kredi kartı borçlarını tüketici kredisi yoluyla kapatma yoluna gitmelerinin de etkisi bulunuyor.
KARA LİSTE BÜYÜYOR
Raporda “İşte intiharların arkasındaki gerçek” sözleriyle şu tespitlerde bulunuldu: “2005 yılında 343 bin kişi kredi kartı borcunu ödeyemez duruma düştü. Borcunu ödeyemediği için bankaların “kara liste”sine alınan hesapların sayısı 756 bine ulaştı. Kullandığı bireysel kredileri ya da kredi kartıyla yaptığı harcamaları ödeyemeyenlerin sayısı çığ gibi büyüyor. Teknik tabiriyle, Merkez Bankası nezdindeki “negatif nitelikli ferdi kredi ve kredi kartları kütüğü”ne kaydedilenlerin sayısı, 2005 sonu itibariyle 756 bin 61 olarak hesaplandı. Bunun 343 bini sadece 2005 yılında kayda girdi.
ANKA
Memurlar ayda ortalama 80 YTL vergi ödüyor
Toplam maaşlarını oluşturan bir çok kalemden vergi alınmayan memurların 2005 yılında ödedikleri ortalama aylık verginin 80 YTL olduğu açıklandı.
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan’ın yazılı soru önergesine verdiği yanıtta, kamu görevlilerinin ortalama brüt maaşından alınan ortalama aylık verginin 2004 yılında 70 YTL, 2005 yılında da 80 YTL olduğunu açıkladı. Unakıtan, 2000 yılında 15 YTL olan söz konusu tutarın 2001 yılında 23 YTL, 2002 yılında da 53 YTL olduğunu bildirdi.
Unakıtan’ın kamu görevlilerinin aylık ortalama vergi tutarlarıyla ilgili açıklaması, Türkiye’deki bir başka çarpıklığı da yeniden ortaya çıkardı. 2005 yılında Türkiye’de memurların aylık ortalama net maaşı 750 YTL düzeyinde bulunuyordu. Bu net maaşa göre memurlardan 80 YTL vergi alınan 2005 yılında 350 YTL net ücret alan asgari ücretli ise aylık ortalama 62 YTL vergi ödedi. Özel sektörde çalışıp elide net 750 YTL geçen bir ücretli ise geçen yıl ayda 132 YTL vergi ödedi.
KAMU ÇALIŞANLARININ PAYI AZALDI
Unakıtan, bütçeden ayrılan personel giderlerinin GSMH içerisindeki payının ise 2005 yılında yüzde 7.5 olarak gerçekleştiğini bildirdi. Maliye Bakanı Unakıtan’ın verdiği bilgiye göre bütçeden personele ayrılan tutarın milli gelire 2001 yılında yüzde 8 olan oranı 2002 yılında yüzde 7.7, 2003 yılında yüzde 7.8 oldu. 2004 yılında yeniden yüzde 7.7’ye inen oran 2005 yılıda ise son yılların en düşük düzeyi olan yüzde 7.5’e geriledi.
Buna rağmen porsenel giderlerinin konsolide bütçe içerisindeki payı ise arttı. Ancak bu reel bir artıştan değil, faiz ödemelerindeki azalma nedeniyle konsolide bütçe toplamının reel olarak küçülmesinden kaynaklandı. 2000 yılında yütde 20.8’iken 2001 yılında yüzde 18.2’ye gerileyip 2002 yılında yüzde 19.4’e, 2003 yılında yüzde 21.3’e yükselen kamu çalışanlarına bütçeden ayrılan pay 2004 yılında yüzde 23.4, geçen yıl ise yüzde 25.17 oldu.
2005 yılında bütçedeki personel giderleri 36.4 milyar YTL olarak gerçekleşmişti.
ANKA
Voleybol Federasyonu bütçesine onay
Voleybol Federasyonu’nun ibra edilmeyen bütçesine, yeminli mali müşavirden onay çıktı.
Voleybol Federasyonu’nun Aralık ayında yapılan “1. Olağan Mali Genel Kurulu”nda delegelerin 65 red, 42 kabul oyu sonucunda onay verilmeyen ve olağanüstü genel kurul kararı alınmasına neden olan federasyon bütçesini inceleten Denetleme Kurulu’na sonuçlar ulaştı.
10.02.2005 ile 29.12.2005 tarihleri arasındaki dönemdeki bütçe hesaplarını inceleyen, Merkezi İstanbul’da bulunan bir denetim ve mali müşavirlik şirketi tarafından yapılan çalışma sonucunda, federasyon kayıtlarının usulüne uygun olarak düzenlenmiş belgelere dayanmakta olduğu, bunların gerçeği yansıttığı ve defter kayıtlarının genel olarak kayıt nizamına ve muhasebe ilkelerine uygun olduğu görüşüne yer verildi.
Yeminli Mali Müşavir Ümit Kılınç imzasıyla yazılan inceleme raporunun sonuç bölümünde ayrıca, “İncelemeye alınan dönemde federasyon gelirlerinin 4.005.110,06 YTL olduğu, toplam gider ve harcamaların toplamının 2.791.385,47 YTL olarak gerçekleştiği ve 10 aylık dönem içinde gelir ve giderleri arasındaki fark olarak gelir fazlasının 1.213.724,59 YTL olduğu, yapılan hesaplamaların gerçeği yansıttığı sonucuna varılmıştır” denildi.
-CAN: “BU RAPOR DÜRÜSTLÜĞÜMÜZÜN BİR GÖSTERGESİDİR”-
Olağanüstü genel kurul kararının ardından, 25 Şubat’ta seçime gidilecek olan Voleybol Federasyonu Başkanlığı için yeniden aday olan eski başkan Hüsnü Can, “Bu rapor, dürüstlüğümüzün bir göstergesidir” dedi.
Can, federasyonu seçimlere kadar yöneten Denetleme Kurulu’nun yaptırdığı bu incelemeden çıkan sonucu değerlendirerek, “Genel kurulda raporların ibra edilmemesi yönünde oy kullanan bazı delegeler rakamlarla ve sunduğumuz dürüst mali tabloyla ilgilenmemişti. Bazı delegeler sadece kaos yaratmak için çaba göstermişlerdi. Bu incelemeyi yaptıran denetleme kurulu, bizim mali tablolardaki dürüstlüğümüzün gözler önüne serilmesine, gerçeklerin bir kez daha ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kurulun, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve tüm delegelerle birlikte bana da gönderdiği bu raporu okuduktan sonra, dürüst yönetim anlayışı sergilediğimizin bir kanıtının tarafsız kurumlarca ortaya konmasından mutluluk duydum” şeklinde konuştu.
A.A.
Faizin milli gelire oranı-II
GEÇEN yazıda, bütçeden ödenen faizin milli gelire oranının, kamu borçlarının milli gelire oranından daha önemli bir gösterge olduğunu yazmıştım.
Kamu borçlarının, milli gelire oranı bakımından Türkiye’nin 2005 itibariyle AB standardı olan % 60’ı yakaladığını, ancak faizin milli gelire oranı bakımından AB kriterlerinden hálá çok uzakta olduğunu belirtmiştim. Hemen hemen tüm istikrarlı ülkelerde, bütçeden ödenen faizin milli gelire oranı % 1’ler dolayındadır. Hatta kamu borcu düşük ülkelerde bu oran çok daha küçüktür. Bizde ise, yıllarca % 9 dolayında seyreden “faizin, milli gelire oranı” ancak son yılda % 4 seviyesine inmiştir. Temennim, bu oranın Batı standardı olan % 1’e kadar gerilemesidir. Resmi rakamlara bakıldığında bu oran çok daha yüksektir. Çünkü, bütçeden “faiz” adı altında yapılan ödemelerin önemli bir kısmı “anapara geri ödemesi” olduğu halde, enflasyon düzeltmesi yapılmadığı için, hepsi kayıtlara faiz olarak geçmekte ve hesaplar yanlış olmaktadır. Reel faizin milli gelire oranı ve bütçe dengesinin reel faize göre hesaplanması meselesini uzun zamandır irdeleyip duruyorum. Şimdiki Hazine Müsteşarı Sayın İbrahim Çanakçı, bütçeden yapılan faizin enflasyon düzeltmesini de içeren “Konsolide Bütçe Dengesinde Yapısal ve Devresel Gelişmeler 1975-1996″ adlı çalışması kitaplığımda durmaktadır. Yani, kimsenin bilmediği şeylerden değil, nedense pek önem verilmeyen “faizin milli gelire oranı” ile “operasyonel bütçe dengesi”nden bahsediyorum.
* * *
1. Yaklaşık 20 yıl Türkiye’de reel faizler ortalama % 15 dolayında teşekkül etmiştir. Bu devre içinde milli gelir yılda yaklaşık % 4 hızında büyümüştür.
2. Bir devlet, milli gelir büyümesinden daha yüksek bir faiz haddi ile borçlanıyorsa, kamu borcunun milli gelire oranı “siyasi iktidar, tek bir popülist icraat yapmamış olsa bile” sürekli artar. Türkiye’de de aynen böyle olmuş; devlet, faiz ödeyecek kadar bile yeni borç almadığı yıllarda dahi, kamu borcunun milli gelire oranının artmasına engel olamamıştır.
3. Zaten “faiz dışı fazla”nın ne olması gerektiği de “kamu borcunun milli gelire oranını sabit tutmak için” yapılan basit bir hesaptan çıkmaktadır. Burada belirleyici faktör, kamu borcunun milli gelire oranı değil, ödenmesi öngörülen reel faiz hadleridir.
4. Son dört yılda verilen “faiz dışı fazla” istikrarı temin etmek için halkın ödediği bedeldir. Her yıl üst üste milli gelirin % 6,5’u kadar faiz dışı fazla vermek, siyaseten taşınması zor bir yüktür.
5. Üstelik bu faiz dışı fazla “dolaylı vergiler” artırılarak verilmiştir. Yani gerçekten halkın ümüğü sıkılmıştır. Önümüzdeki yılların maliye politikası “faiz dışı fazlayı” düşürmek olmalıdır. Bunun da yolu TL faizlerini indirip, Hazine’nin dövizle uzun vadeli borçlanmasından geçmektedir. Halbuki, enflasyonla mücade ediyoruz diye bugün bunun tam tersi uygulanmaktadır.
Son Söz: Alternatifi yok denen her politika, mutlaka kötüdür.
Ege Cansen
Bütçenin esnekliği önem kazanıyor
IMF Başkanı Rato geçtiğimiz hafta Roma’da yaptığı konuşmada yükselen piyasa ülkeleri ve Fon arasındaki ilişkilerden söz etmiş. Rato geçmişte sermaye hareketlerinin önemli sorunlara yol açtığı bu ekonomilerde hem gerçekleştirilen yapısal reformlar, hem de son birkaç yıldır küresel piyasalardaki olumlu ortamın etkisiyle önemli iyileşmeler olduğunun altını çizmiş. Bazı ülkelerin Fona olan borçlarını erken ödemelerine de değinerek artık Fonun yükselen piyasalara borç vermesine ihtiyaç olup olmadığını sorgulamış.
IMF’nin kredi politikası
Rato son birkaç yıldır küresel koşulların olağan dışı iyi olduğunu ancak bunun sonsuza dek kalıcı olacağını beklemenin safdillik olduğunu söylemiş. Bu çerçevede de yükselen piyasalarda krizi önleme konusunda, IMF’nin etkili bir kredi mekanizması kurması ile ilgili tartışmalara başlanmasını istemiş.
Son zamanlarda uluslararası kuruluşların, dünya piyasalarındaki likiditenin azalmasının yaratacağı sorunları, krize dönüşmeden nasıl önleyebilecekleri konusundaki tartışmaların arttığı dikkat çekiyor.
Uluslararası konjonktürdeki değişmeler karşısında ülkelerin de hazırlıklı olması gerekiyor. Bu çerçevede cari açıkları düşürme, rezerv biriktirme, finans kesimini güçlendirme gibi tedbirlerin yanında sağlam bir kamu dengesine sahip olma ön plana çıkıyor.
Kamu borcu hâlâ yüksek
Son yıllardaki yüksek faiz dışı bütçe fazlaları bu konuda Türkiye’yi en başarılı ülkeler arasına sokuyor. Ancak ekonomilerin dışsal gelişmelere olan dayanıklılığını ölçerken sadece bütçe dengesinin seviyesine bakmak yetmiyor.
Burada çok daha kritik olan bütçenin uluslararası konjonktürde meydana gelecek ani değişikliklere karşı koyma esnekliğinin ne kadar olduğu. Yani dünyada bir daralma olduğunda sizin vergileri azaltarak veya harcamaları artırarak bu etkiyi dengeleme imkânınız var mı?
Bu hem kamu borcunun seviyesine ve niteliğine, hem de bütçe gelir ve harcamalarının kalitesi ve esnekliğine bağlı.
Türkiye’nin kamu borcu hala yükselen piyasalar için güvenli olarak kabul edilen seviyenin üzerinde. Diğer taraftan borç stokunun önemli bir bölümü döviz cinsinden ve değişken faizli. Dolayısıyla dünyadaki elverişli şartların değişmesi halinde, bunun olumsuz dış etkilerine karşı bütçeyi kullanma imkanı hala kısıtlı. Hatta faizlerdeki artışa bağlı olarak açığı daha da daraltmak gerekebilir.
2005 yılında faiz dışı harcamalar içinde personel ve sosyal güvenlik giderlerinin payı yüzde 60′ın üzerinde. Bu harcamalar hem çok büyüme dostu değil, hem de reform yapmadan azaltılamıyor. Bu durumda uluslararası konjonktüre bağlı bir daralmada büyümeyi destekleyen yatırım gibi harcamaları kesmek zorunda kalıyorsunuz.
Daralmaya hazırlanıyorlar
Borcu ve büyüme dostu olmayan harcamaları şimdiden azaltmazsanız ileride uluslararası konjonktürden gelecek daraltıcı etkiye karşı eliniz kolunuz bağlı kalıyor, hatta daralmayı ve işsizliği artırıyorsunuz.
Yükselen piyasaların, uluslararası sermaye hareketlerindeki döngüler karşısında, geçmişte yaşadıkları kırılganlığın, en önemli nedenlerinden biri döngü karşıtı bütçe politikaları uygulayamamalarıydı.
Uluslararası kuruluşların dünya piyasalarında bir daralmaya hazırlık yapmaya başlaması hayra alamet değil. Dünyada yaşanacak daraltıcı bir döngü karşısında bütçenin esnekliğini artırmak için hızla yapmamız gereken reformlara odaklanmazsak, IMF nin yeni kredilerini ve yararlanmak için yapılması gerekenleri yeniden tartışmak durumunda kalabiliriz.
FAİK ÖZTRAK