2005 biterken….
Yeni yıla girerken tüm geçmiş yılın değerlendirmesini yapmak bir medya geleneğidir. Ancak yılın temel ekonomik verileri aslında, kabaca mart ayında, tam olarak ortaya çıkar. Gene de bu yılın bir değerlendirmesini yapacak ve durulan noktayı orta vade ve kısa vade persfektiflerinde değerlendirebilecek kadar veri şu anda, aralık ayının son günlerinde, elimizde var.
2005 yılına baktığımız zaman birkaç önemli özellik ortaya çıkmakta. Birincisi hükümet, 2005 yılının tümü için ortaya koyduğu makro hedeflerin birçoğuna erkenden ulaşmış bulunuyor. Reel büyüme hedefi yüzde 5 civarında idi, hedef aşılacak, büyüme yüzde 6 sayısını geçecek. Enflasyon hedefi yüzde 8 idi, kabaca tutturulacak. Bütçe de son derece iyi gidiyor. Tahminlerin altında bir bütçe açığı ve tahminlerin üstünde bir faiz dışı fazla ile, maliye politikası, iki yılı Derviş ve üç yılı AKP tarafından başarı ile sürdürülen beş yıllık program uygulamasının temel direği olmuş bulunuyor. Borç sürdürülebirliği artık kritik bir alan olmaktan çıktı, borç servisinde rahatlama oluştu. Faizler de hem nominal hem de reel olarak önemli ölçüde düştü. İkincisi, ekonomi politikasının diğer bacağı olan para politikası bizce Merkez Bankası tarafından başarılı bir şekilde sürdürülmüş bulunuyor, başka merciler ise faizlerin düşürülüp kurların yukarı gelmesinin sağlanmasının gerektiğini düşünüyorlar. Bu ise para politikasında uygulanan dalgalı kur, enflasyon hedeflemesi ikilisinin mantığı ile çelişkili bir talep. Dalgalı kur politikasında para politikası uygulayıcısının bir kur hedefi olamaz. Enflasyon hedeflemesinde ise merkez bankalarının tek hedefi enflasyondur. Trilemma veya üçlem denen ekonomi politikası ilkesinde ise paranın konvertibl olduğu bir serbest kambiyo rejiminde politika yapıcıları kur ile faizden ikisini birden belirleyemezler. İkisinden birini piyasa gelişmelerine bırakmak zorundalar. Ülkemiz enflasyon ve faiz düşürülmesini hedeflediği için kuru serbest bırakmıştır. Bu ortamda ekonomik gelişmelerin getirdiği dolardan kaçış ve sermaye girişi sonucu, tek sorunlu alan, kur ve cari denge açığıdır. Kurda pek bir şey yapmak mümkün değil. Yirmi milyar doları aşan cari denge açığının bir kısmı kontrolumuz dışındadır. Cari dengede geçen yıla göre olan artışın üçte biri petrol gibi tamamen kontrolumuz dışında bir olgu ile ilişkilidir. Bu kabaca beş milyar dolar ek açık getirmektedir. Gene dış denge açığımızda Çin etkisi ile önemli bir sanayi üretimi yavaşlaması ve ithalat artışı olmuştur. Bu da konjonktürel değil yapısal bir sorundur. 1995 yılında DTÖ tarafından kaldırılacağı ilan edilen, olacakları on yıldır bildiğimiz tekstil ve hazır giyim kotaları konusunda, on yıl hiçbir önlem düşünmediğimiz için, bugün Çin faktöründen tekstil, hazır giyim, deri ve ayakkabı gibi sektörlerde önemli ölçüde etkilenmiş bulunuyoruz. Ayrıca reel büyümenin güçlü olması, en az kur kadar ithalatı artırmakta. 20 milyar doları aşan yatırım malı ithalatı da cari dengeyi açığa itmekte ise de, bu uzun dönemde üretim, istihdam ve ihracatın temelini oluşturmakta.
Üçüncüsü, özelleştirmede yapılan 15 milyar doları geçen atılım ve doğrudan yabancı sermaye yatırımında gerçekleşen 10 milyar doları aşan giriş, 2005 ve 2006 yıllarında hem kamu borcunun azaltılmasında hem de cari denge açığının finansmanında önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Bütçe açığının sıfırlanacağını ve bu faktörleri göz önüne alan rating kuruluşları ülkenin değerlendirmesini pozitife çevirmiş ve rating yükseltme durumundadırlar. Tabii ki yukarıda sayılan faktörler, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, hukuk, polis, kayıtdışı ve diğer birçok alanda yapmamız gereken birçok yapısal reformu kolaylaştırsa da ortadan kaldırmamaktadır. Bunlardan sosyal güvenlik ve sağlık konusu, GSMH oranı olarak yüzde beş sayısını aşan bir açık nedeni olmaktadır. Bu konuda acilen hamle yapılması gerekmektedir.
Ancak bilindiği gibi ülkemiz her zaman siyaseti ön plana çıkardığı ve ekonomiyi ikinci plana ittiği zaman sorunlu olmaktadır. AKP, 2002 sonunda göreve geldiğinde AB adımını atmak, Yunanistan ile sulh ve Kıbrıs ve Irak konusunda akılcı girişimler ile uluslararası siyasetteki gerilimi sakinleştirmişti. Ancak ülke içinde bazı tehlikeli gelişmeler de oluşmuştu. Bilindiği gibi bugün Türkiye’de hem sağ hem sol milliyetçi oldu hem de bizim kör milliyetçi dediğimiz katılıkta milliyetçi! Bu çok tehlikeli ve reformları engelleyici bir olgu. Ayrıca ülkenin iç siyasetinde erken seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi konular siyasi gerilim yaratmada etkili oluyor. Bu olgular Türkiye açısından dış faktörlerden, petrol fiyatından veya dünya çapında durgunluktan ve yabancı yatırımcıların (sıcak paracıların) yarattığı risklerden daha önemli.
Burada bir varsayım yaparak bir sonuca varmak zorundayız. Bir erken seçim olmayacağı ve iç siyasetin kavgalı geçse de seçim veya benzeri karışıklık getirmeyeceği varsayımından hareket ediyoruz. Bu şartlar altında 2006 aynen 2005 yılına benzer bir yıl olacaktır. Döviz krizi, kur zıplaması gibi şeyler olmayacaktır. Ekonomi politikasında önemli bir riskli konu var. 2006 yılında Merkez Bankası Başkanı ya yeniden işbaşında kalacak, ya da değişecek. Değişiklik olursa bu olgu Merkez Bankası’nda büyük sayıda üst düzey yönetici değişikliğine yol açacak ve kurumda hafıza kaybına neden olacaktır. Kurum içini bilmeyen bir dış kişi atandığı takdirde, hele bu hükümete yakın biri olduğu ve para politikasında Arjantin usulü popülizim geldiği takdirde ise, ekonomi politikasının temel taşı olan para politikası cıvıyacak ve biz de derhal kötümser hale geleceğiz. 2006 yılının en büyük riskleri bizim olmayacağına inandığımız erken seçim ve kritik Merkez Bankası atamasıdır.
DENİZ GÖKÇE
Devam eden aflar ve bütçe rakamları
AKP Hükümeti aflarla geldi, aflarla devam ediyor.
TBMM Genel Kurulu’nda son anda 2006 Bütçe Yasasına bir madde eklenip, bu kez de kaçak yapılara af getirildi. Daha doğrusu kaçak yapılara elektrik ve su verilmesini yasaklayan kanun maddesine af getirildi. Hem de 2006 Bütçe Yasası’na Türk Ceza Kanunu’nda bir değişiklik yapacak maddenin eklenmesiyle. Yani bu maddenin bütçe ile ilgisi olmadığı için, iptalinin söz konusu olacağı, biline biline…
Milletvekillerinin son anda yaptığı değişiklikle 12 Ekim 2004 tarihine kadar yapılmış tüm kaçak yapılara altyapı hizmeti götürülebilecek. Buna ek olarak bunlara su ve elektrik götüren belediye başkanlarının sorumlulukları ortadan kaldırıldı yani ceza almalarının önüne geçildi.
Bu açık bir popülist karardır. Türk Ceza Kanunu’na hem de belediye başkanlarını sorumlu tutarak konulan bu madde kaçak yapılaşmayı, gecekondulaşmayı önlemeye dönük bir maddeydi. Çok büyük sorun olan kaçak yapılaşmaya nihayet, ceza kanunuyla ciddi caydırıcı bir önlem getirilmişti. Şimdi o caydırıcılık ortadan kaldırıldı. Çünkü herkes biliyor ki; bu tür afları getirdiğiniz yani gecekonduya af getirdiğinizde, “bundan sonra da nasıl olsa elektrik su bağlayacak bir af gelir” diye gecekondulaşma, hatta kaçak villaların yapımı devam eder.
Aynı şekilde TBMM Genel Kurulu’nda Bütçe Yasası’nın görüşüldüğü son gece, bu kez Maliye’nin bir önergesi ile hastane alacaklarına af getirilmiş. Sağlık Bakanı Recep Akdağ 3.5 katrilyon liralık alacağı tehlikeye düştüğü için buna karşı çıkmış. Tartışmalar sonunda bu madde yasada kalmış, daha sonra affı yumuşatmak için yeni yasa çıkacağı söylenmiş.
Hep söylediğimiz, Kamu Mali Kontrol yasasında yapılan değişikliklerin niyetini şimdi anladınız mı? Ödenek üstü harcama yapıldı, bunun ödeneği 2006 bütçesine konacaktı, Maliye bunu da kaldırdı. Özetle 2005 bütçe rakamları gerçeği yansıtmıyor. Çıkan açığa ödenek üstü yapılan 3,5 katrilyonu da koyup öyle hesap yapın. Şimdi daha önce yapılan harcamanın yani bu kadarlık açığın bir sonraki yıla yani 2006’ya aktarılması da önlenmiş oldu, buharlaştı.
Dolayısıyla daha çıkmadan 2006 bütçesi de güvenilmez bir bütçe haline getiriliverdi. Yani aflar hem kuralsızlığı teşvik ediyor hem de şimdiye kadar ekonomide başarının anahtarı olan mali disiplini bozucu, şeffaflığı önleyici, yeni kara delikler yaratıcı bir rol oynuyor.
CHP’NİN TAVRI
Önceki gün bütçe nedeniyle liderlerin yaptığı konuşmalar dünkü gazetelerde geniş biçimde yeraldı. Bizim dikkatimizi çeken bir tartışma da kredi kartları üzerineydi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal kredi kartlarıyla ilgili affı savunur bir konuşma yaparken, Başbakan Tayyip Erdoğan, kredi kartı kullananların suçu üzerinde durdu ve affa karşı bir tavır ortaya koydu.
Kredi kartıyla ilgili af önergesi hazırladığı için AB Uyum Komisyonu’nu eleştiren yazımız üzerine, çok sayıda tepki maili, telefonu aldık. Çok ciddi sıkıntılar içinde kalan kişiler, gerçekten de duyarsız kalınamayacak tepkileri dile getirdiler.
Ancak aflara karşı biri olarak, ne kadar sıkıntılı da olsa, kuralların hakim kılınması için, kredi kartındaki affa da karşı olduğumuzu tekrarlayalım. İşte bu nedenle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tavrını ciddi biçimde desteklemek gerektiğine inanıyoruz.
Ancak bu anlayışın her alana yayılması lazım ki, kredi kartı mağdurları da “Başkalarına örneğin gecekonduya, başka kuralsızlıklara af getiriyorsunuz da bize niye getirmiyorsunuz ” deme hakkını, doğal olarak kazanırlar.
Aslında baktığınız zaman afların sadece iktidar partilerinin işi değil aynı zamanda popülizmi seçen muhalefet partilerinin de belirgin bir tavrı olarak ortaya çıktığını görürsünüz. Gecekondu affında da kredi kartı affında da CHP’nin tutumu buna örnek teşkil ediyor.
Bizce bu siyaset etme biçiminin artık ortadan kalkması gerekiyor. Bunun için de, Başbakan kızıyor ama, seçim barajının indirilmesi önerisine ek olarak siyasi partiler yasası ve seçim yasalarının da mutlaka değiştirilmesi gerekiyor.
Kimsenin şüphesi olmasın, ileride kim direnirse dirensin, bunlar da olacak…
Erdal Sağlam
Bütçe halka anlatılamadı (Böyle geldi, böyle gidecek!)
TBMM’deki müzakereler tamamlandı. 2006 bütçesi kesinleşti.Bütçe oylamasından önce her ülkenin meclislerinde iktidar ve muhalefet bütçenin halka ne getireceğini ve götüreceğini tartışır. Halk da bir yıl içinde neler olup biteceğini bilir.
Bizde ise muhalefet ve iktidar partisi liderleri kavga etti. Birbirine bağırdı. Halka örnek olması gereken milletvekillerimiz hırçınlıklarıyla tansiyonu artırmaya katkıda bulundu. Bütçenin ne getireceği ne götüreceği gürültüye gitti.
Bu yılın bütçesinin bir özelliği var. Mahalli idare gelir-giderleri, fon gelir-giderleri ve vergi iadeleri de bütçe gelir-giderine eklendi.
Bunlar eklenince bütçenin gelir ve gider rakamları büyüdü. Geçmişle karşılaştırma imkânı kalmadı. Ben sayın okuyucularıma geçmişle karşılaştırma imkânı verebilmek için sadece devletin “Merkezi Yönetim Bütçesi”nin geçen yılki ve bu yılki gelir-gider rakamlarından söz edeceğim.
Bu yıl konsolide bütçe rakamlarına eklenen mahalli idareler, fonlar ve vergi iadeleri gelir-giderleri 19.5 milyar YTL. Yani, merkezi yönetim ve mahalli idareler halktan yaklaşık 144.0+19.5 milyar YTL toplayacak, yaklaşık olarak 157.2+19.5 milyar YTL harcayacak.
Hizmet için para yok
Ben sayın okuyucularıma, henüz yayımlanmayan, TBMM tutanaklarından çıkarmaya çalıştığım rakamlara dayalı olarak 2006 yılı bütçesinin halktan ne alıp ne vereceğini özetlemeye çalışacağım.
Böyle gitmesin
Sayın okuyucularım… Bu bütçe, halktan daha çok almayı, ama halka bir yıl öncekinden farklı şeyler vermemeyi hedef alan bir bütçe…
Bu bütçe “Böyle gelmiş böyle gider” bütçesi. Bu bütçe “formalite” bütçesi… Ama (1) Uygulanan IMF destekli istikrar programı çerçevesinde. (2) Devletin iç ve dış borcunun faizini gününde ödemek zorunluluğu karşısında bundan başka türlü bütçe yapılamaz.
Halka daha fazla vermek için halktan daha fazla almaktan veya borçlanarak gelirden daha fazla harcamaktan başka yapacak şey yoktur. İşte tartışmamız gereken de budur… Mevcut ekonomi politikalarında “çılgınca bir değişiklik yapamaz” isek, bu “çılgınca değişikliği gerçekleştirecek, ciddi bir kalkınma stratejisi uygulayarak hızlı ve sürdürülebilir kalkınmayı başlatamaz isek”, bu kısır döngüden (fasit daireden) kurtulamayız.
Gelecek yıl da iktidarda hangi parti olur ise olsun benzer bir bütçe hazırlar. TBMM’deki milletvekillerimizin, parti liderlerimizin birbiriyle kavga edecek yerde, bunları tartışması gerekir.
GÜNGÖR URAS
Bütçede liderler
Hükümet programı ve bütçe görüşmeleri Meclis’te ‘liderler düzeyi’nde tartışmalara yol açmanın yanı sıra, ülkeyi yönetenlerin gelecek vizyonu ve ‘demokrasinin kalitesi’ konusunda da topluma fikir verir. Ufuk açar.
2006 bütçe görüşmelerinin son gününde Erdoğan-Baykal arasındaki ‘tartışma’yı Meclis televizyonundan izledik. Geçmişte Ecevit-Demirel arasındaki yedişer buçuk saatlik bütçe maratonuna, Özal dönemindeki müzakerelere tanıklık etmiş bir gazeteci olarak, Meclis’teki ‘ikili yapı’nın temsilcisi iktidar ve muhalefet liderlerinin Türkiye’nin 2010′lu yıllardaki siyasi vizyonu konusunda ne denli yetersiz kaldıklarını hüzünle izledim.
Üslup bir felaketti: “El kol hareketi yapma… Bakanıma belden aşağı vurdun. ‘Bu millet mazoşisttir’ diyorsun. Ben fotokopileri çıkarmaya başlarsam cemaziyülevveliniz çok kötü. Bu millet yine sizi sandığa gömer, haberiniz olsun.”
Üslubu geçelim, ya içerik? Kullanılan ‘yanlış’ rakamlar, ham telefon kayıtları, ‘Abbas yolcu’ söylemine kanıt diye sunulan ‘Hikmetyar önünde diz çöken Tayyip Erdoğan’ fotoğrafları. Ofer’le Unakıtan’ın ‘karaborsacı’ tiplemesini çağrıştıran gözlüklü profilleri.
Değiştin, değişmedin, ‘Hangi Erdoğan’ polemiği: “Hikmetyar’ın önünde diz çöken mi, ‘Anıtkabir’in önünde sap gibi duruyorlar’ diyen mi, yoksa Anıtkabir’de saygı duruşu yapan Erdoğan mı?”
Başbakan ve ana muhalefet lideri, Meclis kürsüsünde atışıyor.
Vatandaş ekran başında, ‘2006 bütçesi Türkiye’ye ne getirecek?’ diye anlamaya çalışıyor. Liderler, ‘çay simit’ rakamları üzerinden birbirini ‘yalancılıkla’ suçluyorlar.
Dünya nerede, Türkiye nerede? Solun iktidarı için ‘Hikmetyar posteri’ açmak yetecek mi?
2006′nın ’seçim yılı’ olacağını duyuran Baykal’ın alternatif bir ekonomik programla kürsüye çıkması beklenmez miydi?
Yoksulluk ve yolsuzluk Türkiye’nin yazgısı olmayacaksa ne yapılmalı?
Ağır dış ve iç borç yükü ve artan dış açığın yeni bir krizi tetiklemesi nasıl önlenecek? Faturayı, tüketici kredileriyle borç batağına saplanan orta alt sınıflar ödemeyecek mi?
Kentlerde yüzde 23′lere ulaşan genç işsiz nüfusa nasıl bir gelecek vaat ediliyor?
301 rezaletinden sonra AB hedefinin neresindeyiz?
2002′de erken seçimle eski siyasi yapının ‘tasfiye edileceği’ gözüküyordu. 2006 bütçe görüşmeleri de bugünkü ‘ikili yapı’nın değişmesi gerektiğini halka gösterdi.
Türkiye’de alternatif ihtiyacı giderek yükseliyor.
2006 bu arayışların yılı olacak.
DERYA SAZAK
Bütçe disiplinimiz Atatürk gibi
Maliye Bakanlığı bütçe görüşmelerinde konuşan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “Cumhuriyet’in kuruluşundan beri en disiplinli bütçe, Atatürk zamanında yapıldı. O disiplinli bütçeyi, şimdi biz gösteriyoruz” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nda, 16. turda Maliye Bakanlığı’nın 2006 bütçesi görüşüldü. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri en disiplinli bütçenin Mustafa Kemal Atatürk zamanında yapıldığına dikkat çeken Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “O disiplinli bütçeyi, şimdi biz gösteriyoruz. Atatürkçü olmak sözle olmaz, önce bütçedeki o disiplin sağlanmalı. AKP Hükümeti, işte o disiplinli bütçeyi getiriyor” diye konuştu. TBMM Genel Kurulu’nda, Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kurumu, Gelir İdaresi Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bütçeleri ile 2006 Gelir Bütçesi de kabul edildi.
LİRANIN ONURU GERİ ALINDI: Maliye Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde Yeni Türk Lirası’yla ilgi bir konuşma yapan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, önceki dönemlerde Türk Lirası’nın değerlenmesi amacıyla kampanyalar başlatıldığını, ancak bu kampanyalardan sonuç alınamadığına dikkat çekti. Unakıtan, “Herkesin cebinde dolar, mark, avro vardı. Türk parasını korumayı bilmiyorlardı. Türk parası böyle korunur, lafla kampanyayla korunmaz. Türk Lirası’nın onuru geri geldi” dedi.
RESMİ GAZETE OKUYUN: Gergin geçen bütçe görüşmelerinde konuşan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “Muhalefetin methetmesini beklemiyoruz, sizin methetmenize de ihtiyacımız yok, ama doğruları söyleyin. Maliye bakanına çamur atmakla olmaz arkadaşlar. Sonuçlara bakın. Lafta peynir gemisi yürümez, tatbikata bakın. Sabah kahvaltıdan önce Cumhuriyet gazetesi okuyacağınıza biraz da resmi gazete okuyun.”
İSTEDİĞİMLE GÖRÜŞÜRÜM: Unakıtan, “Bana filancayla fişmekanla niye konuştunuz diyorsunuz. Ben bu ülkenin Maliye Bakanıyım. Tabi konuşacağım, sana mı soracağım. Milletin maliye bakanıyım, gelenle de gidenle de konuşurum. ’Kapılı kapılar arkasında gece ne konuştun’ diyorlar. Niye kapı arkasında konuşayım. Odam geniş, koltuklarda oturur konuşurum.”
Unakıtan oğlunun mısır işini savundu
Unakıtan muhalefete cevap verirken, kendisine “tenkit adı altında iftira atıldığını” söyledi. Oğlunun TMO’ya mısır sattığı iddialarını yalanlayan Unakıtan, “Herkes gibi benim oğlumun da işi var. Yüzbinlerce tavuğu var. Mısırı içeriden de alır dışardan da alır. Ama böyle bir satış yok. Bu bir yalan. Bizim alnımız açık, boynumuz diktir. Mısırı ithal alır, yerli alır. TMO’ya satmış demek yalandır. Ayrıca oğlumun fabrikalarının bulunduğu belediyelere yardım yapmadım. İcap eden belediyelere gerekli yardımı yapıyoruz. Tüm belediyelere para gönderiyoruz, benim her yerde fabrikam mı var” dedi. CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç da Unakıtan, “Yurda kaçak sokulurken yakalanan bir arabayı eşinize tahsis ettiniz mi? Bu araba kaza yaptı mı?” diye sordu. Unakıtan, “Eşim kaza yapmadı.
Ben bakanım, ben de arabaya binerim eşim de biner. İstanbul’a gidince tahsis edilen bir araba vardı ona bindik. Bisiklete mi binecektik? Ben eşime araba kullandırtmıyorum” diye konuştu.
Tarıma AB 44 milyar euro biz 3 milyar YTL ayırdık
Bütçe, hükümetin bir yıl içinde halktan ne kadar para toplayacağını, sonra da bu paraları nerelere harcayacağını gösteren belgedir.
Halkı iki yönüyle de çok hem de pek çok ilgilendirir… Sadece ilgilendirmez, aynı zamanda etkiler: (1) Gelir yönüyle etkiler. Çünkü bütçenin geliri, halkın cebinden çıkacak paradır. Halkın geliri artmadan bütçe geliri artıyor ise, bunun sonunda, halkın harcama gücü kısılacak demektir. (2) Gider yönüyle etkiler. Halktan toplanan para halk için mi harcanacak? Toplanan para nereye gidecek? Bu da halk için önemlidir.
2006 yılı bütçesinin görüşülmesine TBMM’de önceki gün başlandı. İlk oturumu halkımız TV’lerden izledi… Ama… O da nesi? Hükümet bu bütçe ile halka ne hizmetler götürüleceğini anlatacak yerde, muhalefet milletvekilleri de halkın ihtiyaçlarını sıralayarak, bunların çözüm önerilerini ortaya koyacak yerde, sadece siyaset tartışılıyor! “Tencere dibin kara, seninki benden kara” tartışmalarıyla vakit doluyor.
Bütçe çok önemli
TBMM’de bütçenin şekillenmesiyle ilgili çalışmalara katılan iktidar ve muhalefet partilerinin milletvekillerinden, 2006 yılında halkın cebinden ne kadar para çıkacağı ve bu paranın nerelere harcanacağı konusunda “halkın avukatlığını/temsilciliğini” yapmaları, bütçeye gelir toplamak için halkın cebinden ne yollarla, ne miktarda para alınacağını, bu paraların hangi hizmetler için harcanacağını sorgulaması beklenir.
Şimdilerde bütçeyi hazırlayan hükümetler bu bütçeyle halka ne gibi hizmetler götürülebileceğini önemsemiyor. Önemsenen üç hedef var: Faiz dışı gelir fazlası hedefi IMF beklentisine uyuyor mu? (2) Faiz ödemelerini aksatmayacak büyüklükte para ayrıldı mı? (3) Bütçe açığı azalıyor mu? Bu üç hedefi tutturmak için harcamaların kısılmasının, halk üzerindeki dolaylı verginin artırılmasının getireceği olumsuzluklar hiç tartışılmıyor.
Tarımı unuttuk gitti
Bir örnek vereyim. Hükümetimiz IMF ve AB çevrelerinden gelen baskı sonucu uzun süredir, “tarıma desteği” kesti. Hedef, bütçeden tarıma hiçbir şekilde pay ayrılmaması. 2005 yılının 11 ayında bütçeden 126 milyar YTL harcama yapıldı, faizciye 41 milyar YTL para ödendi. Buna karşılık tüm tarım desteği (doğrudan tarım desteği, mazot desteği, hayvancılık desteği ve diğerleri) topu topu 3,3 milyar YTL. Sonra da bizim hayvancımızın, bizim çiftçimizin AB hayvancısıyla, çiftçisiyle aynı pazarda rekabet etmesi bekleniyor.
Bizden tarımın desteklenmemesini isteyen AB’nin devlet ve hükümet başkanları dün Brüksel’de toplandı. Tarım sübvansiyonlarının dağılımını konuştu. 2005 yılında 100 milyar euro olan AB bütçesinden tarım sübvansiyonlarına ayrılan pay 44 milyar euro idi.
Onlardan bir gün önce 2006 yılı bütçesini, görüşmek için TBMM’de yapılan toplantıda bizim politikacılarımız birbirleriyle kavga etmekten, “Tarım desteği ne imiş, halkın sorunu ne imiş, halk ne gibi hizmetler bekliyor” gibi konulara girmeyi unuttu.
GÜNGÖR URAS
Uluslararası konjonktür ve bütçe
Son iki yıldır uluslararası sermaye piyasalarında yükselen piyasa ekonomileri ile ilgili aşırı olumlu ortamın ekonomiye etkilerini tartışıyoruz. Dünya piyasalarında yaşanan olumlu gelişmeler, hem gelişmiş ülke faizlerinin hem de bu faizlerle yükselen piyasa ekonomilerindeki faizler arasındaki farkın önemli ölçüde düşmesine yol açtı.
Yine bu ortama bağlı olarak bazı yükselen piyasaların paraları ABD doları karşısında değer kazandı. Bu gelişmeler borç yükünü ve servislerini azaltarak yükselen piyasa ekonomilerindeki bütçe performansını olumlu etkiledi.
Tassarruf artıyor
Kasım ayında Uluslararası Para Fonu tarafından yayımlanan Hauner ve Kumar (1) tarafından yapılan bir çalışmada bu olumlu ortamın bütçe performansına etkileri ölçülmüş.
Söz konusu çalışmada araştırmacıların 40 yükselen piyasa ekonomisini dört bölgeye ayırarak yaptıkları hesaplar, bu ekonomilerde 2002-2005 döneminde uluslararası konjonktür nedeniyle gerçekleşen bütçe tasarruflarının gayri safi yurtiçi hasılaya oranlarının oldukça yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Bölgeler arasında en yüksek tasarruf Latin Amerika ve bizim de içinde yer aldığımız Yükselen Avrupa bölgesinde sağlanmış. Bir diğer dikkat çeken gelişme ise bu tasarrufların önemli bir bölümünün 2005 yılında sağlanmış olması.
Gelişme dışımızda
Uluslararası faizlerdeki gerilemesinin etkisinin en yüksek olduğu bölge Latin Amerika, bunu Avrupa izliyor.Yine kur etkisinin Afrika+ Ortadoğu ve Yükselen Avrupa bölgelerindeki yüksekliği de dikkat çekiyor. Bu bölgeler paraları dolar karşısında hızlı değer kazanan ülkeleri içeriyor.
Çalışmada bu konjonktür nedeniyle en yüksek tasarrufu sağlayan ülkelerin dönem başında yabancı para cinsinden ve/veya değişken faizli borcu en yüksek ülkeler olduğunun da altı çiziliyor.
Makalede yükselen piyasa ekonomilerinin borçlanma faiz farklarında gözlenen düşmenin dörtte üçünün uluslararası likidite ve piyasalardaki dalgalanmalar gibi konjonktürel faktörlere, dörtte birinin ise bu ülkelerdeki yapısal iyileşmelere veya uluslararası yatırımcıların bu ekonomilere yönelik algılamalarındaki değişikliklere bağlı olduğuna da dikkat çekiliyor.
Bir başka ifadeyle, hem bizde hem de bize benzeyen ekonomilerin bütçe dengelerinde gözlenen iyileşmenin önemli bir bölümü bizlerin yaptıkları veya yapmadıklarından değil uluslararası piyasalarda, bizim dışımızdaki gelişmelerden kaynaklanıyor.
Kötüleşebilir de
Bu ortam tersine döndüğü zaman dengelerin aynı hızla kötüleşmesi de söz konusu olabilir.
Bu çerçevede siyasetçinin uluslararası konjonktürden kaynaklanan bütçe performansındaki iyileşmeyi seçmenine kendi eseriymiş gibi anlatmasını doğal karşılamak gerekir. Ancak buna kendi de inanırsa tehlike başlar. Çünkü kendi kontrolü altında olmayan uluslararası gelişmelerden kaynaklanan bütçedeki iyileşmeyi kalıcı hale getirmek için gereken yapısal reformları gerçekleştirme arzusu zayıflar.
Türkiye, son dönemde yaşanan uluslararası konjonktürün, ekonomisinde yarattığı iyileşmeleri ve kırılganlıkları iyi analiz etmelidir. Bu dönemde ekonomideki başkalarının görmek istemediği kırılganlıkları görmek ve bunu düzeltmek için çaba harcamak gerekiyor.
Ortam bozulursa…
Siyaset bu dönemde elde edilen kazanımları ve uluslararası piyasalara ulaşabilme kabiliyetini konsolide edecek tedbirlerin sürdürülmesinin gereğine inanmalıdır.
Aksi takdirde uluslararası ortamda yaşanacak bir bozulmanın bize geçmiş hayal kırıklıklarını yeniden yaşatması kaçınılmaz olur. Ne IMF ile stand-by, ne de AB ile müzakere masasına oturmuş olmamız bunu önlemez.
(1) Financial Globalization and Fiscal Perfomance in Emerging Markets, Hauner David, Kumar Manmohan S. , IMF, Working Paper No. 05/212
| ULUSLARARASI KONJONKTÜRÜN BÜTÇELERDE YARATTIĞI TASARRUF (GSYH’ya Oran, %) | ||
| 2005 | 2002-05 | |
| Asya Pasifik | ||
| Faiz Etkisi | 0,37 | 0,87 |
| Kur Etkisi | 0,00 | -0,02 |
| Toplam Etki | 0,37 | 0,85 |
| Afrika+Ortadoğu | ||
| Faiz Etkisi | 0,57 | 1,40 |
| Kur Etkisi | 0,16 | 0,37 |
| Toplam Etki | 0,73 | 1,77 |
| Yükselen Avrupa | ||
| Faiz Etkisi | 0,73 | 1,61 |
| Kur Etkisi | 0,12 | 0,29 |
| Toplam Etki | 0,85 | 1,90 |
| Latin Amerika | ||
| Faiz Etkisi | 1,10 | 3,74 |
| Kur Etkisi | -0,34 | -1,82 |
| Toplam Etki | 0,76 | 1,92 |
FAİK ÖZTRAK
