2006 programında cari açık tahminlerinin gerçekçiliği
Sayın Maliye Bakanı’nın 28 Ekim tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonu’na yaptığı sunuş yayımlandı. Doküman 2006 bütçesini incelemeye imkan verecek önemli bilgileri içeriyor. 2006 bütçesinin 2005 yılına kadar kullanılan Konsolide Bütçe tanımına uygun olarak hazırlanmış hali karşılaştırmalı olarak verilmiş.
Ayrıca yeni Merkezi Hükümet Bütçesi tanımına uygun olarak hazırlanan 2006 ödenekleri ile birlikte 2005 yılı başlangıç kesintili ödeneklerini de içeren bir tablo daha var. Bu yeni veriler saydamlık açısından ilk yapılan açıklamalara göre önemli bir ilerleme.
Yeni tanım
Ancak 2006 yılına başladığımızda bütçe gerçekleşmeleri Merkezi Hükümet Bütçesi tanımına göre yayımlanacak. Kamuoyunun, önümüzdeki yıl bütçe performansını takip edebilmesi bakımından, yeni tanıma uygun 2005 bütçe büyüklüklerinin sadece ödeneklerinin değil yıllık ve aylık gerçekleşme rakamlarının da yayımlanması gerekiyor. O zaman gerçekleştirilen bütçe reformunun saydamlık boyutu önemli ölçüde sağlanmış olacak.
Bütçe sunuş dokümanının içerdiği bilgileri tek bir yazıda incelemek mümkün değil. Bu nedenle birkaç yazımı bu konuya ayıracağım. İlk olarak dokümanda açıklanan hükümetin dış denge büyüklüklerine ilişkin tahminlerinin üzerinde durmak istiyorum.
10 milyar dolar sapma
Hükümetin 2005 yılına ilişkin dış denge ile ilgili yıl sonu tahminleri bu yılın başında 11.1 milyar dolar olması programlanan cari açığın 21,3 milyar dolara çıkacağını öngörüyor. 10 milyar dolarlık bu sapma ithalatın bu yıl beklenenden çok daha hızlı artmasından kaynaklanıyor.
Ancak bu yılın ilk sekiz ayında gerçekleşen dış denge rakamları Hükümetin bu son tahminlerinin de tutmayacağı yönünde güçlü işaretler taşıyor. Yılın ilk sekiz ayında 2004 sonuna göre dış denge rakamlarında geçekleşen artışla, yeni tahminlere göre son dört ayda beklenen artışları karşılaştırdığımızda, Hükümetin 2005 yılı tahminlerinin hala iyimser olduğu dikkati çekiyor.
Sekiz ayda 5 milyar dolar artan cari açığın son dört ayda sadece 600 milyon dolar artarak 21,3 milyar dolar seviyesinde kalması pek mümkün görünmüyor.
Eylül ayında beklenen dış ticaret rakamları, yıllık cari açığın yıl sonu için öngörülen seviyeye Eylül sonunda ulaşmasının kuvvetle muhtemel olduğunu gösteriyor. İlk sekiz aydaki eğilimler sürerse 2005 yılında ihracatın 73,5 milyar dolar, ithalatın117 milyar dolar, dış ticaret açığının 43,5 milyar dolar olabileceği görülüyor. Bu durumda cari açık yıl sonunda 21,3 milyar doların 1 milyar dolar kadar üstüne çıkabilir.
2006 yılı hedeflerine baktığımızda ise hem ihracat, hem de ithalat artışının 2005 yılına göre hız kesmesinin beklendiği görülüyor. Oysa her iki yılda da GSMH büyümesi yüzde 5 olarak öngörülüyor. Aynı büyüme hızlarında ithalatın daha düşük artması yani ithalatın büyümeye olan esnekliğinin düşmesi için önümüzdeki yıl petrol fiyatlarının düşmesi, TL nin yabancı paralar karşısında değer kazanma eğiliminin tersine dönmesi gerekiyor.
Öngörü gerçekçi değil
Programın bu büyüklüklere ilişkin varsayımları henüz daha açıklanmadı. Ancak uluslararası kuruluşların tahminleri petrol fiyatlarında önümüzdeki yıl önemli bir düşme beklentisini içermiyor. Diğer taraftan TL’nin yabancı paralar karşısında hızlı değer kaybetmesi önümüzdeki yılın yüzde 5′lik enflasyon hedefi ile tutarlı olmayacaktır.
Sonuç olarak 2006 yılına ilişkin diğer makro ekonomik büyüklüklerle ilgili hedefler ve 2005 yılı tahminlerinin muhafazakarlığı dikkate alındığında 2006 dış denge öngörüsü gerçekçi görünmüyor.
Mevcut politikalarda değişiklik öngörmeyen 2006 programı ile dış açığı kontrol etme olasılığı çok düşük. Önümüzdeki yılda da cari açığın beklentileri aşması ve buna bağlı olarak Türk ekonomisi ile ilgili risk algılamalarının artması kuvvetle muhtemel.
FAİK ÖZTRAK
Karşılaştırmalı 2006 yılı bütçesi
MALİYE Bakanlığı’nın 2006 bütçesini kamuoyuna sunarken yapmadığını bir sivil toplum kuruluşu yaptı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Enstitüsü (TEPAV) 2005 yılı bütçesiyle karşılaştırılabilecek bazda 2006 yılı bütçe tasarısını inceledi.
Enstitü ve çalışanları çok büyük bir boşluğu doldurdu. Kurumu da, çalışanlarını da kutlarım. Bazı eksiklikleri olabilse de, şimdi elimizde karşılaştırılabilir bir rakamlar manzumesi vardır.
2006 yılı bütçesinin yapısı 2005 yılı bütçesinden farklı değil. Bütçe, maaş ve borç faizlerini ödeyecek, sosyal güvenlik sisteminin açıklarını kapayacak. Bütçenin hükümetin tercihleri doğrultusunda ekonomiyi yönlendirebilme gücü 2006 yılında da yok. Çünkü, bütçede bu işleve yönelik bir esneklik yok. Esnekliğin olmadığı bir bütçe olmasına rağmen, 2006 yılı bütçesinin kamuda mali disiplini öne çıkaran bir bütçe olduğunu vurgulamak gerekiyor.
BÜTÇEDE ESNEKLİK
TEPAV’ın hesaplamalarına göre, esnekliği olmayan harcamalar toplam harcamaların yüzde 80’ine ulaşmış durumda. Yani, bütçede yapılabilecek tasarruf toplam harcamaların ancak yüzde 20’sine yoğunlaşmak durumunda. 2006 yılı bütçesi de bu açıdan ‘enkaz kaldırma’ bütçesi konumundadır. Bütçeye esneklik kazandırabilecek yapısal reformlar geciktirildiği ya da yapılmadığı taktirde, mali disiplinin korunması ön planda olduğu halde, ‘enkaz kaldırma’ ve yeni ‘enkaz yaratma’ ilerideki yıllarda da devam edecek gibi görünmektedir.
Tabloda 2005 ve 2006 yılı bütçeleri aynı bazda verilmektedir. Bütçelenen toplam harcamalar bir önceki yılın bütçesine göre önemli bir artış göstermemektedir. Çünkü, 2005 yılında faiz harcamaları bütçe ödeneklerinin altında kalmıştır. Tahminlere göre, 2005 yılında gerçekleşecek toplam bütçe harcamaları 145 milyar YTL civarında kalacaktır.
Faiz dışındaki harcama kalemleri hedeflenen enflasyonun neredeyse iki katı kadar artırılmaktadır. Enflasyon hedefi 2006 yıl sonu için yüzde 5 olarak alınmıştır. Ortalama enflasyon da, bugünkü gidişata göre, yıl sonu hedefi tuttuğu taktirde, yüzde 6 civarında olacaktır. Reel olarak faiz dışı harcamaların bu boyutta artırılması mali disiplinden taviz verileceği değil, bütçede çok fazla esnekliğin kalmadığı yönünde değerlendirilmelidir.
Sosyal güvenlik sistemine verilecek bütçe yardımları çok düşük tutulmuştur. Fazla gerçekçi değildir. 2005 yılı bütçesi büyük bir olasılıkla 1.5 milyar YTL kadar aşılacaktır. Geçekleşme tahminine göre, bu kalemde hiçbir artış öngörülmemektedir. Büyük bir olasılıkla, bütçeden verilecek sosyal güvenlik yardımları 2006 yılında 26.5 milyar YTL’nin altında olmayacaktır.
FAİZ DIŞI FAZLA
Tabloda verilen faiz dışı fazla rakamları Maliye Bakanlığı’nın kullandığı rakamlardır. IMF tanımına göre bu kalem 2005 yılı bütçesinde 24 milyar YTL, 2006 yılı bütçesinde ise 22.7 milyar YTL olmaktadır. Yani, IMF tanımına göre (özelleştirme gelirleri ve TMSF satışlarıyla temettü gelirleri hariç), faiz dışı fazla nominal olarak 2006 yılında azalacaktır.
Milli gelirin yüzdesi olarak da, faiz dışı fazla yüzde 5’den yüzde 4.2’ye inmektedir. Toplam kamu kesimi için hedeflenen IMF tanımındaki yüzde 6.5’i tutturabilmek için bütçe dışındaki kamu kesiminin sorumluluğu artmaktadır. Çünkü, bütçenin yapabilecekleri giderek azalmaktadır.
Faiz dışı harcamaların diğer bölümündeki artış bütçe kalemleri içindeki en yüksek artıştır. Bu artışın çoğu yatırım giderlerinden gelmektedir. O halde, 2006 yılında ek bir tasarruf söz konusu olacaksa, tasarrufların büyük bölümü, geçmişte olduğu gibi, yatırım harcamalarındaki kısıntılardan gelebilecektir.
Ercan Kumcu
Hazine’nin borç faturası ağır
Hazine 2006 yılında 17 milyar dolar, 2007 yıllarında da 14.3 milyar dolar olmak üzere toplam 31 milyar 360 milyon dolar dış borç ödenecek.
Maliye Bakanlığı’nın Dövizle Ödenecek Konsolide Bütçe Devlet Dış Borçlarına ilişkin verilerine göre, devlet, 2006 yılında 17 milyar 32 milyon dolarlık dış borç ödemesi gerçekleştirecek. Bunun 12 milyar 919 milyon dolarını ana para, 4 milyar 113 milyon dolarını da faiz ödemeleri oluşturacak. 2007 yılında ise 11 milyar 18 milyon doları ana para, 3 milyar 311 milyon doları da faiz olmak üzere 14 milyar 330 milyon dolarlık borç ödemesi yapılacak.
2008′DEN İTİBAREN DÜŞÜŞ VAR
Hazine’nin dış borç ödemeleri, 2008 yılından itibaren düşmeye başlayacak ve söz konusu yıl 9 milyar 379 milyon dolar olan toplam dış borç ödemesi, 2009 yılında 5 milyar 983 milyon, 2010 yılında 6 milyar 24 milyon, 2011 yılında da 4 milyar 493 milyon dolar düzeyinde gerçekleşecek.
Hazine, 2012 yılından sonra ise 31 milyar 404 milyon dolar dış borç ödemesinde bulunacak. Böylece bu yılın geri kalan bölümü dahil bütçeden yapılacak toplam borç ödemesi 95 milyar 493 milyon dolara ulaşacak. Bunun da 66 milyar 696 milyon doları anapara, 28 milyar 797 milyon doları da faizlerden oluşacak.
10 yıllık sosyal güvenlik açığı 474.8 milyar YTL oldu
Maliye Bakanlığı, son 10 yılda sosyal güvenlik kuruluşlarının açıkları için Hazine’den 2004 yılı fiyatlarıyla 474.8 katrilyon liranın (474.8 milyar YTL) çıktığını bildirdi.
Maliye Bakanlığı’nın 2006 Yılı Bütçe Gerekçesi’nde, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nın 1994-2004 yılları arasındaki açıklarının Hazine borçlanma faiziyle güncel değeri, 474.8 katrilyon lira olarak açıklandı.
Gerekçede, 2004 sonundaki toplam iç borç stokunun 224.5 katrilyon lira (224.5 milyar YTL), toplam konsolide borç stokunun 316.1 katrilyon lira (316.1 milyar YTL), GSMH’nin ise 424.1 katrilyon lira (424.1 milyar YTL) olduğuna işaret edilerek, şu değerlendirme yapıldı:
“Sosyal güvenlik kurumlarının 1994-2004 dönemindeki toplam açıklarının aynı dönemdeki Hazine iç borçlanma faiz oranları dikkate alınarak hesaplanan 2004 yılı güncel değeri, 475 milyar YTL’ye (475 katrilyon lira) ulaşmıştır. Bir başka ifadeyle, bu tutar, 2004 yılı sonu toplam konsolide borç stokundan da daha fazladır.”
KARADELİK NİYE BÜYÜYOR?
Sosyal güvenlik sisteminin yoksulluğa karşı yeterince koruma sağlama fonksiyonuna kavuşamadığı da belirtilen Bütçe Gerekçesi’nde, bunun nedenleri şöyle sıralandı:
“-Çalışırken alınan ücretlerin düşük olması.
-Prime esas ücret tavanının düşük tutulması.
-Emekli aylığı bağlanmasına hak kazanma açısından prim ödeme sürelerinin kısalığı ve emeklilik yaşının düşük olması.
-Prime esas kazancın eksik beyanı veya hiç beyan edilmemesinin yaygın olması ve bir çok gelir unsurunun yasal düzenlemeler ile prim matrahının dışında tutulması.
-Emekliye ayrılan kişilerin bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayı gerektiren işlerde yeniden çalışmaları halinde kendilerine uygulanacak yaptırımların yeterli olmaması ve emeklilik sonrası çalışmanın vergi indirimi ve daha düşük miktarda sigorta primi alınması gibi yöntemlerle teşviki gibi sebeplerle erken emekliliğin cazip hale getirilmesi.
-Emekli aylığına hak kazanacakların kapsamının genişletilmesi, uzayan ortalama ömür nedeniyle artan aylık ödemeleri.
-Tedavi harcamalarındaki artış.
-Prim gelirleriyle ödenen aylıklar arasındaki ilişki zayıflığı ve prim karşılığı olmaksızın yapılan ödeme ve yardımlar.”
2006′DA DA BÜTÇE SOSYAL GÜVENLİĞE AKACAK
Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, 2000 yılında 3 katrilyon 226 trilyon lira olan sosyal güvenlik açığı, önümüzdeki yıl 23 katrilyon 885 trilyon liraya (23 milyar 885 milyon YTL) ulaşacak. Böylece yeni yılda, YTL bazında SSK’ya 6 milyar 700 milyon, Bağ-Kur’a 6 milyar 750 milyon, Emekli Sandığı’na 9 milyar 835 milyon YTL kaynak aktarılacak. İşsizlik sigortasına da 600 milyon YTL devlet desteği sağlanacak.
Tüketim cari açığı artırıyor
Her yıl hükümetler bütçeyi Meclis’e gönderirken, başına bir kaynaklar, harcamalar dengesi tablosu eklemek zorundadır.
Devlet Planlama Teşkilatı’nca hazırlanan bu tablolar yıl içinde ekonominin ne kadar gelir (GSMH) elde edeceğini, ne kadar dış tasarruf (dış kaynak) kullanacağını ve iki kalemin oluşturduğu toplam kaynağın ne kadarını tüketeceğini, ne kadarıyla yatırım yapacağını, bu harcamaların nasıl dağılacağını gösterir.
Bu tablo hükümetin tüm ekonomiyi kapsayan niyetlerini ortaya koyar. Bu yıl tanım farkları nedeniyle bütçeyi analiz etmek zor olsa da kaynaklar, harcamalar dengesinde bu sorun yok. Ama bu tablo kamuoyunda henüz yeterince tartışılmadı. Ben bu yazımda özellikle 2005 program ve gerçekleşme tahminleri üzerinde duracağım.
Dış kaynak artışı
2005′e ilişkin toplam kaynak tahminleri geçen yılın sonundaki öngörülenden çok sapmış. Yaratılan gelir 4.1 milyar YTL fazla olurken dış kaynak 15.3 milyar YTL artmış. Dış kaynağın artması aynı zamanda dış borcun, dolayısıyla dış açığın da arttığını gösteriyor.
Üçte ikisi dış borçtan gelen kaynak artışını nasıl kullanmışız? Bunun 2.5 milyar YTL’si özel sabit sermaye yatırımlarında kullanılırken 17.3 milyar YTL’si özel kesimin tüketim harcamalarını finanse etmiş. Kamunun harcamalarında ise 1.8 milyar YTL artış olmuş. Bunun tamamı kamu stok artışına gitmiş. Bu, TMO’nun alım politikasındaki değişikliğin yükünü yansıtıyor. Veriler 2005′te, programa göre kaynak artışının dış borç artışından geldiğini, bunun da özel kesimin tüketim harcamalarına gittiğini gösteriyor. Hükümetin gelir politikasında önemli bir değişiklik olmadığına göre, tüketim artışı uluslararası borçlanma imkânlarına bağlı.
Bu resmi, son açıklamasında sıkı bütçenin cari açığı azaltacağını ifade eden IMF’nin dikkate alması gerektiğini düşünüyorum. Dışarıdan fon girişi sürdükçe maliye politikasını daraltarak cari açığı düşürmek son derece güç görünüyor. 2006 yılına ilişkin program hedeflerine baktığımızda ise hükümetin artık dış açığı azaltmaktan vazgeçip GSMH’ye oran olarak bu yıl bulunduğu seviyeyi muhafaza etmeyi öngörmesi dikkat çekiyor.
Kamunun tüketim ve yatırım harcamalarının GSMH içindeki payı sabit tutulurken, stoklar azaltılmış. Stok azalışı hangi tedbirle gerçekleşecek? TMO alım politikasını yeniden mi değiştirecek? Bunu görmek gerekiyor. Kamu harcamalarının GSMH içindeki payını sabit tutmak, harcamaları reel olarak büyüme kadar artırmaktır. Buna uyumlu bütçe politikası denir. IMF’nin söylediği harcama artışlarını kısan sıkı maliye politikası bu büyüklüklere yansımıyor.
FAİK ÖZTRAK
Bütçedeki sosyal güvenlik deliği büyüyor
Sosyal güvenlik kuruluşlarına bu yıl bütçeden yapılacak toplam aktarmanın geçen yıla göre yüzde 64.6 oranında artarak 23.5 milyar YTL’ye çıkacağı belirlendi. 2006 yılında ise sosyal güvenlik kuruluşlarına bütçeden 23 milyar 664 milyon YTL aktarılması öngörülüyor.
Bu yıl başında 21 milyar 474 milyon YTL olarak öngörülen sosyal güvenlik kuruluşlarına büçeden yapılacak toplam aktarma, bunun 2 milyar 58 milyon YTL üzerine çıkarak 23 milyar 533 milyon YTL’ye çıkacak. 2004 yılında bütçeden söz konusu kuruluşlara 18 milyar 893 milyon YTL aktarılmıştı. Sosyal güvenlik sisteminin bütçe üzerindeki yükünde bu yıl yaşanan artış büyük ölçüde SSK ve Bağ-Kur’dan kaynaklandı.
Bütçeden bu yıl Bağ-Kur’a 5 milyar 993 milyon YTL, SSK’ya ise 6 milyar 592 milyon YTL aktarılması öngörülmüştü. Ancak yıl sonunda Bağ-Kur’a aktarılacak kaynağın 932 milyon YTL’lik artışla 6 milyar 926 milyon YTL, SSK’ya aktarılacak kaynağın ise 1 milyar 124 milyon YTL’lik artışla 7 milyar 717 milyon YTL olarak gerçekleşeceği tahmin edildi.
Yıl başında 8 milyar 889 YTL ayrılan Emekli Sandığı ödeneklerinin ise yıl sonunda 8 milyar 890 milyon YTL olacak.
Gerçekleşme tahminlerine göre bu yılın tümünde Emekli sandığı’na aktarılacak kaynak geçen yıla göre yüzde 14 oranında arttı. SSK’nın bütçe üzerindeki yükü geçen yıla göre yüzde 29.8, Bağ-Kur’un yükü ise yüzde 34 oranında büyüdü.
2006 YILINDA 23.6 MİLYAR YTL AKTARILACAK
206 yılında ise bütçeden sosyal güvenik kuruluşlarına ayrılan kaynak, bu yılki gerçekleşme tahminine göre yüzde 0.56’lık artışla 23 milyar 664 milyon YTL olarak planlandı. Bu ödeneğin 9 milyar 950 milyon YTL’yle en büyük bölümü Emekli Sandığına ayrıldı. Emekli Sandığına ayrılan ödenek önceki yıla göre yüzde 11.9 oranında arttı. Söz konusu kaynağın 4 milyar 210 milyon YTL’sinin görev zararı, 5 milyar 740 milyon YTL’sinin ise finansman açığı adıyla Emekli Sandığı’na aktarılması öngörüldü.
SSK’ya ayrılan ödenek ise bu yılki gerçekleşme tahminine göre yüzde 10.3 oranında azaltılarak 6 milyar 920 milyon YTL olarak belirlendi. Bağ-Kur’a bütçeden yapılacak aktarmanın ise ise yüzde 1.9’luk düşüşle 6 milyar 794 milyon YTL’ye ineceği öngörüldü.
SSK ve Bağ-Kur’a ayrılan ödeneğin bu yılki gerçekleşme tahminine göre düşürülmesinin, Bağ-Kur ve SSK’ya prim borcu bulunanlara getirilecek olan affın, her iki urumun da prim gelirlerini artıracağı tahmininden kaynaklandığı belirtiliyor.
Bütçe rakamlarına yansıtılmayın harcamalar
AKP Hükümeti ve daha da önemlisi bürokratları, maalesef siyasi kaygılarla şeffaflıktan uzaklaşmaya devam ediyorlar. AB görüşmelerinde de, IMF ve Dünya Bankası ilişkilerinde de giderek daha fazla önem kazanan şeffaflık ve rakamların güvenirliği de, bu eğilime bağlı olarak azalmaya devam ediyor.
Kamu mali yönetimi ve kontrol yasasında yapılan değişiklikler, tek başına ödeneksiz harcama imkanının tanınmış olması bile, Hükümetin ve bürokratlarının anlayışını göstermeye yeter.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) yayınlamaya başladığı ve giderek yetkinlik kazanan bütçe izleme raporlarıyla bu boşluğu doldurmaya, rakamlara şeffaflık kazandırmaya ve bütçe eğilimlerindeki düzelme ve tehlikelere dikkat çekmeye devam ediyor. Piyasaların şu anda, ‘kulak asmamaya özen gösterdiği’ bu raporların önümüzdeki dönemde çok daha önemli hale geleceğine kesin gözüyle bakıyoruz.
TEPAV, Ekim ayı bütçe sonuçlarını değerlendirdiği raporunda da bütçedeki tehlikelere dikkat çekiyor. Bunun ardından, bir süredir takipçisi olduğu kamu mali yönetimi ve kontrol yasasında gündeme getirilen değişikliklerin, ilkesel anlamdaki sakıncalarına ve ilerde başımıza açabileceği tehlikelere tekrar değiniyor.
TEPAV raporunda bütçedeki iyileşmenin çok büyük ölçüde faiz harcamalarının azalmasından kaynaklandığı tekrarlanırken, faiz dışı harcamalardaki artış oranının enflasyonun ve büyüme ile vergi gelirleri artış oranının üzerinde seyrettiğine dikkat çekiliyor. Raporda ayrıca tahakkuk sürecini tamamlamadığı için şimdiye kadar mali hesaplara yansımayan Kasım ve Aralık aylarında tahakkuk ettirilecek harcamalarla birlikte faiz dışı harcama kalemindeki artış oranının, daha da yükselebileceği kaydediliyor.
Bütçe dışı kamu dengesi rakamlarının geç gelmesi nedeniyle, toplam kamu sektörü için belirlenen hedeflerin tutup tutmayacağının şimdiden bilinemediği belirtilirken, geçmiş verilerle bir projeksiyon yapılarak, bu hedefin tutmama riskinin bulunduğu ifade ediliyor.
Haziran ayına kadar iyi gitmişken, son 6 ay için faiz dışı harcama eğiliminin gelir tahsilatının oldukça üzerine çıktığı., bunun da hedefleri riske attığı hatırlatılarak, ‘Bu rakamlara ve dengeye Hazine’nin TMO’ya açtığı ve bir milyar YTL’ye yaklaşan kredinin nasıl yansıdığı da belli değildir. Bu rakamın hangi gerekçelerle bütçe hesaplarına dahil edilmediği ise önemli bir soru işareti olarak havada asılı durmaktadır. Bu açıdan hedefin tutabilmesi KİT veya fon dengesinin genel eğilimlerin aksine önemli düzeyde fazla vermesine bağlıdır’ deniyor.
SOSYAL GÜVENLİKTE HARCAMA DAHA YÜKSEK
TMO’nun Hazine’den kullandığı bu kredinin ya tamamı ya da çok büyük kısmının ‘görev zararı’ yazılacağını herkes kabul ediyor. Ama görev zararı olacak bu kalem bu yıl harcanmasına rağmen, bütçe içinde yeralmıyor. Gördünüz mü, şeffaflık anlayışını…
Sadece bununla de sınırlı değil. TEPAV raporunda Ocak-Ekim dönemi faiz dışı harcamalarda hedefin üzerine çıkılmasında cari transferler, mal ve hizmet alımları ve sermaye giderlerinin rolüne dikkat çekilirken, sosyal güvenlikteki sapmanın önemine değiniliyor ve yüzde 90 ödeneğin 10 ayda tamamlandığı, şu anda Sağlık Bakanlığı verilerine göre kurumların bakanlık hastahanelerine olan birikmiş borcunun 2 katrilyon lirayı bulduğuna dikkat çekiliyor. İlaç paralarını da gözönüne alırsanız, tahakkuk etmiş ama bu yılın bütçesine yazılmayıp 2006’ya sarkan harcamaların boyutları da kendiliğinden ortaya çıkar.
TEPAV raporunda yer almayan bir başka kalem de yol yapım harcamaları . Bizim bildiğimiz, biraz da cebren müteahhitler sıkıştırılıp ödeneği olmadığı halde duble yollar ve Karadeniz otoyoluna ödeneksiz 1.5 katrilyonluk harcama yaptırıldı. Bu yük de 2006’ya gelecek.
Bu arada ithalat artmasına rağmen dış ticaretten alınan vergilerdeki artışın ortalamanın altında kalması, ÖTV’si önemli ölçüde artırılan tütün mamulleri ve kolalı içeceklerdeki vergi tahsilatı artışının yüzde 10’un altında kalmasına da Raporda dikkat çekiliyor.
Kısacası; halının altına süpürme tam gaz. Bu pisliklerin sonuçlarını gördük, yine göreceğiz…
Erdal Sağlam
‘Gümrük Birliği bütçe açığını fırlattı’
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Gümrük Birliği ile Türkiye’nin çökmeye başladığını savunarak, “Gümrük Birliği’ne girdiğimiz 1995 yılından beri Türkiye’nin bütçe ve dış ticaret açıkları fırlamıştır” dedi.
Doğuş Üniversitesi’nde öğrencilere ‘Türkiye ekonomisi ve AB” konulu konferans veren Aygün, Türkiye’de korkunç bir işsizlik sorunu olduğu, sadece kendisinde 18 bin tane iş başvurusu için gönderilmiş özgeçmiş bulunduğunu belirtti.
Gümrük Birliği’nin, Türkiye’ye AB’nin onayı olmadan başka ülkelerle serbest ticaret yapmasına olanak tanımadığını anlatan Aygün, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden çıkması ve dünya ile serbest ticaret yapmaya başlaması gerektiğini söyledi.
Aygün, Gümrük Birliği ile Türkiye’nin çökmeye başladığını iddia ederek, “Gümrük Birliği’ne girdiğimiz 1995 yılından beri Türkiye’nin bütçe ve dış ticaret açıkları fırlamıştır” diye konuştu.
Türkiye’de ekonominin büyüdüğünün açıklandığını ancak büyüme rakamlarına bakıldığında büyümenin sadece ithalat rakamlarında gerçekleştiğinin görüldüğünü kaydeden Aygün, “Kim büyüdü? Ben büyümedim, o büyümedi” dedi.
Aygün, Türkiye’nin aydınlığa doğru gidebilmesi için Gümrük Birliği’nden kurtulup ekonomisinin serbest kalması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği’nin üyelik için Türkiye’den Kıbrıs’tan vazgeçmesini, Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesini istediğini, ayrıca hiçbir zaman Avrupa’da serbest dolaşım hakkı vermeyeceğini açıkladığını anlatan Aygün, “Böyle onursuzca, şerefsizce teklif olur mu? O teklif etsin ama sen kör müsün? Verme, kabul etme… Teklif, illa kabullenmek değildir” diye konuştu.
AB’nin rant kapısı olduğunu ve herkesin bunu kullanmaya çalıştığını savunan Aygün, halkın yüzde 85′inin AB’yi istediği şeklinde araştırma sonuçlarının da doğruyu yansıtmadığını belirtti. Aygün, “Ben AB’ye, AB’nin yaptıklarına karşıyım” dedi.
AB’nin boş hayaller olduğunu ve işbaşında bulunanların günü ve kendilerini kurtarmaya çalıştıklarını iddia eden Aygün, “AB, ‘Gümrük Birliği Ek Protokolü’nü imzalayın, Ermeni soykırımını kabul edin, Ermenistan sınırını açın, Yunanistan’ın 12 mil talebini kabul edin, Fırat ve Dicle arasındaki suların yönetimini uluslararası komisyona verin’ diyor. Bunları kabul edecek misiniz?” diye konuştu.
Özelleştirmenin Türkiye’ye atılan büyük bir “kazık” olduğunu da savunan Aygün, devletin ekonomideki payının Türkiye’de yüzde 23.9 olduğunu, ancak bu rakamın büyük devletlerde çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Aygün, Erdemir’in, TÜPRAŞ’ın IMF ve AB’nin baskılarıyla özelleştirildiğini ifade ederek, bütün gelişmekte olan ülkelerde bu sistemin uygulandığını ve Arjantin’in bu sistem sonucu çöktüğünü anlattı.
Türkiye’nin çevresindeki Müslüman ve Türklerle beraber olması halinde 800 milyar dolar pazar elde edeceğini ifade eden Aygün, “800 milyar dolarlık mal alıyorlar. Aldıkları malların yüzde 90′ı Türkiye’de üretilen mallar. Ama komşularımızın Türkiye’den aldıkları malın toplamı 8-9 milyar dolar civarında. Çünkü hep bizi komşularımızla kavga ettiriyorlar” dedi.
Vergiler yine dolaylı gelecek
2006 yılı bütçe tasarısının, ayrıntıları belli oldu. Devletin, izlemeyi planladığı sosyo ekonomik politikaların aynası olan bütçe yasası ile; devletin gelir toplamasına ‘izin’, harcama yapmasına da ‘yetki’ verilmektedir.
2005 ve 2006 yıllarına ilişkin, brüt ve net vergi gelirleri Tablo-I’de gösterilmiştir.
2006 yılı vergi gelirlerinin dağılımına baktığımızda;
- Vergilerin yine dolaylı geleceği ve 100 birim verginin 70’inin dolaylı, 30’unun dolaysız vergi olacağını farkediyoruz. Bu da vergi adaletini olumsuz yönde etkiliyor.
- Gelir ve Kurumlar Vergisinde, oran indirimi yapılmayacağı net olarak anlaşılıyor.
- Bütçeye yansıyacak, büyük bir vergi artışı olmayacağı ancak, yaklaşık yüzde 10 olan yeniden değerleme oranına göre; 2006 yılı Motorlu Taşıtlar Vergisi, harçlar ve bazı vergilerde artış olacağı farkediliyor.
- Belediyelere ve il özel idarelerine kaynak sağlamayı amaçlayan, Maliye’nin dışında hazırlanan tasarı taslağı, aynen yasalaşırsa; emlak vergisinde, yüzde 50 oran artışı ile birlikte, 2006 yılı emlak vergilerinin yüzde 100 civarında artması söz konusu.
- Turizm işletmelerine getirileceği açıklanan konaklama vergisi ile eğitimde vergi indiriminin, hükümetin, tavrına bağlı olduğu görülüyor.
- Halkın büyük tepkisine neden olan, otopark vergisi, taksilere durak vergisi, internet salonları ve kahvehaneler ile kafelere eğlence vergisi, tavuk, koyun ve inek kesme vergisi, doğalgaz ve tüpgaz vergisi, işlenmiş su vergisi ve diğer vergilerin durumu ise, belediyelere kaynak yaratma ile ilgili yasa taslağının, yasalaşmasına bağlı…
Özetle, bütçede yer almayan ve Maliye’nin dışında hazırlanan, belediyeler ve il özel idareleri ile ilgili yasa taslağında, çok sayıda yeni vergi ayrıca vergi ve harç artışı var. Vatandaş, sonuç olarak cebinden çıkacak paraya baktığı için, vergileri ve harçları nereye ödeyeceğine değil, ne kadar ödeyeceğine bakıyor.
2006 bütçesini, değişik yönleriyle değerlendirmeye devam edeceğiz…
Şükrü Kızılot
Belirsizlik yaratan bütçenin bedeli
2006 bütçe rakamlarının açıklanması ile birlikte kamuoyunda ilginç beklentiler oluşmaya başladı.
Özellikle bazı mallardan alınan dolaylı vergilerin olağanüstü artacağına dair yapılan analizler tüketicilerin kafasını karıştırıyor. Vergi artışı beklentisi açıklanan 2006 bütçesinde öngörülen vergi hasılatı ile 2005 yılı bütçesinde gerçekleşeceği tahmin edilen vergi kalemlerinin karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkan yüksek artışlara bağlı. Ancak 2006 yılının bütçesi hem tanım hem de kapsam bakımından 2005 bütçesinden farklı. Bu ergi gelirlerine de yansıyor. Sonuçta elmalarla armutlar karşılaştırmış oluyor. Ortaya gerçekçi olmayan beklentiler çıkıyor.
Vergi beklentileri
Kafalarda yaratılan bu belirsizliğin makro ekonomik büyüklüklere etkisi olur. Örneğin binek otomobillerinden alınan vergilerin gelecek yıl artacağına dair bir beklenti var. Bu önümüzdeki yıl araba almak isteyenlerin taleplerini vergi artışından kaçınmak için bu yıla çekmelerine neden olur. Sonuçta yıl sonuna doğru araba tüketimi ve ithalatı bu beklentiye bağlı olarak hızlanır.
Genel olarak dolaylı vergilerde ortaya çıkacak bir artış beklentisi dayanıklı ve yarı dayanıklı tüketim malı talebinin benzer biçimde öne çekilmesine neden olacaktır. Cari açığı kontrol altında tutmak amacıyla bu mallarda daha önce yapılan vergi artışlarını bu durum etkisiz hale getirecektir. Yıl sonunda cari açık artışında yaşanacak bir hızlanma risk iştahı azalmakta olan uluslararası piyasalarda Türk ekonomisi ile ilgili endişeleri artırabilir. Oldukça yüksek bir seviyeye ulaşan cari açığın finansmanında yaşanacak sorunlar ise içeride ciddi dalgalanmalara neden olabilir.
Saydamlık yok
Bütçeler sadece uygulanma değil açıklanma safhasında da istikrarı pekiştirmenin bir aracı olarak kullanılır . Mali disiplinin süreceği mesajını veren bir bütçe tasarısının açıklanması, beklentiler üzerindeki etkisiyle, daha uygulanmaya başlamadan istikrar politikaları açısından işlevsel hale gelir.
Önümüzdeki yılın bütçesinin açıklanmasında ortaya çıkan saydamlık eksikliği bu etkiyi sınırlamıştır.
IMF gitti mi?
Ekonomi yönetiminin bu durumun farkında olamaması mümkün değildir. Bu nedenle de sorumlular tarafından yapılan kısmi açıklamalar sık sık basında yer almaya başlamıştır. Yoğun bir dönemde bu ekonomi yönetiminin ilave bir iletişim çabasına ve gereksiz enerji sarfına yol açmaktadır.
Bu durum akla başka soruları getirmektedir. 2006 yılı ekonomik büyüklüklerini tartışmak üzere ülkemizde bulunan Uluslararası Para Fonu heyetinin geçtiğimiz hafta perşembe günü ülkeden ayrılacakları söyleniyordu. Ancak bu konuda henüz bir açıklama yapılmadı.
Hükümet bütçeyi TBMM’ye sevk ettikten sonra da ekonomik değerlendirme toplantılarına devam ediyor. Bu toplantılara sadece bakanlar ve bürokratlar değil iktidar partisinin örgütünden yöneticiler de katılıyor.
Bütçede seçim faktörü
Bu durum hükümetin, sıkı bir bütçeyi seçimler yaklaştıkça kendi örgütüne kabul ettirmekte zorlandığının bir göstergesi olabilir mi? Acaba geçmişte yapıldığı gibi derli toplu bir basın açıklaması ile 2006 Bütçesinin kamuoyuna duyurulmamasının arkasında bu gelişmemi var? IMF heyeti ile müzakerelerin sürmesi kamuoyunda yaygın kanaatin tersine sadece yapısal reform takviminde uzlaşmaya varılamamasından değil de henüz 2005 yılı ekonomik gerçekleşme tahminleri ve 2006 bütçe büyüklükleri üzerinde mutabakata varılamamasından mı kaynaklanıyor? Bu durumda Meclise giden bütçenin, anayasal bir zorunluluğun yerine getirilmesi için hazırlanan bir doküman olduğu ve Plan ve Bütçe Komisyonu’nda önemli değişikliklere uğrayacağı akla geliyor.
Bu sorular derli toplu bir bütçe açıklaması ile cevaplanıp içeride ve dışarıda belirsizlik azaltılmalıdır. Dışarıdaki ekonomik konjonktür giderek kırılganlaşmaktadır. İçeride iktidar seçim yaklaştıkça siyasi tansiyonu yükseltiyor. Buna bir de ekonomide belirsizlik yaratmak eklenirse millete ödettirilecek bedel de vebali de çok ağır olur.
FAİK ÖZTRAK

