Bütçe Makaleleri

Kamu Bütçesi Ç.Ü.İİBF Maliye

Kamu borçlanmasında yeni eğilimler

Temmuz sonunda konsolide bütçenin toplam borç stoku 323,3 milyar YTL’ye ulaşmış. Geçtiğimiz yıl sonuna göre artış yüzde 2,2 olmuş. Aynı dönemde tüketici fiyatları endeksindeki (TÜFE) artış da yüzde 2,0 olmuş. Borç stoku reel olarak sabit kalmış gibi. Dolar kurunu 2004 sonundaki seviyesinde sabit tutarak hesaplanan borç stokundaki artışların da yer aldığı grafik, kurda yaşanan oynamaların borç stoku üzerinde küçümsenmeyecek etkileri olduğunu gösteriyor.

Bu dönemde dış borç stoku azalırken, iç borç stoku TÜFE’nin oldukça üstünde artmış. Bu Hazine’nin, kurun değer kazandığı ortamda yerli para cinsinden borçlanmaya, doğru olarak, ağırlık verdiği izlenimini veriyor.

İç borç hızla artıyor
Ancak buzdağının alt kısmı, iç borca, piyasaya ve kamuya olan borç ayrımında bakıldığında ortaya çıkıyor. Kamuya olan borç, ağırlıklı olarak bankacılık krizinin yükünü zamana yaymak amacıyla verilen ve TCMB, kamu bankaları ve TMSF’nin elindeki kâğıtlardan oluşuyor. Bu borçları, zaman içinde tasfiyesi gereken bir bütçe harcaması olarak da görmek mümkün. Bu nedenle de borç stokundaki eğilimlere, piyasaya ve yurtdışına olan borçlardaki değişim bazında bakmak da mümkün. Bu durumda dış borç azalırken, piyasadan yapılan iç borçlanmanın sene başından bu yana çok hızlı bir artış kaydettiği göze çarpıyor.

Piyasa borcunun detayına girdiğimizde ise, bu sene başından itibaren Hazine’nin borçlanma stratejisinde sabit faizli kâğıtlar yerine değişken faizli kâğıtlara ağırlık verdiğini görüyoruz. Geçtiğimiz yıl sonuna göre değişken faizli kâğıt stokundaki artış yüzde 50′ye yaklaşıyor.

Bu strateji sonucunda piyasaya olan borç stoku içinde değişken faizli borcun payı 7 ayda 9 puan artıyor. Piyasadan yapılan borçlanmanın içinde sadece TL değil, döviz borçlanması da var. Döviz cinsinden borçlanmaların payındaki 1,5 puanlık gerileme dövize endeksli borçlardan kaynaklanıyor. Dövizle yapılan borçlanmalar ise artıyor.

Piyasadan borçlanmanın dağılımı
% pay 2004 Tem. 05 Artış
PİYASA 100.0 100.0  
Sabit 72.7 63.7 -9.0
Değişken 27.3 36.3 9.0
PİYASA 100.0 100.0  
TL 79.7 81.2 1.5
Döviz 20.3 18.8 -1.5

Yandaki ilk 7 aylık eğilimlerden;

  • Sürdürülebilirlik analizleri açısından önemli olan, piyasadan borçlanmaların hızlı artışını sürdürdüğünü,
  • Hazine’nin değişken faizli borçlanmasını hızla artırarak vadeyi uzatmaya çalıştığını, ancak bunun borç stokunun faize karşı duyarlılığını artırdığını,
  • İç piyasadan yapılan dövizli borçlanmaların döviz arzının sterilizasyonuna katkıda bulunduğunu, ancak bunun borç stokunun kur değişmeleri karşısındaki duyarlılığını azaltmayı engellediğini görmekteyiz.
    Son 3 yıldaki gibi faizler düşmeye ve TL değer kazanmaya devam ederse, Hazine buradan kârlı çıkar. Ancak bu strateji değişikliği piyasadan gelen talebe bağlı ise, Hazine ve piyasaların farklı risk algılamalarına sahip olduğunu gösterir. Uluslararası yatırımcıların son 2 yılda yaşanan likidite patlamasının tepe noktasını sorgulamaya başladığı bir döneme giriyoruz. Piyasaların mı, yoksa Hazine’nin mi haklı çıkacağını göreceğiz.
  •  oztrakmm.gif

    FAİK ÖZTRAK

    Ağustos 26, 2005 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2005, MİLLİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Faiz dışı harcamalardaki artış

    AB ile ilgili gelen haberler pek hoş değil. Dışişleri Bakanlığı’nın da bu gelişmelerden rahatsız olmaya başladığı, artık dillendiriliyor. Yani 3 Ekim’de tam üyelik müzakereleri başlasa bile, hemen ardından önemli sıkıntıların başlaması, artık kaçınılmaz görülüyor.

    Global anlamda likiditenin eskisi kadar rahat olmayacağının görülmesinin üzerine binen AB tedirginliği piyasaları ürkütmüşe benziyor. Piyasa uzmanları dövize olan talebin yurtdışından çok yurt içi kaynaklı olduğu görüşündeler. Kısacası; dışardan başlayan iyimserlik rüzgarı, yine dış kaynaklı kesildi ama içerisi dışarıya bakarak, daha fazla tedirgin oldu. Bizce herkesin bu kurları çok düşük bulması, bir hareket başladığında özellikle döviz borcu olanların ‘geç mi kalırız?’ korkusuna kapılıp, bir an önce döviz almak istemeleri, harekette önemli rol oynuyor.

    Bu hareketle birlikte, piyasada iktisatçılara daha fazla kulak verilmeye de başlandı. Bu da, rakamlara ve gidişata ilişkin yorumlara önümüzdeki dönem daha fazla bakılacak demek.

    Önümüzdeki dönem, ‘bozulan rakamlara karşı önlem alma dönemi’ olmalı. Aksi halde dış kaynaklı olumsuzluklar artarsa, fatura çok daha büyük olur. Herşeyden önce faiz dışı fazla hedefinde bir revizyonun konuşulmaya başlamış olması bile, tek başına mali disiplini tartışma konusu yapar hale getirdi.

    Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) belirlemelerine göre ocak-temmuz dönemi faiz dışı harcamalardaki artış dikkat çekici. Bu yıl mal ve hizmet alımlarında öngörülen artış oranı yüzde 14.95 iken, ocak-temmuz döneminde bu yılki artış yüzde 42’ye ulaştı. Aynı şekilde yüklü kalem olan sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferler ise bütçe hedeflerine göre yüzde 14 oranında artması gerekirken, artış yüzde 23’ü aştı. Tarımsal destekleme alımı ödemeleri de yine yüzde 12.3 oranında artması gerekirken, ilk 7 aydaki artış yüzde 40’ı buldu.

    Bütün bunlar, son dönemde mali disiplinde bir gevşeme hissedilmesine neden oluyor.

    Bu arada olaya daha köklü bakmaya çalışan TEPAV, 2000-2004 yılları arasında FDF hedefine ulaşmada ne tür önlemler alındığına baktığında ulaştığı sonuç ise ‘ağırlıklı olarak bir defalık tedbirlerin öne çıkması’ oluyor. Bununla birlikte beliren tablo, bu dönemde harcama tasarrufu sağlayan tedbirlerden çok gelir artırıcı tedbirlere ağırlık verilmesi.

    RAKAMLARA DA BAKILACAK

    Yani son yıllarda mali disiplinin sürekli yapılan vergi artışlarıyla sağlandığı, özellikle sigara, içki ve akaryakıtta fahiş vergi artışları nedeniyle kaçakçılığını hortladığı, bunun kayıtdışı ekonomiyi daha da büyüttüğü artık tüm çıplaklığıyla ortada.

    Dolayısıyla mali disiplini sağlamanın bir adım ötesine geçilerek, mali disiplinin kalitesine bakma gereği her geçen gün daha fazla kendini hissettirmeye başladı.

    Bu kaliteyi sağlamak için gereken yapısal tedbirlerde savsaklama olduğu da ortada. Bu nedenle IMF’yle henüz 1. gözden geçirmesi tamamlanmamış bir yeni program olduğu arık algılanmaya başlıyor. Piyasalar programın akıbeti hakkında daha fazla tedirginlik duymaya başlıyorlar.

    Genel bir gidişat olarak da, popülizmin yeniden başgösterdiği yönünde sinyallerin artması, piyasaları tedirgin eden başka bir unsur oluyor. Bütün bunlar şimdiye kadar görülmüyor muydu?

    Tabi ki görülüyor, bu gidişat için uyarılar yapılıyordu ama son günlerde bu rakamlar piyasalar tarafından daha sıkı takip edilir oldu. Sıkı takibin nedeni ise yine dış kaynaklı başlayan ve bahar havasının bitmekte olduğunu gösteren haberlerin artmış olması.

    Türkiye ekonomisi bir süredir global likiditenin itmesiyle, ama asıl olarak dayandığı AB ve IMF çapaları nedeniyle, olumlu bir hava yakaladı ve bu havayı epeyce sürdürdü.

    Yani AKP Hükümeti bu dönemi iyi götürdü ama temel olarak önünde bulduğu ekonomik gündemle gitti. Şimdi, Hükümet ve ekonomi yönetiminin asıl sınavı başlıyor.

    Erdal Sağlam

    Ağustos 20, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Ayşe Hanım ‘ucuz döviz, yüksek faiz’i soruyor

    Ayşe Hanım Teyzem’in bu günlerde en büyük merakı, “dolar fiyatının ne olacağı”. Bunun için devamlı beni sorguluyor. “Ucuz döviz, yüksek faiz politikasının ne olduğu”nu öğrenmek istiyor.

    “Ucuz doların kime ne zararı var? Bankalar mevduata verdikleri faizi üç kuruşa, beş kuruşa düşürdü. Faiz oranı insin, dolar fiyatı binsin diyenlerin derdi ne?” diye sordu.
    Ben de anlattım. “Dünyada faiz oranları çok aşağılara indi. Parası olanlar en fazla geliri sağlayacakları ülkede dövizlerini değerlendirmek istiyor. Türkiye’de Hazine bonosu faizi yüksek. Döviz fiyatı değişmiyor. Yurtdışından Türkiye’ye döviz göndererek Türk Lirası’na çevirmek, Türk Lirası ile bono satın almak, yüksek faiz getirisi elde etmek, sonra tekrar Türk Lirası ile ucuz döviz satın alarak dışarıya çıkarmak, yüksek getiri peşinde olan döviz sahiplerine “gel, gel” yapıyor.

    Bu şekilde gelen döviz o kadar bol ki, bir bölümü bizim bu yıl 20 milyar doları aşacak olan döviz açığımızı kapatıyor. Bir bölümü artıyor. Piyasaya dökülüyor. Piyasaya dökülen döviz de dolar fiyatının artmasını önlüyor. Hatta döviz fiyatı bazı dönemlerde ucuzlar gibi oluyor!

    Ucuz döviz, yüksek faiz enflasyonu düşürüyor
    Ayşe Hanım Teyzem, “Anladım” dedi. “Dolar bolluğu ve ucuzluğunu sen faizin cazibesine, dışarıdan döviz çekmesine bağlıyorsun… Bunu yapan kim?”

    Cevapladım. “Bunu yapan Merkez Bankası. Merkez Bankası, enflasyonu düşürmeye odaklandı. Yüksek faiz hem içeride talebi kısıyor. Hem döviz girişi sağlıyor. Hem döviz fiyatının artmasını önlüyor. Böylece enflasyon düşüyor.”

    Ayşe Hanım Teyzem, “Fena mı?” dedi… “Bak ne güzel, hem dolar bolluğu var… Hem de dolar fiyatı ucuz… Hem enflasyon düşüyor. Neden illa da döviz fiyatı artsın, halkın mevduatından aldığı üç kuruşluk faiz düşsün diye çırpınanlar var?”

    “Ayşe Hanım Teyzeciğim” dedim, “Ucuz döviz nedeniyle ihracat yavaşlıyor, ithalat artıyor. Sonuçta döviz açığı büyüyor. Döviz açığını kapatmak için dışarıya borçlanılıyor. Yüksek faiz nedeniyle Hazine pahalı borçlanıyor. Hazine’nin faiz yükü artınca bütçe açığı büyüyor. Bütçe gelirlerinin bir bölümü faiz dışı fazla adı ile borçlara ayrılınca halka hizmet için harcanacak para kalmıyor.

    Bütçe ve döviz açığı büyüyor
    Unutmayınız… Döviz açığı ve bütçe açığı büyüyünce ekonomi krize girer… Ucuz dolar-yüksek faiz kısa sürede fiyat istikrarını sağlayarak enflasyonun aşağı çekilmesini sağlar ama, uzun sürede mali istikrarı rezil ederek krize neden olur. Kriz demek enflasyonun tekrar yükselmesi demektir.”

    Ayşe Hanım Teyzem, “Anlaşıldı” dedi. “Sen arkadaşın Ege Cansen’in tesirinde kalmış,  aklını yüksek faize takmışsın…”

    “Ayşe Hanım Teyze” dedim, “Yüksek faizi ben ödüyorum, siz ödüyorsunuz… Halkımız ödüyor. KDV, ÖTV gibi zengin-fakir herkesten eşit miktarda alınan vergilerin toplam vergi geliri içindeki payı yüzde 70′e ulaştı. Devlet, büyük kısmını fakirlerin ödediği bu vergileri topluyor. Az sayıda yerli yabancı bono sahibine faiz olarak ödüyor. Onlar ise genelde bu faizi yurtdışına çıkarıyor. Açık anlatımıyla ‘Fakirden devlete, devletten zengine, zenginden yurtdışına’ para akıyor. Bu iyi bir şey mi?

    Ayşe Hanım Teyzem, “Gene aklımı karıştırdın” diyerek kalktı gitti.

    GÜNGÖR URAS

    Ağustos 19, 2005 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2005, MİLLİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Piyasada faiz dışı fazla tedirginliği de başladı

    SON günlerde piyasalarda bütçe rakamlarına ilişkin tedirginlik de başladı. Şimdiye kadar Maliye’nin bütçeyi iyi göstermek için bazı kalem oyunlarına gittiğinden şüphe ediliyordu ama ses çıkarılmıyordu.

    Nakit dengesi ile bütçe dengesi arasında farklılıklar giderek artmaya başladığında, bazı gizlemeye, ertelemeye dönük kalem oyunları yapıldığında, piyasadaki özellikle iktisatçılar bunları görüyor ama ses çıkarmıyorlardı. Hatta bu kalem oyunlarını yazdığımızda piyasa oyuncuları ve sözcülerinden tepki de alıyorduk.

    Ancak temmuz ayı bütçe verileriyle birlikte piyasadaki oyunculardan da ‘acaba’ sorusu gelmeye başladı. Yine de piyasa oyuncuları ‘iyimser havaya halel gelmesin’ diye gördükleri olaya, ‘faiz dışı harcamalar artıyor ama nasılsa Hükümet gelirleri artırır, olayı dengeler’ diyor.

    Aslında piyasaların bu zaafını iyi kullanan ve bunun üzerine oynayan Devlet Bakanı Ali Babacan’ın ‘Aradaki rakamları bırakın yıl sonuna bakın’ sözünün arkasında yatan gerçek de buydu.

    Piyasadaki yorumlarda IMF tanımlı bütçe verilerine bakılarak, gelirlerin yıl sonu hedefinin temmuz sonunda yüzde 57 olduğu, yine program tanımlı harcamaların ise yıl sonu hedefinin yüzde 56’sında olduğunun altı çiziliyor. Yine IMF tanımlı faiz dışı fazlanın temmuz sonunda ulaştığı rakamın da hedefin yüzde 61’ine ulaştığı belirtiliyor. Dolayısıyla bu rakamlara bakılarak yıl sonu hedeflerinin tutturulması açısından bir sıkıntı görülmüyor.

    Ancak yine temmuz ayı bütçe rakamlarına dönülüp, haziran ayındaki 7.5 milyar YTL olan faiz dışı harcamaların temmuzda 9.6 milyar YTL’ye çıktığı gerçeği gözlere takılıyor. Bunun korkulacak bir şey olmadığını söylemek için, Maliye Bakanı’nın argümanı kullanılarak, 2 milyar YTL’lik artışın 1.1 milyar YTL’lik bölümünün daha önce yıl içinde nakit dengesi verilerinin ‘avanslar’ kalemine yazılan ‘emekliye vergi iadesi’nden oluştuğu kaydediliyor. Kimse, zamanında yazılması gerektiğine bakmıyor…

    Yine de bu tür savunmalara rağmen bu rakam piyasaları tedirgin etmiş durumda. Her zaman yılın ikinci yarısında harcamaların arttığı, örneğin geçen yıl harcamaların yılın ilk yarısına göre ikinci yarıda yüzde 40 arttığının altı çizilerek, bu gerçeği gözönüne alarak yapılan yeni tahminlere göre bu yıl IMF’ye verilen harcama limitinin üzerin çıkılacağı söyleniyor.

    RAKAMLARA BAKILACAK

    Bunun yanısıra yine dönülüp ‘gelirlerin de yüksek seyretmesi ve ikinci yarı yılda artmasının beklenmesi sebebiyle program tanımlı faiz dışı fazla hedefi hala ulaşılabilir gözüküyor’ deniliyor. Yani, yine de bütçe için umutların bitmediğinin altı çizilmek zorunda kalınıyor.

    Şu kesin ki; eğer bu yıl sonu itibariyle kalem oyunlarına gidilmez, ertesi yıla yüklü kaydırmalar yapılmazsa, harcamaların tutması mümkün değil. Hatta faiz dışı fazlanın tutmasının artık çok zorlaştığı da açıkca söylenmeli.

    Aslında piyasa iktisatçılarının bir bölümü, henüz raporlarına koymasalar bile, bu yılki faiz dışı fazlanın programdaki gibi yüzde 6.5 olamayacağını, yüzde 5.5-6 arasında gerçekleşebileceğini kendi aralarında konuşmaya başladılar. Bunları raporlarda bir-iki ay içinde görmeye başlayacağız.

    Kısacası; daha önceden kendini gösteren, ama piyasadakilerin takılmadığı cari açıktaki büyüme, sosyal güvenlik açıklarındaki büyüme ve son olarak da bütçe hedefleri konusunda ortaya çıkan tedirginlik artık görülmeye başladı.

    Bütün bunların IMF’yle ilişkileri bozacağı konusunda ise şimdilik bir panik yok. Peki, ileride bu konuda da sesler çıkmaya başlar mı derseniz; bizce kaçınılmaz…

    Şimdi görülmeye başlamasının bir nedeni, ‘mızrakların artık çuvala sığamayacağının açıkca görülmeye başlaması’ysa bir nedeni de piyasada değişmeye başlayan hava…

    Yani AB ile ilişkiler konusunda ciddi endişeler beliriyor, bu konudaki spekülasyonlar başladı. Bu nedenle piyasalar rakamlara ve IMF’yle ilişkilere de artık bakmaya başlıyor…

    Erdal Sağlam

    Ağustos 18, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Bardağın boş tarafı

    PERŞEMBE günü, ekonomide bardağın dolu tarafını yazmıştık. Bugün de boş tarafını ele alacağız.

    İthalat ve İhracatta Tehlike Çanları: İki yıl önce, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Gazi Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada; ‘İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 60’a düşmesi, kriz alameti olabilir’ demişti. O tarihte, ithalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 67 idi. 2005’in ilk 6 aylık döneminde, ihracat 34.6 milyar dolar, ithalat ise 55.6 milyar dolar. Buna göre, ilk 6 ayda ithalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 63.6 oldu. Haziran 2005’te ihracat 5.8 milyar dolar, ithalat ise 10 milyar dolar olarak gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 58.8 oldu. Bu aşamada ister istemez, ‘kriz alameti mi?’ sorusu akla geliyor. Ayrıca, kriz sonrası büyümenin itici gücü olan ihracatta, ilk 6 ayda yüzde 21 olan artış hızı, Temmuz ayında yüzde 1’e düştü. Bu oran, son 3.5 yılın en kötü performansı olarak göze çarpıyor.

    Cari Açık Endişesi: Cari açık fazla, üstelik bu cari açığın yarısı ‘sıcak para’ ile karşılanıyor. Bu da ekonomimizin kırılganlık noktası olarak göze çarpıyor. Bakıyoruz, Türkiye’ye gelen sıcak paranın kazancı, dünya tefeci piyasasındaki kazancın üç- dört katı… İhracattaki yavaşlamaya karşın, ithalatın hız kesmemesi, cari açığı da körüklüyor. Bu gidişle, 2005 yılı hedefi 10.6 milyar dolar olarak belirlenen ancak ilk 7 ayda 13.7 milyar dolara ulaşan cari açık, yıl sonunda 23 milyar doları bulacak. Bu da toplumda devalüasyon beklentisi oluşturuyor.

    Reel Faizler Yüksek: Yüzde 8 olan hedef enflasyona rağmen, ortalama reel faiz yüzde 11-12 dolayında. Bu da yatırımları engelliyor, ticaret hacmini sınırlıyor.

    Borçlar Azalacağına Artıyor: İç ve dış borçlar, son üç yılda 100 milyar dolar arttı. Faiz dışı fazla hedefi aşmasına rağmen, özellikle iç borçlar, sürekli artıyor. İç borçlar 2000 yılında 36 milyar YTL (36 katrilyon TL) iken 2002’de 150, 2005’te 240 milyar YTL’ye (240 katrilyon TL’ye) çıktı. 2002 yılında 130 milyar dolar olan dış borçlar, 2005’te 160 milyar dolara çıktı. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, mevcut borcu ile Dünya’da üçüncü en büyük borçlu ülke konumunda…

    Faiz Dışı Fazla (FDF) Çelişkisi: Temmuz ayı itibariyle FDF 20.3 milyar YTL olarak açıklandı. Ancak IMF bunu kabul etmiyor. Kendi kriterlerine göre hesapladığı tutar 14.8 milyar YTL. Bu da Maliye tanımlı FDF’den 5.5 milyar YTL düşük. Üstelik 2004 yılının aynı dönemine ilişkin IMF tanımlı 16.3 milyar YTL FDF’nin de gerisinde.

    Dolaylı Vergi Sorunu: Vergi gelirlerinde hedef tutturuluyor. Ancak, bunun gerçekleşmesi, zengin ve fakirin aynı oranda ödedikleri dolaylı vergilerin sayesinde oluyor. Dolaylı vergiler, arta arta yüzde 70.4’e yükseldi. Dolaysız vergiler olan, Gelir ve Kurumlar Vergileri, 2004’e kıyasla reel olarak azalırken, dolaylı vergiler artıyor. Bu durum gelir dağılımını da olumsuz etkiliyor.

    Kayıt Dışının Önlenemeyen Tırmanışı: Kayıt dışı ekonomi azalacağına, sürekli artıyor. Kayıt dışılık oranı, yüzde 60’a tırmanmış durumda. Her yılın sonunda ‘Gelecek yılın kayıt dışı ile mücadele yılı olacağı’ ilan edilmesine karşılık, kayıtdışı oranı sürekli artıyor. Bu arada ‘kayıtdışı istihdam’ toplam çalışanların yüzde 52’sine ulaştı… Kayıtdışı istihdamdan kaynaklanan vergi ve sigorta primi kaybı da, 21 milyar YTL’ye ulaştı.

    İşsizlik: Son 4 yılda işsizlik oranı yüzde 8,4’den yüzde 10’un üzerine çıktı. Yaz döneminde biraz gerileme var ancak geçici. İstihdamda mevsimsel olarak göze çarpan 803 bin kişilik bu artışın; 395 bini tarımdan, 219 bin kişisi turizmden, 141 bini inşaat sektöründen kaynaklanıyor.

    Protesto Edilen Senetler: Geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 81 arttı. Kredi kartları borcunun ödenmeyen tutarı yüzde 94, bankaların kredi kartındaki batağı da yüzde 160 arttı.

    Ekonomideki Kara Delik: Sosyal güvenlik, ekonomide kara delik olmaya devam ediyor. Bütçe harcamalarının yaklaşık yüzde 15’i, sosyal güvenlik kuruluşlarına aktarılan paralardan oluşuyor.

    Emekliler ve ücretliler ile esnaf ve sanatkárların durumu sıkıntılı. Reel kesimde bıçak kemiğe dayanmak üzere. Düşük kur ve yüksek üretim maliyeti, sanayiciyi hem iç pazarda hem de dış pazarda zorluyor. Sanayinin büyüme hızı 10 kat azaldı. Kapasiteler azaltılırken, işçi çıkartılıyor. İşadamlarının yüzde 37’si ‘üretim düştü’ yüzde 40’ı da ‘iç satışlar düştü’ diyor. Yılbaşından bu yana, yüzde 50’yi bulan ve devam edeceğe benzeyen akaryakıt zammı, iğneden ipliğe herşeyi etkiliyor…

    Özetle, bardağın boş tarafı dolu taraftan daha fazla. Üstelik bardak boşalmaya devam ediyor…

    Şükrü Kızılot

    Ağustos 13, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Faiz dışı fazlayı gevşetmek

    Mali disiplin ve kamu kesiminin faiz dışı dengesinde ortaya çıkan yüksek fazlalar son dönemde Türk ekonomisinde belirsizliği azaltan en önemli politika oldu. Ancak bu yılın bütçe performansının geçen yıllara oranla giderek zayıfladığı dikkati çekiyor.
    Grafikte bu yılın ilk yedi ayında gerçekleşen konsolide bütçenin aylık kümülatif faiz dışı harcamaları, gelirleri ve program tanımlı faiz dışı dengesinde bir yıl önceki aynı dönemlere göre kaydedilen değişmeler yer alıyor. Bu yılın ilk iki ayında elde edilen olağanüstü performanstan sonra mart ayından itibaren (performans kriteri uygulanan haziran ayı dışında) harcamalardaki artışlar gelirlerin üstünde gerçekleşmiş. Sonuçta temmuz ayında faiz dışı fazla geçen yılın yüzde 9 gerisine düşmüş.

    Ocak-temmuz dönemindeki bütçe gerçekleşmelerini geçtiğimiz yılla karşılaştırdığımızda, faiz dışı harcamalardaki artışın aynı dönemde gerçekleşen enflasyonun üç katına çıktığını görüyoruz. Buna karşılık gelirlerdeki artış enflasyonun iki katı civarında kalmış. Tabloda harcamaların ve gelirlerin 2004 yılına benzer bir şekilde yıl içine dağılacağı varsayımı ile yedi aylık gerçekleşmelere göre yapılan yıl sonu bütçe tahmini yer alıyor.

    Bu tablodan cari transfer, yatırım ve sermaye transferi kalemlerinin bütçe ödeneklerini aşabileceği görülüyor. Vergi gelirleri ise hedeflenen seviyede kalıyor. Toplam bütçe açığı, faiz giderlerinin ödeneklerin altında kalması nedeniyle öngörülenin oldukça altında gerçekleşebilecek. Ancak bütçe tanımlı faiz dışı fazla, hedefin oldukça altında kalıyor.
    Tabii hükümetin yatırım harcamalarını yılın kalan döneminde yavaşlatarak bu kalemde ödenek aşımına gitmemesi söz konusu olabilir. Ancak sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarını kapatmak için yapılan veya kararnamelerle taahhüt edilen tarıma destek ödeneklerinin yer aldığı cari transferler için bunu söylemek zor. Çünkü emeklinin maaşını veya çiftçinin, yaptığı harcama karşılığında alması gereken parasını ödememek gibi bir imkân yok.

    Bu konuda bir diğer yaklaşım da yılın ilk yedi ayında gerçekleşen bütçe ve program tanımlı faiz dışı fazla rakamları arasındaki farktan hareket etmek olabilir. Temmuz ayında bu iki kalem arasındaki fark 5.5 milyar YTL olmuş. İyimser bir varsayımla bunun yıl boyunca aynı kalacağını düşünelim. Program tanımlı faiz dışı fazlanın yıl sonunda 24.5 milyar YTL olması öngörülmüş. Buna 5.5 milyar YTL fark ilave edildiğinde bütçe tanımlı fazlanın 30 milyar YTL olması lazım. Oysa sene başında konan hedef 27.3 milyar YTL. Mevcut eğilimlerle, bırakın 30 milyar YTL yi, sene başı hedefini tutturmak için bile ciddi tedbir almak gerekiyor.

    Son zamanlarda toplam bütçe açığındaki gerilemeye dayanarak faiz dışı fazla hedefinin düşürülmesi yönünde görüşler ortaya çıkıyor. Kamunun borç dinamiklerine etki yapan, toplam açık değil, faiz dışı dengedir.

    Burada bir gevşeme hâlâ yüksek olan kamu borcunun sürdürülebilirliği endişelerini yeniden gündeme getirecektir. Kaldı ki cari açığın bu kadar arttığı bir dönemde faiz dışı fazla hedefini gevşetmek sorunlara davet çıkarmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.

    ois.gif

    FAİK ÖZTRAK

    Ağustos 12, 2005 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2005, MİLLİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    2005 bütçe sonuçları ve bardağın dolu tarafı

    2005 yılının, ilk yedi ayına ait bütçe sonuçları belli oldu.

    Sonuçlar özellikle ‘bütçe açığı’ ve ‘faiz dışı fazla’ konusunda sevindirici…

    Olaya bütünüyle bakıldığında, bütçe disiplininin sürdüğü farkediliyor. 2004 yılının ilk yedi ayında 15,9 milyar YTL (15,9 katrilyon TL) olan bütçe açığı, 7 milyar YTL’ye düşerken, aynı dönemde 19,1 milyar YTL (19,1 katrilyon TL) olan faiz dışı fazla, 20,3 milyar YTL’ye yükselmiş durumda. Faiz dışı fazla 2005 yılı sonu itibariyle 27.3 milyar YTL olarak tahmin edilmişti. Bu durumda, faiz dışı fazla hedefinin yüzde 74.4’ü daha ilk yedi ayda tutturulmuş oluyor.

    Bir diğer olumlu sonuç, faiz giderleri ile ilgili 2004 yılının ilk yedi aylık döneminde 35 milyar YTL (35 katrilyon TL) olan faiz giderleri, bu yılın aynı döneminde azalarak 27,3 milyar YTL olarak gerçekleşti. Gelirlerde, yıl sonu hedefinin yüzde 57’si tahsil edildi. Vergi gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artarken, aynı döneme göre giderler yüzde 3 arttı.

    DİĞER DOLU TARAFLAR

    Bütçe dışında da bardağın dolu tarafı var. Örneğin;

    Enflasyon, Temmuz ayı verilerine göre yıllık hedef olan yüzde 8’in de altına indi. Temmuz ayında yıllık bazda TÜFE yüzde 7.82’ye gerilerken, ÜFE yüzde 4.26 oldu. İlk 7 ayda TÜFE yüzde 2, ÜFE yüzde 1.14 oldu. Bu son 30 yılın rekoru…

    Merkez Bankası rezervleri, 40 milyar doları aşmış durumda. Bu da tarihi bir rekor.

    Büyüme, bir başka rekor. 2001 yılında eski 9,5 küçülmüşken, 2002’den itibaren büyüme başladı. Özellikle 2004 yılında yüzde 9.9 büyüyerek son 40 yılın en yüksek değerine ulaşması, olumlu bir gelişme. 2005’te yüzde 3-4 civarında bir büyüme bekleniyor.

    Borsa, tarihinin en büyük seviyelerine ulaştı.

    Faizler, dört yıl önce yüzde 96 seviyesinde idi. Şimdi yüzde 16’ya inmiş durumda.

    Milli gelir, doların değerindeki duraklamanın da etkisiyle, 2.100 dolardan 4.172 dolara ulaştı.

    Özelleştirme, özellikle 2005 yılında hızlandı.

    Yabancı sermaye girişi ve döviz girişi rekor seviyede. Bu tablo hızlanarak devam ediyor.

    Sağlıkta, ciddi düzenlemeler yapıldı. Sosyal güvenlikte ve maliyede, önemli düzenlemelerin hazırlığı yapılıyor.

    Turist sayısındaki artış 2004’te yüzde 44 oldu. 2005’te ise şuan itibariyle 2004’e göre yüzde 25 civarında bir artış söz konusu. Buna bağlı olarak, turizm gelirleri de arttı.

    Türkiye, otomotiv üreten ülkeler arasında 2001-2004 yıllarında üretimi en hızlı artan ülke oldu. Otomotiv sektörü, yüzde 204 üretim artışı ile ‘dünya rekortmeni’ oldu.

    Konut inşaatı ve satışlarında, düşük oranlı ve uzun vadeli banka kredileri ile mortgage rüzgarının da etkisiyle, ciddi bir artış oldu. Bu durum sektöre, canlanma olarak yansıdı.

    TEMEL FARK

    Türkiye ekonomisinin bugününü, dünden ayıran en temel fark, mali göstergelerde istikrarın sağlanması şeklinde göze çarpıyor. Geçmiş yıllarda yaşanan büyük dalgalanma ve çalkantılar, ortadan kaybolmuş durumda. İstikrarın temel nedeni, hükümetin bütçe disiplinine kararlı şekilde uyması ile ilgili…

    Evet, bardağın dolu tarafı yukarıdaki gibi. Kuşkusuz ortaya çıkan tabloda, kara lekeler de var. Olayı bütünüyle yorumlayabilmek için, bardağın boş tarafına da bakmak ve buna göre de bardak boşalıyor mu doluyor mu onu ortaya koymak gerekiyor…

    Şükrü Kızılot

    Ağustos 11, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Devlet yedi ayda 1.6 milyar YTL harç topladı

    Gayrimenkul piyasasındaki canlılık sayesinde devletin yılın ilk yedi ayında topladığı harç tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43.6 oranında artarak, 1 katrilyon 631.6 trilyon liraya (1.6 milyar YTL) ulaştı.

    Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, temmuz sonu itibariyle toplanan ve bütçe rakamları içinde gözüken harçların yüzde 33.5’le en büyük bölümünü tapu harçları oluşturdu. Ekonomideki olumlu gelişmeler ve konut kredisi faiz oranlarındaki düşüşe bağlı olarak gayrimenkul alım satımlarındaki artış devletin tapu harcından elde ettiği gelirlere de olumlu yansıdı. Yılın ilk yedi ayında tapu harcından elde edilen gelir geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 41 oranında artarak 546.7 trilyon liraya ulaştı. Geçen yılın ilk yedi ayında tapu harcından 387.7 trilyon lira gelir elde edilmişti.

    TRAFİK HARÇLARI İKİNCİ SIRADA

    Tapu harçlarını 240.5 trilyon lirayla trafik harçları izledi. Trafikteki araç sayısındaki artışa bağlı olarak trafik harcı gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 71.5 oranında arttı. Trafik harçlarının toplam harç gelirlerinin yüzde 14.7’sini oluşturduğu belirlendi.

    Ağustos 11, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Bütçe temmuzda 3 milyar YTL açık verdi

    Temmuz ayı bütçe sonuçlarına göre, 10 milyar 407 milyon YTL’lik gelire karşılık, 9 milyar 620 milyon YTL’si faiz dışı harcama olmak üzere toplam 13 milyar 489 milyon YTL gider gerçekleşti. Böylece temmuz ayında bütçe 3 milyar 82 milyon YTL açık verdi.

    Maliye tanımlı faiz dışı fazla 787 milyon YTL oldu.

    OCAK-TEMMUZ GERÇEKLEŞMELERİ

    Unakıtan, ocak-temmuz arasında konsolide bütçe giderleri 78 milyar 868 milyon YTL, faiz hariç bütçe giderleri 51 milyar 595 milyon YTL, konsolide bütçe gelirleri 71 milyar 917 milyon ve bütçe açığının da 6 milyar 951 milyon YTL olarak gerçekleştiğini açıkladı. Unakıtan, söz konusu dönemdeki faiz dışı fazlanın ise 20 milyar 322 milyon YTL olarak gerçekleştiğini bildirdi.

    BÜTÇE AÇIĞI AZALIYOR

    Unakıtan, 2003 yılının ilk 7 ayında 29.4 milyar YTL olan, 2004 yılında 15.9 milyar YTL olan bütçe açığının bu yılın ilk 7 ayında 6.9 milyar YTL’ye indiğine dikkat çekerek, bu sonucu ekonominin güvenilirliğinin ve ülke riskinin giderek azalmasının göstergesi olarak değerlendirdi.

    Faiz dışı fazlanın da hedeflerle uyumlu olduğunu belirten Unakıtan, 2003 yılının ilk 7 ayında 10.9 milyar YTL ile yılsonu hedefinin yüzde 57.1’i olan faiz dışı fazlanın, 2004 yılında 19.1 milyar YTL ile yılsonu hedefinin yüzde 73’üne ulaştığını anımsattı. Unakıtan, bu yılın aynı döneminde ise 20.3 milyar YTL ile faiz dışı fazlada yıl sonu hedefinin yüzde 74.4’ünün gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

    VERGİ TAHSİLATINDA YÜZDE 17.9 ARTIŞ

    Unakıtan, temmuz sonu itibariyle tahsil edilen konsolide bütçe gelirleri bütçe hedefleriyle karşılaştırıldığında yıl sonu bütçe hedefinin yüzde 56.9’unun bu dönemde tahsil edildiğini söyledi. Geçen yılın aynı döneminde ise söz konusu oranının yüzde 54.8 olarak gerçekleştiğini bildiren Unakıtan, 2005 bütçesinde vergi iadeleri dahil vergi gelirlerinde yüzde 17.7 artış öngörülürken, temmuz sonu itibariyle vergi gelirleri tahsilatındaki artışın yüzde 17.9 olarak gerçekleştiğini kaydetti.

    FAİZDIŞI FAZLA YÜZDE 80.7 AZALDI

    Maliye Bakanlığı’nın bütçe sonuçlarına göre, temmuz ayında faiz dışı fazla tutarı geçen yılın temmuz ayında 4 milyar 68 milyon YTL olan faiz dışı fazla tutarına göre yüzde 80.7 oranında azaldı. Böylece yılın ilk 6 ayında faiz dışı fazla kaleminde sağlanan artışta aşağı çekilerek, yılın ilk 7 ayı itibariyle yüzde 6.4’e indi.

    Faiz dışı fazla kalemindeki azalma, faiz dışı harcamalarda temmuz ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 41.8 artış kaydedilmesi etkili oldu.

    Ağustos 9, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok

    Akım göstergeleri iyi, sıra stok göstergelerinde!

    Birkaç gündür dünya ekonomisine baktık. Özetle dünya beklenenden daha yüksek bir büyüme yakaladı, tasarruf ve likidite fazlası oluştu ve faizler düşünüldüğü kadar yükselmedi. Likidite, gelişen ülke piyasalarına doğru akıp yüksek getiri peşinde koşarken, Türkiye de bundan nasibini aldı, döviz girişi döviz kurunu sabitledi. Gelimiş piyasalarda ise konut ve gayrimenkul balonu oluştu. Temel göstergeler dolar değer kaybetmeli derken, araya AB içinde siyasi sendeleme girdi. Beklentiler ABD lehine değişince, bir süre dolar değerlendi. Ancak şimdi yeniden temel göstergeler hakim oluyor ve dolar, Euro karşısında değer kaybetmeye başladı. Çin’in parasını dalgalanmaya bırakması ve yüzde 2 değerlendirmesi ise tamamen göstermelik. Ama Çin, ucuz işçilik ve üretimle dünyada enflasyon yükselmesini de engelleyen taraf. Petrol fiyatları girdi talebi sonucu Çin’in katkılarıyla yükseldi, ama Çin’in sağladığı ucuz emek ve verimlilik artışı nedeni ile de petrol fiyatları, hem bizde hem de dünyada enflasyona katkı yapmadı.

    Peki Türkiye nerede duruyor?

    Konuyu önce basite indirgeyelim, muhasebe temeline oturtalım. İki tür mali tablo var: Akım göstergesi olan, gelir gider tablosu gibi şeyler. Devlette bunun adı bütçe. Bir de bilanço gibi stok durumlarını gösteren mali tablolar var, devlette bunlara borç ve varlık deniyor. Sadece borçlarımızı tablo olarak yayınlıyoruz. Varlıklarımız belirtilmiyor. Stok göstergeleri ile akım göstergeleri arasındaki bağı ise stok değişmeleri sağlar.

    Ülkemizde stok değişmeleri, yani akımlar düzelince işler oldukça düzeldi ve stok değişkenleri de kısmen toparlanmaya başladı. Kısmen!

    Türkiye kötü yönetim ve bütçe açığı nedeni ile 1999 yılında akım göstergelerinde tamamen gebermişti. Yirmi yıllık berbat yönetim de stok göstergelerini rezil etmişti.

    2001 yılında sıfırdan başladık. İki yıl Derviş ve üç yıla yakın AKP döneminde akım göstergelerini, yani bütçeyi toparladık. Tek parti hükümeti olgusu da bunda etkili oldu, çünkü beklentileri iyileştirdi. AKP’nin AB ve Kıbrıs politikası da iyice moral düzeltti. Arada bir türban kavgasını gündeme getirmeseler, daha da iyileşecektik. Ama sıkı maliye politikası çerçevesinde başarılanlar inanılmaz boyutta. Bu yıl Türkiye’nin bütçe açıkları Almanya ve Fransa’dan GSYİH oranı olarak daha düşük olacak. Özetle akım göstergeleri çok iyileşti. Para politikası da bazıları tarafından (bilgisizlik nedeni ile) eleştirilse de iyi gidiyor (faiz, kur ve enflasyonu tartışacağız!) Şimdi sıra stok göstergelerini iyileştirmeye geldi.

    Bu noktada stok sorunlarını aşmak, yani bilanço düzeltmesi nasıl yapılabilirdi? Bunu anlatmak için birkaç gün önce Bulgaristan örneğini verdik. Bulgaristan büyük cari denge açığı veriyor. Bu da dış borç stokunu yükseltiyordu. Ancak şimdi özelleştirme yapıyor ve yabancı sermaye yatırımı alıyorlar. Sonuçta Bulgaristan, cari açığı, özelleştirme ve yabancı sermaye ikilisi ile fazlası ile kapattığı için de, borcunu azaltma ve işsizliği düşürmede başarılı olmaya başladı. Hem de sabit kura dayanan katı para kurulu ortamında!

    Peki, bizde AKP ekonomi yönetimi stok sorunları için ne yapıyor? Bilanço sorunu adını verdiğimiz stok göstergelerinde iyileştirme nasıl olacak? Bunlara yarın başlıyoruz!

    DENİZ GÖKÇE

    Ağustos 6, 2005 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2005, AKŞAM-2005-AĞUSTOS | | Henüz Yorum Yok