Belediye gelirlerini artırma çalışması
“Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma” çalışmaları kapsamında hazırlanan “İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanunu Tasarısı Taslağı”, belediye ve il özel idarelerinin gelirleri açısından yeni düzenlemeler içeriyor.
Taslak, Başbakanlık Müsteşar Yardımcıları Mustafa Çetin ve Emin Zararsız, Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanı Ercan Topaca ile İçişleri ve Maliye bakanlıkları yetkililerinin katılımıyla oluşturulan ”Çalışma Grubu” tarafından hazırlandı.
Taslakla, emlak vergisi tamamen yerel bir vergi olarak düzenlenerek, yerel vergi sistemi içine alınıyor, vergi oranı yeniden belirleniyor.
Buna göre, bina vergisinin oranı konutlarda binde 1.5, diğer binalarda binde 3 olacak. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde olan yerlerde bu oranlar yüzde 100 artırımlı uygulanacak.
Arsa ve arazi vergisi oranı arsalarda binde 5, arazilerde ise binde 2 olarak uygulanacak. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde olan yerlerde bu oran yüzde 100 artırılarak tahsil edilecek.
İKİNCİ TAKSİTTE İNDİRİM İMKANI
Emlak vergisinin birinci taksidi mart, nisan ve mayıs aylarında, ikinci taksidi kasım ayında ödenecek. İlk taksidi süresi içinde peşin ödeyene ikinci taksitte yüzde 10 oranında indirim uygulanacak.
Büyükşehir belediyelerine emlak vergisi gelirleri üzerinden pay verilmesi uygulaması yeniden getiriliyor. Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun uygulandığı yerlerde toplanan emlak vergisinin yüzde 25′i büyükşehir belediyesi payı olarak ayrılacak.
MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİNDEN PAY
Motorlu Taşıtlar Vergisi’nden yerel yönetimlere pay ayrılacak.
Verginin yüzde 50’si doğrudan il özel idareleri ve belediyelere aktarılacak.
Yüzde 50 payın yüzde 60′ı belediyelere, yüzde 40′ı il özel idarelerine verilecek. Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde belediye payının yüzde 65′i büyükşehir belediyelerine, yüzde 35′i ilçe ve ilk kademe belediyelerine verilerek, büyükşehir belediyelerine ek kaynak sağlanacak.
GBVG’DEN AKTARMA
Taslak ile merkezi idareden mahalli idarelere aktarılan payların miktarında en az yüzde 20 oranında artış olması öngörülüyor.
Genel Bütçe Vergi Gelirleri’nden (GBVG) belediyelere yüzde 6, il özel idarelerine yüzde 1.12 oranında pay ayrılacak. GBVG tahsilatından ayrılan pay oranları aynen korunuyor, ancak mahalli idarelerin paylarının hesaplanmasında esas alınan matrahın kapsamına bazı vergiler alınarak matrah büyütülüyor.
GBVG tahsilatından ayrılan payların dağıtım ölçüleri de değiştiriliyor. Nüfus kriterine ilave olarak yüzölçüm, kırsal alan nüfusu, illerin gelişmişlik endeksine göre durumu, o mahalde toplanan vergi gelirleri toplamının genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamına oranı, performans sonuçları ve öz gelirlerin toplam gelirlere oranı kriterleri dağıtım ölçüleri arasına alınıyor. Taslağa göre, il özel idareleri ve belediyelere merkezi idareden gönderilecek paylardan en fazla yüzde 40 oranında kesinti yapılabilecek. Bu kesintiler ise ancak kanunlarda öngörülmesi durumunda uygulanabilecek. Böylece mahalli idarelere asgari düzeyde bir gelir garanti edilerek temel hizmetlerin devamlılığı sağlanmaya çalışılıyor, siyasal tercihlere göre kesinti yapılmasının önüne geçilmek isteniyor.
SİNEMA BİLETİNE YÜZDE 10
Taslağa göre, bilet, jeton, marka veya manyetik kartla girilen hipodrom, araba yarışı, sinema, konser, lunapark, sirk, spor salonu gibi yerlerden yüzde 10 oranında eğlence vergisi alınacak. Bar, pavyon, gazino, gece kulübü, taverna, diskotek, kabare ve dansing gibi eğlence yerlerinden günlük 80 YTL, internet salonları ve her türlü makine ile oynanan yerlerden günlük 5 YTL, kahvehane ve kıraathane ve kafe gibi yerlerden günlük 4 YTL eğlence vergisi tahsil edilecek.
KOLON BAŞINA 2 YKR
Taslakla, halen merkezi idare tarafından tahsil edilen Şans Oyunları Vergisi, il özel idareleri ve belediyelere devrediliyor.
Spor-Toto, Skor-Toto, Süper-Toto, Spor-Loto, Gol 7, İddaa ve benzeri oyunlar ile Sayısal Loto, Şans Topu, On Numara ve benzeri oyunlardan kolon başına 2 YKr, Piyango, Hemen Kazan ve benzeri oyunlardan ise her bilet için 10 YKr’den az olmamak üzere bilet bedelinin yüzde 20’si, at yarışları ve diğer müşterek bahislerde 10 YKr’den az olmamak üzere her katılma bedelinin yüzde 25′i vergi olarak alınacak. Bu verginin yüzde 70′i belediyeler, yüzde 30′u il özel idarelerine verilecek.
DOĞALGAZ VE LİKİT PETROL GAZI
Doğalgaz ve likit petrol gazı tüketimi Elektrik ve Gaz Tüketim Vergisi kapsamına alınıyor. Bu vergi kapsamında olan ve imalat sektöründe kullanılan hava gazı, doğalgaz, likit petrol gazı ve elektrikten yüzde 1, diğer elektrik tüketiminden yüzde 5 vergi alınacak.
Büyükşehir belediyesi olan yerlerde bu verginin yüzde 35′i büyükşehir belediyesine, yüzde 65′i ilçe ve ilk kademe belediyelerine verilecek.
KONAKLAMA VERGİSİ
Taslakla, ilk kez mahalli vergi olarak “konaklama vergisi” getiriliyor.
Türkiye’nin turizm potansiyeli dikkate alınarak, turizm hizmetlerinin finansmanına yardımcı olmak amacıyla getirilen vergi, konaklama ücretinin yüzde 3′ü olacak.
Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde bu verginin yüzde 25′i büyükşehir belediyesi payı olarak ayrılacak.
ÇEVRE TEMİZLİK VERGİSİ
Çevre temizlik vergisi tarifesi yeniden düzenleniyor. Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu yerlerde su tüketimi esas alınarak 20 YKr, diğer belediyelerde 15 YKr olarak uygulanacak.
Vergi, su faturaları ile birlikte tahsil edilecek. Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu yerlerde toplanan verginin yüzde 75′i ilçe ve ilk kademe belediyelerine, yüzde 25′i ise büyükşehir belediyelerine verilecek.
KÜMES HAYVANLARI KESİMİNE DE HARÇ
Taslakla, kümes hayvanlarının kesimi de harç kapsamına alınıyor. Buna göre, kümes hayvanlarından 1 YKr kesim harcı alınacak.
Kesim harcı, büyükbaş hayvanlarda 5 YTL, küçükbaş hayvanlarda ise 2 YTL olacak.
Taslakla, yeni yol ve kaldırım yapılması, yolların genişletilmesi harcamalarına katılım payı geçmişteki haliyle korunuyor, ancak yolların 15 metreden fazla genişliklerine ait kısımların masraflarına katılım payı alınmayacak.
Kanalizasyon ve su tesisleri harcamalarına katılma payı mevcut tesislerin kapasitelerinin artırılması durumunda da alınacak.
Taslakla, Yangın Sigorta Vergisi ile Haberleşme Vergisi ise kaldırılıyor.
Halının altı doldu
Dün ekonomiyle ilgili iki rakam açıklandı. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, 25 Haziran itibarıyla ihracatın 12 aylık dönemde 70 milyar doları aştığını, yıl başından bu yana geçen 6 aylık sürede de yüzde 21 artışla 34.4 milyar dolar olduğunu söyledi.
Devlet İstatistik Enstitüsü de, üç aylık dönemler itibarıyla işsizliğin mart ayında yüzde 11.7′den yüzde 10.9′a gerilediğini açıkladı. DİE’ye göre işsiz sayımız 2 milyon 750 binden 2 milyon 594 bine düştü. Mart ayında 156 bin kişiye iş kapısı açıldı.
Bunlar güzel rakamlar. Rakamlar güzel de, ekonomide bir sıkıntı var ki, bunu her fırsatta dile getiriyoruz. Döviz kuru, maalesef arızalı. Türk Lirası değer kazanıyor. Ancak buna rağmen ihracat artıyor. Tabii ithalat daha hızlı artıyor, döviz açığı büyüyor, ama yine de döviz kuru yükseliyor.
Bunun ciddi bir sorun olduğunu en çok gündeme getiren üç kişiyiz. Hürriyet’ten büyüğümüz Ege Cansen, Milliyet’ten büyüğümüz Güngör Uras ve ben, bıkmadan usanmadan, değerli Türk Lirası sorununu yazıp çiziyoruz.
Dün Milliyet’ten Güngör Uras ağabeyimiz, 2001 Mayıs ayından, 2005 yılı Mayıs ayına kadar geçen sürede enflasyon (tüketici fiyatları endeksi) ile dolar fiyatını 2001 yılı Mayıs ayını 100 baz alarak bir endeks hazırlamış. Buna göre enflasyon beş yılda 226, dolar ise 118 olmuş.
Her fırsatta yazıyoruz. Paranın değer kazanmasının sağlıklı olabilmesi için, o ülkenin bütçe açığının olmaması, döviz gelir ve giderlerinin dengede olması ve enflasyonunun olmaması lazım. Bizde hepsi mevcut. Bütçe açığı azalıyor ama hala var. Cari açığımız büyüyor. Yani ihracat, turizm, taşımacılık gibi gelirlerimiz, ithalatımızı, yurtdışına çıkan Türklerin turizm harcamalarını karşılayamıyor. Enflasyonumuz düşüyor ama yine de var.
Fakat piyasada döviz bolluğu da var. O nedenle de Türk Lirası değer kazanıyor. Piyasadaki döviz bolluğunun nedeni de belli. Türkiye’nin iç borçları yüksek. Borcu yüksek olduğu için, geçmiş yıllara göre düşmüş olmasına rağmen, Hazine yüksek reel faizle borçlanıyor. Bunun için de yurtdışından Türkiye’ye sıcak para akıyor. Güngör ağabey, yüksek reel faiz, ‘döviz sorununu halının altına süpürüyor’ diye çok güzel bir benzetme yapmış.
Sıcak para, ne zaman patlayacağı belli olmayan saatli bomba gibidir. Bunun risklerini 2001 krizinde yaşadık gördük. Kaçtı mı fena çarpıyor. Diğer taraftan yüksek reel faizin faturası, iç borcun büyümesine neden oluyor. Aslında devletin borç alarak yaptığı her türlü harcama ve faiz ödemesi, halktan alınan bir vergidir. Bu vergiyi bugün değil, gelecekte öderiz. Yüksek reel faiz aynı zamanda gelir dağılımının bozulmasına, yatırım ikliminin zedelenmesine de neden oluyor. Yüksek reel faizin neden olduğu değerli Türk Lirası’na rağmen ihracatımız artıyor ama ithalatımız daha fazla artıyor. Sanayicinin ve turizmcinin rekabet gücü zayıflıyor.
Geçenlerde yazmıştım. Bir kez daha tekrarlayayım. Paramız değerli ama Kapıkule’den dışarı çıktığımızda bir çiklet bile alamıyor.
Kötümser olmak istemiyorum ama, iyi çıkan ihracat ve işsizlik rakamlarına bakıp tedbiri elden bırakmayalım diye bunları yazıyorum. Tedbir ne diyorsanız bütçe açığının kapanmasıdır. Bu da Türk halkının, daha fazla vergi vermesi anlamına gelir ki, başka da çare yok.
MERİÇ KÖYATASI
IMF Türkiye bütçesine 11 üzerinden 3 verdi
IMF’nin ‘Bütçeyi Kim Kontrol Ediyor: Hükümet mi, Yasama Organı mı’ başlıklı çalışma raporunda yapılan yasama organlarının bütçe üzerindeki gücüne ilişkin endeks sıralamasında, Türkiye 11 puan üzerinden 3 alarak, 28 ülke arasında 20’nci olabildi. Meksika ve İspanya’da 3 endeks değeriyle Türkiye ile aynı konumda bulunurken, en yüksek endeks değerine sahip olan ülke ABD oldu. Yasama organlarının bütçe üzerindeki güçlerine ilişkin endekste en kötü durumdaki ülkeler sıfır endeks değeriyle Yunanistan, İrlanda ve Yeni Zelanda oldu. Her yıl en az 3 yılı kapsayan bir bütçe stratejisinin yenilenerek yasama organında kabul edilip edilmediğine ilişkin ölçümde, bu yıla kadar tek yıllık bütçeler yapan Türkiye sıfır puan aldı. Ancak Türkiye gelecek yıldan itibaren 3 yıllık bütçelemeye geçecek. TBMM’nin hükümet tarafından getirilen bütçe tasarısı üzerinde sınırsız bir düzeltme yetkisine sahip olup olmadığına ilişkin değerlendirmeden de Türkiye 1 puan aldı. Çalışmada, TBMM’nin bütçeyi inceleme ve görüşme süresinin ne kadar olduğuna ilişkin göstergede de, yasama organının hükümeti harcama programına tam bir şekilde uymaya zorlayıp zorlamayacağına ilişkin ölçümde de Türkiye 1 puan alabildi.
İyi haber gözden kaçtı… Borçlar azalıyor
Pazartesi günü Hazine Müsteşarlığı her zamanki gibi borç istatistiklerini bir basın bülteniyle açıkladı. Bültene göre mayıs sonu itibariyle konsolide bütçe toplam borç stoku 325 milyar YTL olmuştu. Baştan belirtmek gerekirse; bu rakam geçen yıl sonunda 317 milyar YTL’ydi. Yani borçlar beş ayda topu topu yüzde 2.5 oranında büyümüş. Bu artış enflasyonun altında olduğuna göre borçlar reel olarak küçülmüş oluyor.
2004 sonunda toplam borçlar 235.8 milyar dolar ediyordu. Şimdi ise 237.9 milyar dolar. Yani artış yüzde 0.8. Bundan doların enflasyonu çıkarılırsa, reel dolar bazında da borç azalmış demek.
2001 yılı başından bu yana borçlar sürekli milli gelir içinde pay olarak düşüyor. Bu düşüşlerin ardında çeşitli etmenler oluyor. Bunlardan biri elde edilen yüksek büyüme. Pay büyüyünce oran da küçülmüş oluyor. İkincisi, borcun önemli bir kısmının döviz, ya da dövize endeksli olması nedeniyle kur düşünce borcun bir kısmı TL bazında küçülüyor. Ve tabii nihayet belli bir mali disiplin sürdürülüyor ve faiz dışı fazla yaratılıyor. Yani borç ödeniyor.
Bütün bunlar doğru ama, TL bazında reel olarak borçların düştüğü pek olmamıştı. Üstelik 2004 sonunda dolar kuru 1.34 YTL’ydi. Mayıs sonunda ise 1.36 YTL. Yani aksine bu kez kur da yükseldi. İşte bu gelişme hem açıklanmalı, hem de kutlanmalı, ama şımarılmamalı. Bizce bu olumlu gelişmenin ardında kuşkusuz mali disiplin var. Çünkü kurdaki yükselmeye göre bu sonuç elde edildiğine göre, tek olasılık, sıkı maliye politikası ve faiz dışı fazla yaratmaktaki başarı.
Yıl sonu için (kamu hesapları bülteni tanımına göre) öngörülen faiz dışı fazla 27.3 milyar YTL’ydi. Oysa ilk beş ayda bile bunun yüzde 61′i eden 16.6 milyar YTL faiz dışı fazla elde edildi. Bu performans hem enflasyonun kontrolünde hissediliyor, hem de borç dinamiklerinin düzelmesinde.
Borç verilerine baktığımızda, kamu kesiminin ve dış borçların azaldığı, ancak piyasaya olan borçlarda yüzde 9 kadar artış olduğu gözleniyor. Artışın ardında sıcak paranın çıkışıyla yükselen reel faiz etkisi var. Dış borçların azalmasında ise en önemli etmen, artık ödeme sürecine girmek. IMF’ye borçlarımızı artık ödemeye başladık.
Borçlardaki trend çok önemli. Çünkü borçsuz bir Hazine dışarıda başı dik, içeride de halkına adil davranan bir devlet demek.
| Konsolide bütçe toplam borç stoku | Aralık 2004 miktar (milyar TL) | Mayıs 2005 miktar (milyar TL) |
| Alacaklıya göre | 316.5 | 324.9 |
| İç borç stoku | 224.5 | 235.1 |
| Piyasa | 141.1 | 154.4 |
| Kamu kesimi | 83.3 | 80.6 |
| Dış borç stoku | 92.0 | 89.9 |
| Kredi | 52.1 | 49.7 |
| Uluslararası kuruluşlar | 35.2 | 33.8 |
| (IMF kredisi) | (24.8) | (23.4) |
| Hükümet kuruluşları | 8.8 | 8.1 |
| Ticari bankalar | 8.1 | 7.8 |
| Tahvil | 39.8 | 40.1 |
HURŞİT GÜNEŞ
Her şey daha farklı olabilirdi
Mali piyasalarda oldukça iyimser yorumlara yol açan mayıs ayı bütçe performansının göründüğü kadar iyi olmadığına geçen yazımda dikkat çekmiştim. Bugün faiz dışı denge üzerinde tekrar durmak istiyorum.
Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı verilerde yer alan faiz dışı denge ile Hazine Müsteşarlığı tarafından yayımlanan faiz dışı denge arasında tanım farklılıkları vardır. IMF ile yapılan anlaşmada performans kriterlerine baz oluşturan ve uluslararası standartlarla daha uyumlu olan tanım, Hazine Müsteşarlığı’nın kullandığı tanımdır. Maliye Bakanlığı’nın tanımından bu tanıma geçilirken gelirlerden ve harcamalardan bazı kalemlerin düşülmesi veya ilave edilmesi gerekiyor. Bunlar arasında, gelirlerden düşülmesi gereken faiz gelirleri ile kamu bankalarından alınan temettü gelirleri en büyük düzeltme kalemlerini oluşturuyor.
Mayıs ayında faiz gelirleri 1.273 milyon YTL, kamu bankalarından alınan temettü gelirleri de 1.272 YTL olmuş. Bu nedenle de Hazine’nin açıkladığı faiz dışı fazla 3.231 milyon YTL’ye geriliyor. Oysa geçen yılın aynı ayında bu rakam 4.797 milyon YTL imiş. Yani bu yılın mayıs ayında faiz dışı fazla performansı geçen yılın altında kalmış. İlk beş aydaki toplam performansın da geçen yılın altında kaldığı tabloda görülüyor.
Bu böyle sürerse mali piyasalardaki oyuncular tarafından görmezden gelineceğine uzun süre güvenmek mümkün değil.
2000-01 krizinden sonra uygulanan program kapsamında sıkı maliye politikası ve yüksek faiz dışı fazla hedeflemenin öncelikli iki amacı vardı. Borç yükünü düşürmek ve fiyat istikrarını sağlamak. Borç yükü düştü, fiyat artışları tek haneli rakamlara indi, faiz dışı fazlayı biraz düşürmenin ne zararı var diyenler olabilir. Her şeyden önce borç yükü hızla düştü ama hâlâ bizim gibi ülkeler için güvenli denen seviyeden yüksek. Bu nedenle de GSMH’nin yüzde 6.5′i seviyesindeki bir faiz dışı fazlayı sürdürmemiz gerekiyor.
Bu sütunda ben zaman zaman maliye politikasının daha da sıkılaştırılması gerektiğinin altını çiziyorum. Bunun hepimizin canını acıtacağının da farkındayım. Ama Türk ekonomisi bugün, istikrar programı uygulamasının ilk yıllarında çözdüğü bir sorunla yeniden karşılaştı. Bu sorun, hem uluslararası piyasaların artan risk iştahından, hem de hükümetin bu gelişme karşısında kayıtsız kalmayı tercih etmesinden kaynaklandı.
Son iki yılda hızla artan dış açık, diğer göstergelerdeki iyileşmeye rağmen Türk ekonomisinin yeniden yumuşak karnı oldu.
Hükümetin sermaye hareketleri karşısındaki aşırı “bırakınız yapsınlar”cı tavrının yol açtığı aşırı rekabet baskısı, istihdam yaratmayan bir büyüme sürecini ortaya çıkardı. Bu aynı zamanda dış açığın kontrol altında tutulmasının yükünü de artan ölçüde maliye politikasına yüklüyor.
AB çapası gücünü yitiriyor. IMF ile üzerinde anlaşma sağlanan reformlar hâlâ gecikiyor. Siyasi istikrarı bozacak gelişmeler artıyor. Doların euro karşısında değer kazanması dış açık üzerindeki baskıyı artıracak. Bu durumda dış açığı kontrol altına alamazsak yaşayacağımız sıkıntı, bugün maliye politikasının daha sıkı uygulanmasının yaratacağından çok daha büyük olacaktır.
Aslında kötüler arasından en az kötüyü seçmek zorunda kalınmayabilirdi. Farklı makroekonomik politikalar ve etkinliği ve rekabet gücünü artıracak reformlarla, istihdam yaratmayan büyüme ve işsizlik sorunu bu boyutta yaşanmazdı. Yurtdışına bu kadar kaynak transferi yapılmazdı. Maliye politikası bugünkü kadar baskı altında olmazdı.
Ancak bu, ekonomiye yaklaşımı farklı, uzun vadeyi görebilen, sürdürülebilirliğin koşullarının farkında olan, popülizme kaçmayan ama sosyal duyarlılığı daha yüksek bir siyasi vizyon ve iradeyi gerektiriyor.
| FAİZ DIŞI FAZLA (milyon YTL) | ||||||
| Faiz Dışı Denge (Kamu Hesapları Bülteni) | Oca | Şub | Mar | Nis | May | TOPLAM |
| 2004 | 677 | 2.745 | 4.459 | 1.951 | 4.825 | 14.657 |
| 2005 | 4.204 | 2.571 | 2.172 | 1.762 | 5.906 | 16.615 |
| Faiz Dışı Denge (Program Tanımlı) | Oca | Şub | Mar | Nis | May | TOPLAM |
| 2004 | 736 | 2.294 | 3.287 | 1.802 | 4.797 | 12.917 |
| 2005 | 2.752 | 2.460 | 1.998 | 1.559 | 3.231 | 12.001 |
FAİK ÖZTRAK
Sosyal güvenlik açığına dikkat
Mevcut programın en başarılı tarafı hiç kuşkusuz enflasyonla mücadele. Bu da özellikle sıkı mali disiplinle elde ediliyor. Ancak mali disiplin her konuda aynı ölçüde başarılı değil.
Mali disiplin başından beri başarıyla sürdürülüyor. 2003 yılında bütçe dengesinde 40,2 katrilyon açık verilirken, 18,4 katrilyon TL faiz-dışı fazla elde edilmişti. Oysa hedef 47 katrilyon açık ve 19,5 katrilyon TL de faiz-dışı fazlaydı. 2004 yılında başarı hızlandı. Bütçe açığı 46 katrilyon olarak hedeflenirken, 30 katrilyonda tutuldu. Bu da büyük ölçüde faizlerin düşmesi ve borç servisi vadesinin uzamasıyla sağlandı.
2004 yılında faiz-dışı hedef 20 katrilyonu biraz aşsa da, gerçekleşme 26 katrilyonu aştı. Aynı başarı oranını 2005 yılında yakalamak zor. Çünkü hem faizlerin düşüşü daha sınırlı, hem de vadelerdeki uzama. Bu durumda açığa neden olan diğer temel kalemlerin disipline sokulması gerekiyor. Bunların da başında, sosyal güvenlik konusu geliyor.
Malum SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’dan oluşan bu kesim ciddi biçimde açık veriyor ve bu açık bütçeden karşılanıyor. Asıl ürkütücü taraf ise açığın, özellikle son üç yıldır, sürekli ve hızla artıyor olması. 2000 yılında açık milli gelir içinde yüzde 2,6′ya kadar düşmüştü. Son iki yıldır ise açık milli gelirin yüzde 4,5′u ediyor. Yine 2000 yılında sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferler bütçenin yüzde 6,9′u ederken bugün tam yüzde 13,8! Yani hemen hemen ikiye katlanmış. Bu da durumun vahametini gösteriyor.
2005 yılına baktığımızda bütçede öngörülen yıllık transfer hedefinin 21,5 katrilyon TL (21,5 milyar YTL) olduğunu görüyoruz. Bu ciddi bir büyüklük. (Toplam konsolide bütçenin yüzde 13,8′i ediyor) Bütçenin ilk beş aydaki performansına baktığımızda ise yüzde 44′ünün şimdiden harcandığı ve böyle giderse maliye politikasındaki sıkı, dolayısıyla başarılı disipline rağmen sıkıntılar yoğunlaşabileceği görülüyor.
Ne yapılabilir? Öncelikle belirtelim ki, sosyal güvenlik alanında atılacak her adım birkaç yıl sonra etki yaratıyor. Mesela emeklilik yaşının uzatılması. Bununla beraber, sigorta kapsamının, ya da süresinin daraltılması çabuk etki veren bir önlem. Özellikle kayıt dışında bulunan çalışanların sisteme sokulması ve prim öder hale gelmesi çok önemli. Ancak bir konu daha var ki, o da bu kurumlardaki verimsizlik ve israf. Biran önce bu kurumlar tek çatı altında birleşmeli ve sağlıktan da çıkmalı.

HURŞİT GÜNEŞ
Belediyelere borç kolaylığı
Belediyelerin kamu kurum ve kuruluşlarına olan ve 31 Aralık 2004 itibariyle vadesi geçmiş borçları gecikme zammı ve faizleri silinerek TEFE oranında artırılarak, alacaklarıyla mahsup veya takas edilecek. Kalan borç tutarı ise belediyelerin genel bütçe gelirlerinden aldıkları paylardan yüzde 40 oranında kesinti yapılarak tahsil edilecek.
Uygulama kapsamına söz konusu kuruluşların vadesi 31 Aralık 2004 ve öncesine ait borç ve alacaklarından ödenmemiş olanlarıyla bunların 31 Aralık 2004 tarihi itibarıyla hesaplanmış ve ödenmemiş faiz ve cezaları giriyor. Vadesi 31 Aralık 2004 tarihi sonrasına rastlayan borç ve alacaklar ise takas, mahsup ve kesinti kapsamı dışında tutuldu.
Belediyeler, kapsama giren borç ve alacakları dolayısıyla kamu kurum ve kuruluşlarına yaptıkları itirazlardan ve yargı makamları nezdinde sürdürdükleri davalardan vazgeçerlerse takas, mahsup ve kesinti hükümlerinden yararlanabilecekler. Daha önce başka yasalara göre yapılmış uzlaşma, vergi barışı gibi uygulamalardan yararlanmış olan belediyeler de önceki uygulamalardan vazgeçerlerse borçlarını takas, mahsup ve kesinti kapsamına aldırabilecekler.
Belediyelerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarından olan alacakları illerde valiler, ilçelerde ise kaymakamların koordinatörlüğünde tespit edilecek. Takas, mahsup ve kesintiye konu edilecek borç ve alacaklarının anaparası, vade başlangıç tarihinden 31 Aralık 2004 tarihine kadar TEFE oranında artırılarak değerlemeye tabi tutulacak. Takas, mahsup ve kesinti kapsamına giren her bir borç ve alacağın TEFE katsayıları ile belirlenen TEFE tutarları, alacaklı kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili kanunlarına göre hesaplanmış gecikme zammı, ceza ve faizi ile karşılaştırılacak ve bunlardan düşük olan “Düşük Olan Değerleme Tutarı” olarak takas, mahsup ve kesinti işleminde esas alınacak.
Söz konusu konusu borç ve alacaklara ilişkin tutarlardan, yapılan tahsilatlar sonucunda anapara tutarı tamamen ödenmiş ancak bunlara ilişkin gecikme zammı, faizi ve diğer unsurları henüz tahsil edilmemiş tutarlar ise TEFE katsayısı ile değerlemeye tabi tutulmadan “Düşük Olan Değerleme Tutarı” olarak takas, mahsup ve kesinti işleminde esas alınacak.
Belediyeler borçlu ve alacaklı oldukları kamu kurum ve kuruluşlarıyla karşılıklı mutabakat sağlayacaklar. Mutabakat, borç ve alacak tablolarının borçlu ve alacaklı kuruluşların yetkililerince birlikte imzalanması yoluyla sağlanacak. Söz konusu kuruluşların bu yöntemle belirlenmiş borç ve alacakları, öncelikle genel bütçeli kamu kurum ve kuruluşlarının borç ve alacaklarıyla takas ve mahsup işlemine tabi tutulduktan sonra kalan bakiye kesinti işleminde esas alınacak.
Takas, mahsup ve kesinti işleminde esas alınacak rakamlar üzerinde mutabakat sağlandıktan sonra alacaklı kamu kurum ve kuruluşlarının, belediyeler ve bağlı kuruluşlarıyla şyirketlerinden yapılan tahsilatlar kesintiye esas alınacak toplam borçtan mahsup edilecek. Kesintiye esas alınacak borcun anapara tutarına, herhangi bir zam ve faiz işletilmez. Kesintiye esas alınan borç, Maliye Bakanlığı ve İller Bankası tarafından genel bütçe vergi gelirlerinden her ay ayrılacak paylardan yüzde 40 oranında kesinti yapılarak tahsil edilecek. Büyükşehir belediyeleri için bu oran, Maliye Bakanlığı ve İller Bankası’nca tahakkuk eden tutarın toplamına uygulanacak.
Bütçe rakamları neyi anlatıyor?
Mayıs ayında bütçenin uzun bir aradan sonra ilk defa aylık olarak fazla verdiği açıklandı. Faiz dışı fazla ise ilk beş ayda 16.8 milyar YTL’ye ulaşmış. Bu tüm yıl için hedeflenen faiz dışı fazlanın yüzde 60.9′u. Bu rakamlar mali piyasalarda önemli bir gelişme olarak algılandı.
İlk beş aydaki bütçe uygulamasına biraz daha dikkatle baktığımızda başka ilginç gelişmeler de dikkati çekiyor. Bu dönemde beş aylık ortalama TÜFE’deki artış yüzde 8.5 olurken faiz dışı harcamalardaki artış yüzde 23.5′e ulaşmış. Mal ve hizmet alımları, yatırım harcamaları, cari transferlerdeki artışlar çok yüksek. Buna karşılık gelirlerdeki yüzde 20′lik artış bunu kısmen dengelemiş ve faiz dışı fazla da geçen yıla göre yüzde 13.4 artmış. Faiz dışı fazladaki sınırlı artışa rağmen toplam bütçe açığı geçen yıla göre yüzde 66.8 gerilemiş. Bunda faiz ödemelerinde yüzde 21.8′lik azalma belirleyici olmuş.
Ek bütçe ihtiyacı
Bütçe performansına bakmak için basit bir yöntem bir yıl önce aynı dönemde elde edilen gelir ve yapılan harcamaların yıl sonundaki bütçe gerçekleşmesine oranlanmasıdır. Cari yılın belli olan dönemindeki büyüklükleri bu oranlara bölerek çok kaba bir yıl sonu tahmini yaparsınız. Tabii buradaki varsayım harcama ve gelirlerin yıla dağılımını değiştirecek politika farklılıklarının olmadığıdır. Bu analiz mevcut harcama ve gelir temposu ile yıl sonunda toplam bütçe açığının hedefin altında kalabileceğini ancak faiz dışı fazla hedefinin tutmayacağını ve ek bütçeye ihtiyaç duyulacağını gösteriyor. Ancak Hükümetin dış açığın ulaştığı seviye ve uluslararası gelişmeler karşısında ek bütçeye gitmek gibi bir yanlışı yapmayacağını düşünüyorum.
Ufukta bir seçim mi var?
Bu durum açıklama gerektiren ilginç sorulara yol açıyor. Hükümet neden cari transferleri, mal ve hizmet alımlarını, yatırım harcamalarını bu yılın başında hızlandırdı? Bu bir harcama etkinliğini artırma politikası mı? Yoksa ufukta bir seçim mi var? Diğer taraftan tatmin edici bir açıklama olmadan IMF’nin bu bütçe performansını içine sindirmesi de güç.
Öte yandan bütçe ile açıklanan, ithalattan alınan KDV rakamları, Mayıs ayında ithalatın 10.1 – 10.3 milyar dolar aralığında gerçekleşebileceğini gösteriyor. Bu geçen yılın aynı ayına göre ithalatta yüzde 25′i aşan bir artış demek. Dış açıkta beklenen gerilemenin Mayıs ayında da görülemeyeceği anlaşılıyor.
Geçtiğimiz hafta yetkililerin yaptığı açıklamalar sermaye hareketlerine seyirci kalmanın bir Hükümet politikası olduğunu ortaya koydu. Bu durumda ilk beş aydaki bütçe uygulaması bu politika ile tutarlı değil. Sermaye hareketlerinin coşkusu, dış açığın kontrolü için çok daha sıkı bir maliye politikasını gerektiriyor. Tabii bu politikaların otaya çıkaracağı işsizlik de hükümetin siyasi karnesine yazılacaktır. Sonuç olarak bütçe rakamları pek de göründüğü gibi değil.
| KONSOLÜDE BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERÜ | |||||
| (Milyar YTL.) | Mayıs 04 | Mayıs 05 | % Artış | (1) | 05 Hedef |
| Harcamalar | 54.0 | 54.9 | 1.6 | 159.4 | 155.6 |
| 1-Faiz Hariç Harcama | 27.9 | 34.4 | 23.5 | 115.3 | 99.2 |
| Personel Giderleri | 12.3 | 13.4 | 9.0 | 31.6 | 31.9 |
| Sosyal Güv.Kur. Devlet Primi | 1.5 | 1.8 | 15.7 | 4.7 | 4.3 |
| Mal ve Hizmet Alımları | 2.1 | 3.1 | 47.6 | 18.5 | 14.4 |
| Cari Transferler | 10.6 | 13.7 | 29.8 | 35.9 | 32.5 |
| Sermaye Giderleri | 0.7 | 1.7 | 127.5 | 18.1 | 10.1 |
| Sermaye Transferleri | 0.0 | 0.2 | 955.9 | 4.6 | 1.1 |
| Borç Verme | 0.6 | 0.5 | -9.9 | 1.9 | 2.8 |
| Yedek Ödenekler | 0.0 | -100.0 | 2.1 | ||
| 2-Faiz Harcamaları | 26.1 | 20.4 | -21.8 | 44.2 | 56.4 |
| Gelirler | 42.6 | 51.1 | 20.0 | 132.0 | 126.5 |
| 1-Genel Bütçe Gelirleri | 41.6 | 50.1 | 20.2 | 130.0 | 124.3 |
| Vergi Gelirleri | 34.0 | 40.6 | 19.5 | 107.7 | 106.6 |
| Vergi Dışı Gelirler | 7.0 | 8.8 | 25.3 | 21.4 | 17.2 |
| Sermaye Gelirleri | 0.1 | 0.1 | 42.5 | 0.2 | 0.3 |
| Alınan Bağış ve Yardımlar | 0.6 | 0.6 | -1.6 | 0.7 | 0.1 |
| 2-Katma Bütçe Öz Geliri | 0.9 | 1.0 | 10.4 | 2.0 | 2.2 |
| Bütçe Dengesi | -11.4 | -3.8 | -66.8 | -27.4 | -29.1 |
| Faiz Dışı Denge | 14.7 | 6.6 | 13.4 | 16.8 | 27.3 |
| TÜFE Artışı (Ocak-Mayıs Ort.) | 8.5 | - | |||
(1) Mayıs ayı kümülatif harcama ve gelirlerinin sene sonu toplamına oranı 2004 yılı ile aynı olursa.
FAİK ÖZTRAK
Saçmalamasak!
Bu hafta Fransa oylaması sonrası evlerde ve sokakta konuşulanlar ve Ankara’da atılan bazı adımların ve Erdoğan – Baykal itişmelerinin nasıl yorumlanması gerektiğine karar veremedik. Üstüne üstlük yeni yanılanan oldukça iyi ekonomi veriler ile, bir yandan havadaki kötümserlik ve diğer yandan eşzamanlı popülistik söylemleri yan yana koyduk, sayılara da baktık ve kafamız iyice karıştı.
Mesela biz Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün görevden alınmasından oldukça rahatsız olduk. Doğru bir tarım reform stratejisi planlayan, popülist olmayan, gerçekçi, demokrat ve çağdaş bir Bakan’ın görevden alınmasını nasıl yorumlamalı idik?
Veya AKP Trabzon Milletvekili Asım Aykan tarafından hazırlanan ve TBMM Başkanlığı’na sunulan, evlenemeyenlere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünce verilmesi teklif edilen ‘evlilik kredisi’ yasa teklifini nasıl yorumlamalı idik? Teklife göre kredi ilk yılı ödemesiz sonra 24 ay ödeme ile 3 yıllık olacak ve faizi devlet memurlarına yapılacak maaş zamları kadar olacaktı. Boşanma olursa da geri ödeme hızla bir yıl içinde olacaktı! Popülizm baş kaldırdı mı demeli idik? Yirmi yıl geriye gideriz mi demeliydik?
Bizim tabirimizle, yanık kokusu veren, bu tür kötü şeylerin yanında ise müthiş gelişmeler vardı. Mayıs ayında konsolide bütçeye bakıldığı zaman giderler 13.9 milyar YTL ve gelirler 12.2 milyar YTL olarak gerçekleşmişti ve bütçe bir ay içinde olsa, 1.7 milyar YTL fazla vermişti. Tekrar edelim, faiz dahil olarak da bütçe fazla vermekte idi.
Tabii esas önemli olan ve analiz edilmesi gereken Ocak – Mayıs toplam sayıları ama orada da mutlu haberler var. Akıl mantık sahibi insanlar yılın bütünü için olan toplam bütçe açığı tahminlerinin Ocak – Mayıs sayılarına bakarak aşağıya doğru düşürmek yönüne giderler. Nedenlerini de aşağıda aktaracağız.
Mayıs ayında fazla verilmesinde TMSF ve Özelleştirme İdaresi’nden Hazine’ye geri ödeme yapılması rol oynamış. Yani vergi dışı gelirler artmış. Ama bu dönemde vergi gelirleri de yüzde 9 artış sergilemiş.
Toplam olarak bakılırsa, Ocak-Mayıs arasında harcamalar yıl sonu hedefinin yüzde 35′i düzeyinde kalırken, toplam gelirler hedefin yüzde 40 kadarını aştığından bütçe dengesi hedefin sadece yüzde 13 kadarı bir düzeyde kalmış. Faiz dışı fazla ise hedefin yüzde 61′i düzeyinde gerçekleşmiş.
Aşağıdaki tabloda bütçenin detayları var. Kötümser olmak için hiçbir neden yok, ama cıvatmak ve popülizme sapmak için de bir neden yok! Gündem belli: Erken seçim olmayacak, Kıbrıs konusunda sorulanları ortadan kaldıran uzlaşma yapılacak ve popülizme katiyen geri dönülmeyecek. İki yıl daha dayanırsak biz de normal bir ülke olacağız!
DENİZ GÖKÇE
Bütçe iyi yolda da Kemal abinin işi zor
Güne güzel bir haberle başlamak, yazdığımız yazıyı da etkiliyor doğal olarak. Aldığım haber sadece benim için değil, Türkiye için çok güzel bir haber. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, mayıs ayında bütçenin fazla verdiğini açıklayınca, inanın Milli Takım’ın Kazakistan’ı 6-0 yenmesinden fazla sevindim.
Bu köşeyi sürekli izleyenler bilir, yüksek reel faiz ve sıcak paraya kafayı takmış durumdayım. Yüksek reel faiz, sıcak para akımı sonucunda Türk Lirası aşırı değerleniyor. İthalat artıyor, ihracatçının ve sanayicinin rekabet gücü zayıflıyor. Doğal olarak da istihdam ve halkın refahı sıkıntıya giriyor. Ödediğimiz vergiler, yerli ve yabancı sıcak para sahiplerine faiz olarak gidiyor, gelir dağılımında bozulma meydana geliyor.
Yüksek reel faiz ödeyip sıcak paraya mahkum olmamızın temel nedeni de, devlet bütçesinin açık verip borçlanma ihtiyacının artması. Sorunun çözümü, bütçe açıklarını azaltmaktan ve bir süre sonra denk bütçe politikası uygulamaktan geçiyor. Bu kısa vadede kolay kolay olmayacak bir iş ama, olumlu sinyaller geliyor.
Yılın ilk beş ayında bütçe açığımız, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66 gerilemiş. Mayıs ayında ise bütçemiz açık değil, aksine 1 milyar 681 milyon YTL fazla vermiş. Mayıs sonu itibariyle sağlanan faiz dışı fazla, 16.6 milyar dolar. Bu rakamlar iyiye doğru umut verici gelişmeler. Tamam bu iş oldu demeyip rehavete kapılmamak gerekiyor. Çünkü daha atılacak çok adım var ve ilk adımlar çok iyi atıldı.
Şu andan itibaren birçok bakan ve AKP milletvekili, parayı kıstığı için Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a açıktan ya da gizliden gizliye sinirlenip aleyhinde kulis yapmaya başlamıştır diye tahmin ediyorum. O nedenle aşağıda yazacaklarım, Maliye’nin başarısını gölgelemek olarak değil, para harcamaya bayılan bakanlıklar ve kamu kurumlarına ‘durun daha acele etmeyin’ anlamındadır.
Genel olarak Mayıs, Ağustos ve Kasım ayları, maliye için en bereketli aylardır. Çünkü her ay kesilen muhtasar, KDV ve ÖTV gibi vergilerin dışında bu aylarda Kurumlar Vergisi ile Gelir Vergisi’nin üçer aylık peşin tahsilatları yapılır. Önümüzdeki ay bütçenin yine açık vermesi kuvvetle muhtemeldir.
Bütçe harcamalarına baktığımızda, faiz, personel ve cari harcamaları görüyoruz. Yatırımlar ve hizmet için gereken harcamayı henüz yapamıyoruz. Önce bütçe açıklarımızı kapatacağız. Ardından özellikle kayıt dışını kontrol ederek vergi gelirlerimizi daha da artıracağız ve birçok konuda hizmet bekleyen vatandaşa, eğitim, adalet, asayiş, yol, altyapı, sağlık vs gibi yeni harcamalara kaynak ayıracağız.
O nedenle gelişmeler güzel ama, daha Maliye’nin yapacağı çok iş var. Kimse kalkıp ‘madem bütçe fazla vermeye başladı. Bize ödenek ayır’ diye Kemal abinin kapısına gidip heveslenmesin. Eli boş dönünce de, kapalı kapılar ardında başbakana ya da biz gazetecilere şikayet etmesin.
MERİÇ KÖYATASI