Bütçe Makaleleri

Kamu Bütçesi Ç.Ü.İİBF Maliye

Borç dinamiklerinde durum yavaş düzeliyor

Konsolide borç stoku dün yine açıklandı. Rakamlar pek iç açıcı değil. Sıcak paranın oluk oluk girdiği ve nominal faizlerin hızla düştüğü bir ortamda ne yazık ki borçlar düşemiyor. Üstelik çok ciddi bir mali disipline rağmen. Yani bir yandan reel faizler düşüyor, diğer yandan hedeflenen faiz dışı fazlanın ilk iki ayda yüzde 25′i elde ediliyor, ama istenen sonuçlar ortaya çıkmıyor.

Aşağıdaki ilk tabloda net kamu borcunun bulunduğu düzey gösteriliyor. Önceki yılın sonunda 282.9 milyar YTL olan kamu borcu 320.5 milyar YTL olmuş. Geçen süre ise 14 ay. Burada artış oranının yüzde 13 olduğu gözleniyor. Yani enflasyondan biraz fazla. Demek ki, az da olsa reel bir artış var. Hem de onca mali disipline rağmen.

h1.gif

Dolar bazında borcun artış oranına bakarsak, kurdaki reel değerlenme nedeniyle borcun elbette daha hızlı arttığı gözleniyor. Bu kısa sürede dolar bazında neredeyse kamu borcu yüzde 20 kadar artmış. Ancak bu doğru bir bakış açısı değil. Çünkü sıcak paranın çıkmasıyla kur yeniden bir düzeltme yaparsa bu borç küçülecek. Doğru bakış ise, borcun ödeneceği kaynağın para cinsinden ölçülmesi. Malum, bütçe TL bazında yapılır. Ve tasarruflar, yani faiz dışı fazla da o cinsten elde edilir.
Aşağıdaki grafikte toplam kamu borcunun milli gelire oranı görülüyor. Dikkat edilirse, 2000 kriziyle birlikte şeffaflaşan kamu bankalarının görev zararlarıyla kamu borcu birdenbire artmış. Daha sonra ise yavaş yavaş kamu borcu milli gelire oranla küçülmüş. Ancak yanlış anlaşılmasın; aslında hızla azalan borç değil, milli gelir arttığı için borç oranı azalıyor görünüyor.

h2.gif

Bununla beraber, şunu belirtmekte yarar var: 2001 yılında ortaya çıkan kamu borcunun yanı sıra bir de devletin sırtına batık bankaların yükü eklendi. Hatta bu batıkların tahsil edilemeyeceği düşüncesiyle borcun bir kısmının tahsilinden cayıldı. Sonunda da; borç dinamiğinin düzelmesi için aşırı mali disiplin kaçınılmaz oldu. Kısacası, eğitimden, sağlıktan, yani dişten tırnaktan keserek borcu ödemeye devam ediyoruz.

HURŞİT GÜNEŞ

Mart 24, 2005 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2005, MİLLİYET-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

Bütçeye nazar değmesin!

Son açıklanan verilere göre bu yıl konsolide bütçe sonuçları planlanandan çok daha iyi olma yolunda hızla ilerlemekte. Geçtiğimiz günlerde ilan edilen bütçe rakamlarında derhal göze çarpan bazı olguları aşağıda özetle vermekteyiz. Ama Yapı Kredi Bankası Ekonomik Araştırma Birimi tarafından yapılan tahminlere göre şu anda eldeki sayılara dayanılarak yıl sonunda bütçe açığının GSYİH oranı olarak planlanandan az, yani yüzde 5.1 ve faiz dışı fazlanın da planlanandan fazla, yani gene GSYİH oranı olarak yüzde 5.2 olarak, ümit verici şekilde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu beklentilerin arkasındaki detaylar aşağıda.

Aşağıdaki özet bütçe tablosundan gözükeceği gibi faiz dışı fazla rakamı ilk iki ayda yıllık hedefin yüzde 25 kadarına ulaşmış bulunuyor.

Diğer taraftan faiz harcamalarında tahminlerin ötesinde gerçekleşen düşüş ile bütçe 2004 yılının ilk iki ayındaki 6.5 milyar YTL açığın 2005′in ilk iki ayında çok altında kalarak 1.3 milyar YTL olarak gerçekleşmiş bulunuyor.

Bu iki rakam 2005 bütçe hedeflerine yukarıda belirtildiği gibi bir dış risk faktörü araya girmediği takdirde çok kolay ulaşılacağını açık seçik göstermekte!

Toplam bütçe gelirleri 2005 yılının ilk iki ayında yüzde reel yüzde 22.7 artış sergilerken, salt vergi gelirleri göz önüne alındığında 2005 yılının ilk iki ayında reel yüzde 15.1 artış görülmekte.

Harcama tarafına bakıldığında ise 2005′in ilk iki ayında faiz dışı harcamalarda sosyal güvenlik sistemine transferler nedeni ile reel yüzde 4.6 artış olurken, faiz harcamalarında aynı dönemde reel eksi yüzde 26.7 değişme, yani düşüş gerçekleşmiş bulunuyor.

Sokaktaki insanların değişime inanmayan, geçmişe endeksli kötümser beklentilerine rağmen sıkı maliye politikasına devam edilmekte ve bütçede popülizm izleri görülmüyor! Bu da ekonomideki iyileşmenin süreceğini ve yayılacağını sinyalliyor. Tabii ki, bu tahminler, bizim dışımızda gelişebilecek, mesela Irak veya İran ile ilgili dış faktörlerin bölgesel ve global dengeleri ters etkilememesi varsayımına dayanıyor!

2005 Ocak-Şubat Bütçe Sonuçları

Milyon YTL

Ocak – Şubat 2004

Ocak – Şubat 2005

Reel Değişme (%)

2005 Hedefi

Ocak-Şubat 2004
Hedef
yüzdesi

Ocak-Şubat
2005
Hedef
yüzdesi

Gelirler

14.440

19.067

22.7

126.490

12.8

15.1

Giderler

20.575

20.363

-10.6

155.628

14.7

13.1

Faiz dışı giderler

10.618

12.292

4.6

99.188

12.7

12.4

Faiz dışı fazla

3.422

6.775

78.9

27.302

13.1

24.8

Bütçe açığı

-6.535

-1.296

-82.1

-29.138

21.6

4.4

DENİZ GÖKÇE

Mart 17, 2005 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2005, AKŞAM-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

Köy hizmetleri kapatıldı

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bugünden itibaren kapatıldı. Köy Hizmetleri’nin 2005 bütçe ödenekleri Tarım Bakanlığı ile Bayındırlık Bakanlığı bütçelerine devredilecek.

Bakanlar Kurulu’nun Kaldırılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün devir işlemlerine ilişkin esasları belirleyen kararı Resmi Gazete’de bugün yayımlandı. Köy Hizmetlerinin, 13 Ocak 2005’te yürürlüge giren bir yasayla bugün itibariyle kapatılması öngörülmüştü.

Devir işlemleri, görevi sona eren personel de dahil olmak üzere Köy Hizmetlerinin mevcut personeli tarafından yürütülecek. Devir işlemi için biri başkan olmak üzere en çok beşer kişilik komisyonlar oluşturulacak.Devir alacak kurumlarda da aynı şekilde komisyonlar kurulacak. Komisyonlar, tespit çalışmasını en geç 3 ay içerisinde tamamlayacak.

BÜTÇE ÖDENEKLERİ

Kapatılan Köy Hizmetlerinin 2005 mali yılı bütçesinde yer alan ödeneklerinden bugüne kadar harcanmayan tutarlar, Maliye Bakanlığı tarafından, il özel idarelerine ve büyükşehir belediyelerine devredilen personel ve hizmetlerin karşılığı ödenekler ile Tarım Bakanlığına devredilen personel ve hizmetlerin karşılığı ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesine, Bayındırlık Bakanlığına devredilen personel ve hizmetlerin karşılığı ödenekler Bayındırlık Bakanlığı bütçesine aktarılacak.

Mart 16, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

Bütçe ve kamuoyunun bilgiyi kullanması

Geçtiğimiz hafta yayımlanan şubat ayına ait konsolide bütçe verileri bu yılın ilk iki ayında hem bütçe açığında hem de faiz dışı dengede geçtiğimiz yılın ilk iki ayına göre dikkat çekici bir iyileşme olduğunu gösteriyor.

Bütçe açığındaki 5.2 milyar YTL tutarındaki gerilemenin 1.9 milyar YTL’si faiz giderlerindeki düşmeden 3.3 milyar YTL’si ise faiz dışı fazladaki iyileşmeden kaynaklanmış. Aynı dönemde faiz dışı harcamalarda kaydedilen 1.7 milyar YTL tutarındaki artışa karşılık gelirlerdeki 5.0 milyar YTL tutarındaki artış faiz dışı fazladaki iyileşmeye yol açmış. Gelirlerdeki artışın 3.3 milyar YTL’si ise vergi gelirlerinden kaynaklanmış.

Yılın ilk ayında vergi gelirlerinin dağılımına baktığımızda ise yurt içinde üretilen mal ve hizmetlerden alınan vergilerin payında, KDV’deki düşüşe rağmen özel tüketim vergilerindeki hızlı yükselişe bağlı, önemli bir artış dikkati çekiyor. Buna karşılık uluslararası ticaret ve muamelelerden alınan vergilerin payında önemli bir gerileme var. Gelir ve diğer kazançlardan alınan doğrudan vergilerin payında da az da olsa bir gerileme söz konusu.

İthalattan alınan vergilerin payındaki gerileme ithalattaki gerilemeden değil kurdaki gerilemeden kaynaklanıyor. Nitekim ithalattan alınan KDV gelirlerindeki gelişme ithalatın Şubat ayında geçtiğimiz yıla göre yüzde 30 civarında bir artış kaydedebileceğini gösteriyor.

Özel tüketim vergilerindeki artışa dayanan bir vergilendirme yapısının ve genel olarak vergilendirme biçiminin ülkenin rekabet gücü üzerindeki etkilerini tartışmak gerekiyor.
Faiz dışı harcamalardaki yüzde 15.8 artış aynı dönemdeki TÜFE artışının üzerinde gerçekleşmiş. Faiz dışı harcamaların fonksiyonel dağılımına ilişkin bir yıl öncesi ile karşılaştırmaları geçen yıl yapamıyorduk. Bu yıl artık yapabiliyoruz. Buradan bu yılın ilk iki ayında sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetlerinin harcamalar içindeki payında önemli bir sıçrama olduğunu görüyoruz.

Bu artış önemli ölçüde sınıflandırmaya girmeyen sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetleri alt kaleminden kaynaklanmış. Bu durum sosyal güvenlik sisteminde önlem almanın önemini göstermekte. Çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfus içindeki payının artma eğiliminde olduğu bir ekonomide sosyal güvenlik sistemine bütçeden yapılan transferlerdeki artış yapısal bir sorun olduğunu göstermekte. Bu durum kayıt dışı istihdamın önlenmesinin önemini de göstermekte.

Bütçe performansına sadece açık veya faiz dışı denge perspektifinden bakmak yeterli olmuyor.

Hem bu performansın sürdürülebilirliğini değerlendirmek hem de bütçenin kendi yaşamımıza etkilerini görmek ve demokratik denetim hakkımızı kullanmak için ayrıntılara girmek gerekiyor. Bu bilgiler açıklanıyor ama önemli olan kamuoyunun bunları kullanması. 

Şubat ayı kümülatif konsolide bütçe gerçekleşmeleri (000 YTL)
 

2004 2005 % Artış
Harcamalar 20.574.912 20.362.980 -1.0
Faiz Hariç Harcama 10.617.949 12.291.885 15.8
Faiz Harcamaları 9.956.963 8.071.095 -18.9
Gelirler 14.039.632 19.066.660 35,8
Vergi Gelirleri 11.893.118 15.144.594 27.3
Bütçe Dengesi -6.535.280 -1.296.320 -80.2
Faiz Dışı Denge 3.421.683 6.774.775 98.0

 

Şubat ayı kümülatif faiz hariç harcamalar (% Dağılımı)
 

2004 2005
Faiz Hariç Harcamalar 100.0 100.0
Genel Kamu Hizmetleri 9.4 8.3
Savunma Hizmetleri 7.6 7.4
Kamu Düzeni ve Güvenliği Hizmetleri 10.0 9.9
Ekonomik İşler ve Hizmetler 15.4 14.1
Çevre Koruma Hizmetleri 0.1 0.1
İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri 0.0 0.1
Sağlık Hizmetleri 6.1 6.3
Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri 2.5 2.4
Eğitim Hizmetleri 21.0 20.0
Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hiz. 27.8 31.3

 

Şubat ayı kümülatif vergi gelirlerinin dağılım (%)
 

2004 2005
Vergi Gelirleri 100,0 100,0
Gelir, Kar ve Sermaye Kazanç. Üz. Al. Ver. 32.9 32.2
Mülkiyet Üzerinden Alınan Vergiler 2.1 2.1
Dahilde Alınan Mal ve Hizmet Vergileri 44.9 46.1
Uluslararası Ticaret ve Muame. Al. Ver. 16.6 15.2
Diğer Vergiler 1.3 1.9
İdari Harçlar ve Üc. Sanayi Dışı Arizi S. 2.3 2.5

FAİK ÖZTRAK

Mart 14, 2005 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2005, MİLLİYET-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

625 bin şirket, asgari ücret vergisi öderse, SEKA işçisi çöp toplarsa ne olur?

Türkiye Serbest Muhasebeciler, Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) 2004 yılı bütçe ve vergi performansı sonuçlarını değerlendirirken, tablo her yılki sonucun değişmediğini, yine vergiyi ‘ücretlilerin’ ödediğini gösteriyor. TÜRMOB’un Bilanço’sunda yer alan saptamalar kaçakçılığın, sahteciliğin, kayıtdışılığın da itirafı, tescili, belgesi niteliğinde.

Gelir Vergisi’ne bakıldığında basit usule tabi 814 bin 532 mükellef 2004′te mükellef başına yıllık 78 milyon, beyana dayalı 1 milyon 774 bin 568 mükellef (doktor, avukat, kuyumcu, lokantacı vb.) mükellef başına yıllık 649 milyon, asgari ücretli ise 663 milyon lira vergi ödedi.

Benzer tablo şirketler, yani Kurumlar Vergisi mükellefleri için de geçerli. Türkiye’deki 632 bin 93 Kurumlar Vergisi mükellefi 2004′te, 9 katrilyon 619 trilyon lira vergi ödedi. Mükellef başına düşen Kurumlar Vergisi tutarı 15 milyar 218 milyon lira. Ancak Kurumlar Vergisi’nin yüzde 90′ını 5 bin şirket, yüzde 10′unu ise geriye kalan 625 bin şirket-mükellef ödüyor. Bu durumda da 625 bin şirketin, şirket başına düşen yıllık vergi tutarı bir asgari ücretli çalışanın yıllık vergisi kadar!

Tablo bu olunca, vergi komedisi bu hale dönüşünce devlet dolaylı vergilere, akaryakıta, sigara, içkiye, telefona yükleniyor. KDV, ÖTV, Eğitime Katkı, ek vergi derken içki-sigarayı aldığınız anda, benzini depoya doldurduğunuz anda, telefonda her ‘alo’ deyişte vergiyi peşin ödüyorsunuz. 101 katrilyon liralık 2004 vergi geliri toplamının yüzde 70′i dolaylı vergi.

* * *

O zaman ne oluyor, içkide, sigarada, akaryakıtta kaçak yayılıyor. Fiş, fatura istemek, almak yerine yüzde 18-22 KDV’yi ödememek, ÖTV’yi ödememek yoluyla milletçe ‘toplu vergi kaçakçılığı’ yapılıyor.

Gelir İdaresi yasa tasarısının altı kez değişen taslağını vergi çalışanları, kontrolörler, denetçiler, Maliye bürokrasininin ‘dar ve üst’ bir bölümü dışında kalan çoğunluğu, ancak TBMM’ye gelince öğreniyor. Vergi dairelerinde iş bırakma eylemi başlıyor. Zaten doğru düzgün vergi denetimi, kaçak denetimi yokken, yetersizken şimdi vergi daireleri ’stop’!

Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme-Denetleme Kurumu (TAPDK) Başkanı Niyazi Adalı, üst kurulun ‘25 kişilik kadroyla görev yaptığını, bunun 7-8 kişisinin denetim işine baktığını, taşra teşkilatının olmadığını, Anayasa Mahkemesi kurum yasasını iptal ettiği için de yasal boşluk bulunduğunu’ söylüyor. Sektörü ‘kayıt altına’ almaya çalıştıklarını, sadece TEKEL ve iki – üç bira, şarap fabrikasının olduğu sektörde ’serbestleşme’ ile onlarca üretici, 100′ün üzerinde ithalatçının ortaya çıktığını, daha önce TÜRKŞEKER’in üretim ve denetiminde olan etil-metil alkolün de artık 7-8 üretici, 10′un üzerinde ithalatçı eliyle piyasaya girdiğini, alkol üretim ve ithalatının denetimini yapmaya, tüm işlere ‘25 kişiyle yetişilmeye’ çalışıldığını aktarıyor! Maliye, İçişleri Bakanlıkları’na, Gümrük Müsteşarlığı’na TAPDK’nin ilettiği çoğu uyarı, sorun, önerinin de ’sonuçsuz’ kaldığı belirtiliyor. Adalı ‘Sahtecilik dünyada sorun, kaldı ki kaçakçılığın men ve takibine dair kanunun görev verdiği birimler var. İşin polisiye boyutu bizim görevimiz değil, biz piyasayı düzenleme, kayıt altına alma, standartları belirleme, lisanslama yapıyoruz’ diyor. Kurumlar arasında diyalog, birbirini dinleme, işbirliği, ortak akıl arama ‘gereksiz’ görülünce bu tablolar ortaya çıkıyor.

* * *

SEKA’ya ‘zararda, eski’ diye yıllardır ‘kapatmak’ dışında çözüm üretmeyenler, 51 gündür direnişteki işçilerle, masaya oturmayı reddedenler, şimdi tesisi, 720 işçiyi, binlerce dönüm araziyi Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne devrediyor. AKP’li belediyenin artık bir kağıt fabrikası, 720 yeni işçisi car. Madem istenince çözüm bulunuyor, o zaman ne diye iki aydır ülke, yüzlerce işçi, koca bir şehir gerilip, ıstırap çekti? Tesis üretecek mi, çalışacak mı meçhul. Kağıt işçisi artık belediye işçisi. Umarım, belediye, sendika, çalışanlar aralarına profesyonelleri de alıp, SEKA’da ‘beyaz sayfa’ açar, 5-6 milyon dolarlık kaynağı bulup, yatırım yapar, SEKA da, Kardemir, İsdemir gibi ayağa kalkar. Tersi olacaksa, fabrika kapanıp, arazi satılıp, fabrika işçisi, çöp toplayıp, park-bahçe sulayacaksa (lütfen, belediye işçisini küçümseme anlamında değil, bu yazdıklarım) belediye işçi maaşlarını ödeyemeyip, Maliye’den, Hazine’den, İller Bankası’ndan borç alacaksa yazık.

ZÜLFİKAR DOĞAN

Mart 11, 2005 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2005, AKŞAM-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

Krizin nedenlerini unutmamak lazım

Enflasyon, beklenenden hızlı düşüyor. Merkez Bankası iki gün önce faizleri bir puan düşürdü.Bu faiz düşüşü yetmedi, Merkez Bankası önceki gün 2 milyar dolara yakın alım yaptı, ancak bankaların dolar satışı durmadı. YTL, dolar karşısında değer kazanıyor.

Yıllardır itibarsız bir para birimine sahip olan bizler bu durumdan yakınırken, şimdi de, değerli YTL’den niye yakınıyoruz? Ekonomi oynak bir dengeler bütünüdür de ondan. Aşırı değerli YTL, Türk ekonomisinin dış pazarlara karşı rekabet gücünü önlüyor. Her ne kadar faizler düşse bile halen dünyadaki fonları sıcak para olarak Türkiye’ye çekme bakımından cazip bir noktada.

Büyüme, enflasyon gibi rakamlara bakarak Türk ekonomisinin dört yıl öncesi kriz dönemine göre iyi olduğunu söylemek mümkün. Ama kırılganlık sürüyor. Bir hastalığın nekahat devresi gibi düşünmek lazım.

Kısa vadeli para politikaları uygulamalarıyla, Türkiye krizi aşıyor. Ama, büyüme ve enflasyon rakamlarına bakarak, arka arkaya girdiğimiz krizlerin temel nedenlerini unutmamak ve ona göre politikalar üretmek zorundayız.

Türkiye’de yaşadığımız krizlerin temel nedeni, hep kamu açıklarından kaynaklandı. Kamu açıklarını finanse etmek uğruna, yüksek reel faiz ve sıcak para kıskacına yakalandık. Yüksek reel faiz, reel sektörü ve üretimi caydırıcı hale getirdi. Şişen bütçe açıklarını borçlanarak finanse ettik. Bir sonraki dönemde de bütçeyi borç ödeme bütçesi haline getirdik ve kısır döngüye girdik. Halen bu kısır döngü sürüyor. Maliye politikalarını hep göz ardı ettik. Kayıtdışılığı da görmezden geldik.

Şimdi uygulanan maliye politikalarına bakıyoruz. Eskiye göre başarılı. Bütçe açığı azalıyor, ama hala var. Bütçe açıkları vergi gelirlerinin artmasından ziyade kamu harcamalarını kısmaktan kaynaklanıyor. Bütçe açığını yanı sıra dış açık da var. Ama bütün bunlara rağmen YTL değer kazanıyorsa, bir yerlerde sıkıntı birikiyor demektir.

Harcamaları kısarak bütçe açıklarını kapatmamız imkansız. Aksine, kamu harcamalarını artırmak zorundayız. Eğitimin, adaletin, asayişin, sağlığın durumu ortada. Bu alanlara çok daha fazla para harcamak zorundayız. Enerji, demiryolu gibi altyapı yatırımlarına kaynak bulmalıyız. Bu durumda Türkiye’nin çok ciddi bir mali reform hamlesine ihtiyaç var.

Özelleştirmenin yanı sıra, herkesi kayda alan, vergi oranlarını düşüren, üretimi ve istihdamı özendiren, bütçe açıklarını ortadan kaldıran ekonominin dış rekabet gücünü artıran mali ve parasal politikalara ihtiyaç var. Enflasyon ve faizlerin beklenenden hızlı düşmesi, bu adımların atılması için büyük bir fırsat.

Vergi denetimindeki çok başlılığı ortadan kaldırıcı hiçbir özelliği olmayan, sadece Gelirler Genel Müdürlüğü’nün adını Gelir İdaresi Başkanlığı olarak değiştiren yasayı mali bir reform olarak sunarsanız, hiçbir şey değişmez.

Maliye politikaları, Maliye bürokratlarına bırakılmayacak kadar önemlidir.

MERİÇ KÖYATASI

Mart 11, 2005 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2005, AKŞAM-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

Bütçe 2 ayda 1.3 milyar YTL açık verdi

Konsolide bütçe, yılın ilk 2 ayında 1 milyar 296 milyon Yeni Türk Lirası (YTL) açık verirken, bütçede faiz dışı fazla 6 milyar 775 milyon YTL olarak gerçekleşti.

Maliye Bakanlığı, Şubat ayı bütçe sonuçlarını açıkladı. Buna göre, geçtiğimiz ay bütçeden 9 milyar 176 milyon YTL harcama yapılırken, bütçe gelirleri 8 milyar 886 milyon YTL oldu.İlk 2 ayda ise bütçe harcamaları 20 milyar 363 milyon YTL’ye, bütçe gelirleri de 19 milyar 67 milyon YTL’ye ulaştı.

Şubat sonu itibarıyla toplam bütçe harcamalarının 5 milyar 597 milyon YTL’lik bölümü personele giderken, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödeme tutarı 755 milyon YTL, mal ve hizmet alım gideri 600 milyon YTL, cari transferler 4 milyar 987 milyon YTL, sermaye transferleri 52 milyon YTL, sermaye giderleri 27 milyon YTL, borç verme de 273 YTL olarak tespit edildi.

SOSYAL GÜVENLİĞE 3.8 MİLYAR YTL AKTARILDI

Ocak-Şubat döneminde bütçeden yapılan sağlık harcamalarının tutarı 232 milyon YTL olarak belirlendi, sosyal güvenlik kurumlarına yapılan devlet yardımı da 3 milyar 807 milyon YTL’ye yükseldi.

Yılın ilk 2 ayında 6 milyar 411 milyon YTL iç borç, 1 milyar 647 milyon YTL de dış borç faizi ödendi.

15.1 MİLYAR YTL VERGİ TOPLANDI

İlk 2 aydaki bütçe gelirleri de 19 milyar 67 milyon YTL olurken, bunun 15 milyar 144 milyon YTL’lik bölümü vergilerden geldi.

Maliye Bakanlığı açıklamasına göre, 2004 yılının Ocak-Şubat döneminde 6 milyar 535 milyon YTL olan bütçe açığında bu dönem yüzde 80.2′lik bir düşüş kaydedildi ve 2 aylık açık 1 milyar 296 milyon YTL’ye geriledi. Söz konusu rakamın, 2005 yılı için tahmin edilen 29.1 milyar YTL’lik açığın, yüzde 4.5′unu oluşturduğuna da dikkat çekildi.

Faiz dışı fazla tutarı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 97 oranında artış göstererek, 6 milyar 775 milyon YTL olarak tespit edildi.

BAKANLIKTAN DEĞERLENDİRME

Bütçe uygulama sonuçlarının mali disiplinin güçlendirilmesi yönünde çok önemli bir mesafe alındığını ortaya koyduğu belirtilen açıklamada, daha sonra bütçeye ilişkin şu değerlendirmeler yapıldı:

“Bütçe gelirleri de, hedeflere uygun gerçekleşmiştir. Şubat ayına ilişkin olarak, Mart ayına sarkan tahsilat da dikkate alındığında vergi gelirleri performansı daha da iyileşmektedir.”

Mart 10, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

Ekonomide riskler

Milliyet Business’ın ‘Şubat krizi’nin dördüncü yılı nedeniyle gerçekleştirdiği toplantı notları, AKP hükümetinin IMF ile 3 yıllık ’stand-by’ imzalamakta gösterdiği tereddüdün ötesinde, cari açık, borç stoku ve reel faizlerin yüksekliği nedeniyle uzmanların ekonominin geleceğine ilişkin ciddi kaygıları olduğunu gösteriyor.

Toplantının geniş özeti pazar günü yayımlandı. Milliyet’in Ekonomi Servisi Müdürü, Kemal Derviş’in de katılımıyla adeta bir ‘gölge kabine’ oluşturmuş, Ege Cansen, Baran Tuncer, Faik Öztrak, Güngör Uras ve Osman Ulagay ile Türkiye ekonomisinin geleceğini masaya yatırmış.

AB müzakere sürecindeki yavaşlama gibi, üç yıldır uygulanan ekonomik programa IMF ile devam konusunda da bir isteksizlik gözleniyor.

Türkiye riskler ve fırsatlar ülkesi. Ekonomisi 1970′lerden bu yana defalarca duvara vurmasına, son olarak 2001 Şubat krizi yaşanmasına karşın, hiç kimse ‘Tamam artık, bundan böyle sorun yaşamayız’ diyemiyor.

IMF programı uyarınca 3 yıldır kemer sıkılıyor, bütçe faiz dışı fazla versin diye (Yüzde 6.5) yatırım yapılmıyor, işsizlik çığ gibi büyüyor. Eğitim ve sağlıktan ödün veriliyor.
Buna rağmen borç stoku azalmıyor. 15.6 milyar dolarlık cari açık, TL’nin aşırı değerlenmesi ve yüksek reel faiz sonucu ülkeye giren sıcak paranın ani çıkışının tetikleyeceği bir kriz ekonomi uzmanlarını ürkütüyor.

Ege Cansen uyarıyor: “Uluslararası finansmanın en kolay olduğu zamanda hâlâ cari açık verip yüksek faizle kamu borçlarını büyütüyoruz.” Borç stokunun GSMH’ye oranı, Şubat 2001 krizinde yüzde 80′i aşmış durumdayken yüzde 67′lere geriledi ama IMF’nin iyileşme çıtası, yüzde 40′lar.

Faik Öztrak, şu tespiti yapıyor:”Eğer borç yüzde 40′ın üzerine çıkarsa uluslararası sermaye hareketlerindeki değişimler karşısında ekonomiler daha kırılgan hale gelir. Türkiye çok mesafe kat etti ama eğer ekonomiyi yönetenler, bu iyileşmenin kendi politikalarının sonucu olduğu düşüncesinde iseler ciddi bir risk de oluşuyor demektir. Gördüğüm en büyük risk, sermaye hareketlerinin yavaşlamaya başlamasıyla sıkıntılar olabilir.”

Osman Ulagay da ‘yükselen pazar’ ekonomilerine sermaye akışında bir durma ya da tersine dönüş olduğunda, Türkiye’nin ‘ilk darbeyi yiyen’ ülkelerden biri olabileceği uyarısında bulunuyor.

Baran Tuncer’e göre programı yürütmek giderek zorlaşıyor. Kemal Derviş ise yüzde 7 büyüme olmaksızın Türkiye’nin AB üyeliğinin zora gireceğini söylüyor.

Cari açık, yüksek faiz, borç stokuna çare nasıl bulunacak?
Güngör Uras, IMF ile oturup ‘iç borç yapılandırması’ üzerinde alternatif çözüm üretmeyi tartışmaya açıyor.

Keşke hükümet de sorunları erken teşhis edebilse. Gevşemese!

DERYA SAZAK

Mart 1, 2005 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2005, MİLLİYET-2005-MART | | Henüz Yorum Yok

Mali disiplin yasaları delik deşik

SON ekonomik krizden sonra, mali disiplini kalıcı kılabilmek için bazı yasalar çıkarılmıştı.

Bu yasaların amacı, politikacıların akıllarına gelen harcamaları yapmasını engellemek, bütün kamu hesaplarının bütçe içinde görünmesini sağlamak ve mali disiplini bozma girişimlerine karşı ‘harcama artırdığın kadar tasarruf yap’ ilkesini hayata geçirmekti.

Enflasyon şu anda yüzde 10’ların altına düştüyse, bu mali disiplin yasalarının payı çok büyüktür. Bunun da ötesinde, bu yasalarla borçlanmanın önceden öngörülebilir, dolayısıyla sürdürülebilir olması sağlanmaya çalışılmış, piyasaların siyasi kararlar sonucu faiz riski yaşamalarının önü kesilmeye çalışılmıştı. Hep söylenen ‘dış şoklara karşı ekonominin sağlam kılınması’ da, ancak içeride sağlanan bu mali disiplin sayesinde söylenebilir olmuştu.

Ancak TBMM’deki torba yasa ile mali disiplin sağlayıcı bu yasalar delik deşik ediliyor.

Mali disiplin sağlayıcı bu yasalar; Borçlanma Yasası, Kamu Mali Kontrol Yasası, İhale Yasası ve Merkez Bankası Yasası idi….

AKP Hükümeti gelir gelmez ihale yasasını delme çalışmalarını başlattı. Çünkü, ancak önceden planlanmış ödeneği bütçeye konmuş işler için ihaleye çıkılması politikacıların işine gelmedi. Hala Hükümetin bu yöndeki istekleri devam ediyor. En son enerjide patlayan, örneklerini daha sonra sık sık duyacağımızı tahmin ettiğimiz ihale yolsuzlukları yeniden başlamasına rağmen, Hükümetin, aynen daha önceki her hükümet gibi, rahatlıkla harcama yapıp, rahatlıkla kamu işlerini birilerine verme eğiliminin devam ettiğini söyleyebiliriz

Kamu Mali Kontrol Yasası ise, bütçe disiplini sağlayan, ödeneksiz harcamayı önleyen, uzun vadeli bütçeler yapılmasını öngören bir yasa idi. AKP Hükümeti, bu yıl başında bütçe yasasıyla birlikte kamu mali kontrol yasasının uygulanmasını da birkaç yıl erteledi. Böylece istediği gibi harcama kalemleri getirme imkanını kazanmış oldu.

TBMM’de bulunan torba yasa ile birlikte de borçlanma yasası büyük ölçüde delinmiş olacak. Torba yasa bir yandan tahkim gibi maddelerle saatli bomba hazırlarken, öte yandan bazı KİT’lerin harcamalarını bütçe sınırları dışında artırmaya çalışıyor. Torba yasa ,öte yandan da borçlanma yasası ile getirilen kuralları ve limitleri delmeye çalışıyor.

TORBA YASASI FAİZLERİ YÜKSELTİR

Borçlanma yasası delindiği zaman, bütçede görülmeyen harcamalar da Hazine’nin omuzlarına binecek, ‘harcamayı artırdığın zaman bunu tasarrufla dengeleme’ unsuru da ortadan kalkmış olacak. Yani Hükümet borçlanma yasasını delerek, bütçe içinde kalmaya, IMF’in istediği faiz dışı fazla hedefini gerçekleştirmeye devam edecek ama bütçe dışına taşıdığı harcamaları finanse etmek için de ek borçlanma imkanı kazanmış olacak.

İşte piyasaların, bankaların ‘torba yasa’dan korkmaları gereken en önemli nokta da burada.

Yani; bankacılar bütçeye göre, bütçe limitlerine göre saptanan borçlanma hedeflerine göre Hazine kağıdı alıp satıyorlar ya, işte yaptıkları bu hesaplar, sonunda tutmayacak.

Bu da gelecek ek borçlanmalarla faizlerin yükselmesine neden olabilecek. Bu durumda da bankalar ellerindeki kağıtlar nedeniyle zarar edebilecekler. Sadece bankacılar değil bu hesapları yapıp Hazine kağıdı alan vatandaşlar da zor durumda kalacak.

Ancak bu tehlikeli maddelere, mali disiplin yasalarının delik deşik edilmesine rağmen piyasalardan bu yasalara karşı tek bir ses bile çıkmıyor. Bankacılar, dışardan gelen sıcak paranın yarattığı pembe havayı bozmayı istemiyorlar. Çünkü bu hava sürdüğü müddetçe iyi kar elde ediyorlar.

Ancak bu riskler gerçekleşmeye başlarsa, üzerine bir de dışarıda oluşan ve sıcak para artışıyla faizleri düşüren ortamın bozulması eklenirse, ne yapacaklar? Yani bu yasa geçip borçlanma artmaya başladığı dönemde ABD Merkez Bankası da daha fazla faiz artırırsa, ne olur?

Mali disiplin sağlayıcı yasalardan bir tek Merkez Bankası Yasası sağlam kaldı. Sizce bu mantık o yasayı da bozmaz mı? Sıkıştıklarında sonunda para basmayı da göze almazlar mı?

O zaman Merkez Bankası ve bankacılar ‘seslerini çıkarmak’ta geç kalmış olmayacaklar mı?

Erdal Sağlam

Mart 1, 2005 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET-2005, HÜRRİYET-2005-MART | | Henüz Yorum Yok