Bütçe Makaleleri

Kamu Bütçesi Ç.Ü.İİBF Maliye

2005 borçlanması kolay olmayacak

2005 yılı bütçe ve makro denge rakamları, henüz tüm detayları ortaya çıkmamasına rağmen, daha bir belirginleşmeye başladı. Piyasalar tarafından genel olarak olumlu karşılanan bütçeye daha titizlikle bakıldığında, bazı handikapların varlığı dikkat çekmeye başladı.

2005 yılı bütçesinin genel karakterine bakıldığında, kamunun yeniden yatırımları artırdığı gözlenirken, kamu tüketiminin arttığı, buna karşılık özel kesimin tüketiminin azaldığı, kamunun yatırımlar için ek vergi toplayarak bunu karşılamaya çalışacağı gözleniyor.

Bütçe dengeleri belli ki önemli bir sıkıntı olmadığı varsayımıyla hazırlanmış.

Önce dışborçlara bakacak olursak, 2005 yılında bütçeden yapılacak dışborç geri ödemeleri 19.7 milyar dolar olarak gözüküyor. Bunun 7.8 milyar doları ise IMF’ye yapılacak geri ödemelerden oluşuyor. Devlet Bakanı Ali Babacan’ın net geri ödeyici olacağız’ sözlerine dayanarak, IMF’ye yapılacak 7.8 milyar dolarlık geri ödemeye karşılık aynı yıl için 5, en fazla 6 milyar dolarlık yeni finansman sağlanacağını söyleyebiliriz. Yani 14-15 milyar dolarlık net borç geri ödemesi yapılacağı anlaşılıyor.

Türkiye tarihinde en yüksek dışborçlanmayı 10.3 veya 10.4 milyar dolarla, bildiğimiz kadarıyla, 2000 yılında yapmıştı. Bu bir rekordu. Türkiye eğer dışborç geri ödemelerini tümünü yeniden borçlanacak olursa, yeni bir rekor kırmış olacak.

Bu yeniden borçlanmalar için IMF’yle yeni bir stand-by anlaşmasının ‘olmazsa olmaz koşul’ olduğu böylece iyice açığa çıkıyor. Üstüne üstlük AB’den de ‘kesin bir tarih kararı’ çıkması gerekiyor ki, bu borçlanmalar sorun olmasın…

Buna bir de dünya petrol fiyatlarının çok yüksek seyretme riskini, artı olarak AB Merkez Bankası’nın seçim sonrası faiz artırmayı hızlandırıp, gelişmekte olan piyasalara fon akışının yavaşlaması riskini koyarsanız, dış borçlanmanın hiç de kolay olmayacağı kendiliğinden ortaya çıkıyor..

İçborçlanmaya baktığınızda ise yine çok rahat bir ortam yok. 56 katrilyonluk geri ödemeye karşılık bunun çoğu için yeniden borçlanmak gerekecek. Bildiğimiz kadarıyla, Hazine önümüzdeki yıl yeniden borçlanmasını yaparken, yıl içine bir daha yük getirmemeye çalışacak. Neredeyse kısa vadeli olarak, bir tek referans ihaleleri yapmakla yetinip, ortalama 14 aylık borçlanma yoluna gidecek yani geri ödeme yükünü ertesi yıla yaymaya çalışacak.

KİT VE BELEDİYELER

Bunların yanısıra zorluklardan birini de KİT’ler ve belediyeler oluşturacak. İpotekli konut kredileri gibi projelerde hazine garantisi verme niyetini, SSK’nın yükünün daha da artması tehlikesini de ‘olası risk unsurları’ olarak sayabiliriz.

Kimsenin şüphesi olmasın ki; belediyeler bütçeden aldıkları payı önümüzdeki yıl artırmak için atağa girecekler, bunun işaretleri şimdiden alınıyor. Ya da tahkim gündeme gelecek…

Gelir tarafından gerçekten iddialı hedeflerin alındığı da ortada. Yani özel sektörden, tüketimden vergi alınarak bütün bu harcamalar yapılmaya çalışılacak ama yıl içinde daha acı frene basılmak zorunda kalınırsa veya bu kadar artan vergi yüküne nedeniyle kayıt dışına kaçış eğilimi artarsa, bu gelirlerin toplanması, doğal olarak zora girecek.

Yani demeye çalıştığımız o ki; önümüzdeki yıl içinde IMF’le tekrar tekrar masaya oturulup, ek tedbirler alınmak zorunda kalınabilir…

Hatırlayın bu yılın başında faizler neydi, şimdi ne oldu? Yüzde 25-26’lardan ancak 22.5’lara gelindi. Nedeni ise açık; Hükümet arada hata yaptı, faizler çok yükseldi, güven kayboldu ve yeniden faizlerin inmeye başlaması epey zaman aldı. Yani; Hükümet yeniden harcama artırma eğiliminde ve zamanında önlemleri alamazsa fatura daha yüksek olur.

Yani reel faizlerin önümüzdeki yıl da yüksek kalması kaçınılmaz. Belki de bu riskleri düşündüğü için Hazine reel faizleri yüzde 8’lik enflasyona karşılık, yüzde 10-12 düzeyinde tuttu. Enflasyon hedefinin gerçekleşmesi konusunda da ciddi riskler var ve Merkez Bankası faiz artırmasa bile, faiz indirimlerini çok daha temkinli yapmak zorunda kalabilir.

Kısacası; AB ve IMF olsa da, her şey çözülmüş olmayacak.

Erdal Sağlam

Ekim 28, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - EKİM | | Henüz Yorum Yok

Farklı bir Türkiye….

Meclis’teyiz, dün sabah Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 2005 bütçesini Plan ve Bütçe Komisyonu’na sundu. AKP’nin üçüncü bütçesi pekçok yenilik içeriyor. En başta Yeni Türk Lirası’na göre hazırlandı. Gelecek yıldan itibaren yıllık değil üç yıllık bütçelemeye geçiliyor. Rakamlar oldukça iddialı. Hedefler 2004′te tutuyor, 2005 için çıta biraz daha yükseltildi. Tek haneli enflasyon, dört yıl arka arkaya yüksek büyüme, yüksek faiz dışı fazla ve faizlerin düşüş trendinin sürmesi…

Bakanın en çok vurguladığı konu ise sıkı maliye politikalarına aynen devam edilmesi. Günümüz dünyasının en belirleyici parametresi ekonomi. Dün CNN İnternational’da bir anket yayınlandı. Bir hafta sonra seçime gidecek ABD halkına sorulmuş, oy verirken en çok ilgilendikleri alanın ekonomi olduğu ortaya çıkmış. Ekonomi ile terör arasında 11 Eylül travmasına rağmen yüzde 13′lük bir fark var.

Toplumsal hayatımızda pekçok sancılı konunun tartışılmasına karşın AKP’ye dönük umutların sürmesi tamamen ekonomik beklentilerle alakalı. Bakan Unakıtan ‘İç ve dış piyasalara güven veren bir bütçeyi takdim ediyorum’ diyor konuşmasında. ‘Rehavete kapılmayacakları’ mesajını sürekli tekrarlıyor. Eko diyalog programında Asaf Savaş Hoca ‘Türkiye’nin bu trendi 10 yıl sürdürmesi lazım. Bu politikalar devam ederse bugünkünden farklı bir Türkiye olur’ diyordu. Deniz Gökçe ise ‘Hasta ameliyat oldu, iyileşme sürecinde, şu anda maraton koşamaz ama ilerde bu mümkün olabilir’ yorumunu yapıyordu.

Bu arada TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nun AKP’li 25 üyesinin 14′ünün değiştiğini farkettim. Meclis Başkan vekilliklerinde ve grup yönetimlerinde bir değişikliğin yapılmamış olmasını ‘Demokrat ve muhafazakar bir parti olduğumuzu ispatladık’ diye değerlendiren AK Partililerin bu değişime ne diyeceklerini merak ediyorum.

Komisyon çıkışında Gelirler Genel Müdürü Osman Arıoğlu ile konuştuk. Dikkatli iki gazeteci arkadaş bütçe göstergelerindeki detayları sordular. Gelir İdaresi’nin yeniden yapılanması konusunda ise Arıoğlu ‘Biz bürokratlar olarak anlaşamadık, Başbakanlıkla uzlaşamadık. Bakanlarımız işi çözecekler’ dedi.

Bakanlara iftar görevi…

Öğleden sonra Ulaştırma Bakanlığı’ndayız. Bakan Binali Yıldırım iftar için Çamlıdere İlçesi’ne gidiyor. Başbakan iftarını çadırlarda açarken, bakanlara ve milletvekillerine ilçelere gidip vatandaşlarla iftar yapmaları talimatını vermiş. Her bakan yanına bir grup milletvekilini alarak çevre ilçelere gidiyor. Tarım Bakanı Sami Güçlü neredeyse hergün Ankara dışına gidip geliyor. Çünkü asıl işi köylerde. Bazıları AK Parti’nin bu tür simgesel adımlarını küçümsüyor, eleştiriyor. Oysa bunların vatandaş tarafından nasıl algılandığını öğrenseler anlayacaklar. Meclis lojmanlarının boşaltılması, bakanlık sayısının azaltılması, lüks oteller yerine çadırda iftar yapılması çok önemli birer mesajdır. Hatta işi biraz daha ileriye götürelim. Mesut Yılmaz, Hüsamettin Özkan, Güneş Taner, Yaşar Topçu gibi isimlerin Yüce Divan’a gönderilme kararı bile bir dönemin kapandığına dair güçlü bir sinyal olarak düşünülebilir.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA

Ekim 28, 2004 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2004, AKŞAM-2004-EKİM | | Henüz Yorum Yok

Bu tabloda bir yanlışlık var

DEVLET bütçeleri toplumun ihtiyaçları yönünde ve iktidarın bazı ekonomik hedeflerine ulaşabilmek için şekillendirilir.

Çeşitli nedenlerle bütçeler geçmişin hatalarının faturası haline geldiğinde, devletin de etkinliği azalır. Devletin ürettiği hizmetlerin kalitesi düşer. İktidarın öncelikleri kalmaz. Öncelikler geçmişin esiri olurlar.

Türkiye’de de bütçe konusunda ciddi bir kısırdöngü yaşanmaktadır. Geçmişten gelen yüklerle bütçe faiz ve sübvansiyon bütçesi haline gelmiştir.

Toplumun ihtiyaçları yönünde bütçe yapmaya kalktığınızda, bütçe dengesini bozduğunuzdan, ilerideki yıllarda daha büyük faiz ve sübvansiyon bütçesi hazırlamak durumunda kalıyorsunuz. Bugünlere zaten böyle geldik.

KOMİKLİK

Aşağıdaki tablo devlet bütçesinin geldiği yeri gayet iyi özetlemektedir. Meclis’e verilen teklife göre, gelecek yılki bütçe harcamalarının yüzde 36.3’ü faiz ödemeleri olacaktır. Faiz dışı harcamaların yüzde 22.2’si sosyal güvenlik sisteminin açıklarını karşılamaya gitmektedir.

Türkiye nüfusunun ortalama yaşı otuzun altındadır. Normal emekli yaşında olanların toplam nüfus içindeki payı yüzde 10’lardayken, faiz dışı harcamaların neredeyse dörtte biri bu nüfusu beslemek için kurulan mekanizmanın kendisine değil, yalnızca açıklarına gitmektedir. Bu komikliği kimseye anlatabilmek mümkün değildir.

Türkiye’de yaklaşık 17 milyon kişi eğitim görmektedir. Yani, nüfusun yaklaşık dörtte biri okuldadır. Son yıllarda arttığı halde, eğitim için devletin harcadığı para faiz dışı harcamaların ancak yüzde 15’ine erişebilmiştir. Eğitimde korkunç bir çarpıklık söz konusudur. İlköğretimde, özel okullar devlet okullarına göre öğrenci başına ortalama üç kat daha fazla para harcamaktadırlar. Özel okulların harcamaları da dünya ölçeğinde azdır.

Türkiye’nin en büyük sorunu nedir dendiğinde ilk akla gelen alanlar eğitim, sağlık ve adalettir. Bu üç alana bütçeden giden toplam pay sosyal güvenlik sisteminin açıklarına gidenden daha düşüktür. Böyle komiklik olur mu?

Komiklik, Türkiye’yi giderek içinden çıkılmaz bir kısırdöngüye götürmektedir. Kısırdöngünün kırılması toplumun ihtiyacı olan alanlarda daha fazla para harcayıp diğer alanlardaki harcamaların otomatik artışlarını seyretmek değil, diğer alanlardaki harcamaları kısmaya çalışıp ihtiyaç duyulan alanlara para aktarmaktır. Bunun adı da yapısal reformlardır.

Bu tablodaki yanlışı değiştiremediğimiz sürece ekonomik istikrarın kalıcı olmasını bekleyemeyiz. Birileri mutlaka istikrarı bozmaya yönelik bir programla iktidara gelirler. Bunu da geçmişte yaşadık.

Ercan Kumcu

Ekim 27, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - EKİM | | Henüz Yorum Yok

Devletin iç piyasa borcu artıyor…

İç borç stokundaki artış mali sistemdeki genişlemenin üstünde.Konsolide bütçe borç stoku toplam olarak 31.8 katrilyon lira artarken piyasadan yapılan iç borçlanmadaki artış 33.7 katrilyona ulaştı

Eylül ayının sonunda konsolide bütçenin faiz dışı dengesi toplam 24.1 katrilyon lira fazla verirken, toplam bütçe açığı da 21.1 katrilyon lira olmuş. Bir başka ifadeyle, bütçe açığını karşılayabilmek için Hazine’nin 21.1 katrilyon lira borçlanması gerekmiş.
Eylül sonu itibariyle konsolide borç stoku rakamları ise 31.8 katrilyon lira arttı. Bu durumda Hazine bütçenin finansmanı için, ihtiyaç duyulandan 10 katrilyon lira daha fazla borçlanmış gibi görünüyor.

Konsolide Bütçe Borç Stoku (Katrilyon TL)
 

2003 2004 Eylül Artış
Toplam 282.9 314.7 31.8
İç borç stoku 194.4 217.6 23.2
Piyasa 101.8 135.4 33.7
Kamu kesimi 92.6 82.1 -10.5
Dış borç stoku 88.5 97.1 8.6
Kredi 51.0 55.9 4.9
Uluslararası kuruluşlar 32.8 37.8 5.0
(IMF kredisi) (23.4) (26.3) (3.0)
Hükümet kuruluşları 9.7 9.3 -0.3
Ticari bankalar 8.5 8.8 0.2
Tahvil 37.5 41.2 3.7
M2Y 149.5 177.9 28.4

Ancak hemen bu yargıya varmak doğru değil. TL ile ifade edilen borç stokundaki artışın bir kısmı dış borçların TL’ye çevrilmesinde kullanılan kurdaki dönemsel artıştan kaynaklanıyor. TL dolar karşısında nominal olarak değer yitirdikçe, Hazine net dış borçlanma yapmasa bile, TL cinsinden dış borç artıyor. Dış borç tablosunda sadece TL’deki kur değişimini dikkate alan kaba bir hesapla 8.6 katrilyon liralık dış borç stoku artışının 6.5 katrilyon liralık bölümünün kur farkından kaynaklandığı görülüyor. Bunu 31.8 katrilyon liradan düşersek, net borçlanma 25.3 katriyon lira oluyor. Tabii bu, kur farkından kaynaklanan borç stokundaki artışların önemli olmadığı anlamına gelmemeli. Sonuç itibariyle borç stokunun GSMH’ye oranını artıran bu gelişme yabancı yatırımcılar tarafından bir risk faktörü olarak algılanıyor. Bu nedenle ani kur artışları panik içinde davranışlara yol açabiliyor, dış borçların ve döviz cinsinden veya dövize endeksli iç borçların yüksekliği ekonomide TL’nin aşırı değerlenmesiyle birlikte kırılganlığı artırıyor.

Dış borç stoku
 

 

(Milyar USD)  

(Katrilyon TL)  

 

 

2003 2004 Eylül Artış 2003 2004 Eylül Artış
Toplam 63.4 64.8 1.4 88.5 97.1 8.6
Kredi 36.6 37.3 0.8 51.0 55.9 4.9
Uluslararası kuruluşlar 23.5 25.2 1.7 32.8 37.8 5.0
(IMF kredisi) (16.7) (17.6) (0.8) (23.4) (26.3) (3.0)
Hükümet kuruluşları 6.9 6.2 -0.7 9.7 9.3 -0.3
Ticari bankalar 6.1 5.9 -0.3 8.5 8.8 0.2
Tahvil 26.8 27.5 0.7 37.5 41.2 3.7
Kur farkı  

 

 

 

 

6.5
$ Kuru (bin TL) 1.395,8 1.497,7  

 

 

 

Sonuçta Hazine, bütçenin finansman ihtiyacından 4 katrilyon lira daha fazla borçlanmış. Bunun 1.4 katrilyon lirası da Hazine’nin rezervlerini güçlendirmek istemesinden kaynaklanıyor. Yılın ilk dokuz ayında borçlanmanın alt kalemlerinde net dış borçlanma sınırlı kalırken, Hazine iç piyasadan yaptığı borçlanmayla hem bütçe açığını karşılamış, hem de 2001 yılında yaşanan mali kriz sonunda oluşan, TMSF’ye ve TCMB’ye olan borçlarında önemli ölçüde geri ödeme yapmış.

Sonuçta konsolide bütçe borç stoku toplam olarak 31.8 katrilyon lira artarken piyasadan yapılan iç borçlanmadaki artış 33.7 katrilyon liraya ulaşmış. Aynı dönemde M2Y’deki artış ise 28.4 katrilyon lira olmuş. Bir başka ifadeyle Hazine’nin iç borç stokundaki artış mali sistemdeki genişlemenin üstünde. Konsolide bütçenin toplam borç stoku düşerken piyasadan sağlanan iç borcun GSMH’ye oranı artmaya devam ediyor. Piyasanın devlet kağıdına olan iştahının sürmesi getirilerin diğer tasarruf araçlarına göre daha yüksek olmasını gerektiriyor. Diğer taraftan faizlerin gerilemesi de kısa vadeli yatırımcılar açısından önemli sermaye kazançları elde etme imkânı sağlıyor.

İki bütçe finanse ediliyor
Hazine aslında iki bütçeyi finanse ediyor. Biri yıllık bütçe, diğeri de görünmeyen 2001 krizi zararları bütçesi. Bu durumda da reel faizler uzun vadede istikrarlı bir şekilde düşerken devlet kağıtlarının faizleri diğer yatırım araçlarına göre yüksek kalmak zorunda.
Piyasa borcunun kaynağı kısa vadeli sermaye girişi oldukça ekonomide yaşanan iyileşmenin ömrü uzun olmuyor. Diğer taraftan doğrudan yabancı sermaye girişi artsa bile, hacmi uzunca bir süre ekonominin kaynak ihtiyacının altında kalacak. Son üç yılda önemli bir kaynak olan IMF borçlarında artık net geri ödeyici olmak zorundayız. Bu nedenle bir yandan uluslararası piyasalarda uzun vadeli borçlanırken, diğer yandan iç borcun vadesini piyasanın gönüllü bir şekilde uzatmasını sağlamak son derece önemli. Bunu ancak ekonomide belirsizlikleri sürekli azaltacak doğru politikaları ısrarla sürdürerek sağlamak mümkün.

FAİK ÖZTRAK

Ekim 25, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-EKİM | | Henüz Yorum Yok

Bu yılın son üç ayındaki bütçe uygulamasına dikkat!

2005 yılının bütçe teklifinin TBMM’ye sunulması nedeniyle Maliye Bakanı tarafından yapılan açıklamada 2004 yılı bütçesine ilişkin tahminler de yer aldı. Bütçe performansını değerlendirirken başlangıç ödenekleri ile gerçekleşme tahminlerini karşılaştırmak gerekiyor. Ayrıca bu verilerden hükümetin yılın kalan üç ayında nasıl bir maliye politikası izleyeceğini de görmek mümkün. Buna ilişkin veriler aşağıdaki tabloda yer alıyor.

Tablonun son sütununda yıllık gerçekleşme tahmininin başlangıç ödeneğinden sapmaları yer alıyor. Bütçe açığında ortaya çıkan 11.8 katriyon liralık düşüş bütçe disiplininde başlangıçta öngörülene göre önemli bir iyileşmeyi ifade ediyor. Bunun 7.5 katrilyon lirası faiz giderlerindeki düşüşten 4.3 katrilyon lirası da faiz dışı fazladaki artıştan kaynaklanıyor. Faiz giderlerindeki düşme, borç yönetiminin başarısı kadar Hazine’nin başlangıç faiz ödeneklerinin tespitindeki geleneksel muhafazakarlığını yansıtıyor.
Faiz dışı dengedeki iyileşme ise gelirlerdeki artıştan kaynaklanıyor. Aslında başlangıçta yüzde 5 olarak belirlenen büyüme hızının yüzde 10′a çıkması nedeniyle bu normal karşılanabilir. Ancak 4.3 katrilyon liralık gelir artışının, vergi gelirlerinden gelen kısmının sadece 1.1 katrilyon olması şaşırtıcı. GSMH’ye oran olarak vergilerin payı 2003′le aynı yerde kalmış. Oysa hızlı büyüme ortamında ve özellikle ithalattaki artış da dikkate alındığında bu oran daha yüksek olmalıydı. Geri kalan artışlar bir defaya mahsus olma özelliği fazla olan vergi dışı gelirlerden kaynaklanmış. Yani önümüzdeki yıl aynı gelişme sürdürülemeyebilir.

Faiz dışı harcamalarda başlangıç ödeneğine göre az da olsa bir artış var. Ancak alt dağılıma girildiğinde personel ve sosyal güvenlik giderlerindeki yukarı doğru sapma dikkat çekici. Ayrıca yatırımlarda da bir artış var. Bu artışların kısmen yedek ödenekten karşılanması yanında, büyük ölçüde de borç verme ödeneklerinden sağlanan tasarrufla telafi edilmesi öngörülmekte. Yani aslında iç talebi körükleyen harcamalar başlangıçta öngörülenin çok üstüne çıkarken, iç talebe etkisi az olan risk hesabında ve Kıbrıs’a yardım kalemlerinde tasarrufa gidildiği ilk 9 aylık verilerin ışığında anlaşılıyor. Sonuç olarak bütçe performansında yıl içinde sağlanan iyileşmenin sürdürülebilirliğinin gelir ve giderlerin detayına girildiğinde çok fazla olmadığı görülüyor. Nitekim önümüzdeki yıl bütçesinde öngörülen yeni dolaylı vergi artışları bunun en iyi göstergesi.

Tabloda sondan bir evelki sütunda ise hükümetin yılın son üç ayı için harcama ve gelir öngörüleri yer alıyor. Yılın ilk 9 ayında 24 katrilyon lira faiz dışı fazla sağlayan hükümet son üç ayda bunu 455 trilyona düşürmeyi planlıyor. Geçen yıl bu dönemde sağlanan faiz dışı fazla ise 1.6 katrilyon idi. Bu son üç ayda maliye politikasının oldukça genişlemeci olacağını (yatırım ve mal ve hizmet kalemlerinde son üç ayda ilk dokuz aydan daha yüksek bir harcama öngörülüyor) ve zaten hızlı artan iç talebe baskı yapacağını gösteriyor. Bu ise zaten hızla bozulan dış dengeyi daha da bozabilecektir. Bu sene cari açık sorun değil, gelecek yıl tedbir almak gerekir söylemi son derece ihtiyatla karşılanmalı. Doğru olan, ilk dokuz ayda sağlanan performansı son üç ayda da sürdürmektir. Son üç aya ilişkin faiz dışı harcama öngörüleri mutlaka düşürülmelidir.

oztrak1.gif

FAİK ÖZTRAK

Ekim 22, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-EKİM | | Henüz Yorum Yok

Piyasalar için 2005: !

Dün piyasaların neden hareket etmediğini tartışıyorken meselenin bir ayağının da bütçe meselesine daha doğrusu Türkiye ekonomisinin 2005 yılından sonraki performansına ilişkin soru işaretlerine bağlı olduğunu ve konuya bugün devam edeceğimizi söylemiştik.
Edelim o halde… Önce bütçe…

2005 yılı bütçesi ne yazık ki yine faiz bütçesi oldu. Olmak zorundaydı. Çünkü başka çaremiz yok. Son 24 yıldır Türkiye’de başa gelen tüm hükümetler -dönemsel istisnalar dışında- günü borçlanarak kurtardı. Yüksek enflasyon, kötü yönetilen KİT’ler, eş-dost ekonomisi, rüşvet yolsuzluk vs vs Yani hepimizin bildiği şeyler. Kısaca tefeci bezirgan ekonomisi…

2001 yılından itibaren hem dünya ekonomisinin serseri mayını olmamamız, hem ABD’nin Ortadoğu ve Kafkaslar’daki stratejisi ile örtüşen bir politika izlememiz hem de asıl meylimizin Avrupa olduğunu AB’ye çıtlatmamız sayesinde G-7’ler toplanıp bizi sürünmeyecek kadar rahatlatma kararı aldı ve biraz nefes aldık… Ama hala borçlanıyoruz. Eylül ayı itibariyle iç borcumuz 145, dış borcumuz 64.8 milyar dolar. Toplam borç 210 milyar dolar.

155 katrilyon liralık bütçenin 56.5 katrilyon lirası faize gidiyor. Harcadığımızın 3’te biri… O nedenle asıl olarak bu borcu ve kanımızı emen faizi nasıl “makul” seviyelere getireceğimizi ve geriye kalanı toplumun tüm kesimlerince kabul görecek şekilde dağıtmayı nasıl becereceğimizi bulmak zorundayız. Borcu azaltmanın en kolay yolu tahammül edebildiğiniz kadar büyük lokmalarla en kısa sürede borcu bitirmektir. Bitmez de öyle düşünelim, makul seviye. Şimdi geriye kalanın nasıl bölüştürüleceğini düşünebiliriz, ki bu da başka konu. Derdimiz bütçe çünkü…

Buraya kadar hükümet iyi sınav verdi. Ama kafalarda soru işaretleri var. Bundan sonrası eşittir soru işareti. Çünkü ekonomide işlerin iyiye gittiğine kani olabilmek için 2-3 yıldan fazlasına ihtiyaç vardır. Çünkü bu işler için 10-15 yıl geçmeden “düzeldi” denemez. O yüzden de Türk ekonomisi düzelmemiştir, sadece “rahatlamıştır” diyebilir en fazla, o da bir nebze… Hakettiği yer büyüktür ama önce çok çalışması gerekir.
Ama…
Ya habire dolaşan “2005’te erken seçime sonra cumhurbaşkanlığı” gibi lafların maddi temeli varsa?
Ya birden kesenin ağzı açılırsa?
Ya bütçede iyice artırılan ve kaynağı belli olmayan vergi geliri hedefi?,Ya bu hedef birden ciddi bir zam yağmuru ve enflasyon artışı olarak karşımıza çıkarsa…?
Yoksa bütçede de ekonomide de önlenemez bir kırılganlık yok. Ufak maliyetlerle bir çok sıkıntı atlatılabilir. Ama elifi elifine bütçe hedefleri için gereken yapılırsa…
At sahibine göre kişner çünkü…
Para da aşırı ürkektir…

Deniz Bayramoğlu

Ekim 21, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - EKİM | | Henüz Yorum Yok

Maliye Bakanı’nın formülü ne?

AKP’nin iki yıllık icraatındaki üçüncü bütçesi TBMM’ye sunuldu. 2005 bütçesi Türkiye’nin yeni bir döneme yelken açtığını gösteriyor. Düşük enflasyon, istikrarlı büyüme, reel faizlerin düşmesi, ihracata ve özel sektöre dayalı büyüme modelinin kalıcılığı hedefleniyor. Elbette sıkı para ve maliye politikasına uyularak. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın bütçeyi sunuşunu ve Başbakan’ın yeni bütçeyi anlattığı TBMM’deki grup konuşmasını yerinde izledim. Her iki konuşmanın yeni dönemin politikalarına dönük kararlılık vurgusu çok kuvvetliydi. Gruptan sonra Maliye Bakanı’yla biraz sohbet ettik. Unakıtan kendi önceliklerini Başbakan’ın aynı şekilde vurgulamasından memnun olmuştu. ‘İşte’ dedi ‘Türkiye’yi düzlüğe bu kararlılık çıkaracaktır.’

Unakıtan, başarının formülünü şöyle açıkladı:

‘Ben ticaretle uğraşırken bürokrasiden kaynaklanan güçlükleri görünce devleti yönetenlere kızardım. Bürokrasinin bu engelleri yaratmasına, özel sektörün önünü kapamasına isyan ederdim. Sorunları yaşadığım için çözüm yollarını düşünürdüm. Yapılması gerekenler bellidir ve basittir, sadece kararlılık gerekir. Nasip oldu, bakanlık koltuğuna oturduk. Bir karar alırken o günleri düşünüyorum, karşıma gelen işadamlarının yerine kendimi koyuyorum. Yapılabilecek ne varsa yapıyorum. Ama mali disiplinden asla taviz vermiyorum. Formülümüz şu: İşadamının derdine derman ol ama devletin realitelerini unutma…’

İşte iki bakanı etkileyen

Atatürk’ün sözleri…

AKP’nin Meclis Grup toplantısında Maliye Bakanı Unakıtan ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu yanyana oturuyorlardı. Unakıtan bir ara AK Parti yayın organı Türkiye Bülteni’ni inceledi. Derginin tüm sayfalarına baktı, sadece Atatürk’ün bir sözünün yer aldığı sayfada durdu. O sayfayı baştan sona okudu sonra da Aksu’ya gösterdi. Jest ve mimiklerinden yazıdan çok etkilendikleri belliydi. İşte o sözler:

‘Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümettir ki, onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükümettir. Artık hükümet ve hükümet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır.’

Seçim barajı düşerse ne olur?

Birkaç gün önce TRT Ankara Radyosu’nda TBMM Anayasa Komisyon Başkanı Burhan Kuzu ile karşılaştık. Prof. Dr. Kuzu ve bendeniz Gündem programının konuğuyduk. Çıkışta biraz konuştuk. Kuzu, AB sürecini ve yapmamız gereken hukuki düzenlemeleri anlattı. Tabi 10 yılı aşacak bir müzakere sürecinin çok zor geçeceğini söylerken en çok seçim barajının düşürülmesinden bahsetti. Bu barajın düşmesi halinde Türkiye’nin istikrarsızlığa düşeceğini, çok parçalı koalisyonlar dönemine sürükleneceğini iddia eden Burhan Hoca, ‘Eğer baraj düşecekse başkanlık sistemini tartışmaya açmak şart olur’ dedi. Bu sözlerin önümüzdeki süreçte çok sıkı tartışmalara neden olacağını düşünüyorum. Konuyu irdeleyeceğiz…

İSMAİL KÜÇÜKKAYA

Ekim 21, 2004 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2004, AKŞAM-2004-EKİM | | Henüz Yorum Yok

Kamu üzerinde zam yapma baskısı

DÜN konsolide bütçede artık esneklik kalmadığından, faiz dışı fazla hedefinin tutturulmasında yükün giderek bütçe dışı kamu sektörünün üzerine yıkıldığını belirttim.

Bunun anlamı, belediyelerin harcamalarını kısıp gelirlerini artırmaya çalışmalarıdır. Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT) zararlarını asgariye indirmeleri demektir.

Türkiye’de geleneksel olarak zarar eden KİT’ler vardır. Örneğin, devlet kömür ticaretinden hep zarar eder. Devlet Demir Yolları daima zarar eder. Sorun kronikleşmiştir. Elektrik İdaresi borç içinde yüzdüğünden hep zarardadır. Kurlar arttığında, zararları daha da büyür. Ürün iyi olduğunda ve hükümetler popülist davrandığında Toprak Mahsulleri Ofisi’nin iki yakasını bir araya getirmesi olanaksızdır.

Bazı KİT’ler devletten yardım almasalar, bırakın diğer masraflarını karşılamayı, elde ettikleri cirolarla çalıştırdıkları insanların ücretlerini ödeyecek durumda değillerdir. Bu alanda bir şeyler yanlıştır.

VERİMLİLİK

Ayrıntıya inildiğinde, zararların elbette çok haklı nedenleri vardır. Örneğin, Elektrik İdaresi’nin zarar etmesinin arkasında kaçak elektrik kullanımının önemli bir payı vardır. Elektriğin üretimi için maliyet yüklenilmekte, ama tahsilat yapılamamaktadır. Bu İdare’nin tüm yatırımlarını borçla yapmış olması nedeniyle çok ciddi borç yükü altında ezilmesi bir başka etkendir.

TMO zarar eder, çünkü, ürün bol olduğunda, 200 dolardan çiftçiden aldığı buğdayı 100 dolardan ihraç eder. Hatta, bazı yıllar iç piyasaya dahi zararına satış yapabilir. Görev zararlarını yıllar boyu boşuna mı oluşturduk?

Demir yolları ya da kömür işinin karlı olması söz konusu olamaz. Bu alanlarda zarar etmek artık hükümet politikası olmaktan çıkıp devlet politikası haline gelmiştir.

Böyle bir yapıda, bütçe dışı kamu sektörünün önemli bir ayağı olan KİT’ler hedeflenen faiz dışı fazlaya ulaşabilmek için daha fazla yükü nasıl taşıyabileceklerdir? İki yol vardır: KİT’ler, bir çoğu tekel konumunda da olduklarından, maliyetlerini sabit tutarken ürünlerine zam yaparak cirolarını artırmayı deneyebilirler ya da verimliliklerini artırarak zam yoluyla cirolarını artırma ihtiyacı duymadan maliyetlerini düşürebilirler.

Enflasyonu tek haneye indirmeye çalışan bir ülkede kamu sektörünün zam yoluyla verimsizliklerin maliyetini çıkarması tutarlı ve çıkar bir yol değildir. Doğru yaklaşım, kamu sektöründe verimsizliği azaltmaktır. Verimsizliği azaltmanın istihdam boyutu olduğu gibi, üretim boyutu da vardır. Kısacası, kamu sektöründe verimliliği artırmaya çalışmak siyasi açıdan çok sevimli bir girişim değildir.

ÖZELLEŞTİRME

Verimlilik artışı kısa dönemde elde edilebilecek bir olgu da değildir. Dolayısıyla, bütçe dışı kamu sektörü faiz dışı fazla konusunda kendinden bekleneni gerçekleştirecekse, gelecek ciddi bir zam yapma baskısı altında kalabilecektir.

Bütün bunlar üç yıl önce de biliniyordu. Ama, konuya gereken önem verilmedi. Şimdi bir başka tehlike ile karşı karşıyayız. IMF’nin de zorlamasıyla, özelleştirme hızlandığında, kamu sektörünün konsolide bazda içler açısı durumu daha da fazla görünür olacaktır. Çünkü, karlı şirketler özelleştirilecektir. 1980’li yıllarda İngiltere de benzer bir deneyim yaşamıştı.

Ercan Kumcu

Ekim 20, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - EKİM | | Henüz Yorum Yok

Bilinçaltı…

BÜTÇELER, iktidarların bilinçaltıdır.

İktidarı elinde bulunduranların gerçek niyetlerini görmek için tek ve kesin verilerdir mali bütçeler.

Eşi çalışmayan memura daha çok zam yapmaları; bilinçaltlarında çalışan kadınları fazla sevmedikleri içindir.

Onlara göre kadının yeri ev.

Örtünüp oturmalı kadın.

Bu yüzden eşi çalışan erkekleri cezalandırıp, eşi çalışmayanlara göre daha az para verdiler.

(Eşi çalışana zam yüzde 12.1, çalışmayana yüzde 13.4)

*

‘Kadın evde oturup ne yapacak?’ demeyin.

Yine bütçeye bakmalısınız…

Orada açık-seçik bilinçaltlarında yatanı göreceksiniz:

Kadın evde oturacak ve çok doğuracak.

Çünkü tutucu kesimin doğurganlık oranının yüksek olduğunun, kültürlü annelerin daha az doğurduklarının farkındalar.

Birincileri ödüllendirmek, ikincileri cezalandırmak gerekiyordu.

Ve bütçede her ailenin yararlandığı yakıt yardımını tümden kaldırırken, doğum yardımını tam on üç kat (en çok artan kalem) artırdılar.

0-6 yaş arasındaki çocuklara yardım parası keza…

*

Bilinçaltlarına bakmalısınız.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi, birçok bakanlığın (Enerji, Ulaştırma, İçişleri, Orman-Çevre) bütçesinden fazla.

Misal; Kültür Bakanlığı’nın üç katı kadar.

Çağdaş kültürü de sevmiyorlar çünkü.

Adaletin perişan-sefil olduğu tartışılıyor, ama Adalet Bakanlığı bütçesi (1.268 katrilyon) ile Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi (1.122 katrilyon) yaklaşık aynı.

Çünkü Cumhuriyet hukukunu da fazla sevmiyorlar.

*

Bugünlerde AB’ye koşan AKP’nin yaptığı rol ile açıkladığı bütçe birbirini tutmuyor.

Elbette kesin olan bütçedir.

Çağdaş hukuku yakalamanın, Batı kültürüne ulaşmanın, uygar topluma kavuşmanın bütçesi böyle olmaz.

Arap ülkesi olsaydık olacaktı.

Bütçeler; iktidarların bilinçaltlarıdır.

Asla bizi yanıltmazlar.

Neyse o…

Bekir Çoşkun

Ekim 20, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - EKİM | | Henüz Yorum Yok

İç borçta gelişmeler iç açıcı değil

Önceki gün Maliye Bakanı Unakıtan 2005 bütçesini tanıtırken borç dinamiklerinin de olumlu yönde geliştiğini savundu. Oysa Unakıtan’ın kendi gösterdiği grafikte bile, net kamu borç stokunun yıl sonunda milli gelir içinde sadece yüzde 2 oranında düzeleceği görülüyordu. Üstelik 2004 yılında milli gelir rekor biçimde yüzde 10 civarında büyümüş olacak. Ve daha da öte kamu maliyesinde disiplin de son derece başarılıydı. Demek ki, bir şeyler ters gidiyor.

Kamu başarılı, ama
Kamu maliyesinde 2004 yılında görülen diisplin son derece başarılı. Aşağıdaki ilk tabloda bu başarı gözleniyor.

(Katrilyon TL)
  2004 hedef 2004 tahmin
Bütçe açığı 46.3 34.0
Faiz dışı fazla 19.3 21.2
     

Kısacası, faiz dışı fazla neredeyse 1 katrilyon daha fazla olmuş ve bütçe açığı da 12 katrilyona yakın daha az gerçekleşmiş. Bu bir katrilyonluk fazlaya rağmen borç rakamı düşmemiş, artmış. Ve milli gelir içindeki payı da ciddi biçimde düşmemiş.

İç borcun toplamı 143.1 milyar dolar. Kamunun dış borcu da 63.8 milyar dolar. Yani toplam 207 milyar dolarlık kamu borcu var. İç borcun da bir kısmı döviz cinsinden; bu rakam 26.6 milyar dolar. Yani kamunun döviz cinsinden borcu 90.4 milyar dolar. Kamu borcu bütçeden tasarruf yapılarak ödeniyor. Ve bu tasarruf da TL cinsinden. Döviz değer kazandıkça bu Hazine’nin işine geliyor. Çünkü daha az ödüyor. Tabii kur riskini de üstüne almış oluyor.

Borç büyüyecekti
Diyelim ki, 2004 yılında kur (sadece!) yüzde 10 daha yukarı bir düzeyde gerçekleşseydi, ic-borc.gifborç dinamiği nereye giderdi? Bu, 9-10 milyar dolarlık bir ek yük getirirdi. Milli gelir 300 milyar dolar civarında gerçekleşeceğine göre yüzde 2′lik iyileşme 6 milyar dolar edecek. Oysa bozulma 10 milyar dolar edecekti. Kısacası, kur bu yıl yüzde 10 daha yukarıda olsaydı borç dinamiği de milli gelir içinde en az yüzde 1.5 artmış olacaktı. Bu işin kur yönü.
Gelelim şu iskontolu bonolara. Dört yıldır Hazine’de iç borcu yönetenlere anlatamadık gitti. Bankalara teslim olup enflasyonun düşüş sürecinde sürekli bu bonoları ihraç ediyorlar. Bu da ödenen reel faizlerin yüksek olmasına neden oluyor. IMF’nin de tüm ısrarlarına rağmen değişken faizli borçlanmaya Hazine direndi. 2002 yılında bu kağıtlar 34.5 katrilyondu. 2003 yılında 61.9 katrilyona, şimdi de 80 katrilyona dayandı. İç borcun piyasa kısmı yüzde 61; yani 87.4 milyar dolar kadar. Bunun da 49′u iskontolu bonolardan oluşuyor. Diğer bir deyimle, piyasada 70 milyar dolarlık iskontolu bono var. Ve bunun da reel faiz yükü yüzde 14 civarında. (O da son düşüşle birlikte).

Rakamlar ortada. İç borçta gelişmeler çok iyi dersek, fedakarlık yapan vatandaşı aldatmış oluruz.

HURŞİT GÜNEŞ

Ekim 20, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-EKİM | | Henüz Yorum Yok