Bütçe Makaleleri

Kamu Bütçesi Ç.Ü.İİBF Maliye

Kamu maliyesi politikaları devreye girmeli

İÇ talep büyümesini maliye politikaları yoluyla frenlemek de yapılması söylenmesinden zor bir konudur. Türkiye’de kamu sektörü uluslararası standartlarda oldukça fazla tasarruf yapmaktadır.

Şimdi, iç talep genişlemesini frenlemek için kamuda daha fazla tasarruf yapması gerekmektedir. Halbuki, hükümet tasarruf yapmaktan sıkılmıştır. Gevşemek istemektedir. Yani, ihtiyaçlar ile arzular taban tabana zıt hale gelmişlerdir.

Bu ikilem bize Türkiye ekonomisinin sorunlarının karmaşıklığına işaret etmektedir. Bir yandan kamu sektörünün çok yüksek borçluluğu söz konusudur. Diğer yandan, yapısal reformları savsakladığımızdan bütçe harcamalarında esneklik kalmamıştır. Vergi yapısı çarpıktır. Vergi gelirlerinin çoğu doğrudan gelirlerden değil, dolaylı olarak ticaretten alınmaktadır.

Bu yapıda, Türkiye enflasyonla mücadeleye başlamış ve küçümsenmeyecek bir yol almıştır. Ama, iyimserliğin getirdiği risklere mücadele de giderek zorlaşmaktadır. Ekonomide ince ayar yapabilme piyasalardaki spekülatif beklentilerle daha zor hale gelmektedir.

YAPISAL REFORMLAR

Bütün bu zorluklara rağmen, maliye politikaları devreye sokulmalıdır. Esnekliği olan harcamalar daha da kısılmalıdır. Esnekliği olmayan harcamaları daha esnek hale getirecek yapısal reformlara hız verilmelidir.

Sosyal güvenlik sistemine bütçeden verilen sübvansiyonlar yılın ilk dokuz ayında 9.1 katrilyon olmuştur. Bütçedeki faiz dışı harcamaların yüzde 26’sı sosyal güvenlik sisteminin açıklarını kapatmaya gitmektedir.

Kamu iktisadi Teşebbüsleri (KİT) tasarruf yapamamakta, aksine faiz dışı açık dahi vermektedirler. Yani, KİT’ler faaliyet zararı üretmektedirler.

Faiz borçlarının üzerine bir de açıkları için borçlanmaktadırlar. Ürünlerinin fiyatlarını yükseltmemek için açık vermektedirler. Bu kuruluşların fiyatlandırmaları hem gerçekçi olmalı hem de verimlilik artışları ile ortalama enflasyonun üzerinde zam yapma ihtiyacı içinde olmamaları gerekmektedir.

TERCİH

Kamu finansmanında ilk çare harcamaları kısmaktır. Son çare ise vergileri artırmaktır. Vergileri artırmada sınıra gelinmiştir. Gelinen noktada, katma değer vergisi gibi dolaylı vergilerin oranlarını artırmak kağıt üzerinde vergi gelirlerini artırsa da, vergi kaçağını artırmakta ve yaygınlaştırmaktadır. Türkiye gelirler üzerinden alınan vergi gelirlerini artırmak zorundadır. Sırada bekleyen yapısal reformlardan biri de budur.

Maliye politikaları karar verip uygulamaya konması göreli olarak uzun zaman alan politikalardır. Uygulamaya konduklarında ise etkileri çok çabuk görünür. Para politikası ise karar vermesi kısa süren ama ekonomideki etkilerini göstermesi zaman alan politikalardır.

Politikacılar ekonomide ince ayar için daima para politikasını devreye sokmayı maliye politikalarına göre tercih ederler. Halbuki, maliye politikalarının yapabileceklerinin çoğunu para politikası beceremez. Sonuçta, para politikası yaratılan pislikleri temizlemek için kullanılır. Gereksiz çalkantılar yaratılır.

Ercan Kumcu

Temmuz 30, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

Mali uyumun kalitesi ve facialar

Geçtiğimiz hafta yaşadığımız tren faciası başta hayatını yitirenlerin yakınları olmak üzere tüm ülkemizi acıya boğdu. Geçmişte sorumluluk duygularına yakından şahit olduğum demiryolu camiası başta olmak üzere, tüm yetkililerin bu nedenle derin bir üzüntü içinde olduklarından kuşkum yok. Ancak kaza sonrasında sergilenen davranış biçimi yönetimin, eleştiriler karşısında dayanıklılığı konusunda kamuoyuna çok kötü bir izlenim verdi. Aslında bu davranış kendine aşırı güvenin bir sonucu.

Hızlı tren uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde olan bir projedir. Ancak maliyeti nedeniyle bir türlü öncelik verilememiştir. Bu çerçevede Ayaş Tüneli yarım kalan ve boşa giden yatırımların en çarpıcı örneklerinden biri olmuştur. Bu konuda en son örnek geçmiş hükümet döneminde başlayan İspanyol kredisi tartışmalarıdır. Ankara – Eskişehir arasındaki güzergahı hızlı trene uygun hale getirmeyi öngören proje yapım aşamasındadır. Maliyeti 450 milyon dolar civarında olan projeden beklenen fayda ancak Eskişehir İstanbul güzergahının da tamamlanmasıyla sağlanabilecektir. Daha zor bir bölüm olan bu güzergahla projenin maliyetinin üç kat artması söz konusudur. Hükümet bu yeni proje sürerken ara çözüm gibi görünen düşük maliyetli bir uygulamaya öncelik verdi.
Geçtiğimiz dönemlerde de Türkiye’nin hızlı tren özlemi çeşitli ara çözüm arayışlarını gündeme getirmişti. Mevcut hat üzerinde tren hızlandırmayı öngören bu projelerin çoğu Devlet Planlama Teşkilatı tarafından gerçekçi bulunmayarak geri çevrilmişti. Hazine Müsteşarlığı da dış kredi tekliflerine karşı çıkmıştı. Teşkilatlar projelerin cazibesine kapılan hükümetler tarafından bu nedenle zaman zaman yenilik düşmanı olmakla da suçlanmıştı.

Türkiye nin yatırım bütçesinde geçtiğimiz on beş yılda ciddi dalgalanmalar yaşandı. Bu kamu-yat.gifdönemde yatırım harcamalarında büyük savurganlıklar oldu. 2001 – 2002 yıllarında krizle mücadele sürecinde yatırım bütçesine, proje sayısı azaltılarak, bitecek yatırımlara öncelik verilerek, bütçe prosedürleri değiştirilerek ve çağdaş bir ihale kanunu çıkarılarak bir disiplin getirildi. Bu dönemde yatırım bütçesindeki kısıntılar geçmiş yıllara ve diğer kamu harcamalarına oranla daha sınırlı tutulmuştu. Buna rağmen yatırımlar geriledi. 
Türkiye’nin gelişmişlik seviyesi ve artan nüfusu, yatırım ve bakım onarım harcamalarında uzun süreli kısıntılara imkan vermiyor. Yatırımlarda yapılan kısıntılar borçlanmadan çok farklı değil. Bedeli uzun vadede ekonomide etkinliğin azalması ve büyüme potansiyelinin sınırlanması oluyor. Bu nedenle mali uyumun kalitesiyle ilgili endişeler 2002 yılından itibaren iç ve dış çevrelerde dile getiriliyordu.

Hükümet yatırımlar konusunda her zaman işi bilen olduğu iddiasındaydı. Bundan önceki hükümetlerin üçe mal ettiğini onlar bire gerçekleştirecekti. Bu çerçevede 2003 ve 2004 yılarında kamu yatırımlarını, sabit fiyatlarla, 2001 yılının da altına indirdi. Bunun da ötesinde hükümet, iki yıldır başlangıçta zaten sınırlı verilen yatırım ödeneklerini, bazı kesimlere bütçe hedeflerinin üstünde verdiği maaş artışlarının telafisi için, sene içinde bir defa daha kesiyor. Kurumların yatırım programları altüst oluyor. Sene başında vaat edilen hizmetleri yerine getirmek için sıra dışı çözüm arayışları ortaya çıkıyor. Kalite ve maliyeti birlikte gözeten ihale kanunu bu çözüm arayışlarına dar geliyor. Bu çerçevede hizmetin standartları düşüyor. Geçtiğimiz yıl yapılan duble yolların dayanıklılığı konusunda basında yer alan haberler bunun bir örneği. Mali uyumun kalitesi en önemli sorunlardan biri haline geldi. Kamuda faiz dışı denge korunurken, büyüme dostu harcamalara öncelik vermek gerekiyor. Bu nitelikte olmayan ve son dönemde hızla artan harcamaların yapısal reformlarla da desteklenerek süratle kısılması şart. Bunun dışında, kimsenin bilmediği, denenmemiş parlak çözümler yok. Mevcut altyapıyla insanımızın hayat standardına gelen kısıtlamaları ve AB’ye entegrasyonun alacağı zamanı düşünmek insanı ürkütüyor.

FAİK ÖZTRAK

Temmuz 26, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

Borç nasıl küçülecek?

Devlet aşırı ölçüde borçluysa, mali disiplinden başka çare yoktur. Borç azalıncaya dek tasarruf yapılacaktır. Yani harcamalar kısılacak, vergiler de vatandaşın canını acıtıncaya kadar artırılacaktır. Krizden beri uyguladığımız politika da bu. Yıllardır hoyratça para harcandığı için oluşan borç, bu yöntemle geri ödeniyor. 2001′den bu yana milli gelirin yüzde 15′i kadar faiz dışı fazla yarattık. Bu 40 milyar dolara yakın bir tasarruf ediyor. 205 milyar dolara yaklaşan kamu borcunun, faiz olmasa, 2001′de 250 milyar dolar olması gerekiyordu. Ancak reel faiz bütçenin belini büküyor. Yani borç küçülmüyor, büyüyor.
Biraz daha açıklayalım: 205 milyar dolar olan borç, ortalama yüzde 10 faizle dönse (ki TL’de reel faizler şu anda yüzde 18′e yakın) yıl sonunda borç 220 milyar doları bulacak. Oysa gelecek yıl sonunda olasılıkla oluşacak olan 255 milyar dolarlık milli gelirin yüzde 6’sı kadar bütçe tasarrufu 16 milyar dolar ediyor. Yani her yıl sağlanan bütçe tasarrufu borcu küçültmeye yetmiyor.

İki tedbir görünüyor. Ya faiz dışı fazla yükseltilecek ya da reel faiz düşürülecek. Faiz dışı fazlanın artması için daha fazla fedakarlık istemek pek mümkün değil. Çünkü halkta takat kalmadı. Tek çare reel faizlerin düşmesi. Ancak bu da yüzde 6 – 7 gibi bir düzeye düşmeli ki, borç hızla küçülsün. Ve şu anda TL’de reel faizler bu oranın en az 2.5 katı. Yani hükümetin bu gidişle borcu azaltması hayli zor görünüyor.

Bilmem farkında mısınız, 2005′te IMF’ye geri ödenecek borçlar yine erteleniyor. Diyelim ki, ertelenmesinden vazgeçildi veya aralıkta AB’den ters bir karar çıktı. Borç dengesi ve dinamiği ne yönde gelişir? Reel faizler ne olur? Acaba sürekli IMF’ye olan borçlarımızı erteleyerek mi bu borcu çevireceğiz?

İkincisi hangi süreyle mali disiplini sürdüreceğimiz konusu. Bir fedakarlık yapıyoruz. Geçmiş hükümetlerin hatası ödeniyor. Ama sürekli bu hatayı bu kuşak mı ödeyecek?
İlk 6 ayın bütçe performansına baktığımızda gelirlerde yıl sonu hedefinin yüzde 48′inin gerçekleştiğini, harcamalarda ise yüzde 43′ünün. Yani açıkça harcamalarda disiplin başarılabilmiş. Vergilerde de ciddi bir performansın sağlandığı anlaşılıyor. Özellikle faiz dışı harcamalara bakıldığında, hele yatırımlara bakıldığında bu büsbütün belirginleşiyor.
Yılın daha yarısında faiz dışı fazlanın yüzde 74′ünün elde edildiği, bütçe açığının ise sadece üçte birinin oluştuğu gözleniyor. Bu itibarla 2004 mali disiplini gayet başarılı değerlendirilebilir.

Ancak güven olmadığı sürece sonuç şudur: reel faizler yüksek kalır. Bunun üzerine vatandaştan bol vergi toplanır, ona az hizmet verilir ve bu fark faiz kazancı olana ödenir. Herkes de aferin diye sizi alkışlayabilir! İnanırsanız da yanlış olur.

İlk 6 ay/yıl sonu hedefi
 

Haziran/2004
GELİRLER 47.8
Vergi gelirleri 44.8
HARCAMALAR 42.9
Faiz dışı harcamalar 41.4
Faiz harcamaları 44.9
Sermaye giderleri 19.6
FAİZ DIŞI DENGE 74.4
BÜTÇE DENGESİ 31.8

HURŞİT GÜNEŞ

Temmuz 23, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

ÖTV ve KDV sıkıntısı

2004 yılı vergi gelirlerinin, ilk altı aylık sonuçları belli oldu. Gelirleri inceleyip, 2004 yılı bütçe hedefi ile kıyasladığımızda, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve beyana dayanan Katma Değer Vergisi (KDV) gelirleri ile mal ve hizmetlerden alınan bazı vergilerde, ciddi sıkıntılar olduğu göze çarpıyor. Öte yandan, toplam vergi gelirleri de, tüm çabalara rağmen, istenilen düzeyde değil.

Toplam vergi gelirleri ve bazı vergilerle ilgili, altı aylık gelir ve 2004 bütçe hedefi tabloda gösterilmiştir.

Tabloda yer almayan vergilerle ilgili gelirler de şimdilik bir sorun gözükmüyor.

ÖTV VE ZAM

Vergi gelirleri bakımından, şu aşamada en önemli sorun ÖTV gelirlerinde göze çarpıyor. 2004 yılında tahsil edilmesi amaçlanan toplam vergilerin, yüzde 30’u ÖTV’den oluşuyor.

Bu nedenle ÖTV gelirleri, bütçe hedefleri yönünden önemli. İlk 6 aydaki, 11 katrilyon 234 trilyon liralık ÖTV gelirinin dağılımı aşağıdaki gibi.

- Petrol ve doğalgaz ürünleri 7.059

- Motorlu taşıt araçları 926

- Kolalı gazoz, alkollü iç. ve tütün 3.074

- Dayanıklı tüketim malları 175

Toplam 11.234

Görüldüğü gibi, ÖTV gelirleri; ağırlıklı olarak, petrol ve doğalgaz ürünlerinden alınan ÖTV ile kolalı gazoz, alkollü içki ve tütün mamullerine ilişkin ÖTV’den oluşuyor.

ÖTV gelirlerinin, yıllık hedefin gerisinde kalması ve son zamanlarda Danıştay’ca verilen kararlar nedeniyle, azalan bazı gelirler, ÖTV artışını gündeme getiriyor. Salı günü Hürriyet’te Erdal Sağlam’ın gerekçesiyle birlikte açıkladığı gibi, önümüzdeki günlerde akaryakıta zam yapılması kaçınılmaz gözüküyor. ÖTV gelirindeki açığın tutarı ve ÖTV’nin en çok akaryakıttan toplandığını da gözönüne aldığımızda, akaryakıt zammının belli aralarla yıl sonuna kadar devam edeceği şimdiden belli… Özel iletişim ve özel işlem vergilerinde de, benzeri durum sözkonusu.

KDV’DEKİ SIKINTI

KDV geliri, ithalde ve dahilde alınan KDV’den oluşuyor. 2004’te İthalattaki KDV hedefi 14,3 katrilyon TL, ilk 6 ayda toplanan ise 7.1 katrilyon lira. Demek ki, ithalde alınan KDV’de gelir hedefi yönünden sorun yok. Ancak, ithalde alınan KDV’nin artışı, ithalat artışına bağlı olduğu için, ilk beş ayda 13.8, oniki aylık bazda da 28.1 milyar dolar olan dış ticaret açığına baktığımızda, ithalattaki gelişmeler içimizi sızlatıyor.

Dahilde yani Türkiye içinde toplanan KDV’ye baktığımızda, beyannameli mükelleflerden tahsil edilen KDV, yıllık hedefin çok gerisinde. Ancak, burada önemli bir nokta var. Tahakkuk eden KDV 8.3 katrilyon TL, tahsil edilen 4.9 katrilyon TL. Demek ki, ciddi bir ödeme sorunu var, mükellef beyan ediyor ama KDV’sini yatıramıyor.

Bu arada, 15 katrilyon TL olan faiz dışı fazla, yıllık 20.2 katrilyon TL’lik hedefe göre iyi durumda. Altı aylık bütçe açığı 14.6 katrilyon TL olmuş. Bu da yıllık hedef olan 45.8 katrilyon TL’ye göre olumlu bir sonuç.

Görünen o ki yılın ikinci yarısında, vergi tahsilatına biraz daha yüklenilecek…

Şükrü Kızılot

Temmuz 22, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

Yeni TL ile bütçede 28 yıl geri gidiyoruz

Liradan altı sıfırın atılacağı 2005′de, bütçe büyüklüğünün 160 milyar YTL düzeyinde bağlanması planlanıyor. 2005 bütçesi bu rakamla, 28 yıl önce hazırlanan ve 159.6 milyar liralık harcamanın yapıldığı 1976 yılına dönüş yapacak.

LİRA’dan altı sıfırın atılacağı gelecek yıl, 2005 bütçesinin, 160 milyar Yeni Türk Lirası (YTL) olması öngörülüyor. Bütçe büyüklüğü bu rakamla, 159.6 milyar liralık harcamanın yapıldığı 1976 yılı bütçesine dönüş yapacak.

Maliye Bakanlığı verilerine göre, 24 yıl önce 151.5 milyar lira olarak öngörülen bütçe büyüklüğü, yıl içinde alınan ödeneklerle yıl sonunda 159.6 milyar lira olarak gerçekleşmişti.

2005 bütçe hazırlıkları doğrultusunda ,kamu idarelerinden ödenek tekliflerini 30 Temmuz’a kadar bildirmelerini isteyen Maliye’nin bütçe büyüklüklerini belirleme çalışmasında, faizler kilit bir rol oynayacak.

FAİZDEN TASARRUF

Maliye Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, bu yıl faizlerdeki düşüş nedeniyle, 2004 başında 150.5 katrilyon lira olarak öngörülen bütçenin 145 katrilyon lira düzeyinde gerçekleşmesinin beklendiğini açıkladı.

IMF ile program uygulandığından bu yana, bütçe büyüklüklüklerinin, en çok enflasyon hedefi doğrultusunda arttırıldığını hatırlatan yetkili, bütçenin yılsonunda beklendiği gibi 145 katrilyon lira düzeyinde gerçekleşmesi durumunda, 2005 yılı bütçesinin yüzde 10 enflasyon hedefi oranındaki arttırımla en az 160 milyar YTL olacağını vurguladı.

2004 yılı bütçesinde 28 milyar 559 milyon lira olarak belirlenen personel harcamalarının, bu yıl 30 katrilyon liraya ulaşması bekleniyor. O nedenle 2005 yılı bütçesinde personel ödeneklerinin 35 milyar YTL’ye yaklaşması bekleniyor.

2005′te 1 dolar ortalama 1.67 YTL

YÜKSEK Planlama Kurulu’nun 2005 Yılı Programı ve Mali Yılı Bütçesi Makro Çerçeve Kararı’nda göre 2005 yılı sonu itibariyle tüketici fiyatlarındaki artışın yüzde 8, GSMH fiyat deflatörünün (ortalama enflsayon) yüzde 10.1 ve büyüme oranınan da yüzde 5 olmasının beklendiği belirtildi. Gösterge niteliğindeki ortalama dolar kurunun ise 1.67 Yeni Türk Lirası (1 milyon 670 bin TL) olarak dikkate alınması istendi.Çerçeve kararıyla 2005 yılı konsolide bütçe ödenek tavanları da belirlendi. Buna göre 2005 yılı konsolide bütçe ödenek tavanı, 140.7 milyar YTL’si genel bütçe, 12.9 milyarı da katma bütçe için olmak üzere toplam 153.4 milyar YTL olarak belirlendi. 2005 yılı yatırım tahsislerinde, eğitim, sağlık, teknoloji altyapısı, adalet hizmetleri ve ulaştırma alt sektörleri arasında dengeyi sağlayıcı yatırımlara bölgesel gelişme stratejileri de dikkate alınarak öncelik verilecek.

Çiğdem Toker

Temmuz 21, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

2005 bütçesi gene ‘dar gömlek’

2005 bütçe taslağı, hükümetin elini kolunu hareket ettirmesine imkan vermeyecek bir “dar gömlek” görünümünde. Bütçe taslağına göre hükümet önümüzdeki yıl 2004′ten de az harcama yapabilecek. Sadece memur maaşı ve faiz ödeyecek, sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarını kapatacak. İşte o kadar!

2006 yılı bütçe taslağı hazırlanırken tüketici fiyatları endeksindeki artışın yüzde 8 oranında gerçekleşeceği varsayılmış. Buna karşılık GSMH deflatörü (milli gelir hesabında esas olan enflasyon oranı) yüzde 10.1 olarak kabul edilmiş. IMF sitesinde de 2005 yılı enflasyonu yüzde 10.1 olarak tahmin ediliyor.

Cari fiyatlarla (açık anlatımıyla enflasyon dikkate alınmadan, o yılın fiyatıyla) 2005 yılı bütçesinin harcama hedefi 153.5 katrilyon lira. (Yeni Türk Lirası’yla 153.5 milyar lira). 2004 yılı bütçesi hazırlanırken harcama hedefi (2004 yılının cari fiyatıyla) 150.9 katrilyon lira olarak belirlenmişti.

Cari fiyatla (enflasyon dikkate alınmadan) 2005 yılı bütçesinin harcama hedefinin 2004 yılı harcama hedefinin sadece yüzde 1.8 oranında üzerinde olduğu görülüyor.
2005 yılı enflasyonunu yüzde 8.0 kabul edersek, bütçenin harcama hedefinin 2004 yılı hedefinin yüzde 6.1 oranında gerisinde kaldığı, enflasyonu yüzde 10.1 oranında kabul edersek, harcama hedefinin bir yıl önceki harcama hedefinin yüzde 7.5 oranında gerisinde kaldığı, zaten dar olan bütçenin iyice dar gömlek haline geldiği ortaya çıkar.

2005 yılında harcama bütçesindeki toplam paranın yüzde 31′i personel harcamaları ile sosyal güvenlik kurumu harcamalarına, yüzde 40′ı faiz ödemelerine gidince, “icra – i hükümet eylemeye” para kalmıyor. Bütçenin sadece yüzde 5′i yatırıma ayrılıyor. O da kısılıyor, kısılıyor. Yıl içinde yüzde 4′e iniyor.

Şurasını kabul edelim ki, bütçeyi bu hale bu hükümet getirmedi. Önceki hükümetlerden beri yapılan hatalar bütçeyi çukura soktu. Bu hükümet eleştirilse eleştirilse bütçeyi çukurdan çıkarma becerisini gösteremediği için eleştirilir.

Bütçeyi dar gömlek haline getiren 2 önemli etken var. (1) Vergi gelirleri daha büyük bütçe yapmayı engelliyor. Vergi gelirinin artması: (a) Doğru dürüst bir vergi reformuyla verginin yaygınlaştırılmasına (aynı, kazları yolacak yerde, dışarıda dolanan semirmiş kazları kümese sokmaya) bağlı. (b) Ekonominin büyümesine, insanların gelirinin artmasına (insanlara iş ve aş imkanı yaratmaya) bağlı. (2) Faiz harcamalarının ve sosyal güvenlik sistemi açıklarının küçültülmemesi, bütçe gelirlerinin büyük bölümünün bu alanlara kaymasına yol açıyor. Ağır faiz yükünün azaltılması, radikal bir yeniden yapılandırma cesaretini gösterebilmeye bağlı.

Dar gömleği giyen hükümet, “kısır döngü”den çıkamıyor. Bütün ümit, bir gün bu ağır faiz yükünün kendiliğinden hafifleyeceğine bağlanmış. Ama ne zaman? İşte 2005 yılında da toplam harcamaların yüzde 40′ı faize gidecek. Faiz ve personel harcamalarından sonra hükümetin tasarrufuna toplam harcamaların sadece yüzde 29′u kalacak… Bütçedeki faiz yükünü yüzde 40′tan yüzde 10′a indirebilme becerisini gösterebilsek, hükümetin harcama gücü 2 misline çıkacak. Hükümetin gücü yüzde 100 artacak… (Gözlerime bakınız… Ne dediğimi anlarsınız(!)… Bu faiz yükü kendiliğinden düşecek diye beklersek, biz daha çok bekleyeceğiz… Her yılın bütçesi bir öncekinden daha “dar gömlek” olacak… Bütçe, daha doğrusu halkımız faizciler için sürünmeye devam edecek…)

GÜNGÖR URAS

Temmuz 21, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

Belediyeler ve kaynak sorunu…

Türkiye’nin yaşadığı bütün sorunların kökeninde kaynak yetersizliği yatar. ‘İmkanları bol, zengin bir ülkeyiz’ masallarına inanmayın. Tabii kıt kaynakların plansız ve verimsiz kullanımının yarattığı sonuçları unutmayalım. Bu topraklarda merkezi yönetim her zaman çok etkin olmuştur. Coğrafyanın getirdiği bir zorunluluktur bu. Ekonomimizin olduğu gibi demokrasimizin zayıf noktası da yerel yönetimlerin etkin olmayışıdır. Şimdi bu meseleye el atıldı. Belediyeler ve Büyükşehir Belediyeleri Yasası değişti, Kamu Reformu Yasası geçti.

Yeni dönemde imkanlarımızı en verimli şekilde kullanmalıyız. Bunun yolu taşradaki sorunları Ankara’dan değil de yerinden çözmekte geçiyor. Yeni yasa buna imkan sağlıyor. Belediye başkanlarına yap-işlet-devret gibi alternatif finansman modellerini uygulama şansı tanınıyor. Türk belediyeciliğinin iki deneyimli ismi Melih Gökçek ve Sefa Sirmen bu konuyu birkaç gün önce SKYTURK’te enine boyuna tartıştılar. Gelen yoğun tepkilerden de anladık ki program hayli ilgi çekmiş. Melih Gökçek artık polemiklere girmekten çok, konu düzleminde yapıcı bir tartışmanın aktörü olmayı tercih ediyor. Eski hırçınlığı yerine daha sakin, olgun ve anlayışlı bir profil çizdi. O gece Sirmen, ‘Yasa güzel de kaynak nerede?’ sorularını tekrarlayınca, Gökçek ‘Kaynak sorununu hep beraber çözeceğiz. Belediye başkanları zekalarını çalıştıracaklar. Hükümetin imkanları belli’ derken önemli bir gerçeğin altını çiziyordu. Yayın sonrası sohbetimizde Gökçek’teki değişimin izlerini Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz konusunda da gördüm. Bugüne kadar hep Çankaya Belediye Başkanları ile kavga eden Gökçek, Eryılmaz için pozitif yorumlarda bulundu.

Maliye’nin bakışı…

Para konusu geçince gözler Maliye Bakanı’na çevriliyor. Dün Fransa’ya giden Bakan Kemal Unakıtan’la seyahati öncesinde görüştük. ‘Olmayan paraların kullanılma dönemi bitti’ diyordu. Maliye’nin bütçe disiplinine ne kadar uyduğunu herkes kabul ediyor. Unakıtan ‘Asla taviz veremeyiz’ dedi. Ekonomiyle ilgili günlük rakamları kurmaylarından dinlerken, faizlerdeki yarım puanlık düşüş haberi üzerine kahkahalarla gülerek ‘Bu faiz füze gibi çıkıyor, sonra aheste aheste iniyor’ diye yakındı.

Kaynak yetersizliği tamam da yine de Türkiye’nin dört bir köşesinden belediye başkanları, milletvekilleri hatta bakanlar ödenek talepleriyle Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan’ın karşısına çıkıyor. Müsteşar Aktan, ‘Konuyu bakana çıkarmadan altyapıyı yapmak üzere bize geliyorlar’ diye güldü ve ‘Yapacak bir şey yok. Devletimizin imkanları çok ölçülü kullanılıyor. Artık daha etkin planlama yapmak zorundayız’ diye konuştu. Aktan, DPT’nin hazırlıklarını yürüttüğü ve yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının planlamaya dahil olacakları yeni bir kanun çalışmasından bahsetti. Onu detaylarıyla bir başka yazıda aktaralım. Belediye yasaları, kamu yönetimi reformu, yerel kalkınma ajansları derken, ülkemizin köklü bir sorununa çözüm aranıyor. Yerinden yönetim güçlendikçe demokrasimiz büyür, ekonomimiz kalkınır.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA

Temmuz 20, 2004 Yazan: butce | AKŞAM, AKŞAM-2004, AKŞAM-2004-TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

Yatırımlar da tüketim de artıyor

YILIN ilk beş ayına yönelik dış ticaret verileri Türkiye’de yatırımların da, tüketimin de geçen yıla göre kaygı verici boyutta arttıklarını göstermektedir.

Ocak-mayıs döneminde, yatırım malları ithalatı yüzde 88 artarken, tüketim malları ithalatı yüzde 110 artmıştır. Bu yılın başından beri bu iki kalemdeki artış geçen yılki artışların neredeyse iki katı olmuştur. Her iki kalemde de bir patlama yaşanmaktadır.

Tüketim malları ithalatındaki patlama iç talepteki patlamaya işaret etmektedir. Tüketim malı ithalatı toplam ithalat içinde hala yüzde 15’in altında bir paya sahiptir. İthalattaki artışın ana kaynağı ara malları ve yatırım malları ithalatındaki artışlardır.

İhracattaki ciddi artışlara rağmen, dış ticaret açığının önlenemez yükselişi sürmektedir. On iki aylık bazda, bu yılın mayıs ayı itibariyle dış ticaret açığı 28.1 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve tarihi bir rekor kırmıştır. 2001 yılındaki krizden hemen önce dış ticaret açığı aynı bazda 27.5 milyar dolar olmuştu.

İlk beş ayda gerçekleşen dış ticaret açığı (13.8 milyar dolar) 2002 yılının neredeyse tümünde verilen dış ticaret açığına eşittir.

Dış ticaret açığının bu denli büyümesi ekonomik büyümenin sürdürülebilir olduğuna gölge düşürmektedir. Üzerinde yürüdüğümüz buz giderek incelmektedir. Bu denli yüksek bir açığın ilerideki dönemlerdeki finansmanı zorlaşacaktır. Ekonominin kırılganlığı bu alanda artmaktadır.

Enflasyondaki düşüşü kalıcı hale getirebilmek için dış ticaret açığının giderek azaltılması zorunlu hale gelmiştir. Yumuşak iniş için gerekli önlemler alınmadığı taktirde, piyasa mekanizmaları Türkiye ekonomisinin bir süre sonra çakılması tehdidini gündeme getirebilecektir. Son iki yıldır elde ettiğimiz enflasyondaki ve kamu finansmanındaki kazanımlar göz göre göre heba edilebilecektir.

Bu şartlarda, IMF ile 2005 sonrası dönem için bir program üzerinde anlaşmak daha da kaçınılmaz hale gelmiştir. Programın kısa dönemdeki hedeflerinden biri ekonomiyi tedricen soğutmak olacaktır. Böyle bir yumuşak inişi IMF’nin desteklediği bir program olmadan başarabilmek giderek güçleşmiştir.

Uluslararası mali çevreleri ve yerel yatırımcıları hoşnut tutmak her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Aksi taktirde, dış borçlanma ihtiyacını tedricen azaltabilmek çok kolay olmayacaktır. Ekonomiyi soğutucu önlemler bugün alında dahi, dış ticaret açığı 30 milyar dolara üzerinde, cari işlemler açığı ise 15 milyar dolar civarında olabilecektir. Cari işlemler açığının milli gelirimizin yüzde 4’ünü geçmesi bir alarm işareti olarak alınmalıdır.

Giderek kısa dönemde ciddi riskler içeren Merkez Bankası’nın faiz artırımı gündeme gelebilecektir. Pek bilinmeyen bir alana doğru sürüklenmekteyiz.

Bütçede personel harcamalarına dikkat

YILIN ilk yarısında bütçe uygulaması iyi gitti denebilir. En azından, toplam harcamalarda yıl sonu hedefleriyle tutarlı bir gelişme görülüyor.

İlk altı ayda, toplam harcamalar hedefin yüzde 43’ü civarında kalmış. Toplam bütçe açığı da hedefin yüzde 32’si civarında gerçekleşmiş. Bu gerçekleşmeler, bütçedeki mevsimsel eğilimler dikkate alındığında, yıl sonu hedefleriyle tutarlı görülüyor.

Bütçe harcamalarının ‘yumuşak karnı’ denilebilecek alan, sosyal güvenlik sistemine verilen sübvansiyonlar da dahil, personel harcamalarıdır. Yılın ilk yarısında bütçeden maaş alanların toplam maliyeti hedefin yüzde 51’ini geçmiştir. İkinci yarı verilecek maaş artışları ve personele yönelik verilen diğer yardımlardaki fiyat artışlarıyla beraber tüm yıldaki personel harcamalarının hedefi aşacağı beklenmelidir.

Sosyal güvenlik sistemine yılın ilk yarısında verilen sübvansiyonlar da tüm yılki hedefin yüzde 50’sinin biraz altında gerçekleşmiştir. Bu alanda da, hedefin aşılacağı anlaşılmaktadır. Sosyal güvenlik sistemine verilen sübvansiyonların faiz dışı harcamaların içindeki payı yüzde 26’nın üzerinde gerçekleşmiştir. Bu alanda da bir rekora gidilmektedir.

Bütçedeki faiz dışı harcamaları hedefler doğrultusunda tutan etken personel ve sosyal güvenlik dışında yapılan harcamalardaki olağanüstü tasarruf olmuştur. Yılın geri kalan döneminde aynı derecede tasarruf yapılabileceği ise şüphelidir.

Vergi gelirlerinin hedeflenenin altında gerçekleşmesine rağmen, bütçe açığının mevsimsel olarak hedeflenen doğrultuda gerçekleşmesinin nedeni de budur. Faiz harcamaları da kurlardan gelen etkiyle tahminlerin altında gerçekleşmiştir.

Borç dinamiğinin dışında, bütçe açığının önemi gözlenen yüksek büyümenin karşısında daha da önem kazanmış bulunmaktadır. Yumuşak iniş için iç talebin kontrolünün bir ayağı da kamu kesiminin tasarruf açığının indirilmesi olacaktır. Bu nedenle, personel ve sosyal güvenlik sistemine verilen sübvansiyonlarından kısa dönemde tasarruf sağlanamıyorsa, diğer harcamalardaki olağanüstü tasarrufun sürdürülmesi kaçınılmaz görünmektedir.

Gelirler politikası tersine çalışmamalı

GELİRLER politikası enflasyonla mücadelenin en temel araçlarından biridir. Kısaca, gelirler politikası üretim faktörlerinin elde ettikleri gelirlerin beklenen enflasyon paraleline artırılmaya çalışılmasıdır diye tanımlanabilir. Bu tanım içinde, ücretler önemli bir yer tutmaktadır.

Kısa dönemde, alım gücünü kaybetmiş kesimlerin kayıplarının telafisi için beklenen enflasyonun üzerinde verilen ücret artışları fiyat dinamiğini bozabileceği gibi, emekten de tasarrufu teşvik edeceğinden istihdamı olumsuz etkileyecektir.

Toplum kesimleri, elde ettikleri gelirlerin düzeyinden bağımsız olarak, birbirlerine göre olan göreli farklara da dikkat ederler. Örneğin, asgari ücretin artırılması aynı oranda ücretleri artmamış olan düşük gelirli, ama asgari ücretin üzerinde kazanç sağlayanların ücretlerinin artırılmasını talep etmeye yönlendirecektir.

Son günlerde bu yönde talepleri daha sık gözlemeye başladık. Tüm toplum kesimleri enflasyonun üzerinde ücret artışı taleplerini yoğunlaştırmışlardır. Özellikle bu çeşit talepler kamu kesiminde daha da fazla yoğunlaştı. En azından, talepler bazında gelirler politikası tersine çalışma eğilimine girdi.

Enflasyonla mücadelenin başındayız. Bu dönemde;

1.toplum kesimlerinin refahını artırmaya yönelik olarak, hedeflenen enflasyonun üzerindeki ücret artışları hem enflasyonu hem de istihdamı olumsuz etkileyecektir. Ekonomik büyümeye rağmen istihdamın artmıyor olması verimlilik artışının kaçınılmaz olmasındandır,

2.istihdamı artırmaya yönelik olarak, ekonomik büyümeye hız vermek ya da hızlanan ekonomik büyümeye kayıtsız kalmak dış dengeleri olumsuz etkilediğinden ekonominin kırılganlığını artıracaktır,

3.kamu kesimindeki tasarruf açığını azaltmanın tek yolu harcamaları kısmaktan geçmektedir. Bu arada, zaten az olan sosyal içerikli harcamaları kısmaktan başka çare kalmamıştır. Dolaylı vergilerin artırılmasının hem bir sınırı vardır hem de fiyatlar üzerinde olumsuz etkileri söz konusudur.

Ercan Kumcu

Temmuz 19, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

Devlet ‘israf’ etmez ama ’sarf’ eder

Hükümet 2004 yılının ilk altı ayında geliri olduğu halde, ‘icraat için’ para harcamamış. uras2.gifSadece maaş, faiz ödemesi gibi cari harcamaları yapmış. Gelir olduğu halde, bütçede yeri olduğu halde, yatırım yapmamak, kamu kuruluşlarına yatırım sermayesi ve işletme sermayesi aktarmamak, buralardan para kısarak, IMF’den alkış almak arayışında ‘faiz dışı fazlayı’ büyütmek övünülecek bir şey değildir.

Ne yazık ki ‘neyin ne olduğunu fark etmeyenler’ veya ‘fark ettikleri halde’ hükümete alkış tutmak isteyenler, altı aylık bütçede hükümetin geliri olduğu halde harçama yapmamasını bir başarı olarak gösteriyor.

İsraf ile sarf farklı kavramlardır. Hükümetler, gelirleri ‘israf etmez’ fakat ‘bütçede belirlenen sınırlar içinde, bütçe amacı doğrultusunda’ sarf eder.
Her yıl ekonominin genel dengesi kurulur. Sonra bu dengeye göre hükümetler bütçe hazırlar. Bütçede öngörülen harcamalar yapılmazsa yatırımlar için harcama yapılmazsa, kamu kuruluşlarının yatırım ve işletme sermayesi ihtiyaçları karşılanmazsa, ekonominin genel dengesi tutmaz. Öngörülen gelişme hedeflerine ulaşılamaz.

Haziran ayı sonu itibariyle devletin gelir ve giderini sergileyen altı aylık Konsolide Bütçe rakamlarını özet olarak bu yazının altında bulacaksınız.

Yıl sonu hedefine göre yılın ilk yarısında (altı aylık dönemde) gerçekleşme yüzdelerine bakınız.
- İlk altı ayda gelirlerin yüzde 48′i toplanmış. Buna karşılık hedef alınan harcamanın yüzde 43′ü yapılmış.
- Personel harcamaları ve faiz harcamaları hedefler doğrultusunda yerine getirilmiş.
- Ama ekonomi için büyük önem taşıyan, kısıla kısıla yılın tamamı için 6.4 katrilyon liraya indirilen yatırım harcamalarının sadece yüzde 20’si gerçekleştirilebilmiş. Hükümet ya yatırım yapmamış ya da yatırımları gerçekleştiren müteahhitlere para ödememiş.
- Mal ve hizmet alımları için bütçeye konulan ödeneğin yüzde 24′ü, sermaye giderlerinin yüzde 20’si harcanmış.
- Bütçede yer alan 20 katrilyon yedek ödenekten yapılan harcama sadece yüzde 2 oranında.

Bütün bunlar neye yaramış. IMF talimatı gereği 12 ay sonunda ulaşılacak 20.2 katrilyon liralık ‘Faiz Dışı Fazla’ hedefinin yüzde 74′ü yılın yarısında gerçekleşmiş. Hem de bütçe açığı küçülmüş.

Burada ufak bir uyarıya ihtiyaç var. Ylın ilk yarısı ile ikinci yarısında gelir ve giderler dengeli olarak gerçekleşmez. Belli kaymalar olur. Ama biz burada genel bir değerlendirme yapıyoruz.

Bu bütçe hükümetimizin mevcut imkanları kullanamadığını, ‘icrai hükümet eylemek için’ eline geçen fırsatı kaçırmakta olduğunu gösteriyor. Parasızlık başa bela… Onu biliyoruz. Ya, ihtiyaç olduğu halde mevcut parayı kullanamayan hükümete ne demeli? Devlet yönetiminde ilkedir: ‘Devlet israf etmez ama sarf eder’

GÜNGÖR URAS

Temmuz 18, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok

Kayıtdışı istihdamın maliyeti 17 katrilyon

Türkiye’deki istihdamın yarısından fazlasının kayıtdışı çalıştırılması Devleti vergi ve sigorta primi nedeniyle yıllık 17 katrilyon lira kayba uğratıyor. Kayıtdışı çalıştırmanın önlenmesi durumunda SSK ve Bağ- Kur’un bütçe transferlerine gereksinimi kalmayacağı gibi fazla bile vermeleri gündeme gelecek.

Türkiye’deki istihdamın yarısından fazlasının kayıtdışı çalıştırılması Devleti alamadığı vergi ve sigorta primi nedeniyle yıllık 17 katrilyon lira kayba uğratıyor. Kayıtdışı çalıştırmanın önlenmesi durumunda SSK ve Bağ- Kur’un bütçe transferlerine gereksinimi kalmayacağı gibi fazla bile verebilecekleri hesaplandı.

DİE’nin verilerine göre, Türkiye’de 19 milyon 902 bin çalışandan sadece 9 milyon 840 bini SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’na kayıtlı bulunuyor. Geriye kalan 10 milyon 62 bin kişi ise herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı bulunmuyor.

Bunların 3 milyon 382 bini ücretsiz aile işçisi olarak çalıştığı için herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kaydolma zorunlulukları bulunmuyor. Ancak geri kalan 6 milyon 697 bin kişinin ise yasalar gereğince, SSK ya da Bağ-Kur’a kayıtlı olmaları gerekiyor.

Aile işçileri dışındaki kayıtdışı çalışanlardan ücretli ve yevmiyeli olan 3 milyonu SSK, işveren ve kendi hesabına çalışan 3 milyon 679 bini de Bağ-Kur’a kayıtlı olmadığı için Devlet yılda en az 17 katrilyon liralık prim ve vergi kaybına uğruyor.

Kayıtdışı çalışan her bir çalışan nedeniyle Devlet ayda 221 milyon lira prim ve vergiden yoksun kalıyor. Söz konusu kayıp kişi başına yıllık 2.7 milyar lirayı buluyor.

Bağ-Kur’a kaydolması gerekenler için de en düşük basamaktan ödenen Bağ-Kur primini ve asgari ücretlinin ödediği düzeyde gelir vergisi ödemesi gerektiği dikkate alınarak yapılan hesaplama, kayıtdışı bir işveren ya da kendi hesabına çalışan başına Devletin aylık prim ve vergi kaybı toplamının 205 milyon, yıllık ise 2.5 milyar lira olduğu hesaplandı.

Halen SSK’ya kayıtlı bir asgari ücretli için Devlet, aylık 148 milyon 792 bin lira sigorta primi, 13 milyon 325 bin lira işsizlik sigortası primi ve 59 milyon 294 bin lira gelir vergisi alıyor. Bağ-Kur’lular ise en düşük basamaktan 146 milyon 348 bin lira prim ödüyor.

SSK VE BAĞ-KUR’UN PRİM KAYBI 12 KATRİLYON

Söz konusu prim ve vergi oranlarını dikkate alarak yapılan hesaplamaya göre, SSK’nın kayıtdışı çalışma nedeniyle aylık toplam 446.4 trilyon lira kaybı oluyor. SSK’nın kayıtdışı çalışan ücretli ve yevmiyeliler dolayısıyla yıllık kaybı ise 5.4 katrilyon liraya çıkıyor.

İşveren ve kendi hesabına çalışanların kayıtdışı çalışması dolayısıyla Bağ-Kur’un prim kaybı aylık 538.4 trilyon lira, yıllık da 6.5 katrilyon liraya ulaşıyor.

SSK ve Bağ-Kur’un aylık prim kaybı toplam 984.8 trilyon lira, yıllık kaybı ise 11.8 katrilyon liraya çıkıyor. SSK’lılar için ödenmesi gereken yıllık 479.7 trilyon liralık işsizlik sigortası primi de buna dahil edildiğinde Devletin bir yılda uğradığı toplam prim kaybı 12 katrilyon 297 trilyon lira olarak hesaplanıyor.

VERGİ KAYBI 4.7 KATRİLYON

Maliye’nin asgari ücret düzeyinden bir vergi alabileceği varsayımıyla yapılan hesaplama Devletin kayıtdışı çalışma dolayısıyla aylık ortalama gelir vergisi kaybının 396 trilyon yıllık ise 4.7 katrilyon liraya ulaştığını gösteriyor.

BÜTÇE TRANSFERİNE GEREK KALMAYACAK

SSK, Bağ-Kur ve İşsizlik Fonu’nun prim ve Maliyenin aylık toplam vergi kaybı 1.4 katrilyon lirayı buluyor. Bu rakam yıllık bazda da 17 katrilyon 49 trilyon lira çıkıyor.

Gelirleri harcamalarına yetişmeyen SSK’ya 2004 yılı bütçesinden 5.3 katrilyon, Bağ-Kur’a da 5.8 katrilyon lira transfer yapılması öngörülüyor. Söz konusu tutarlar, her iki kuruluşun kayıtdışı çalışmanın yaygınlığı nedeniyle yoksun kaldığı prim gelirine yakın bir büyüklük oluşturuyor.

Kayıtdışı çalışmanın ortadan kaldırılması halinde SSK’nın yıllık 5.3 katrilyon lira, Bağ-Kur’un da 6.4 katrilyon liralık prim kaybı önlenecek. Böylelikle her iki kurumun bütçeye yük olmalarına gerek kalmayacak. Hatta Bağ-Kur fazla verir duruma gelecek.

Temmuz 17, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - TEMMUZ | | Henüz Yorum Yok