Özel ödeneklere yeni düzen geldi 3.7 katrilyon bütçeye girdi
Özel gelir ve özel ödenek uygulamasını yeniden düzenleyen tasarı, dün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, tasarıyla 3.7 katrilyon liralık gelirin bütçeye kaydedileceğini açıkladı.
Tasarı hakkında bilgi veren Unakıtan, özel gelir-özel ödenek uygulamalarının TBMM’nin bütçe hakkına da aykırı olduğunu söyledi. Unakıtan, ortaya çıkan sorun ve yürütülen ekonomik program nedeniyle özel gelir-özel ödenek uygulamasının yeniden gözden geçirildiğini anlattı. Unakıtan, devamında fayda görülenler haricindeki uygulamaların kaldırıldığını belirtti.
UYGULAMA DIŞI KALANLAR
Unakıtan, şartlı bağış ve yardımlar, protokollü işler ve Dışişleri Bakanlığı’nın transferi mümkün olmayan konsolosluk gelirlerine ilişkin özel gelir-özel ödenek uygulamalarının tabiatı gereği aynen devam edeceğini söyledi. Unakıtan, yapılan değişiklikle fonlar eliyle yürütülen hizmetlerin aksamayacağını, hizmetlerin bütçe disiplini içinde süreceğini bildirdi.
3.7 KATRİLYON GELİR
Unakıtan, ‘1980’li yıllardan beri süren çok önemli bir sorun halledilecek. Bütçe disiplini, Türkiye’nin vazgeçemeyeceği hayati bir şeydir. Bazı kurumların başındakiler telefon edip (fonumuz gidiyor, ne yapıyorsunuz sayın bakanım) diyor. Zaten taviz vere vere bugüne gelindi’ dedi. Unakıtan, yapılan değişiklikle 3.7 katrilyon liralık bir gelirin bütçeye kaydedileceğini vurguladı.
TASARI NE GETİRİYOR?
Tasarı, 5’i bütçe dışı, biri bütçe içi olmak üzere 6 fon dışındaki fonların tasfiyesi edilmesi üzerine devamında zaruret görülenlere ilişkin usul ve esasları düzenliyor. Bugüne kadar fonda birikip bütçeden bağımsız olarak harcanan paralar, bütçeye gelir kaydedilecek, bu fonlardan yapılacak hizmetlerin devamı için ödenek konulabilecek.
SERBEST BÖLGELER
Serbest Bölgeleri Tesis ve Geliştirme Fonu’nun tasfiye edilmesi nedeniyle serbest bölgelere ilişkin giderler, bu amaçla Dış Ticaret Müsteşarlığı’na konulacak ödeneklerle yürütülecek. Tedavüle çıkarılacak madeni paraların değerlerinin bütçeye gelir kaydedilmesi, tedavülden geri çekilecek paraların itibari değerleri ile bu kanun gereğince çıkarılacak paraların basılması için yapılacak harcamalar, Hazine Müsteşarlığı bütçesine konulacak ödeneklerden karşılanacak.
Belediye ve İl Özel İdaresi harcamalarına dikkat
AKP Hükümeti, Kamu Yönetimi Reformu kapsamında hazırladığı yasaları, TBMM tatile girmeden çıkarmak istiyor.
Kamu yönetim reformunun temelini oluşturan tasarı, son maddesine kadar TBMM Genel Kurulu’nda konuşulup, kabul edildi. Daha sonra tamamlayıcı olacak yasaların çıkarılmasının ardından, askıya alınan bu yasanın son maddesinin kabul edilip, Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmesi kararlaştırıldı. 15 Temmuz’da TBMM tatile girmeden önce 4 yasanın çıkarılıp, bu son maddesi kalan yasanın da bitirilmesi amaçlanıyor.
Tamamlayıcı yasalardan ‘İl Özel İdareleri Yasası’ kabul edildi. Diğer tamamlayıcı yasalar olan Belediyeler Yasası, Büyükşehir Belediyeleri Yasası ve Mahalli İdare Birlikleri Yasası, TBMM’de çeşitli komisyonlarda görüşülüyor.
Hükümet, hemen her yasaya yerleştirdiği af maddelerini il özel idareleri yasasına da ekledi. Daha önce belediye borçlarının tahkime tabi tutulacağını söylediğimizde, bazı bakanlar itiraz etmiş ancak ‘yeniden yapılandırma olacak’ diye durumu düzeltmeye çalışmışlardı. Tahkimin de bir yeniden yapılandırma olduğunu unutarak.
İşte il özel idareleri için çıkarılan yasada yeralan 54. madde, ‘Hazine alacakları hariç olmak üzere, il özel idaresinin genel bütçeli kuruluşlardan, sosyal güvenlik kuruluşlarından, mahalli idarelerden ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından olan özel hukuk ve kamu hukukuna tabi alacak ve borçları takas ve mahsup edilir. Bu kurum ve kuruluşların bütçelerine yeterli ve gerekli ödenek konulur’ hükmünü içeriyor. Takas ve mahsup işlemlerine ilişkin esasların İçişleri bakanlığı görüşü alınarak, Maliye tarafından hazırlanacağı belirtiliyor. Belki direk Hazine işin içine girmiyor ama sonuçta temizlemesi ona kalacak. Yani bu madde , bal gibi bir af, bir tahkim maddesi. Aynen il özel idarelerine getirildiği gibi KİT ve belediye borçlarına da tahkim imkanı getirilmeye çalışıldığını, yasalara bu maddelerin ekleneceğini biliyoruz.
BÜTÇE DIŞI YENİ KARA DELİK
Belediyelerin, il özel idarelerinin, KİT’lerin borçlarının yeniden yapılandırılması, Hazine’nin yükünün artması anlamına geliyor. Yani sürekli azaltılmaya çalışılan borçlanma oranı, yeni tahkimlerle yeniden artacak. Yanı sıra bu tür tahkimlerin getirdiği felaketler, belki buna onay veren Hazine yönetimi tarafından değil ama, son 10 yıla bakan, tüm taraflarca zaten biliniyor.
Bunun da ötesinde, bütçe dışında yeni kara delikler oluşmasına neden olacak, ‘bütçe dışı borçlanma’ imkanı da getiriliyor. İl özel idarelerine, çıkarılan yasa ile bu hak verildi. Tahvil çıkarmak, borçlanma yapmak için bazı kurumların oluru gerekecek ama bu onayda siyasi kaygıların rol oynayacağı, yasaya bakıldığında, çok açık olarak görülüyor.
Böylece Hazine’nin birliği ilkesine de büyük darbe vurulmuş oluyor. Belediyelerin ve il özel idarelerinin, yerel basının gelişmemesinin de etkisiyle, üzerlerinde önemli bir denetim baskısı hissetmeyecekleri, bu nedenle harcamalarını artıracakları hemen hemen kesin.
Yanı sıra herkes biliyor ki; il özel idarelerinde ve belediyelerde, yasaya konan bilanço, gelir gider tabloları, finansman tablolarını hazırlayacak, teknik yeterliliğe sahip kadrolar bulunmuyor.
Yani çıkacak teknik sıkıntıların, önümüzdeki günlerde bir çok yolsuzluk, usulsüzlük iddialarını gündeme getirmesi kaçınılmaz olacak. Teknik yetersizliğin getireceği israf ise belki gözlerden kaçacak ama genel ekonomik dengeye olumsuz katkılarda bulunacak.
Belediyelerin, il özel idarelerinin tahvil çıkarmaları ise, Hazine garanti vermese bile, finans ve sermaye piyasalarında bir karışıklığa yol açmasının yanı sıra, genel borçlanma politikasını zedeleyecek. Hazine’nin dolaylı kefil olduğu belediye, KİT borçlarını nasıl ödemek zorunda kaldığını, bunun genel dengeye nasıl olumsuz etki yaptığını geçmişte çok yakından izledik.
IMF, yerel yönetimlere tahkim ve borçlanma imkanı tanınmasına nasıl baktı, Heyete bu yasalar anlatıldı mı, anlatılmadı mı, anlatıldıysa nasıl anlatıldı, net olarak bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz şu ki; IMF bunlara onay verdiyse, yeni bir yanılgının içinde demektir.
Hep birlikte göreceğiz; eskileri kapatalım derken, yeni kara delikler oluşturacağız.
Erdal Sağlam
IMF ile sorun teşvikler ve yapısal reformlar
EKONOMİYLE ilgili bakanlardan biri, daha Heyet gelmeden önce yaptığımız özel görüşmede, ‘IMF’le yapılacak görüşmelerin çok rahat geçeceğini, çünkü bütçe rakamlarının, özellikle de ele alınacak olan 3 aylık rakamların çok iyi olduğunu’ söylemişti.
Ancak daha gelmeden önce, 19 Haziran’da Türkiye’den ayrılacağını açıklayan IMF heyeti, planladığı zamanda görüşmelerini tamamlayamadı. Hafta sonunu da ekonomi yönetimiyle görüşerek geçiren IMF heyetinin, duyumlarımıza göre, daha en az 2-3 günlük işi daha var. Yetkililer, çalışmaların ne zaman tamamlanacağını bilemediklerini, Salı ya da Çarşamba günü IMF heyeti’nin ayrılmasının muhtemel olduğunu kaydediyorlar.
Peki, bu kez çok kolay geçmesi beklenen IMF görüşmeleri, son anda neden uzadı?
Kimse ‘zaten böyleydi, normal çalışma sürüyor’ demesin. Bir pürüz olduğu, tartışmaların uzadığı kesin. Cuma bütün gün gazeteciler ertesi gün, yani IMF’in açıkladığı 19 Haziran günü yapılması planlanan IMF basın toplantısının olup olmayacağını sordular ama akşam saatlerine kadar yanıt alamadılar. Yoğun sorular üzerine, ‘normal çalışma sürüyor’ yanıtını vermekten usanan ve bir açıklama olmadığı takdirde piyasaların bunu kötü algılayacağına nihayet kani olan Hazineciler, IMF’i açıklama yapmaya zorladılar. Yani ‘madem onlar 19 haziran tarihini verdiler onlar düzeltsin’ dediler ve IMF görüşmelerin bir-kaç gün uzadığını açıkladı.
Aldığımız bilgilere göre; Cuma akşamı daha üzerinde mutabık kalınması gereken çok sayıda detay kalmıştı. Bunların çoğu ise Maliye ile ilgili özellikle de Hükümetin getirmeyi planladığı teşviklerle ilgili konular ile bazı yapısal tedbirlerdi. Yani bütçe rakamlarında, parasal tedbirlerde, para politikasında bir sorun gözükmüyor ama ‘vergi indirimi’ gibi bazı konularda karşılıklı pazarlıklar devam ediyor. IMF, iyi kötü bir teşvik sistemi kurulduğunu düşünürken, Hükümetin sürekli ayrıcalıklar ile sistemi delmesinden, vergi istisnaları getirmesinden şikayetçi. Sosyal güvenlik, bankacılık, tarım gibi yapısal tedbirlerde de yine ‘sulandırma girişimleri’, IMF’in tepkisini çekiyor. İşte pazarlıklar bu konularda hala sürüyor.
Peki, bu pazarlıklar bitmez mi, sorun büyür mü?
Bence bir-kaç gün içinde bir sonuç alınacaktır. Şahsen, Başbakan Tayyip Erdoğan’a sorulması gereken bazı kararlar olduğunu, Erdoğan’ın ısrar ettiği özellikle bazı teşviklerde ekonomi yönetiminin geri adım atılması gereğini henüz Başbakana anlatamadıklarını tahmin ediyorum. Sonuçta bir ortayol bulunacak ve yazımına başlanan ama detaylarında anlaşma sağlanamayan ‘8. gözden geçirmeye ilişkin niyet mektubu’ üzerinde bir şekilde mutabakata varılacaktır. Önümüzdeki bir-kaç gün içinde bir mutabakat sağlanmasa bile, kamuoyuna kötü izlenim vermemek için, IMF Heyeti basın toplantısını, pürüzlü konulara girmeden ya da yuvarlak geçerek, gerçekleştirip ABD’ye geri dönecektir. Daha sonra e-mail ve faks mesajlarıyla niyet mektubuna son şekli verilecektir. Bu zaman zaman böyle oldu.
Bankalar kağıt almadı Hazine 7 Temmuz’a kadar rahat
SON iki haftadır yapılan ihalelerde Hazine, talebin az olması nedeniyle, beklediği satışları yapamadı. Ama Hazine bu döneme hazırlıklı girdiği için, şimdilik, bu fazla bir sorun olmadı.
Bankaların kağıt almamasının çeşitli nedenleri olduğu söyleniyor. Bunun nedenlerinden biri bazı büyük bankaların takas kağıtlarını likiditeye çevirip, Hazine risklerini azaltmaya çalışmaları. Hazine de geri ödemesi bulunmadığı için bu hafta ihale yapmayacağını açıkladı. Bankacılar, Hazine’nin önümüzdeki hafta da ihale açmasını beklemediklerini söylüyorlar. Bu arada iki haftayı kağıtsız geçiren piyasanın, 30 Haziran bilançosunu da makyajlamak için, Hazine kağıt faizlerini aşağı doğru indirmesi kimse için sürpriz olmamalı.
Hazine’nin bundan sonraki en yüklü geri ödemesi 6.6 katrilyon lirayla 7 Temmuz’da. Hazine’nin Temmuz ayına bu ayki ödemeler de çıkıldığında, yine kasasında 2,5-3 ktarliyon lirayla girmesi bekleniyor ki, bu Hazine’nin elini oldukça rahatlatıyor.
Dolar bazında ihraç düşünülüyor
İKİ hafta içborç ihalesi yapmayacak olan Hazine’nin, geçen hafta bankaları yeni bir eurobond ihracı için yokladığını öğrendik. Bankacılar, henüz Hazine’nin karar veremediğini, şimdi ihraç yapmaya karar verdiği takdirde Pazartesi-Salı günü bunu açıklayacağını söylüyorlar. Hazine’nin ‘şimdi bir ihraç’ ile ‘Temmuz’da IMF’le anlaştıktan sonra bir ihraç’ seçenekleri arasında kaldığı belirtiliyor.
Bankacılar eğer önümüzdeki hafta çıkılırsa, bu ihracın büyük ihtimalle dolar bazında bir ihraç olacağını, çıkılacak miktarın ise 500 milyon doların üzerine çıkmasını beklemediklerini söylüyorlar. Ancak şu anda maliyetleri yüksek olacağı için, Hazine’nin yurt dışı ihraçlar için IMF’le yeni anlaşmayı bekleyeceğini tahmin edenler de var. Bu hafta Hazine dış borçlanmasını bekleyen bankacıların sayısı ise daha fazla.
2005’te KİT faiz dışı fazlası kalkmıyor
BİR yandan 8. gözden geçirme çalışmaları sürerken, bir yandan da IMF heyetinin 4. madde konsültasyonu için hazırladığı taslak rapor üzerinde tartışmalar yapılıyor. Ekonomi yönetiminin bu rapor hakkındaki eleştirilerini, değişiklik isteklerini Heyete anlatıp, onları bazı değişiklikler için iknaya çalıştıklarını duyuyoruz.
Tabi bu arada 2005 Şubat ayından itibaren IMF’le ilişkilerin ne olacağı konusunda da tartışmalar başladı. Ekonomi yönetiminin DPT ve Maliye gibi belli kanatlarının, faiz dışı fazla hedefinin yüzde 6.5’in altına, hem de mümkün olabildiğince altına, indirilmesi için çalıştığı, bu nedenle IMF’le ileriye dönük bazı tartışmalar olduğu da söyleniyor.
Düşündüğünüz zaman; aslında faiz dışı fazla açısından ekonomi yönetiminin işi 2005 ve sonrasında çok zor. Bilindiği gibi son yıllarda yüzde 6.5’lik faiz dışı fazlanın yaklaşık yüzde 5’i bütçeden , geriye kalan 1.5’i de bütçe dışından, KİT’lerden gelirdi.
Bu, milli gelirin yüzde 1.5’i kadar KİT faiz dışı fazlasının sağlayan başlıca kurumlar ise Tüpraş, Telekom ve Ulaştırma Bakanlığı’na bağlhı Kıyı Emniyeti gibi KİT’lerdi.
Tüpraş bilindiği gibi özelleştirme aşamasında. Bu ihale iptal olsa bile yeniden ihaleye çıkılacağı açık. Bu nedenle 2005’den itibaren Tüpraş’tan gelecek karın devlete bir katkısı olmayacak. Yani KİT faiz dışı fazlasına katkısı olmayacak.
Telekom’a gelinceÖ Bilindiği gibi sektör rekabete açıldı ve Telekom’un tekeli artık kalmıyor.Zaten bu konuda özelleştirmeler başladı. Telekom satışı için hazırlanan yasaya baktığınız zaman, önümüzdeki yıl Telekom’la ilgili bütün görev zararlarının Hazine’ye yığıldığını, gelecek paraları ise Ulaştırma Bakanlığı’nın aldığını, rahatlıkla görürsünüz. Yani Telekom’un gelecek yıl karı olmayacağı gibi zararı doğabilir. Kısacası; Telekom 2005’ten sonra Hazine’ye temettü yerine görev zararı getirecek yeni Hazine’ye artı yük olacak.
Bu arada, faiz dışı fazlaya katkı yapan Kıyı Emniyeti’yle hızmetlerden alınan ücretler, denizcilere şirin görünmek için, geçenlerde sessiz sedasız yüzde 40 oranında indirildi. Yani artık buradan da, faiz dışı fazlaya katkı yapacak fazla bir gelir gelmeyecek.
Yani ekonomi yönetimi yüzde 6.5’luk faiz dışı fazlayı sağlamak için 2005’ten itibaren bütçeye daha fazla yüklenmek zorunda. Bu da ne demek? Bu da, yapılmayan belki de IMF’le yaşanan şu andaki sorunlardan biri olan, akaryakıt ve doğalgaz zamlarının artık bekletilmemesi, hatta gelir sağlayacak yeni vergi ve zamların gündeme getirilmesi demek.
Hükümet özelleştirme de yapamadığına göre, başka çaresi kalmıyor.
Edal Sağlam
Belediyelerin serbestçe borçlanabilmesi yanlıştır
KENDİ kredi değerliliği ile borçlanabildikleri sürece belediyelerin serbestçe borçlanması öngörülüyor. Bugünkü yapı içinde, belediyelerin piyasadan serbestçe borçlanabilmeleri yanlıştır.
Borçlanabilme ve iflas bir madalyonun iki yüzü gibidir. İflasına izin verilmeyen birimler borçlanmamalıdır. Kendi başlarına borçlanmasına izin verilen birimlerin iflas etmeleri de doğal olmalıdır. İflasa izin verilmediği yerde enflasyon olur. Belediyelerin iflas etmelerine izin verilecek midir?
DENGE VE DENETİM
Geleneksel olarak, kamu sektörü Türkiye’de iflas etmez, etmesine izin verilmez. Devletin dokunulmazlığı vardır. Yasalar ya da düzenlemeler değiştirilir, iktisadi olarak iflas etmiş kamu kurumları yaşamaya devam ederler. Çünkü, kamu görevi her şeyin üzerindedir.
Belediyeler de bu şekilde hareket edeceklerdir. Belediyeye borç verenler de böyle düşüneceklerdir. İktisadi olarak iflas etmiş duruma gelen belediyeler Hazine tarafından kurtarılacaktır. Hazine’nin borçlanma sırasında hiçbir açık garantisi olmadığı halde, belediyelerin borçları Hazine borçlarıyla eşit tutulacaktır.
Sonuçta, fatura Hazine’ye çıkacaktır. Bugün, bütçe açıkları nedeniyle şikayet ettiğimiz kamu borçlarından yarın belediye borçları nedeniyle şikayet etmeye başlayacağız.
Belediyelere bağımsızca vergi koyma ve vergileri artırma yetkisi verilmesi halinde dahi durum değişmeyecektir. Çünkü, bizim kültürümüzde, bugünün borçlanması yarının vergisidir kuralı diye bir şey yoktur. Olsaydı, devlet borçları bu hale gelmezdi.
Sorumlu borçlanma ‘denge ve denetim’ ister. Yani, bugün çok borçlandığı için yarın ödediği verginin artacağından korkan halk çok borçlanan idareyi iktidara getirmez. Bizde, daha fazla borçlanabileceği düşünülen idareler iktidara getirilir. Çünkü, kimsenin vergi ödemek gibi bir niyeti yoktur.
Kısacası, bizim sistemimizde ‘denge ve denetim’ yoktur. Olması olasılığı da zayıftır. Özel sektörde ‘denge ve denetim’ görevini iflas müessesi görür. Zaman içinde onu da yozlaştırmayı başarmışızdır. İktisadi olarak iflas etmiş şirketleri dahi yaşatmanın yollarını bulmuşuzdur.
SAATLİ BOMBA
1980’li yılların mali sektör reformları içinde en kötü reform devlet iç borçlanma senetlerinin ihale yoluyla satılıp devletin mali piyasalardan faizini verdiği sürece rahatça borçlanabilmesini sağlamak olmuştur. Devlet bu aracı çok kötü kullanmıştır. Borçlanabildiği sürece sorun yokmuş gibi hareket etmiştir. Sonuçta, bugün karşımızdaki manzara oluşmuştur.
Belediyelerin borçlanması da böyle olacaktır. Yardım edilmediği takdirde, belediyeler çöp toplayamaz, kanalizasyonları işletemez, parklarına bakamaz ve çalıştırdıklarına ücret ödeyemez duruma düşeceklerdir. Zavallı halk (!) mağdur edilmesin diye Hazine devreye girecek ve iflas etmiş belediyeler kurtarılacaklardır. Belediye borçları Hazine borcuna dönüşecektir.
Bu yapıda belediyelerin serbestçe borçlanmalarına olanak vermek daha ulaşamadığımız ekonomik istikrarın temeline konmuş en büyük dinamitlerden biri olacaktır. Belediyelerin serbestçe piyasadan borçlanabilmeleri projesi ekonomik istikrarın altına konmuş saatli bir bombadır.
Ercan Kumcu
Bütçe iyi, KİT dengesi tehlikede
MALİYE Bakanı Kemal Unakıtan tarafından açıklanan bütçe gelişmelerinin detayı henüz belli olmadı ama bütçe dengesinin iyi gittiği ortada.
Bütçe gelirlerindeki iyileşme, dolayısıyla faiz dışı fazla hedefinin gerçekleştirilmesinde, geçici vergideki iyileşmenin önemli rol oynadığı tahmin ediliyor. Bu da ilk çeyrekteki karların iyi olduğunu ve ‘fatura yazdırma’ gibi Maliye baskısının tuttuğunu gösteriyor. Umarız bütçedeki gelişme, bütün yıl boyunca sürer.
Bütçe gelişmeleri iyi ama KİT dengesinde ciddi alarm sinyalleri gelmeye başladı.
Bu arada bütçe dengeleri ne kadar iyi olsa da, özel gelir ve fonlardan, beklendiği kadar bütçeye gelir yazılamayacağı da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. 4 katrilyonluk özel gelir ve fonların, 2.5 katrilyonu bütçeye alınacak denmişti ama, belli ki bu ilk tahmin gibi, yani 1.5 katrilyon lira düzeyinde kalacak. Çünkü Hükümet, bu özel gelir ve fonlardan harcamayı artırmaya başladı.
Herşeyden önce KİT’lerin daha rahat borçlanmasına imkan veren kararname, bir ‘saatli bomba’ özelliğini taşıyor. KİT’lerin ticari bankalardan kredi kullanmadan veya diğer finansman yöntemlerine başvurmadan önce Hazine’den olur almalarının önündeki engel kalktı. Bu tür uygulamaların ne kadar zararlı olduğunu, sonunda KİT ve belediyelerin biriken borçlarının Hazine tarafından ödenmek zorunda kalındığını izlemiş bir gazeteci olarak, bu düzenlemeyi rahatlıkla ‘saatli bomba’ olarak nitelendirebilirim.
300 TRİLYONLUK KÖMÜR
Hükümet sessiz sedasız ‘fakirlere yardım’ adı altında, kömürde yeni sübvansiyonların yolunu açtı. Daha önce açılan kampanyanın parasal maliyeti 80-90 trilyon lira olarak hesaplanıyor. Bunun içinde kömürü çıkarma, dağıtımı ve ulaşım masrafları bulunuyor. Bu miktar Hazine’ye görev zararı olarak yüklendi. Bu yüke neden olan kömürün miktarı ise 662.7 bin tondu ve bu kömür 1.5 milyon aileye dağıtıldı. Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) zarar eden bir kuruluş. Bu nedenle yük Hazine’ye bindi ve Hazine’den bunu almaya yeni başladı. Bu yılki kampanyanın kararnamesi de geçenlerde çıktı. TKİ’ye bu kampanya nedeniyle şimdiye kadar 850 bin tonluk talebin geldiğini biliyoruz ama talebin 1 milyon 200 bin tonu bulması bekleniyor. Henüz geçen kampanyanın parasının yeni ödenmeye başladığını hesaba katarsak, toplam maliyetin 250-300 trilyon olacağını ve bunun Hazine’den çıkacağını söyleyebiliriz.
TKİ’ye yüklenen bu görev zararı KİT dengesini etkileyecek bir karar…
TMO’NUN FİYATLARI
Hazine’den görev zararı olarak alınamayacak muhtemel KİT açıkları var. Örneğin merakla, TMO’nun açıklayacağı fiyatlar bekleniyor. Bütçeye 1.5 milyon tonluk alım için para konduğunu biliyoruz. Ancak, TMO’nun alım miktarı bunun üzerine çıkacak.
TMO Genel Müdürü Nebi Çelik, Referans’a verdiği demeçte TMO’nun haziran ile aralık ayı fiyatları arasında yüzde 20 fark olduğunu hatırlatarak, bu örnekle tüccarların piyasaya girmelerini sağlamaya çalışacaklarını söylüyor. Ancak Çelik’in arpada verdiği örnek, bunun o kadar kolay olmayacağını da gösteriyor. Çelik, geçen yıl arpada 215 bin lira fiyat verdiklerini ancak şu anda 300-330 binden işlem gördüğünü hatırlatarak, bunun yüzde 40 artış olduğunu, açıklayacakları fiyatların bu kadar olamayacağını, enflasyon hedefini gözetmek zorunda olduklarını söylüyor. Buğdayda TMO’nun alım fiyatının yüzde 16-17 zamla açıklanacağı tahmin ediliyor. Çelik, 2 milyon ton alım yapılabileceğini belirtirken, bu miktarın artabileceğini söyleyenler var.
Bu ise TMO’nun yükünün artması, dolayısıyla borçlanmasının artması anlamına gelecek.
ASGARİ ÜCRET MERAK KONUSU
Piyasa, kamu açıkları açısından kritik gösterge olacak, asgari ücret zammını da merakla bekliyor. Asgari ücret komisyonu yarın ilk toplantısını yapıyor. Yüzde 10’luk artış beklentisi var. İlk yarıdaki yüzde 34’lük zammın işaleminde tepki gördüğü, rekabet gücünü olumsuz etkileyeceği yönündeki tepkiler, hálá unutulmadı. Şimdi bu yüksek zammın ardından ikinci yarı için zam verilip verilmeyeceği, verilirse oranın ne olacağı, Hazine’ye yükü merakla bekleniyor.
Bankalar takas kağıdı önlemlerini aldı
BU hafta Çarşamba günü, meşhur takas kağıtlarının, kalan 1.2 milyar dolarlık bölümünün itfası var. Bundan sonra takas kağıtlarının 5 yıllık bölümü, yani 2006’daki geri ödemeler kalıyor.
Geçtiğimiz haftayı bankalar, bu takas kağıtlarının geri ödemesine hazırlıkla geçirdi. Aslında piyasalardaki karışıklıktan sonra, yani yabancıların yeniden piyasaya girmesiyle birlikte yerli bankaların hazırlığı başladı. Yerli bankalar, bu dövizleri kendilerinde tutup, piyasaya satmadılar. Kurlar yükselince vatandaştan gelen dövizleri de toplayarak hazırlık yaptılar.
Bankacılar zaten bu hafta itfası yapılacak döviz kağıtları için yeniden döviz kağıdı ihalesi açılmayacağını biliyorlardı. Yani 1.2 milyar dolarlık bir açık pozisyon doğmasını bekliyorlardı ve ona göre hazırlıklarını yaptılar.
Hazine, bu haftaki ihaleleri TL cinsinden açacağını açıkladı.Bankacıların bir bölümü, 1.2 milyar dolarlık açık pozisyonun 1 milyar dolarlık bölümünün tamamlandığını belirtirken, bazıları 700-800 trilyonluk bölümünün bankalar tarafından hazırlandığını söylüyor.
Yani bu hafta yapılacak takas kağıdı itfaları nedeniyle, artık çok büyük bir döviz talebi beklenmiyor. Bir miktar açık kalsa bile, bunun en azından Haziran ayı sonuna kadar taşınabilecek bir açık olacağını kaydeden bankacılar, ‘Geçtiğimiz hafta piyasaların düzelmesine rağmen kurların yüksek seyretmesi zaten bu açılacak pozisyonları kapama telaşındandı’ dediler. Dolayısıyla döviz fiyatlarının takas kağıdı nedeniyle artık çok fazla artması beklenmiyor.
Hatta, ay sonuna doğru kurların biraz düşmesini bekleyip, ona göre kalan pozisyonlarını kapamaya çalışacak bazı büyük bankalar olabileceği de söyleniyor.
Yine ABD’deki veriler izlenecek
PİYASALARIN gözü, bu hafta da ABD’de olmaya devam edecek. 15’inde açıklanacak tüketici fiyatları, içerde de yakından izlenecek bir gösterge olacak. Bankacılar, Greenspan’ın son açıklamasından bazı tereddütler doğduğunu hatırlatarak, ‘Piyasalar 0.25’lik faiz artırımına hazır ama artırım 0.50 olursa yeniden ortalık karışabilir’ dediler.
29 Haziran’da FED’in faiz kararını vereceğini hatırlatan bankacılar, 15’inde açıklanacak verinin ise faiz kararında herşeyden fazla etkili olacak bir veri olduğunun altını çiziyorlar.Bu nedenle 15’indeki tüketici fiyat açıklaması yakından takip ediliyor ve kötü bir veri çıkması halinde yavaş yavaş 0.25’in üzerinde bir artış da satın alınmaya başlanabilir.
Bu da doğal olarak, yeniden bir yabancı çıkışına, yabancı çıkışı olması halinde ise içerde kur ve faizde aşırı oynamalara neden olabilir. Bankacılar özellikle açık pozisyon açısından, geçen sefere kıyasla, şu anda sistemin teknik olarak, daha hazırlıklı olduğunun altını çiziyor. Ancak yine de yabancı çıkışı, içerdeki dengeleri yeniden sallayabilir. Küçük de olsa, bu ihtimal var.
Erdal Sağlam
Unakıtan etkisi
Sayın Unakıtan önceki gün Maliye’nin rakamlarını açıkladı. Çok başarılı enflasyon rakamlarından sonra, faiz dışı fazla rakamları ve diğer bütçe gerçekleşmeleri beklentilerin çok üzerinde olumluydu. Mali disiplinin ödün verilmeden ve titizlikle sürdüğü net bir şekilde görüldü.
Rakamları kısaca hatırlayacak olursak, en çarpıcı noktalar şunlar;
t Geçen yılın ilk beş ayında 21.8 katrilyon olan bütçe açığı, bu yıl aynı dönemde 11.5 katrilyon oldu.
t 2001 yılında GSMH’nın yüzde 16.5′ine gelen bütçe açığı için 2004 yılı için yüzde 11 hedeflenmesine rağmen şu ana kadarki gerçekleşmelere göre yüzde 7 dolayında olduğu tahmin edilebilir.
t Faiz dışı fazla (FDF) rakamı yılın tamamı için öngörülen tutarın yüzde 72’sine ulaştı. Geçen yılın ilk beş ayında 9.3 katrilyon olan FDF, bu yıl 14.5 katrilyon oldu.
t Vergi gelirleri ise geçen yıla göre yüzde 26.2 artış gösterdi (öngörülen yüzde 17.6 idi.)
t Faiz ödemeleri geçen yıla göre yüzde 16.2 azalırken, faiz dışı harcamalar yüzde 13 arttı.
Bu performans gerçekten çok başarılıdır. Uluslararası piyasalarda güveni artıracak niteliktedir. Hükümet daha önce vermiş olduğu ‘ekonomik programdan ve mali disiplinden ödün verilmeyecektir’ sözünü bu rakamlarla yerine getirmiştir ve sözlerinin altını doldurmuştur. Geçen yıl faizler yüzde 60′larda iken yazdığımız yazılarda en iyi kaynak yaratma mekanizmasının faizleri düşürmek olduğunu sürekli vurguladık. Bütçe sonuçları, faizlerdeki düşüşle nasıl kaynak yaratıldığını gösteriyor.
Şu an görev çok daha zordur. Bu performansın devamı faizleri daha da aşağı çekecektir. Geçenlerde piyasalarda yaşanan mini spazm, mali disiplin sayesinde atlatıldı. Hatırlarsanız bir yazımda, 12 tane yabancı rapordaki ortak noktanın ‘mali disiplini ciddi bir başarı’ olarak göstermeleri olduğunu vurgulamıştım. Bu başarı sayesinde yurt dışına çıkan para çok fazla olmadı ve 1-1.5 milyar dolar arasında olduğu tahmin edildi. Cari açık rakamlarıyla birlikte eğer mali disipline ilişkin olumsuz sinyaller alınsaydı, durum çok daha negatif olabilir ve yurtdışına kaçan para miktarı fazla olabilirdi.
Sayın Unakıtan eksik beyanların üzerine gidileceğini de vurguluyor. Aslında bütçe performansında sayın Unakıtan’ın etkisi asla küçümsenemez. Ticaret hayatından geldiği için masanın öbür tarafını çok iyi biliyor. Bu başarıda vergi mükelleflerine vergi daireleri yoluyla gönderdiği ince mesajların çok büyük payı var. Yöntem yanlış olsa da sonuçlarının bütçe açısından olumlu olduğu görülüyor. Fakat böyle yapmak ve ‘incelemeye alırım haa’ mesajları göndermek yerine eğer hayat standardını yeniden getirmeyi başarırsa, kendisini ayakta alkışlayacağım. Böylelikle vergi dairelerindeki memurlar da zor durumda kalmayacaklar. Mükelleflere ‘matrah göster’ dedikten sonra bir dayak yemedikleri kalıyor. Şu işi lütfen yasal zemine oturtun, sizin en büyük destekçiniz olacağım.
Piyasalar bu rakamları olumlu karşıladı. Bu aşamada çok ters bir gelişme olmadığı sürece en azından kısa vadede faizlerde ve dövizde gerileme, borsada yukarı hareket görebiliriz.
YAŞAR ERDİNÇ
Geleceğini arayan ortaklar
Bazı ekonomistler özel sektör dahil bütün şirketlerin aslında devlete ait olduğunu söylerler. Yapılan yatırım, ödenen vergi, gerçekleşen istihdam, ihracat ve büyümenin kamu-özel ayrımı yapılmadan en son kertede milleti ve devleti zenginleştirdiğine inanılır. Bu, en ileri liberalizm uygulamalarında bile her şeyin sahibi devlettir anlayışıdır.
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan bir süre önce Müteahhitler Birliği yöneticileriyle görüşürken, bürokratlarına ‘Kardeşim bu adamlar Maliye’nin ortağı. Ne kazanıyorlarsa dolaylı-dolaysız vergilerle yarısını devlete bırakıyorlar’ demişti.
Son 24 saat içinde İstanbul’da Müteahhitler Birliği ile, Ankara’da Maliye Bakanı ile bir araya gelince bu felsefe üzerine düşündüm. Salı akşamı Müteahhitler Birliği’nin Mövenpick Otel’deki toplantısında ‘İnşaat sektörü geleceğini arıyor’ araştırmasının sonuçları değerlendirildi. Ekonominin ve inşaat sektörünün 10 yıllık projeksiyonu yapılmış. Ana fikir şu: ‘Avrupa Birliği’nden tarih alırsak Türkiye müthiş bir yükseliş trendi yakalar. Tarih alınamazsa bile ekonomik istikrar programına harfiyen uyulursa yavaş ama kontrollü bir büyüme sağlanabilir.’
Prof. Dr. Hurşit Güneş ve ekibinin çalışmasının omurgasını AB perspektifi ve ekonomik istikrar programı oluşturuyor. Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren ve Yönetim Kurulu üyeleri Ali Kantur, Cengiz Köksal, Adnan Çebi, Emin Sazak teminat mektubu sorunundan yakındılar, çarpıcı örnekler verdiler. Başkan Eren, Türk ekonomisi için kabus senaryosunu anlattı. Dinleyelim: ‘Finans sektörümüz tamamen yabancıların eline geçiyor. Şu anda bile 2’si hariç bankalardan teminat mektubu alamıyoruz. Yakında tüm bankalar yabancıların eline geçecek. O zaman teminat mektubu bulamayacağız, Türkiye’deki ihalelere bile giremeyeceğiz.’ İlgililere duyurulur.
İstanbul’dan Ankara’ya gündem aynı
Çarşamba sabahı erkenden Ankara’ya döndük. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan bütçe uygulama sonuçlarını açıklıyordu, soluğu Maliye’de aldık. Bakanı beklerken bürokratlarıyla sohbet ettik. Bütçe rakamlarının tutturulmasından dolayı hepsi çok mutluydu. Bakanın her fırsatta ‘Bütçe disiplininden taviz yok’ sözlerinin amacına ulaştığı anlaşılıyordu. Milli Piyango (MP) Genel Müdürü İhya Balak’a ‘Özelleştirilmeniz ne alemde?’ diye sordum. İşler iyi gidiyormuş. Balak, mevcut haliyle MP’nin daha etkin işletilemediğini, bürokratik engeller ve kamu sisteminin hantallığı yüzünden iş yapılamadığını söyledi. Balak’la hasılatların ne olacağı tartışmalarını konuştuk: ‘Hasılat idarede kalmalı, MP’yi alacak firma ile ortak bir hesapta tutulmalı’ dedi.
Maliye Bakanı Unakıtan devamlı ekonomik istikrarı vurguladı. Ana çerçeveyi ise şöyle çizdi: ‘Türkiye’nin en büyük yükü faizlerdir. Takip ettiğimiz politikaların özünde mali disiplini sağlamak, bütçeyi tutturmak, ülke riskini azaltmak, faizleri indirmek var. Bunları yaparsak büyürüz’ Unakıtan, temel prensiplerin başına ‘İyi yönetim’ maddesini koyuyor. Anlaşılan İstanbul- Ankara arasında gündem birliği sağlanmış. Gündem buluşması olmuş. Ortaklar aynı dili konuşuyor.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA
Özel ödenekler kalkıyor
Türkiye’de 1990’lı yıllarda kamu maliyesindeki disiplini bozan bütçe içi ve dışı fonların kaldırılmasından sonra, benzeri bir etki yapan özel gelir ve özel ödenek uygulaması da tarihe karışıyor.Artık herhangi bir gelir özel bir harcama için ayrılamayacak ve özel ödenekler bütçe ödeneğine, özel gelirler de bütçe gelirine dönüşecek.
Hükümet, özel gelir-özel ödenek uygulamalarının büyük bir bölümünün kaldırılmasına yönelik olarak hazırladığı yasa tasarısını TBMM Başkanlığına sundu.
Ekonomik program kapsamında IMF’ye verilen taahhütler arasında da yer alan düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle bütçelerde yıl sonu harcamalarıyla başlangıç ödenekleri arasındaki önemli farklılıkların ortadan kaldırılması, kamu harcamalarının tümünün ilgili kuruluşların bütçelerine konulacak ödeneklerden karşılanması ve bu yolla bütçe uygulamalarının daha saydam, açık ve kolay denetlenebilir olmasının yolunun açılması amaçlanıyor.
Tasarı yasalaştığında halen özel gelir olarak tahsil edilen gelirler bütçe geliri olarak tahsil edilecek. Bu özel gelirlerle yapılan harcamalar ise ilgili kuruluşların bütçelerine bu amaç için konulacak ödeneklerden karşılanacak. Özel gelir ve özel ödenek uygulamalarının büyük bölümü, tasfiye edilen fon uygulamalarından kalmıştı.
Tasarıyla, serbest bölgelerden ele edilen gelirlerin Dış Ticaret Müsteşarlığı bütçesine özel ödenek olarak kaydedilip bu gelirlerin serbest bölge giderleri için kullanılması uygulaması kaldırılıyor. Söz konusu gelirler bütçe geliri olarak kaydedilecek ve harcamalar da Dış Ticaret Müsteşarlığı bütçesinden karşılanacak.
Darphane tarafından basılarak dolaşıma çıkarılacak madeni paralar bütçe geliri olarak kaydedilecek. Madeni paraların tedavülden geri çekilmesi ve bastırılmasıyla ilgili harcamalar Hazine’nin bütçesine konulacak ödenekten karşılanacak. Hazinenin yabancı ülkelerle uluslararası kuruluşlara sağlayacağı danışmanlık hizmetlerinden elde edilecek gelirler de bütçe geliri olarak tahsil eilecek.
ÜNİVERSİTELERİN ÖZEL ÖDENEĞİ KORUNDU
Üniversitelerin, taşınmazlarının kiralanması, satılması ve işletilmesinden elde edilen gelirlerin ilgili yüksek öğretim kurumunun mal ve hizmet alımları ve sermaye harcamalarında kullanabilmelerine yönelik özel ödenek ve özelg elir uygulaması korunuyor.
Tütün ve alkollü içkiler üzerinden alınarak, harp malülleri, şehit dul ve yetimleri, vazif emalülü sayılan TSK mensuplarıile jandarma ve emniyet mensuplarına aktarılan payların ödenmesine ilişkin yükümlülük Emekli Sandığı’na veriliyor. Bu amaçla alınan paylar bütçeye gelir kaydedilecek, Emekli sandığının bu amaçla yapacağı ödemeler için bütçeye ödenek konulacak.
Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen ve onaylanan ruhsatlandırma, ürün, üretim ve satış belgesi, permi, sertifika gibi belgelerden alınan bedeller bütçeye gelir kaydedilecek.
Tasarıyla, RTÜK’ün yıllık bütçesinden harcanmayan kısımların bütçeye gelir kaydedilmesi esası getiriliyor. Sinema, Video ve Müzik Eserleri Yasası gereğince tahsil edilen gelirler, kapatılan Elektrik Enerjisi Fonunun gelirleri, Karayolları Trafik Kanunu gereığince sigorta primleri üzerinden alınan yüzde 5 oranındaki paylar, yurt dışındaki vatandaşlardan sağlanan bedelli askerlik gelirleri, Emniyete ait hurda araç, gereç mal satışından elde edilen gelirler, noter harçlarından alınarak Adalet Bakanlığına verilen paylar bütçe gelirine dönüştürülüyor.
Özel tüketim vergisi tahsilatının belli bir bölümünün belli kurum ve kuruluşlara aktarılmasına ilişkin uygulama kaldırılıyor.
Gümrükçülerin, mesai dışı çalışmaları nedeniyle ilgililerden alınan ücretlerin yarısı bütçeye gelir kaydediliyor.
Uzun dönemli bütçe güveni artırır
TÜRKİYE ekonomisi iyi yolda giden, ama hala riskli bir ekonomidir. İçerde de, dışarıda da ekonomiyle ilgilenenler böyle düşünmektedirler.
Risk, kamu sektörü finansmanından kaynaklanan borçların çevrilebilirliği ve makro ekonomi alanında alınan mesafenin kaybedilmesidir. Dolayısıyla, bütçe uygulaması önemli olmaktadır. Yapısal reformların uygulamaya geçirilmesi beklenmektedir. Kurların ve faizlerin gelişimi dikkatle izlenmektedir. Ekonomi iyi gittiği halde, reel faizlerin yüksekliği ekonomiyle ilgilenen tüm çevreleri kaygılandırmaktadır.
Türkiye ekonomideki riskleri asgariye indiren, yatırımcılara güven veren ve ne yaptığını bilen bir tutum takınmak durumundadır. Son bir aydır mali piyasalarda gözlenen çalkantı ekonomik birimleri bir kez daha heyecanlandırmıştır. Bir anlamda, son dönemde yaşananlar ekonomideki risklerin büyüklüğü konusunda herkese bir fikir vermiştir.
BEŞ YILLIK PLANLAR
Hükümetin yaz sonuna doğru bir yılın ötesini kapsayan bir programı açıklama niyeti kaygıları dağıtabilecek nitelikte bir gelişmedir. Çok olumlu bir adımdır. Yatırımcıların bir ölçüde önünü görmelerine olanak tanıyabilecek bir girişimdir. Geleceğe yönelik kaygıları giderebilir. Kamu borçlarının çevrilebilirliği konusunda şüphecileri ikna edebilecek bir çalışma olacaktır.
Her şeyde olduğu gibi, plan ve programlarda da, önemli olan bu dokümanları hazırlamak kadar yazılan ve söylenenlerin kararlılıkla uygulanmasıdır. Daha birinci günden yazılanların kağıt üzerinde kalacağı yönünde verilecek bir izlenim faydadan çok zarar getirecektir. Örneğin, bu yılın başında daha bütçe yürürlüğe girer girmez bütçeyi delen kararların alınması bir ‘güven bunalımı’ yaratmıştı.
Türkiye geçmişte de bir yılın ötesini kapsayan çok programlar hazırlayıp ulusal ve uluslararası kamuoyu ile paylaşmıştı. Hiçbirine uyulmamıştı. Doğal olarak, her seferinde söylediklerine inanılmayan bir ülke görünümü vermiştik.
Beş yıllık kalkınma planları bu uygulamaya çok iyi örneklerdir. Planlı dönemin ilk yılları bir tarafa bırakılırsa, hiçbir beş yıllık planla aynı dönemin gerçekleşmeleri birbirini tutmamıştır. Plan hiçbir zaman uygulamayı yönlendirmemiştir.
Dolayısıyla, artık beş yıllık planlar Anayasal bir zorunluluk olma dışında, hazırlanmasının hiçbir önemi olmayan dokümanlar olmuştur. Hazırlandıklarında, gazetelerin ekonomi sayfalarını bir gün kadar işgal edip ondan sonra unutulmuşlardır. Beş yıllık planlar her defasında bir rakamlar yığınına dönüştürülüp rakamların nasıl gerçekleşebilecekleri yuvarlak laflarla havada bırakılmıştır.
HER ŞEY UYGULAMADA
Yaz sonuna doğru açıklanacak program artık alışılmış bu hataları içermemesi gerekir. Yalnızca üç yıl sonra kamu kesimi borç yükünün ne olacağı belirtilmemeli, bu orana varabilmek için neler yapılacağı da tarihler vererek anlatılmalıdır. Hangi yapısal reformların öncelikli olduğu tespit edilmeli ve tarih verilerek hangi yapısal reformların hangi çerçevede ele alınacakları açıklanmalıdır. Daha sonra da, söylenenler kararlılıkla uygulamaya konmalıdır. Hükümet kendini bağlamalıdır.
Aksi taktirde, açıklanacak program bütçe açıklarının milli gelir içindeki paylarını verecek. Afaki faiz ve kur varsayımlarıyla ilerideki yılların ne kadar güllük ve güneşlik olacağını vurgulayacaktır. Ne olacağı söylenecek, ama nasıl olacağı konusunda hükümet de dahil olmak üzere hiç kimsenin bir fikri olmayacaktır. Dolayısıyla, söylenenlerin hiçbirinin gerçekleşme olasılığı olmayacaktır.
Türkiye bunu çok yaptı. Yapılanın hiçbir işe yaramadığını çok iyi biliyoruz.
Ercan Kumcu