Dikkat KİT’ler artık daha rahat borçlanacak!
Geçen hafta sonunda Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının (KİT) 2004′e ait genel yatırım ve finansman programına ilişkin kararnamenin 2. maddesinde değişiklik yapan bir bakanlar kurulu kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.
Değiştirilen maddede bu kuruluşların ticari bankalardan kredi kullanmadan veya mali yükümlülük doğuracak diğer finansman yöntemlerine başvurmadan önce Hazine’ye bilgi vermeleri ve kullanım için uygun görüş almaları öngörülmüştü. KİT’lerin farklı bakanlıklara bağlı olması sıkı maliye politikası uygulanmasının öngörüldüğü bir dönemde Hazine’ye böyle bir koordinasyon görevinin verilmesini gerekli kılıyordu. Hazine bu görevini yerine getirirken hem yüzde 6.5′lik faiz dışı fazlayı oluşturan kurumlar içinde önemli yere sahip olan KİT’lerin borçlanmalarını kontrol ediyor hem de bu kuruluşların özellikle dış borçlanmalarında şartların devlet borçlanma şartlarından daha elverişsiz olmamasına özen gösteriyordu.
Hazine’nin kontrolü kalktı
Yeni düzenleme ile kurumların Hazine’den uygun görüş alma zorunluluğu kaldırılıyor. Artık kurumlar krediyi kullandıktan sonra bir hafta içinde Hazine’ye bilgi vermekle sorumlu. Bu düzenleme ile KİT’lerin borçlanmalarıdaki Hazine kontrolü kaldırılıyor. Mali disiplinin bir ölçüde gevşetilmesi söz konusu.
2004′e kadar sadece 12 KİT’in finansman dengesi performans kriterlerine dahil ediliyordu. IMF’ye verilen son niyet mektubunda performans kriterine dahil edilen KİT sayısı 27′ye çıkarıldı. Bu da KİT’lere yönelik olarak, yıl içinde izlemenin ve mali disiplinin artırılması konusunda IMF ile bir anlaşmaya varıldığını gösteriyor. Bu çerçevede, son yapılan düzenlemeyi anlayabilmek daha da güçleşiyor.
Kamuda geçirdiğim 25 yıllık dönemde KİT hesapları ile bir şekilde sürekli ilgilendim. Buradaki oyun çerçevesini bilirim. Bakanlıklar KİT’ler üzerinde DPT ve Hazine’nin kontrolüne sürekli direnmiştir. Ekonominin rahatladığı dönemlerde bu kontrolün gevşetilmesi için her iki kurum da ciddi baskılarla karşılaşmıştır. Son iki yıllık istikrar programı uygulama sürecinde de Hazine’nin bakanlıklarla en çok çekişme yaşadığı alan KİT’lerin finansmanı olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki bakanlıkların, “Hazine elimizi tutmasın biz çok daha iyisini yaparız” şeklindeki geleneksel savları Bakanlar Kurulu’nda yeniden kabul görmüş.
Son on yıla bakarsak kamu kesimi açıklarının bütçeden değil başta KİT’ler olmak üzere bütçe dışı kurumlardan kaynaklandığını görürüz. Türkiye’yi krizlere sürükleyen gelişmelerden biri de KİT açıklarıdır. 2004 kararnamesinde yer alan düzenleme geçmişteki uygulamalar ışığında belli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyordu. KİT’lerin kurumsal yapılarında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Birdenbire bu kurumların borçlanmaları üstündeki kontrolün kaldırılmasına ihtiyaç duyulmasını teknik olarak açıklamak çok zordur. Bu, kamuoyunda maliye politikasına duyulan güveni sarsacak bir unsurdur. Bu ve benzeri düzenlemelerde ekonomi yönetimi sessiz kalmamalı ve varsa teknik gerekçelerini kamuoyunu tatmin edecek biçimde açıklamalıdır.
2003′te yaşadığımız, risk ve kâr iştahının yatırımcıların yanlışları görmezden gelmeye zorladığı dönemi geride bırakıyoruz. Yatırımcıların riske duyarlılığı artıyor. Kötümser bekleyişlere yol açacak uygulamaların artık ağır faturaları olacak.
Aslında gündemde KİT’lerde yönetimin iyileştirilmesi ile ilgili bir yasal düzenleme hazırlığı da var. KİT’lerin yapısal sorunlarının çözülmesi öngörülen bu yasal düzenlemeden sonra böyle bir uygulamaya gidilseydi bu kadar soru işareti ortaya çıkmazdı. Öyle anlaşılıyor ki sayın bakanların bu düzenlemeyi beklemeye sabırları kalmamış.
FAİK ÖZTRAK
Maliye politikasıyla ilgili beklentileri yönetmek önemli
2004 yılında bütçe gelir ve giderlerinin sınıflandırılmasında değişikliğe gidilmiştir. Bütçe gerçekleşmeleri artık bu yeni sınıflandırmaya uygun olarak açıklanmaktadır. Ancak, saydamlık ilkesine ters bir uygulamayla yeni sınıflandırmaya uygun geçmiş yıl verileri açıklanmamıştır. Bu nedenle bütçe gerçekleşmelerini değerlendirebilmek için verilerin yayımlanan haliyle kullanılması mümkün olmamaktadır. 2003 yılı ile 2004 yılı verilerinin karşılaştırılmasında karşılaşılan en önemli sorun, gelirlerle ilgili ret ve iadelerden kaynaklanmaktadır. Ret ve iadelerin 2004 yılında gelir ve harcamalara ilave edilmesi suretiyle karşılaştırılabilir bir seri elde edilmektedir. Ancak ücretlilere vergi iadelerinin 2003 yılında vergi gelirlerinden düşülmüş olması, bu düzeltmeye rağmen 2004 yılı vergi gelirlerindeki artışın olduğundan bir miktar daha yüksek görülmesine neden olmaktadır. Bu sorun bilinerek aşağıdaki tablo değerlendirilmelidir.
2004 yılının ilk dört ayında gerçekleşen faiz dışı giderlerin ve vergi gelirlerinin yıl sonu hedefine oranı 2003 yılındaki gerçekleşmelere göre yüzde olarak yaklaşık iki puan yukarıdadır. Toplam gelirler ise yaklaşık dört puan yukarıdadır. Faiz dışı fazla hedefinin yaklaşık yüzde 49′u ilk dört ayda gerçekleşmiştir. Bu olumlu bir gelişmedir. Ancak ilk dört ayda hem faiz dışı harcamaların hem de gelirlerin geçen yılın aynı dönemine göre artış hızı bu dönemde gerçekleşen enflasyonun ve yılın tamamı için hedeflenen artışın çok üstündedir.
Döviz kurunda yaşanan son gelişmeler ve ilk dört aydaki harcama artışı yılın kalan bölümünde harcama baskısıyla karşılaşılabileceğini göstermektedir. Bu yıl sevk edilen bazı yasa tekliflerinde bazı meslek gruplarının maaşlarında kısmi düzeltmeler öngörülmektedir. Tarımda bu yılın ilk fiyat uygulamasında enflasyon hedefi aşılmış ve yaş çayda yüzde 16.7′lik bir fiyat artışı olmuştur. Tek tek bakıldığında mevcut şartlarda bazı memur kesimlerinin maaşlarında yapılan düzeltmeler veya çiftçiye verilen destekler haklı gerekçelere dayanıyor olabilir. Ancak bu uygulamalar genel maaş ve gelir taleplerini tetikleme riskini taşır. Bu durum harcamalar üzerinde ciddi ek baskı yaratabilir.
Vergi gelirine dikkat
Hem toplam gelirlerin hem de vergi gelirlerinin performansı geçen yılın ilk dört ayından daha iyi görünmektedir. Ancak özellikle vergi gelirlerinde bundan sonraki dönemde artış hızını düşürebilecek bazı unsurlar mevcuttur. Vergi barışı gelirleri geçen yılın mayıs ayından itibaren tahsil edilmeye başlanmıştır. Bu, yılın geri kalan döneminde vergi artış hızlarında azaltıcı etki yapacaktır. Geçen yıl beyannameli mükellefler gelir vergisini üç taksitte öderken, bu yıl iki taksitte ödemektedir. Çok yüksek olmasa da bu da yılın tamamında vergi geliri artış hızını ilk dört ayın altına düşürücü bir etki yapacaktır. Ham petrol fiyatlarındaki artışların ürün fiyatlarına yansıtılmaması için bu yıl petrol ürünlerinden alınan ÖTV’de indirim yapılmaktadır. Örneğin kurşunsuz benzinden alınan ÖTV şubat sonunda 7. gözden geçirme öncesinde metreküp başına 1 milyar liraya yükseltilmiştir. Mayıs başında söz konusu vergi 806.5 bin liraya kadar gerilemiş, 18 Mayıs’ta 883 bin liraya yükseltilmiş, 22 Mayıs itibariyle tekrar 843.5 bin liraya düşürülmüştür. İlk dört ayda vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 19′u bu kalemden elde edilmiştir. Bu uygulama, vergi gelirlerini yılın kalan bölümünde olumsuz etkileyebilecektir.
Taşıt vergilerinin iptali konusu Anayasa Mahkemesi’ndedir. TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesi idare mahkemesince durdurulmuştur.
Bütün bu gelişmeler maliye politikasında oldukça zorlu bir döneme girildiğini göstermektedir. Dış açığın arttığı ekonomilerde maliye politikasıyla ilgili beklenti yönetimi önem kazanmaktadır.
Bu çerçevede saydamlık ilkelerine süratle uyum sağlanmalı ve bütçe verileri geçen yılla karşılaştırılmalı olarak yayımlanmalıdır. Yapılan her düzenlemenin maliyeti ve kaynağı kamuoyuna duyurulmalı, gelirler politikasında enflasyon hedefine uyulmalıdır.
Unutmayalım içinde bulunduğumuz dönemde piyasalar olandan çok olacağa odaklanmaktadırlar.
FAİK ÖZTRAK
IMF öncesi suyun yönü değişiyor
HAZİRAN ayı başlarında Ankara’da olması beklenen Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti gelmeden önce, ekonominin geleceğini yakından ilgilendiren bazı önemli kararların alınması bekleniyor.Bunlardan biri de, mali disiplini sağlamak ve gelir yaratmak amacıyla, bazı yasa ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasıyla ilgili.Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu’na sunulup ardından Meclis’e sevk edilmesi beklenen tasarı ile, 1 Ocak 2005 itibariyle yürürlüğe girecek önemli düzenlemeler yapılıyor.
ÖZEL GELİRLER BÜTÇEYE
Tasarı ile, yürütülmekte olan ekonomik program gereğince, özel gelir-özel ödenek uygulamaları gözden geçirilmekte ve bazı kurum ve kuruluşlara ait özel gelirlerin büyük bölümünün, ‘bütçe geliri’ olarak kaydedilmesi, böylelikle bütçe uygulamalarının daha ‘saydam ve açık’ olması ve ‘ilave gelir yaratılması’ amaçlanıyor. Bu arada, Bütçe Kanunu ile yapılan bazı geçici düzenlemeler de, kalıcı hale getiriliyor. Tasarıda yeralan düzenlemelerden bazıları aşağıdaki gibi.
- Sağlık Bakanlığı’nca düzenlenecek ve onaylanacak her türlü ruhsatlandırma, ürün üretim ve satış izin belgesi, sorumlu müdürlük belgesi ile permi ve sertifikalar üzerinden, 50 milyon TL ile 15 milyar TL arasında ruhsatlandırma bedeli alınacak. Daha önce, Sağlık Bakanlığı’nda sandık bünyesinde değerlendirilen bu bedeller, bundan böyle bütçeye gelir kaydedilecek.
- RTÜK’ün yıllık bütçesinden harcanmayan tutarlar, yıl sonunda Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına aktarılıp, bütçeye gelir kaydedilecek. Bu uygulama ile RTÜK’ün mali özerkliği bir ölçüde kısıtlanmış oluyor.
- Serbest Bölgelerden elde edilen gelirlerin yüzde 90’ı genel bütçeye gelir kaydediliyor. Yüzde 10’u da serbest bölgelerin gelişmesi, AR-GE ve dış ticaretin desteklenmesi için özel ödenek kullanılıyordu. Tasarı ile yüzde 10’luk kısmın da, bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülüyor.
- Yurtdışındaki vatandaşlarımızdan, dövizle askerlik bedeli olarak tahsil edilen dövizler, TC Merkez Bankası’nda açılacak özel döviz hesabına Euro olarak kaydedilecek. Daha sonra, TL’ye çevrilip, bütçeye gelir kaydedilecek.
- Gümrüklerde, fazla mesai ücreti olarak ihracatta kişi başına 7 milyon, ithalatta da kişi başına 14 milyon TL alınıyor ve yarısı personele dağıtılıyordu. Tasarı ile, toplanan fazla mesari ücretlerinin tamamının bütçeye gelir kaydedilmesi amaçlanıyor. Personeli gelir kaybına uğratan ve yasadışı işlem ve ödemelere zemin hazırlayacak olan bu düzenlemeye, gümrük teşkilatından, büyük tepkiler gelmesi bekleniyor.
- Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ait taşıt, makine, teçhizat, silahların satışından ve hizmetten elde edilen gelirlerle ilgili, özel ödenek uygulaması kaldırılıyor ve 2005’ten itibaren, bütçeye gelir olarak kaydı öngörülüyor.
Yaklaşık 30 maddeden oluşan tasarıda ayrıca; yol ve köprü geçiş ücretleri, özellikle yüksek öğrenim kurumlarının gelirleri ve daha birçok kurumun gelirleri ile ilgili düzenlemeler yeralıyor.
PLAKA SATIŞ GELİRLERİTasarıda yeralan düzenlemelerden biri de, Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu tarafından satılan basılı kağıt ve araç plakalarının satış gelirleriyle ilgili. Tasarıda, bu satışlardan elde edilecek gayrisafi hasılatın yarısının, bütçeye gelir kaydedileceği belirtiliyor.
Mevcut uygulama, net kazancın yüzde 60’ının İçişleri Bakanlığı’na verilmesi şeklindeydi. Hasılattan, maliyet ve bazı giderler düşülerek, kalan net kárın paylaşımı, anlamlı bir uygulama iken, hasılattan pay alınmasının, Şoförler Federasyonu’nu, ciddi sıkıntıya sokması bekleniyor.
Otomobile ÖTV artışı geliyor
IMF’ye sunulacak olan, gelir artırıcı düzenlemelerden biri de, binek otomobillerdeki Özel Tüketim Vergisi artışı ile ilgili. Haziran ayının ortalarında, bir kararname ile, silindir hacmi ayırımı yapılmaksızın, tüm otomobillerde, özel tüketim vergisinin artırılması amaçlanıyor.Bu arada ÖTV Yasası’nın, ‘ÖTV hasılatının paylaşımı’ ile ilgili 17. maddesinde yeralan;
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Çocuk Esirgeme Kurumu, Milli Eğitim, Sağlık Bakanlığı’na pay verilmesi ile ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılıyor. Bakanlar Kurulu’na da, ÖTV hasılatından verilecek diğer paylara ilişkin oranları, sıfıra kadar indirme yetkisi yeniden düzenleniyor.
Şükrü Kızılot
IMF öncesi suyun yönü değişiyor
HAZİRAN ayı başlarında Ankara’da olması beklenen Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti gelmeden önce, ekonominin geleceğini yakından ilgilendiren bazı önemli kararların alınması bekleniyor.
Bunlardan biri de, mali disiplini sağlamak ve gelir yaratmak amacıyla, bazı yasa ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasıyla ilgili.
Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu’na sunulup ardından Meclis’e sevk edilmesi beklenen tasarı ile, 1 Ocak 2005 itibariyle yürürlüğe girecek önemli düzenlemeler yapılıyor.
ÖZEL GELİRLER BÜTÇEYE
Tasarı ile, yürütülmekte olan ekonomik program gereğince, özel gelir-özel ödenek uygulamaları gözden geçirilmekte ve bazı kurum ve kuruluşlara ait özel gelirlerin büyük bölümünün, ‘bütçe geliri’ olarak kaydedilmesi, böylelikle bütçe uygulamalarının daha ‘saydam ve açık’ olması ve ‘ilave gelir yaratılması’ amaçlanıyor. Bu arada, Bütçe Kanunu ile yapılan bazı geçici düzenlemeler de, kalıcı hale getiriliyor. Tasarıda yeralan düzenlemelerden bazıları aşağıdaki gibi.
- Sağlık Bakanlığı’nca düzenlenecek ve onaylanacak her türlü ruhsatlandırma, ürün üretim ve satış izin belgesi, sorumlu müdürlük belgesi ile permi ve sertifikalar üzerinden, 50 milyon TL ile 15 milyar TL arasında ruhsatlandırma bedeli alınacak. Daha önce, Sağlık Bakanlığı’nda sandık bünyesinde değerlendirilen bu bedeller, bundan böyle bütçeye gelir kaydedilecek.
- RTÜK’ün yıllık bütçesinden harcanmayan tutarlar, yıl sonunda Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına aktarılıp, bütçeye gelir kaydedilecek. Bu uygulama ile RTÜK’ün mali özerkliği bir ölçüde kısıtlanmış oluyor.
- Serbest Bölgelerden elde edilen gelirlerin yüzde 90’ı genel bütçeye gelir kaydediliyor. Yüzde 10’u da serbest bölgelerin gelişmesi, AR-GE ve dış ticaretin desteklenmesi için özel ödenek kullanılıyordu. Tasarı ile yüzde 10’luk kısmın da, bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülüyor.
- Yurtdışındaki vatandaşlarımızdan, dövizle askerlik bedeli olarak tahsil edilen dövizler, TC Merkez Bankası’nda açılacak özel döviz hesabına Euro olarak kaydedilecek. Daha sonra, TL’ye çevrilip, bütçeye gelir kaydedilecek.
- Gümrüklerde, fazla mesai ücreti olarak ihracatta kişi başına 7 milyon, ithalatta da kişi başına 14 milyon TL alınıyor ve yarısı personele dağıtılıyordu. Tasarı ile, toplanan fazla mesari ücretlerinin tamamının bütçeye gelir kaydedilmesi amaçlanıyor. Personeli gelir kaybına uğratan ve yasadışı işlem ve ödemelere zemin hazırlayacak olan bu düzenlemeye, gümrük teşkilatından, büyük tepkiler gelmesi bekleniyor.
- Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ait taşıt, makine, teçhizat, silahların satışından ve hizmetten elde edilen gelirlerle ilgili, özel ödenek uygulaması kaldırılıyor ve 2005’ten itibaren, bütçeye gelir olarak kaydı öngörülüyor.
Yaklaşık 30 maddeden oluşan tasarıda ayrıca; yol ve köprü geçiş ücretleri, özellikle yüksek öğrenim kurumlarının gelirleri ve daha birçok kurumun gelirleri ile ilgili düzenlemeler yeralıyor.
PLAKA SATIŞ GELİRLERİ
Tasarıda yeralan düzenlemelerden biri de, Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu tarafından satılan basılı kağıt ve araç plakalarının satış gelirleriyle ilgili. Tasarıda, bu satışlardan elde edilecek gayrisafi hasılatın yarısının, bütçeye gelir kaydedileceği belirtiliyor.
Mevcut uygulama, net kazancın yüzde 60’ının İçişleri Bakanlığı’na verilmesi şeklindeydi. Hasılattan, maliyet ve bazı giderler düşülerek, kalan net kárın paylaşımı, anlamlı bir uygulama iken, hasılattan pay alınmasının, Şoförler Federasyonu’nu, ciddi sıkıntıya sokması bekleniyor.
Otomobile ÖTV artışı geliyor
IMF’ye sunulacak olan, gelir artırıcı düzenlemelerden biri de, binek otomobillerdeki Özel Tüketim Vergisi artışı ile ilgili. Haziran ayının ortalarında, bir kararname ile, silindir hacmi ayırımı yapılmaksızın, tüm otomobillerde, özel tüketim vergisinin artırılması amaçlanıyor.
Bu arada ÖTV Yasası’nın, ‘ÖTV hasılatının paylaşımı’ ile ilgili 17. maddesinde yeralan;
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Çocuk Esirgeme Kurumu, Milli Eğitim, Sağlık Bakanlığı’na pay verilmesi ile ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılıyor. Bakanlar Kurulu’na da, ÖTV hasılatından verilecek diğer paylara ilişkin oranları, sıfıra kadar indirme yetkisi yeniden düzenleniyor.
Şükrü Kızılot
Aman moralleri bozmayalım
Son bir yıldır ithalat ve ihracat arasındaki fark giderek artıyor. Ocak-Mart 2004 döneminde ilk üç aylık dış ticaret açığı 7.2 milyar dolar, cari açık ise 5.1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böyle giderse oluşacak cari açığın yıl sonu itibariyle 11-13 milyar dolar civarında olacağı tahmin ediliyor. Esasen bunda şaşılacak bir şey de yok. Çünkü Türk Lirası cinsinden giderek ucuzlayan ithalat artışının getireceği döviz ihtiyacının, günü geldiğinde dövize olan talebi tetikleyeceğini söylemek için uzman olmaya gerek yok. Hatta bu gidişat işimize bile geliyordu. Dolar cinsinden hesapladğımızda milli gelirimiz daha çok artmış gözüküyordu. Dış borçlarımızı daha kolay çevirebiliyorduk falan. Ancak günü geldiğinde artan döviz talebinin nasıl karşılanacağını düşünmek zorundasınız. Keza, ABD’nin kendi dış ticaret açığını kapatmak için yürüttüğü, düşük faiz politikası ve düşük dolar kuru politikasının bir gün değişebileceğini hesaba katarak tedbir almak zorundasınız.
Üç yıldır kemer sıkarak tasarruflarımızı artırmaya ve faiz dışı fazla vermeye çalışıyoruz. Niçin? Borçlarımızı ödeyebilmek için. Peki borçlarımızı ödeyebiliyor muyuz, ödüyoruz ancak borç stokumuz azalacağına giderek artıyor. Toplam konsolide bütçe borç stokumuz nisan sonu itibariyle 205 milyar dolar oldu; bunun 62.3 milyar doları dış borç, 142.7 milyar doları (yaklaşık 203.7 katrilyon TL) iç borç oluşturuyor. Geçen sene nisan sonu itibariyle konsolide bütçe borç stokumuzun toplamı 165.6 milyar dolardı. Bunun 58.2 milyar dolarını dış borç, 107.5 milyar dolarını ise iç borç oluşturuyordu. Reel faiz oranlarında bir azalma yok. Düşük kurla şişen milli gelirimiz nedeniyle, toplam konsolide bütçe borç stokumuzun milli gelire oranında bir miktar iyileşme var hepsi o kadar. Bu da fiziki mal ve hizmet üretimimizde anlamlı bir artışa tekabül etmiyor. Peki burada yanlış bir hesap yok mu?
Borç stokumuz artıyorsa, bu işte bir yanlışlık var demektir. Mali piyasamıza akan yabancı fonlar dolar bazında iki yılda çok güzel paralar kazandı, bileşik kaplar misali, kayıplar ise yerli tasarrufçulardan çıktı. Şimdi kazandıklarını realize etmeye başlıyorlar, bunun ilk işaretleri gelmeye başladı. Beraberinde de faizlerde ve kurlarda da artışlar yaşandı. Yine hep beraber diyoruz; aman moralleri bozmayalım, ekonomide beklentiler önemlidir. Zaten zar zor tesis edilen makro ekonomik dengeler sarsılmasın. Fakat kimse ülkemizin sadece mali piyasalarına gelen bu kısa vadeli yabancı sermayenin; hem girerken, hem de çıkarken, Türk tasarrufçusunun ve yatırımcısının dengelerini alt üst ettiğini görmüyor. Her seferinde yerli tasarrufçunun elinde ve avucunda ne varsa giderek eriyor. Hep yanlış finansal enstrümanda yakalanan yerli tasarrufçu, bu nasıl oluyor? Koca koca köşe yazarlarımızın bunun için dikkat dediklerini duymadık. Varsa yoksa aman ürkütmeyelim, moralleri bozmayalım. Çalışanda moral yok, işsizlik artıyor, yerli yatırımcıda moral yok, çünkü para kazanamıyor. Yerli bankalar bir bir tasfiye ediliyor. Peki kimin moralini bozmamak için çırpınıyoruz. Yerli yatırımcı, para kazanamazken, biz uzun vadeli yabancı yatırımcı gelsin diye sanki yağmur duasına çıkıyoruz. Türk lirasının istikrarsız bir şekilde değer kazanması, birçok yönüyle işimize geliyordu. Şimdi, Türk lirasından gelen istikrarsız değer düşüşünün tehdidi altına girmiş gözüküyoruz. Zira faiz dışı fazlanın artacak borçlanma maliyetleri karşısında, ihtiyacımız olan ana para ve faiz geri ödemelerini karşılayıp karşılamayacağını tekrar hesap etmek zorundayız.
İ.HÜSEYİN YILDIZ
Avrupa çapası!
Önce IMF ile bozuşacağız dedik. Sonra da faizdışı fazla düşürülecek dedik. Hatta bu söylemi IMF iki numarası Anne Krueger’in kafasına iktisat kongresinde çaldık. Baykal tahrik etti. Sanki mühür kendisinde olsa başka bir şey yapabilecekmiş gibi! Erdoğan da çıkış yaptı. Sonra tüm bu söylemleri geri çektik. Hükümetin çeşitli mensupları ve bürokratlar peş peşe açıklamalar yaparak tansiyonu düşürdüler. Sonunda IMF ile anlaşacağız, ama türü belli değil dedik, faizdışı fazlaya da devam etmek zorundayız diyerek konuyu kapattık. Bu arada millet heyecanlandı, tansiyon baki kaldı!
Yüksek borç düzeyi olan bir ülkenin borçluluğu düşürebilmesi için enflasyon düşüşü, reel faiz düşüşü, nominal faiz düşüşü, istikrarlı siyaset, yüksek dozda faizdışı fazla, programın adı ne olursa olsun gereklidir. Bugün ülke önemli ölçüde stabilize olmuşsa bunda faizdışı fazlaya dayalı maliye politikası ve sıkı para politikası en az tek parti hükümeti kadar etkili olmuştur. Şimdi de biraz kafamızı kaldırıp bir bakalım! IMF ile işimizi bitirdikten sonra, AB ile ilişkiye girmek istediğimizi beyan ediyoruz. Faizdışı fazla ne olacak?
Avrupa Komisyonu, genişleme olayı çerçevesinde, 12 Mayıs günü 2003 yılı bütçe açığının ‘Maastricht sınır değeri’ olan %3 (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla oranı olarak) değerini aşmış altı yeni üye devletin bütçe durumuyla ilgili endişe taşıyor. Basın haberlerine göre bu altı yeni üye, Malta, Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Kıbrıs; bunların bütçe açığı /GSYİH oranları, en düşük Slovakya’da %3.6 değeri ile en yüksek Çek Cumhuriyeti’nde %12.9 değeri arasında değişmektedir. Altı ülke altısı da 2004 yılında da en son ulusal ve AB tahminlerine göre %3 değerinin üzerinde kalacaklar. Bu vakaların hiçbirinde, bütçe açığı sınırını aşma olayı maliye politikasını düzenleyen ‘İstikrar Paktı’nda geçerli mazeret olarak öngörülen iki neden olan, ağır bir ekonomik kriz ya da olağan dışı bir duruma dayanmıyor. % 3′lük sınıra uyma, Euro-bölgesine giriş için yerine getirilmesi gereken uyum ölçütlerinden biridir. AT Sözleşmesi Madde 104 çerçevesine göre hazırlanan alt rapor, bütçe açıkları açısından bir tür ilk oluşturmaktadır. Bu ülkeler 1 Mayıs’taki katılımlarıyla ekonomik ve bütçe politikasında işbirliği ve denetim anlaşmasına dahil oluşmuşlardır. Ama daha Euro-bölgesine tam dahil olmadıkları için, açık bütçe seyirleri, son iki adım olan ‘güçlendirilmiş denetim’ ve ‘yaptırım’ kararlarına henüz tabi olamıyorlar. Avrupa Komisyonu, yeni üyelerin değerlendirilmesinde, bireysel durumlarda İstikrar Paktı’nda öngörülen ‘özel koşulları’ kabul edebilirdi. Bu da, ‘fazla açığın’ düzeltilmesi için birkaç yıllık uyum süresine izin vermek anlamına gelir; yoksa normal durumda bu açık, sonraki yıl, yani somut olarak 2005′te ortadan kaldırılmalıdır. AB Ekonomi Komiseri Almunia’ya göre ‘Brüksel’ şimdi, bu altı devletin, on yeni üyenin sunması gereken orta vadeli bütçe planlarında (uyum programları), açığı düzeltmek için gerçekçi bir zaman planı vermelerini ve bu planın orta vadeli Euro’ya katılım hedefleriyle uyum sağlamasını beklemektedir. Bu programları dikkate alacak olan Komisyon, AB Maliye Bakanları’nın 5 Temmuz’da konuyu ele alabilmeleri için. Haziran ayında bu sorunlu altı yeni üyenin bütçe durumları konusundaki önerilerini sunacak. Tabii önerilerin başında yükseltilmiş faizdışı fazla hedefi yer alacak.
Faizdışı fazladan kurtuluş yok! IMF çapası gider, AB çapası gelir! Bu nedenle biz kendimiz mantık yoluna gidelim!
DENİZ GÖKÇE
Toplam borç stoku 206 milyar dolar
Hazineden toplam borcu, nisan ayında kurdaki yükselişin etkisiyle dolar bazında azaldı. Konsolide bütçe iç-dış toplam borç stoku geçen ay 12.4 milyar dolar azalarak 205.5 milyar dolara geriledi.
Hazine, nisan sonu itibariyle konsolide bütçe iç ve dış borç istatistiklerini açıkladı. Buna göre mart sonu itibariyle 217.9 milyar dolar düzeyinde bulunan konsolide bütçe toplam borç stoku, nisan sonunda 205.5 milyar dolara indi. Nisan sonu itibariyle stokun 143.2 milyar dolarını iç, 62.3 milyar dolarını da dış borçlar oluşturdu. Önceki aya göre iç borçlarda 12.2 milyar, dış borçlarda ise 200 milyon dolar dolayında gerileme yaşandı.
İÇ BORÇLARDAKİ GELİŞME
Dolar cinsinden ifade edildiğinde küçülen iç borç stoku, TL bazında artışını sürdürdü. Toplam 10.9 katrilyon liralık anapara ödemesi yapılan nisan ayında, 13.4 katrilyonluk yeni borçlanmaya gidildi. Net 9.3 trilyon lira tutarındaki kur azalışıyla birlikte iç borç stoku net olarak 2.5 katrilyon lira artışla 206.2 katrilyon liraya çıktı.
Nisan ayında vadesi gelen ödemeler karşılığında net 3.3 katrilyon lira nakit imkanı sağlayan borçlanma gerçekleştirildi. Döviz cinsi ve dövize endeksli nakit imkanı sağlayan senetlerin kur farklarından oluşan net 85.1 trilyon liralık azalışla birlikte nakit imkanı sağlayan senetlere ait borç stoku net 3.2 katrilyon lira arttı.
Özel tertip senetlere ilişkin net 771 trilyon lira ödeme gerçekleştirildi, döviz cinsi ve dövize endeksli özel tertip senetlerin kur farklarından kaynaklanan net 75 trilyon liralık kur artışıyla birlikte özel tertip senetlere ait borç stokundaki toplam azalış net 695.3 trilyon lira oldu.
Dolar cinsinden ifade edildiğinde ise net iç borçlanma 1.7 milyar dolar olurken, kur hareketlerinden kaynaklanan 13.9 milyon dolar tutarındaki azalışla, stok 12.2 milyar dolar küçüldü.
DIŞ BORÇ GELİŞMELERİ
Dış borç stoku, nisan ayında marta göre göre 246.8 milyon dolar azalarak 62.3 milyar dolara geriledi.
Geçen ay yaklaşık 961.7 milyon dolarlık dış borç kullanımı, 260.7 milyon dolar tutarında da dış borç anapara ödemesi gerçekleştirildi. Böylece dönem içinde yaklaşık 701 milyon dolar tutarında net kullanım yapıldı. Kur hareketlerinden kaynaklanan 947.8 milyon dolar tutarında düşüş yaşandı, stoktaki net düşüş 246.8 milyon dolar oldu.
YILBAŞINA GÖRE ARTIŞ
Konsolide bütçe toplam borç stokunda yılın ilk dört ayında net 2.8 milyar dolar artış yaşandı. Bu dönemde iç borçlar 3.9 milyar dolar artarken, dış borçlarda net 1.1 milyar dolarlık düşüş yaşandı.
2003 sonunda konsolide bütçe toplam borç stoku 139.3 milyar doları iç, 63.4 milyar doları da dış borç olmak üzere toplam 202.7 milyar dolar düzeyinde bulunuyordu.
Stok bu yılın ocak sonunda 213.8 milyar, şubatta 215.9 milyar, mart sonunda 317.9 milyar dolara yükseldikten sonra, nisan sonunda 205.5 milyar dolara indi.
Toplam stok içinde iç borçların 2003 sonunda yüzde 68.7 olan oranı, nisan sonu itibariyle yüzde 69.7’ye yükseldi, dış borçların payı ise yüzde 31.3’ten yüzde 30.3’e geriledi.
Nisan sonu itibariyle toplam borç stoku içinde en büyük ağırlığı yüzde 41’le iç piyasaya olan borçlar oluşturdu. Kamu kesimine olan iç borçların ağırlığı da yüzde 28.7 düzeyinde gerçekleşti.
Vergilerin yüzde 81’i faize gitti
2004 yılı bütçesinin ilk dört aylık sonuçları belli oldu. Buna göre, ilk dört ayda toplanan vergilerin, yüzde 81’i faiz ödemelerine gitti.
Bazı kalemler itibariyle, ilk dört ayın kesinleşen sonuçları, geçen yılın aynı dönemi ile kıyaslamalı olarak, tabloda gösterilmiştir.
Tablodaki veriler, yılın üçte birine isabet ettiği için (önümüzdeki dönemde olağanüstü bazı gelişmeler olmayacağı varsayımına göre), genel eğilimi önemli ölçüde yansıtıyor.
BARDAĞIN DOLU TARAFI
İlk dört ayın sonuçlarına, 2003 yılının aynı dönemi ile cari fiyatlara göre kıyaslamalı olarak baktığımızda;
2003’te vergi gelirlerinin, yüzde 104’ü kadar faiz gideri olduğunu yani vergi gelirlerinin tamamının dahi faiz ödemelerini karşılayamadığını fark ediyoruz. 2004’ün aynı döneminde ise, vergi gelirlerinin yüzde 81’i kadar faiz gideri olmuş. Faiz giderlerinde, reel olarak yüzde 23’lük bir gerileme göze çarpıyor. Bu da, geçen yılın ikinci yarısında, faiz oranlarındaki gevşemeden ve yeni borçlanmaların, daha düşük faizle yapılmasından kaynaklanıyor.
Toplam harcamalar da, 2003 yılının gerisinde kalmış. Bu nedenle bütçe açığında da, geçen yılın aynı dönemine göre 6,2 katrilyon lira azalma var. Bu azalma, reel olarak yüzde 44’ü buluyor.
Faiz dışı fazla dengesinde de, geçen yıla kıyasla önemli bir artış yaşanıyor. İlk dört aydaki yüzde 45’lik artış, reel anlamda yüzde 28’lik bir artışı ifade ediyor.
Seçim nedeniyle, 2002’nin ikinci yarısında gevşeyen bütçe disiplini, 2003’ün ilk aylarındaki Irak savaşı nedeniyle de, tam olarak sağlanamadı. 2004’ün ilk dört aylık sonuçları, hükümetin bütçe disiplinini güçlendirmeyi amaçlayan bir maliye politikası amaçladığını gösteriyor.
Özellikle son bir ayda tırmanan faizler ve kurlar, ithalattaki artış, bu yılın Ocak-Şubat aylarındaki 2.8 milyar dolarlık cari açık ve bir türlü önlenemeyen hatta giderek artan işsizlik, bardağın boş tarafını gösteriyor. Cari açıkta mart ve nisan aylarında da bir düzelme beklenemeyişi, moralleri biraz daha bozuyor.
Vergi gelirlerinde, dolaylı vergilerin payı giderek artarak, yüzde 70’e tırmanıyor. Toplam vergi gelirleri içinde, gelir vergisinin payı giderek azalıyor. 2000 yılında yüzde 30 olan oran, yüzde 19’a düşmüş durumda. 2004 yılının ilk dört ayında da, yıllık gelir hedefinin gerisinde kalındığı göze çarpıyor.
Gelir denilince, akla vergi geliri geliyor. Bir buçuk yıldır ‘vergi reformu’ yapılacağı söyleniyor ama şu ana kadar gerçekleşen bir reform yok. Kısa dönemde de gözükmüyor. Türkiye halen, iyiniyetli vergi mükellefleri için bir vergi cehennemi. Buna karşılık, vergi kaçıranlar için de tam bir vergi cenneti. Yıllardır, kayıtdışı ekonomi almış başını gidiyor. Oranı yüzde 60-65’lerle ifade ediliyor ama önlemek için alınan ya da alınacak olan somut düzenlemeler göze çarpmıyor. Bu gelişmeler, ‘yoksa vergi toplamak istenilmiyor mu?’ sorusunu da akla getiriyor. Türkiye’nin, ülke gerçeklerini, iş dünyasının sorunlarını ve dünyadaki gelişmelerini, yakından bilip izleyen kişilerin de masanın bir tarafında oturup söz sahibi olacağı bir ekip tarafından hazırlanacak, gerçek bir vergi reformuna ihtiyacı var. Yoksa vergi yasalarında sık sık yapılan yamalarla, bir yere varılamaz.
Şükrü Kızılot
Hangi bütçeden bahsediyoruz?
Geçen hafta pazartesi günü gazeteleri elime aldığımda karşıma, çok değerli bir meslektaşımın, akademik iktisatçı Merih Paya’nın gazeteci Neşe Düzel ile yaptığı çarşaf büyüklüğünde görüşme çıkmıştı.
Görüşme şu girizgah ile takdim ediliyordu. ‘Hükümet tedbir alırsa dolar kuru 1 milyon 800 bin rakamına gider durur, yoksa 2 milyonu aşar. Hükümet bütçede disiplinli olsa idi ekonomi böyle gerilmezdi. Ama çıkardığı bütçeyi bir haftada deldi. Vergi toplama iradesi de koyamadı. Bazı iktisatçılar piyasanın duymak istediğini kendine meslek edindi. Ekonomide iyimserlik de bundan kaynaklandı. Yanlış bir hava verildi.’
Tabii her kişinin fikri, kendi fikridir. Saygı duymak gerekli. Ama ben de cahil kalmak istemem. Meslektaşımın (kedisini tanımam) döviz kuru tahminini neye dayanarak yaptığını doğrusu bilmek istiyorum. Yanlış anlaşılmasın, benim de yaşım ilerledi, cahil gitmeyeyim öbür dünyaya, öğrenivereyim!
Ancak bu görüşmede ortaya atılan bütçe ve vergi konusundaki sözler tamamen gerçek dışı. 2002 yılındaki Derviş döneminde ve daha sonraki 2003 başından bugüne AKP döneminde Türkiye geçmişte peş peşe iki yıl sıkı maliye politikası gerçekleştirmemiş bir ülke olarak gerçekten aşama yaptı. 2004 yılında da eldeki ilk dört aylık veriler benzer bir tabloyu ortaya koyuyor. Tabii merkezi bütçe dışındaki rakamları bilmiyoruz, ama bildiklerimizde ben bir sorun göremiyorum. Bütçe rakamları aşağıda.
Tabloda dört ayda harcamaların yüzde 28.1 kadar arttığı, gelirlerin ise yüzde 30.7 yükseldiği, faiz dışı fazlada ise hedefin yüzde 48.6 gerçekleştiği görülüyor.
Hangi bütçe sapmasından bahsedildiğini ben anlayamıyorum da, anlayan var ise bir kere daha öğrenmeye hazırım!
DENİZ GÖKÇE
‘Faiz’ ve ‘faiz dışı fazla’ nedeniyle hükümetin parası kalmıyor
Hükümet kurmak önemli değil. Önemli olan iktidar olmak. İktidar olabilmek için “para harcamak” lazım. Bu hükümet harcayacak para bulamıyor.
Eskiden olsa (1) bütçe açığını büyütür, Merkez Bankası’na banknot bastırarak, iç borcu artırarak para bulurdu. (2) KİT’lerden, fonlardan para bulurdu. (3) Vergileri artırır para bulurdu.
Şimdi bu kaynaklar kullanılamıyor. (1) IMF bütçe açığını büyüttürmüyor. Merkez Bankası banknot basamıyor. İç borcu sadece eski faizini ödemek için artırabiliyor. (2) KİT’ler özelleştirilmeye başlandı. Elde kalanların kasasında para yok. (3) Faiz ödemek için vergiler sonuna kadar yükseldi.
İyi de… Halk bu hükümetin bir şeyler yapmasını bekliyor… Haydi ilk yıl istikrar denildi. Halk sesini çıkarmadı… İkinci yıl şöyle böyle geçer diyelim… Eeee… Bu böyle devam eder mi? Hükümet halka, “Kusura bakmayınız… Para bulamadık… Bu nedenle hiçbir icraat yapamadık… Bol bol konuştuk…” diyebilir mi?
Nakit denge
Hükümet, IMF’nin zoruyla belirlenen bütçeye göre para harcayabiliyor. Hazine’ye vergi ve diğer gelir kaynaklarından para giriyor, sonra da bunlar bütçe sınırları içinde bir yerlere ödeniyor. Bu harekete “Hazine nakit dengesi” deniyor. 2004 yılı Ocak – Nisan aylarını kapsayan 4 aylık dönemde, Hazine’ye 31.2 katrilyon lira nakit para girdi.
Ama aynı dönemde Hazine 43.3 katrilyon lira ödemek zorunda kaldı. Geliri aşan ödemeyi yapmak için net olarak 4 ayda 12.0 katrilyon lira borçlanmak zorunda kaldı… Hükümet 4 ayda Hazine’ye giren 43.3 katrilyon lirayı istediği gibi harcayabildi mi? Hayır, harcayamadı. Bunun 19.4 katrilyon lirasını faiz ödemesine ayırdı. 23.8 katrilyon lirasını faiz dışı işlerde (çoğu personel ödemesi olmak üzere) kullanabildi.
Hazine’ye 4 ayda giren para 31.2 katrilyon. Buna karşılık 4 ayda hükümetin faiz dışı harcamaları 23.8 katrilyon. Hazine’nin nakit geliri olan 31.2 katrilyon liradan, hükümetin faiz dışı harcamaları toplamı olan 23.8 katrilyonu çıkarınız, aradaki fark 7.4 katrilyon lira faiz dışı fazladır. Açık anlatımıyla hükümet, 4 ayda Hazine’nin nakit gelirinin yüzde 24′üne yakınını IMF taahhüdü nedeniyle icraatı için kullanamadı.
Hükümet Hazine’nin nakit gelirinin 1/4′ünü borç faizi ödeyeceğim diye kullanmakla kalmadı, 4 ayda 12.7 katrilyon da net borçlanma gerçekleştirdi. Borçlanarak bulduğu 12.7 katrilyona, faiz dışı nakit fazlası 7.4 katrilyonu ekleyerek 4 ayda 19.4 katrilyon faiz ödedi. Faiz çarkı böyle dönüyor.
GÜNGÖR URAS
