Bütçe Makaleleri

Kamu Bütçesi Ç.Ü.İİBF Maliye

Faiz dışı fazla

EKONOMİYLE ilgilenip de iktisat eğitimi almadıklarını sandığım çevrelerde en çok kafa karıştıran terimlerin başında faiz dışı fazla kavramı gelmektedir.

Daha öce bu konuda birkaç yazı yazmış olmama rağmen, bir kez daha farklı bir biçimde bu konuyu açmanın yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Matematiksel olarak faiz dışı fazla şu şekilde tanımlanabilir:

Bütçe dengesi = Toplam gelirler – Toplam harcamalar

Toplam harcamalar = Faiz dışı harcamalar + Faiz harcamaları

Faiz dışı denge = Toplam gelirler – Faiz dışı harcamalar

Toplam harcamalar toplam gelirlerden büyükse bütçe açığı ortaya çıkar. Fakat, bütçe açığı faiz harcamalarından küçükse faiz dışı fazla oluşmuş demektir.

BİR ÖRNEK

Bir tüccar düşünün ki, 100 birim borç almış ve belli bir vade sonunda aldığı borcu 10 birim faiziyle beraber geri ödeyecektir. Vade geldiğinde, tüccar aldığı 100 birim borcu ödeyememekte, hatta 10 birim faizini de ödeyememektedir. Bununla da kalmayıp anapara ve faiz borcu olan 110 birim borcun üzerine 10 birim daha borç istemektedir. Yani, vade geldiğinde, eski borçlarını ödeyemeyip 120 birim borç talep etmektedir. Bu tüccar bütçe açığı verdiği gibi, faizin üzerindeki borç ihtiyacı kadar faiz dışı açık da vermektedir.

Bir başka tüccar düşünelim. Belli bir vade için 100 birim borç alsın. Vade sonunda 100 birim borcunu ve 10 birim faizini ödeyecektir. Vade geldiğinde, 100 birim borcunu ödeyememekte, 10 birim faiz borcunun ise ancak 6 birimini ödeyebilmektedir. Bu tüccar borcunun vadesi geldiğinde yeniden 104 birim borç bulma durumundadır. Tüccarın 6 birim faiz dışı fazlası vardır.

Şimdi Türkiye ekonomisi de bu durumdadır. Bundan 4-5 yıl önce ilk tüccarın durumundaydı. Üç yıldır da ikinci tüccarın durumuna gelmiştir. Yani, borçlarının ana parasını yeniden borçlanmakta, faiz borçlarının ise tümünü değil, bir kısmını yeniden borçlanmak durumundadır. Ama, hálá bütçe açıkları vermektedir. Faiz borçlarının tümünü de ödeyebilecek duruma geldiğinde, bütçe de dengede olacak demektir.

BORÇ AZALMAZ

Hiçbir devlet tüm borçlarından kurtulacakmış gibi bir ekonomi politikası uygulayamaz. Borç ana paraları daima döndürülür. Borç yeni borçlanmayla kapatılır. Borcun azalması demek bütçe fazlaları vermek demektir. Bütçe fazlası vermenin de açık vermek gibi olumsuz yönleri vardır. Dolayısıyla, ekonomi politikalarının uzun dönemli amacı yeni borçlar yaratmamak olmalıdır.

Vadesi gelen faizleri ödeyip faiz ödemeleri için yeni borçlanmalar yapmak durumunda olmayan bir devlet dengeli bir bütçe yönetiyor demektir. Ekonomi büyüyüp devletin gelirleri arttıkça borçları çevirmek elbette çok daha kolaylaşacaktır.

Faiz dışı fazlanın önemi borçların artış hızını etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Ne kadar fazla faiz dışı fazla verilirse, vadesi gelen faiz borçlarının o denli yeniden borçlanmadan ödendiği anlaşılmalıdır. Faiz dışı fazla arttıkça borçların artma hızı da düşmektedir. Türkiye’nin de son üç yıldır yapmaya çalıştığı budur.

Ercan Kumcu

Nisan 28, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - NİSAN | | Henüz Yorum Yok

Faiz döviz açmazı

Son iki hafta içinde doların fiyatı yüzde 7 dolayında arttı.

Piyasa ağzıyla konuşursak, bu süre içinde parasını dolara yatıranların kazancı, elde ettikleri faiz sıfır olsa bile, parasını faiz getiren TL’li araçlara veya borsaya yatıranlardan çok yüksek oldu. Bu artışta, Doların Euro karşısında değer kazanmasının payı büyüktü. Yine geçen DİE, dış ticaret açığının, yılın ilk iki ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 90 arttığını açıkladı. Bunun, ucuz döviz fiyatları yüzünden ithalatın çok hızlı artmasından kaynaklandığı aşikar. Üstelik bir süre önce Fransız bakan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşı olduklarını ifade etmiş ve bu husus Avrupa’da tedavül eden Türk Devlet kağıtlarının piyasa değerinin düşmesine neden olmuştu. Pek tabii bu fiyat düşüşünde, yabancı portföy yöneticilerinin, gelişmekte olan piyasalara ( içinde Türkiye’nin de bulunduğu az gelişmiş ülkeler ligi) yaptıkları yatırımları azaltma kararlarının etkisi de vardı. Bütün bunların neticesinde, geçen hafta içinde piyasalarda sanki Türk ekonomisinde ‘cicim ayları bitiyor’ gibi bir hava oluştu.

* * *

Ekonomik hayat, tabiri caizse deniz gibidir. Burada rüzgarlar mütemadiyen yön değiştirir. Deniz bazan dalgalı, bazan sakindir. Zaten hüner, bu doğal şartlar altında, gemiyi (veya ülke ekonomisini) varmak istenen limana en az hasarla götürmektir. Sırf rüzgar, hatta fırtına çıktı diye gemi batmaz. Eğer tekne yeteri kadar sağlam ve kaptan yeteri kadar bilgili ve becerili ise tekne sallanır, yolcular rahatsız olabilir, ama yine de istenilen limana varılır. ‘Kırılganlık’ ulusal ekonomiler için sıkça kullanılan bir deyim haline geldi. Piyasalarda oynaklığın arttığı bu gibi durumlarda merak etmemiz gereken esas husus, gelmekte olan dalganın şiddetinin ne olabileceğinden çok, ekonomik yapımızın kırılganlık derecesinin ne olduğudur. Çünkü her dalga geçer, her fırtına diner. Sonunda kalıcı hasar sadece bünyesi zayıf olanlarda görülür. Sağlam olanlar yola devam eder.

* * *

Bir ulusal ekonominin sağlık ‘check-up’ında ilk bakılan iki husus vardır. Bunlar ‘iç açık’ ve ‘dış açık’larının milli gelirine oranıdır. İç açık, bütçe açığı demektir. Yani devletin gelirinin, giderine denk olmaması. Dış açık ise ülkenin döviz gelirinin, döviz giderlerinden az olması halidir. Pek tabii bir ülke, ‘ikiz açık’ denilen bu iki açıktan birini veya diğerini veya her ikisini birden verdi diye mutlaka krize girmez. Bunların sürdürülebilir seviyeleri vardır. Ancak, bu açıklar büyük oranlarda ve ilelnihaye verilemez; burası kesin. ( Bu kural ABD için dahi geçerlidir.) Türkiye gibi dış borçları yüksek ülkelerde ise bu açıklar, ancak kısa süreli ve düşük oranlı olabilir.

* * *

İkiz açıklar ‘faiz yüksek-döviz düşük’ olduğu sürece kapanmaz, aksine büyür. Halbuki Türkiye’nin enflasyonu düşürmek gibi öncelikli bir meselesi daha vardır. Bu ise, iç talebi kısmak için ‘faizi yüksek’, maliyetleri baskı altında tutmak için de ‘dövizi düşük’ tutmayı gerektirmektedir. İşte dilemma (açmaz) buradadır. Türk ekonomisine yön verenler bu güne kadar hep, faizi yüksek, dövizi düşük tutmayı tercih etmiştir. Çünkü bu politika izlendiği ilk devrede ülke ekonomisinde ‘cicim ayları’ yaşanır. Ama bu yolun sonu, daima hüsran olmuştur. İnşallah, AB’ye girerek cicim ayları için ödenmemiz gereken faturayı, AB’ye ciro etmek hayali içinde deyiliz.

Son Söz: Faturayı ödemeyenlerin, ödeyeceği bedel daha yüksek olur.

Ege Cansen 

Nisan 24, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - NİSAN | | Henüz Yorum Yok

Faiz dışı fazla 7.6 katrilyon lira

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 2004 yılının ilk üç ayında maliye tanımlı faiz dışı fazlanın 7.6 katrilyon, IMF tanımınlı faiz dışı fazlanın ise 7.2 katrilyon lira olarak gerçekleştiğini açıkladı. Aynı dönemde bütçe açığı 7.3 katrilyona çıktı.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 2004 yılı Ocak-Mart dönemi bütçe gerçekleşmelerini bir basın toplantısı ile açıkladı.   
  
Bütçe harcamaları içinde personel ve sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemelerinin 8 katrilyon 412 trilyon lira olduğunu kaydeden Unakıtan, mal ve hizmet alımlarının 851 trilyon, faiz harcamalarının 14 katrilyon 888 trilyon, cari transferlerin 6 katrilyon 249 trilyon, sermaye giderlerinin 27 trilyon, sermaye transferlerinin 3 trilyon, borç vermenin 337 trilyon, yedek ödeneklerin 37 trilyon lira olduğunu söyledi. 
   
Unakıtan, 2003 yılı bütçesinde de yeni sınıflandırmaya döndüklerini kaydederek, ”2003 yılı eskiye göre değil de, 2004 yılı esaslarına göre olsaydı ne olurdu bazına getirdik. Aynı bazda mukayese edebilmek için” dedi. Bakan Unakıtan, bütçe çalışmalarında 2 önemli projeleri bulunduğunu hatırlatırken, 2004 yılı bütçesini, analitik bütçe sınıflamasına göre hazırladıklarını ve bunun teknik altyapı çalışmaları zaman alması nedeniyle gecikmenin söz konusu olduğunu anlattı. 

Muhasebat Genel Müdürlüğü’nce yürütülen Tahakkuk Esaslı Muhasebe Sistemine geçmeleri nedeniyle de gecikmenin söz konusu olduğunu söyleyen Unakıtan, ”Ama bu projeler şimdi yerine oturdu, bundan sonra her ay çok kısa zamanda neticeler artık elimize geçiyor. Düğmeye basınca bütçe performans neticelerini alabiliyoruz” diye konuştu. 
 
Bakan Unakıtan, 2004 yılı Mali Bütçe Kanunu’nun 5 Ocak 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini ancak, hükümetin emekli maaşları ile asgari ücret konusunda aldığı kararların gerektirdiği ek ödeneğin alınması ve bütçe hedeflerinin korunması amacıyla esneklik olduğunu düşündükleri ödeneklerden, kesinti yapılması için ek bütçe çıkarılması yoluna gidildiğini anlattı.
   
Bakan Unakıtan, 11 Mart 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2004 Mali Bütçe Kanunu ile bağlı cetvellerinde ve 2004 yılı Mali Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu’na bağlı cetvellerde değişiklik yapılmasına dair kanundan sonra oluşan bütçe rakamlarını hatırlattı. Ek Bütçe Kanunu’ndan sonra konsolide bütçe ödeneklerinin toplam 149 katrilyon 945 trilyon lira olduğunu kaydeden Unakıtan, ”Dolayısı ile 150 katrilyon 505 trilyon lira olarak belirlenen ödenek toplamı, 563 trilyon lira daha az tespit edildi” dedi. 

Unakıtan, bu tutar içinde personel ve sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemeleri olarak ilk 3 ayda 32 katrilyon 187 trilyon lira ödendiğini söyledi. Unakıtan, mal ve hizmet alımlarının 12 katrilyon 49 trilyon, faiz harcamalarının 66 katrilyon 50 trilyon olduğunu kaydederken, cari transferlerin 27 katrilyon 464 trilyon, sermaye giderlerinin 6 katrilyon 409 trilyon, sermaye transferlerinin 404 trilyon, borç vermenin 3 katrilyon 303 trilyon, yedek ödeneklerin de 2katrilyon 52 trilyon lira olduğunu söyledi. 
    
Unakıtan, 2004 yılında bütçe açığının 45 katrilyon 836 trilyon, maliye tanımlı faiz dışı fazlanın 20 katrilyon 214 trilyon, IMF tanımlı faiz dışı fazlanın ise 21 katrilyon 103 trilyon lira olarak hedeflendiğini de kaydetti. Unakıtan, yılın üç ayında sağlık harcamalarına 286 trilyon lira gittiğini, sosyal güvenlik kurumlarına da 4 katrilyon 557 trilyon lira aktarıldığını belirtti. Unakıtan, Kit’lere 280 trilyon, tarımsal desteklemeye ise 905 trilyon lira harcanan bu dönemde, faiz ödeneklerinin de yüzde 22.1′nin kullanıldığını anlattı.
    
VERGİDE PERFORMANS OLDUKÇA İYİ

 
Bakan Unakıtan, 21 katrilyon 60 trilyon lira vergi toplanan Ocak-Mart döneminde, vergi dışı gelirlerden 4 katrilyon 142 trilyon, sermaye gelirlerinden 32 trilyon, bağış ve yardımlardan 242 trilyon, katma bütçe gelirlerinden 6 trilyon lira geldiğini ifade etti. Vergi Gelirlerindeki artış oranının yüzde 26 olarak gerçekleştiğine dikkati çeken Maliye Bakanı, üç aylık performansın, yüzde 17.6 olan yıllık hedefin oldukça üzerinde seyrettiğini vurguladı.

Vergi gelirlerinde, 2004 hedefinin yüzde 21.2’sinin şimdiden tahsil edildiğini kaydeden Unakıtan, şöyle devam etti: “Vergi gelirlerinde performans oldukça olumlu, iyi seyrediyor. Kayıtdışı ile mücadelemizin olumlu neticeleri bu rakamlara yansımıştır. Şubat’ta basit usulde mükelleflerden yapılan tahsilat, bir önceki yıla göre yüzde 89, mart ayında ise beyana dayalı gelir vergisindeki tahsilat yüzde 113 artış gösterdi. Bu oldukça büyük bir artıştır. Beyana dayalı vergi gelirlerini artırmak, kayıtdışı ekonominin kayda girmesi açısından da önemlidir. Bu konudaki çalışmalarımız aynen devam edecektir.”
    
BÜTÇE VE FAİZ HARCAMALARI

Maliye Bakanı Unakıtan, harcamalar hakkında bilgi verirken, 2004 ödeneklerinin yüzde 20.5′nin, üç aylık dönemde kullandığını bildirdi. Bu dönemde ödenek kullanım oranının yüzde 2 daha düşük olduğunu belirten Unakıtan, bu oranın, mali disiplinin göstergesi olduğunu söyledi.
  
Faiz harcamalarında da yüzde 5.7′lik azalma görüldüğüne işaret eden Unakıtan, bunun, 2004′de öngörülen 66 katrilyon liralık faiz harcamalarının daha düşük gerçekleşeceğinin ifadesi sayılabileceğini vurguladı. Unakıtan, faiz harcamalarındaki düşüşün, çok önemli bir başarı olduğunu ifade ederken, bunun bütçe üzerindeki baskıyı da azaltacağını belirtti.

Unakıtan, devamla şöyle dedi: ”Ülkemizin borç ve faiz kıskacından kurtulmasının yolu, faiz dışı fazladaki başarısından geçmektedir. Mali disipline ne kadar riayet edersek, ülkenin riski de o kadar düşüyor. Bu şekilde faizlerde aşağıya iniyor. Türkiye’nin çektiği en büyük çile, bütçenin faiz giderlerindeki yükseklikten kaynaklanmaktadır. Bir dönem, vergi gelirlerinin tamamı faize yetmez hale gelmişti.”  Unakıtan, üç ayda sosyal güvenlik kurumlarına yapılan tranesferlerde yüzde 3.2, tarımsal desteklemede yüzde 6.2, kit’lere transferde ise yüzde 75.8′lik artış olduğunu da dile getirdi.
    
“KAYNAK VARSA, HARCAMA VAR”

Maliye Bakanı, devletin daha fazla altyapı ve sosyal harcama yapmasını kendilerinin de arzu ettiğini dile getirdiği konuşmasında, ancak kaynak olmadan harcama yapılmasının imkansız olduğunu vurguladı. Kaynağı olmayan harcamaları yapmaları durumunda, Türkiye’nin geçmişe döneceğini ve aynı sıkıntıları yaşayacağını söyleyen Unakıtan, ”yıllarca ne çektik, artık kaynağı olmayan harcama olmayacak. Kaynağı varsa sen sağ ben selamet. Torbaya bakarız, varsa para öderiz. Yoksa ödemeyiz” dedi.
    
BÜTÇE AÇIĞI DARALDI
 
Bütçe açağı rakamları hakkında da bilgi veren Unakıtan, geçen yılın Mart sonunda 10.8 katrilyon lira olan bütçe açığının, bu yılın aynı döneminde yüzde 33.4 düşerek, 7 katrilyon 255 trilyon lira olarak gerçekleştiğini bildirdi. Bu gelişmeyi, ”hedefin çok ötesinde elde edilen bir performans” olarak niteleyen Unakıtan, bu sonuçlardan asla rehavete kapılmayacaklarını dile getirdi. 
   
FAİZ DIŞI FAZLA YÜZDE 55.9 ORANINDA ARTTI
 
Maliye Bakanı, faiz dışı fazla rakamlarına da dikkat çekerken, 2003 Mart’ında 4 katrilyon 898 trilyon lira olan bütçedeki faiz dışı fazlanın, bu yıl aynı dönemde yüzde 55.9 artarak 7 katrilyon 633 trilyon liraya ulaştığını belirtti. Unakıtan, IMF tanımlı faiz dışı fazlanın ise geçen yıl 4 katrilyon 894 trilyon lira iken, bu yıl ise 7 katrilyon 224 trilyon lira olduğunu vurguladı.

“BÜTÇE AÇIĞININ DÜŞÜK ÇIKMASI SEVİNDİRİCİ”

Bakan Unakıtan, bütçe açığının düşük çıkmasının, kendileri için sevindirici bir durum olduğunu vurguladı. Unakıtan,  şunları söyledi: ”Ancak bu sonuçlar 3 aylıktır. Mühim olan yıl sonudur. Bu, mali disiplinde kararlılığımızın bir göstergesidir. Hükümet ekonomi programına uymaktadır. 3 aylık olumlu sonuçlar, kimseyi rehavete sürüklemesin. Önemli olan yıl sonu için belirlenen hedeflere ulaşmaktır. Aylık gerçekleşmeler arasındaki dalgalanmaları normal karşılamak gerekir.”

Unakıtan, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu hizmetlerini mali disipline ve tasarrufa sıkı sıkıya bağlı kalarak yürüteceklerine inançlarının tam olduğunu ifade ederken, ”Mali disipline uyumun aynı şekilde, aynı disiplinle sürdürülmesinde, maliye camiası olarak Başbakan’a teşekkür ederim” diye konuştu.
     
“2004 YILINDA STAND BY ANLAŞMASI BİTECEK”    

Öte yandan bu yıl IMF ile yapılan Stand By Anlaşması’nın sona ereceği hatırlatılarak, daha sonra ne olacağının sorulması üzerine Bakan Unakıtan, Stand By Anlaşması’nın 2004 sonunda biteceğini belirtti ve şunları kaydetti:
  
“Bundan sonra IMF ile ilişkilerimiz ne olacak? Aşağı yukarı Temmuz’da falan IMF ile toplantı yapılacak. Bu konuda görüş alışverişinde bulunulacak. IMF ile hangi formatta çalışmalar olacak mı, olmayacak mı sorusunun cevabı için henüz erken. Türkiye’nin tercihleri ne olacak, hangi formatta olacak, bu konuda Hazine detaylı çalışmaları yürütür. Önemli olan IMF ile 2005-2006 yılında ilişkilerin hangi formatta olacığından ziyade, bizim ne yapacağımızdır. 
  
Türkiye bir tane, kendi memleketimizi biz düzelteceğiz, kimse dışarıdan gelip bizim evimize düzeltmez. Türkiye ekonomisini güzel noktalara getirmek istiyorsak, muhakkak suretle makro ekonomik hedefleri yakalamamız lazım.”

Enflasyondaki düşüşe işaret eden Bakan Unakıtan, devamla şöyle konuştu: “Bakın enflasyon nerelerden nerelere geldi. Dolayısıyla bizim aynı mali disipline riayet edici ekonomik politikalara devam etmemiz lazım. Mali disiplinin altında, faiz dışı fazla yatıyor. Yüzde 6.5, bu rakam sihirli değil ama bizim kamu borç stokumuz bunu gerektiriyor. IMF olsun olmasın, bizi ilgilendirmez. Bizi biz ilgilendiriyor. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmak zorundayız. Bu ister bir aile, ister bir şirket, ister bir devlet olarak düşünün. Mali disipline riayet etmeyen bir topluluktan hayır gelmez, hesabını bilmeyen bir kimseden hayır gelmez. Bu, kaynağı olmadan harcama demektir”

Konuşmasında mali disipline devam edeceklerini yineleyen Unakıtan, ”Mademki devlet yönetiyorsun hesabını bileceksin. Hesabını bilmeyenlerin, devleti veya milleti nereye sürüklediğini biliyoruz. Dolayısıyla 2004 yılında da 2044 yılında da hesabını bileceksin” diye konuştu.

Nisan 8, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - NİSAN | | Henüz Yorum Yok

Türkiye borcunu azaltamıyor

Son iki yılda elde edilen faiz dışı fazla ve yeni borçlanmaların giderek düşen faiz oranları üzerinden yapılması paralelinde yaklaşık 21 puan gerileyerek 2003 sonunda yüzde 92.8′e kadar inen, Hazine’nin iç piyasadan yaptığı borçlanmanın aynı dönemdeki borç geri ödemesine oranını görteren iç borcu çevirme oranı, bu yılın ilk çeyreğinde yeniden artarak yüzde 95′e yaklaştı.

İç borç çevirme oranının yılın nisan-aralık döneminde yüzde 84.6′da tutulması, böylece yılın tümünde yüzde 87.1 düzeyinde oluşması hedefleniyor. Ancak, uygulanan ekonomik programa rağmen henüz reel olarak küçülme trendine giremeyen iç borç stokunun aşağı çekilebilmesi için çevirme oranının yüzde 70′lere inmesi gerekiyor.DENGELER 2001′DE İYİCE BOZULMUŞTU

Hazine, finans krizi nedeniyle faizlerin aşırı biçimde yükseldiği 2001 yılında, anapara ve faiz olarak nakit bazda 68.1 katrilyon liralık iç borç geri ödemesi gerçekleştirirken, hem bu borcu çevirmek hem de büyüyen bütçe açıklarını finanse etmek için anapara olarak nakit bazda 77.6 katrilyon liralık yeni iç borçlanmaya gitmek zorunda kalmıştı.

Borçlanma dışı kaynakların yetersizliği ve aşırı yükselen faizler nedeniyle rekor düzeye ulaşan bu borçlanmayla, 2000 yüzde 75 olan çevirme oranı, 2001 yılında yüzde 114′e kadar çıkmıştı. IMF desteğiyle uygulanan ekonomik program kapsamında öngörülen faiz dışı fazla ve programın makro dengelerde sağladığı iyileşme sürecinde gerileme trendine giren iç borcu çevirme oranı, 2002 sonunda yüzde 108.9 düzeyine indi. Ancak Hazine 92.5 katrilyonluk iç borç servisi gerçekleştirdiği anılan yılda da nakit bazda 100.7 katrilyonla geri ödemelerden daha yüksek tutarda borçlanmaya devam etti.

2003′TEKİ İYİLEŞME

Geçen yıl ise nakit bazda toplam 145.3 katrilyon liralık geri ödeme gerçekleştiren Hazine’nin nakit bazdaki iç borçlanması ise anapara olarak 134.8 katrilyon lirada kaldı. Böylece Hazine, 2000′den bu yana ilk kez nakit bazda ödediği iç borç anapara ve faiz tutarından daha az anapara borçlanması gerçekleştirdi. Böylece Hazine’nin borç çevirme oranı 2003 yılında yüzde 92.8′e geriledi.

2004 GELİŞMELERİ UMUT KIRDI

Ancak, iç borcu çevirme oranındaki düşüş, bu yılın ilk çeyreğinde devam etmedi. Hazine’nin nakit bazdaki projeksiyonlarına göre bu yılın ilk üç ayında nakit bazda 28.4 katrilyonu anapara, 12.1 katrilyonu da faiz olmak üzere 40.5 katrilyon liralık iç borç geri ödemesi gerçekleştirildi. Aynı dönemdeki iç borçlanmanın anapara tutarı da 38.4 trilyon lirayla geri ödemelerin yüzde 94.8′i düzeyinde oluştu. Hazine, 88.4 katrilyonu anapara, 35.4 katrilyonu faiz olmak üzere 123.8 katrilyon liralık iç borç servisi gerçekleştirilecek olan yılın kalan döneminde, anapara olarak 104.7 trilyon liralık iç borçlanma planlıyor. Böylece, nisan-aralık dönemindeki iç borç çevirme oranının yüzde 84.6 olması hedefleniyor. Bu projeksiyonlara göre yılın tümünde iç borçlarda yaklaşık 165 katrilyon liralık anapara ve faiz geri ödemesine karşılık, anapara olarak 143.1 katrilyon lira tutarında yeni iç borçlanma öngörülüyor. Bu gelişmelerle 2004 yılındaki iç borçlarda çevirme oranının yüzde 87.1′e çekilmesi hedefleniyor.

BORCU KÜÇÜLTMEYE YETMİYOR

Ancak borç çevirme oranının 2004 yılında öngörülen düzeye indirilmesi de iç borç stokunun reel olarak küçülme sürecini başlatmaya yeterli bulunmuyor. IMF’nin Türkiye ile ilgili yaptığı projeksiyonlara göre, stokun reel olarak aynı düzeyde kalması için bile iç borç çevirme oranının yüzde 80′i aşmaması; GSMH’ye oranının sabit tutulabilmesi için de en fazla yüzde 85 olması gerekiyor.  Türkiye’nin 2003 sonu itibariyle milli gelirinin yüzde 81′i düzeyinde gerçekleşen iç-dış toplam borç stokunun, orta vadede, “sürdürülebilir” düzey olan GSMH’nin yüzde 60′ına çekilebilmesi için ise iç borç çevirme oranının yüzde 70′lere çekilmesi gerektiği belirtiliyor.

Nisan 6, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - NİSAN | | Henüz Yorum Yok

Türkiye borcunu azaltamıyor

Son iki yılda elde edilen faiz dışı fazla ve yeni borçlanmaların giderek düşen faiz oranları üzerinden yapılması paralelinde yaklaşık 21 puan gerileyerek 2003 sonunda yüzde 92.8′e kadar inen, Hazine’nin iç piyasadan yaptığı borçlanmanın aynı dönemdeki borç geri ödemesine oranını görteren iç borcu çevirme oranı, bu yılın ilk çeyreğinde yeniden artarak yüzde 95′e yaklaştı.

İç borç çevirme oranının yılın nisan-aralık döneminde yüzde 84.6′da tutulması, böylece yılın tümünde yüzde 87.1 düzeyinde oluşması hedefleniyor. Ancak, uygulanan ekonomik programa rağmen henüz reel olarak küçülme trendine giremeyen iç borç stokunun aşağı çekilebilmesi için çevirme oranının yüzde 70′lere inmesi gerekiyor.

DENGELER 2001′DE İYİCE BOZULMUŞTU

Hazine, finans krizi nedeniyle faizlerin aşırı biçimde yükseldiği 2001 yılında, anapara ve faiz olarak nakit bazda 68.1 katrilyon liralık iç borç geri ödemesi gerçekleştirirken, hem bu borcu çevirmek hem de büyüyen bütçe açıklarını finanse etmek için anapara olarak nakit bazda 77.6 katrilyon liralık yeni iç borçlanmaya gitmek zorunda kalmıştı.

Borçlanma dışı kaynakların yetersizliği ve aşırı yükselen faizler nedeniyle rekor düzeye ulaşan bu borçlanmayla, 2000 yüzde 75 olan çevirme oranı, 2001 yılında yüzde 114′e kadar çıkmıştı. IMF desteğiyle uygulanan ekonomik program kapsamında öngörülen faiz dışı fazla ve programın makro dengelerde sağladığı iyileşme sürecinde gerileme trendine giren iç borcu çevirme oranı, 2002 sonunda yüzde 108.9 düzeyine indi. Ancak Hazine 92.5 katrilyonluk iç borç servisi gerçekleştirdiği anılan yılda da nakit bazda 100.7 katrilyonla geri ödemelerden daha yüksek tutarda borçlanmaya devam etti.

2003′TEKİ İYİLEŞME

Geçen yıl ise nakit bazda toplam 145.3 katrilyon liralık geri ödeme gerçekleştiren Hazine’nin nakit bazdaki iç borçlanması ise anapara olarak 134.8 katrilyon lirada kaldı. Böylece Hazine, 2000′den bu yana ilk kez nakit bazda ödediği iç borç anapara ve faiz tutarından daha az anapara borçlanması gerçekleştirdi. Böylece Hazine’nin borç çevirme oranı 2003 yılında yüzde 92.8′e geriledi.

2004 GELİŞMELERİ UMUT KIRDI

Ancak, iç borcu çevirme oranındaki düşüş, bu yılın ilk çeyreğinde devam etmedi. Hazine’nin nakit bazdaki projeksiyonlarına göre bu yılın ilk üç ayında nakit bazda 28.4 katrilyonu anapara, 12.1 katrilyonu da faiz olmak üzere 40.5 katrilyon liralık iç borç geri ödemesi gerçekleştirildi. Aynı dönemdeki iç borçlanmanın anapara tutarı da 38.4 trilyon lirayla geri ödemelerin yüzde 94.8′i düzeyinde oluştu. Hazine, 88.4 katrilyonu anapara, 35.4 katrilyonu faiz olmak üzere 123.8 katrilyon liralık iç borç servisi gerçekleştirilecek olan yılın kalan döneminde, anapara olarak 104.7 trilyon liralık iç borçlanma planlıyor. Böylece, nisan-aralık dönemindeki iç borç çevirme oranının yüzde 84.6 olması hedefleniyor. Bu projeksiyonlara göre yılın tümünde iç borçlarda yaklaşık 165 katrilyon liralık anapara ve faiz geri ödemesine karşılık, anapara olarak 143.1 katrilyon lira tutarında yeni iç borçlanma öngörülüyor. Bu gelişmelerle 2004 yılındaki iç borçlarda çevirme oranının yüzde 87.1′e çekilmesi hedefleniyor.

BORCU KÜÇÜLTMEYE YETMİYOR

Ancak borç çevirme oranının 2004 yılında öngörülen düzeye indirilmesi de iç borç stokunun reel olarak küçülme sürecini başlatmaya yeterli bulunmuyor. IMF’nin Türkiye ile ilgili yaptığı projeksiyonlara göre, stokun reel olarak aynı düzeyde kalması için bile iç borç çevirme oranının yüzde 80′i aşmaması; GSMH’ye oranının sabit tutulabilmesi için de en fazla yüzde 85 olması gerekiyor.  Türkiye’nin 2003 sonu itibariyle milli gelirinin yüzde 81′i düzeyinde gerçekleşen iç-dış toplam borç stokunun, orta vadede, “sürdürülebilir” düzey olan GSMH’nin yüzde 60′ına çekilebilmesi için ise iç borç çevirme oranının yüzde 70′lere çekilmesi gerektiği belirtiliyor.

Nisan 6, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - NİSAN | | Henüz Yorum Yok

Bütçe uygulamaları daha saydamlaşıyor

Geçtiğimiz hafta yayımlanan bütçe verilerine bugün farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum.

Kamu hesapları bültenine baktığınızda 2004 yılı gerçekleşmelerine dair verilerin daha önceki yıllara göre farklı bir çerçevede sunulduğunu göreceksiniz. Aslında kamuoyunda hak ettiğinden daha az ses getiren bu dönüşüm başta Maliye Bakanlığı olmak üzere tüm ilgili bürokratların uzun zamandır üzerinde çalıştıkları projenin önemli bir aşamasının tamamlandığının göstergesi. Bu düzenlemeler hem devletin maliye politikasının ekonomik etkilerini daha doğru ölçebilmek, hem de saydamlık bakımından önemli düzenlemeler içeriyor.

2002 yılının Kasım ayında yayımlanan “Devlet Muhasebesinde Reform Çalışmaları: Nakit Esasından Tahakkuk Esasına” adlı yayında verilen yol haritasına zamanlama bakımından uyulması önemli bir başarı. Devlet muhasebesinde gerçekleştirilen bu değişikliklerle hem uluslararası standartlar ve kodlara, hem de AB normlarına önemli ölçüde yaklaşılmış oluyor. Sırada konsolide bütçe dışında kalan kamu kuruluşlarının hesaplarının da aynı muhasebe standardına getirilmesi var.

Yeni muhasebe sistemi saydamlık ve hesap verilebilirlik bakımından da önemli bir adım oluşturuyor. Harcamaların hem ekonomik hem de fonksiyonel ayrımda yayımlanması toplumun çeşitli kesimlerinin bütçeyle kendilerine sağlanan imkanları daha yakından izlemesine olanak sağlıyor. Artık devlet eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, savunma gibi fonksiyonlarını yerine getirirken eline geçen kaynakları nasıl dağıtmayı öngörüyor ve yıl içinde buna ne kadar uyuyor bunu daha yakından izlemek ve tepki vermek mümkün. Bu, dünyada ve ülkemizde yaşanan temsili demokrasiden, sivil toplum örgütlerinin ağırlığının giderek arttığı katılımcı demokrasiye geçiş de dikkate alındığında, hizmet sunumunda etkinliği sağlayacaktır.

Artan saydamlık hedefler tutturuldukça maliye politikasına duyulan güveni artıracaktır. Faiz dışı fazla bütçe performansının tek göstergesi olmaktan çıkacak harcamaların ve gelirlerin etkinliği tartışılmaya başlanacaktır. Harcamaların fonksiyonel ve ekonomik dağılımı hükümetlerin siyasi yaklaşımlarının daha iyi değerlendirilmesine de imkan verecektir.

Ancak burada gördüğüm bir önemli eksikliğe değinmek istiyorum. Yeni verilerle birlikte benzer bazda geçmiş yıllar bütçe sonuçlarının da yayımlanmaması hükümetin bu yılki bütçe uygulamasını geçmiş yıllarla karşılaştırmaya imkan vermiyor. Bir başka deyişle sadece bütçe performansını bu yılın bütçe hedefleri ile karşılaştırma imkanımız var. Geçmiş yılların verilerini yeni çerçeveye uydurmada kullanılacak bir geçiş anahtarının veya doğrudan yeni muhasebe yaklaşımı çerçevesinde hazırlanmış geçmiş bir iki yılın verilerinin verilmeyişi saydamlık konusunda önemli bir eksiklik. Yeni muhasebe sisteminden beklenen etkinlik artışının kısa vadede gerçekleşmesi bunun giderilmesini gerektiriyor.

28 Şubat 2001′de yayımlanan Mali Saydamlık Konusunda İyi Uygulamalarla İlgili Yeniden Gözden Geçirilmiş Uluslararası Düzenleme’nin 2.1.2 maddesi hem önceki iki yılda gerçekleşen bütçe uygulamalarını hem de gelecek iki yıla ait tahminlerin kamuoyuna yıllık bütçe ile karşılaştırılabilir bazda sunulmasını öngörüyor.

Bizim gibi sermaye hesabının açık olduğu ekonomilerde doğru ve yeterli bilgi eksikliği spekülasyona ve kendi kendini besleyen krizlere neden olabiliyor. Bu nedenle saydamlık konusunda uyulması gereken uluslararası kurallar dünyada giderek önem kazanıyor. Bu kurallara uyarak zamanında, yeterli ve doğru bilgilerin kamuoyuna sunulması ekonominin içsel dayanıklılığını artıran bir politika oluyor.

FAİK ÖZTRAK

Nisan 5, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-NİSAN | | Henüz Yorum Yok