Bütçe Makaleleri

Kamu Bütçesi Ç.Ü.İİBF Maliye

2 ayda eğitime 2.2 katrilyon harcandı

Yılın ilk 2 ayında 2.2 katrilyon lira ile eğitim harcamaları, savunma harcamalarını neredeyse 3′e katladı. Özel tüketim ve katma değer vergileri, Hazine’nin adeta can simidi oldu.

Bütçedeki yeni kod yapısı, devletin harcamalarını da çok daha net şekilde ortaya koymaya başladı. Maliye Bakanlığı verilerine göre, Ocak-Şubat döneminde bütçeden 20 katrilyon 574.9 trilyon lira ödeme yapılırken, bunun 10 katrilyon 957.6 trilyon lirası genel kamu hizmetlerine gitti. Burada yasama ve yürütme organlarının hizmetleri karşılığı ödenen para da 133.2 trilyon lira olarak belirlendi.

İlk 2 ayda bütçeden savunma için 806.9 trilyon lira, kamu düzeni ve güvenlik hizmetleri için 1 katrilyon 60.7 trilyon lira, ekonomik işler ve hizmetler için de 1 katrilyon 637.7 trilyon lira çıkarken, çevre koruma için yapılan harcama 7.1 trilyon lira, iskan ve toplum refahı hizmetlerine yönelik harcama da 2.4 trilyon lira olarak hesaplandı.

Şubat ayı sonunda devlet bütçesinden yapılan sağlık hizmetlerinin parasal karşılığı 651.9 trilyon liraya, eğitime yapılan harcama ise 2 katrilyon 231.9 trilyon liraya yükseldi. Sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetleri de bütçe harcamalarında 2 katrilyon 953 trilyon liralık bir pay oluşturdu. Bütçede dinlenme, kültür ve din hizmetleri kalemindeki harcama tutarı da 265.1 trilyon lira olarak saptandı.

KİM, NE HARCADI ?
 
2 ay sonunda Cumhurbaşkanlığı’nın bütçe harcaması 3.5 trilyon lira olurken, bu rakam TBMM için 35.9 trilyon lira, Başbakanlık için 157.9 trilyon lira, Diyanet İşleri Başkanlığı için 179.6 trilyon lira, Sağlık Bakanlığı için 611 trilyon lira, Milli Eğitim Bakanlığı için de 1 katrilyon 903.8 trilyon lira şeklinde belirlendi.
   
Bu dönemde Hazine Müsteşarlığı’nın toplam harcaması 11 katrilyon 104 trilyon lirayı, Maliye Bakanlığı’nın ise 2 katrilyon 771 trilyon lirayı aştı.

Bütçe ödeneklerinin harcama alanları itibariyle dağılımında ise memurlara yapılan toplam ödemenin 4 katrilyon 671.8 trilyon lirayı bulduğu, milletvekillerine yapılan ödemenin de 4 trilyon 627 milyarı zam ve tazminatlar, 9 trilyon 165 milyar lirası da ödenekler olmak üzere 13 trilyon 792 milyar lira olduğu ortaya çıktı.

Milletvekilleri için devlet Emekli Sandığı’na da 148 milyar lira prim ödemesinde bulunuldu. Tasarruf politikaları sonucunda devletin tek bir taşıt dahi almadığı bu dönemde kırtasiye ve büro malzemesi alım gideri 279 milyar lirada kaldı, 25 milyar liralık temsil gideri yapıldı.

Toplam 59 trilyon 487 milyar liralık bir yekun oluşturan tedavi ve cenaze giderlerinde ise kamu personelinin ilaç giderinin 27 trilyon 930 milyar lira, milletvekillerinin ilaç giderinin 137 milyar lira, kamu personelinin tedavi ve sağlık giderinin 8 trilyon 628 milyar lira, milletvekillerinin tedavi ve sağlık giderinin de 649 milyar lira olduğu görüldü.
    
GELİRLERDE DURUM
 
Ocak-Şubat döneminde 11 katrilyon 893.1 trilyon lira vergi geliri elde edilirken, bunun yüzde 55′lik bölümü KDV ve ÖTV’den geldi. İlk 2 ayda 2 katrilyon 78.4 trilyon lira gelir vergisi toplanırken, özel tüketim vergisinden devlet kasasına 3 katrilyon 185.9 trilyon lira girdi. Bunun 2 katrilyon 150.7 trilyon lirası akaryakıt ve doğalgazdan, 808.2 trilyonu kolalı gazoz, içki ve sigaradan, 186.3 trilyonu motorlu taşıtlardan, kalan bölümü de dayanıklı tüketim mallarından geldi.
   
Söz konusu dönemde devletin dahilde alınan KDV geliri 1 katrilyon 476.8 trilyon lira, ithalde alınan KDV geliri de 1 katrilyon 840.6 trilyon lira oldu. Cep telefonu aboneleri de özel iletişim vergisi olarak devlete 219.7 trilyon lira ödedi.
  
Yurt dışına çıkış harcı tutarının 9.7 trilyon lira düzeyinde bulunduğu 2 aylık dönemde, KİT’ler de bütçeye 214.2 trilyon lira kaynak aktardı. Bu dönemde vatandaş 221.5 trilyon lira ceza ödedi. Aralarında TBMM lojmanlarının da bulunduğu lojmanların satış geliri 1 trilyon 510 milyar lirada, arazi satış geliri de 14 trilyon 522 milyar lirada kaldı.

Mart 31, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - MART | | Henüz Yorum Yok

Kamu yatırımlarının üçte birini ‘mahalli idareler’ yapıyor

Mahalli idare seçimleri bitti. Halkımızın yatirim.gifyaşadığı yerleşim yerlerini beş yıl yönetecek kadrolar belli oldu. Son yıllarda “mahalli idare” kavramı, “belediye” ile özdeşleşti. Belediyenin görev ve sorumluluğu ise “kaldırımları yap bozmak” ve de “çöp toplamak” gibi basit iki konu ile sınırlandırıldı.

Mahalli idareler “yerleşim bölgelerini yaşanabilir hale getirmek, çağdaş hizmetleri halka sunmak” sorumluluğunu taşıyor. Bu sorumluluğun, imar planı hazırlamak, çarpık şehirleşmeyi önlemek, trafiği düzenlemek, çevreyi korumak gibi hizmet yanları var ama mahalli idarelerin bir başka ve önemli fonksiyonu daha var. O da yatırım yapmak.

Türkiye’de mahalli idareler büyük yatırımcı. Toplam kamu yatırım harcamalarının üçte birini mahalli idareler yapıyor.

Kamu yatırımı denilince genelde sadece “konsolide bütçe”den (genel ve katma bütçeden) yapılan harcamalar gündeme gelir. Bütçeden yapılan kamu yatırımları toplam kamu yatırımlarının yüzde 40′ı dolayındadır. Toplam yatırımların yüzde 33 dolayındaki kısmını mahalli idareler, kalanını da KİT’ler, SSK, İller Bankası yapar. Bütçeden faize ayrılan pay giderek büyüdüğü için, 150 katrilyon liralık bütçeden yatırıma sadece 7.5 katrilyon ödenek ayrılabilmişti. Daha sonra IMF’nin baskısı ile, faiz dışı fazla kalemine aktarma yapmak için yatırıma ayrılan paralar kısıldı. 6.3 katrilyon liraya kadar indirildi. Bu rakam karşısında mahalli idarelerin 2004 yılında yapacakları 5.8 katrilyon liralık yatırımın büyüklüğü ve de önemi ortaya çıkıyor.

Kamu yatırımı hizmet demektir. Ama onun da ötesinde iş ve aş demektir. Kamu yatırım harcamaları ekonomide hareket yaratır. Kamyoncu iş yapar, müteahhit iş yapar, işçi para kazanır. Ama önemli bir sorun var. Nasıl ki hükümetin yatırım yapacak parası yok ise, mahalli idarelerin de parası yok. Mahalli idarelerin en büyük ümidi hükümetin doğrudan yardım etmesi veya içeriden veya dışarıdan kredi bulması.

Hazine garantisi ile dışarıdan aldıkları kredileri, Hazine’den aldıkları kredileri mahalli idareler ödeyemediklerinden büyük borçları var. Bu borçların üzerine tekrar dışarıdan ve içeriden borçlanmaları çok güç.

Mahalli idare seçimlerinde AKP tarafından halka bol keseden vaat dağıtıldı. Bizim adaylarımızı seçerseniz, hükümet sizin şehre destek verecek denildi. Bugün seçim sonuçları belli oluyor. Mahalli idarelerde yeni yöneticiler bomboş kasa ile işe başlıyor. Bu kasayı hükümetin doldurma şansı yok…

Ama halk hizmet bekliyor. Mahalli idarelerin 5.8 katrilyon liralık yatırım projeleri para bekliyor. Yeni yöneticilere Allah kolaylık versin…

GÜNGÖR URAS

Mart 29, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-MART | | Henüz Yorum Yok

İlk iki ayda borçlanma

Hazine Müsteşarlığı bu hafta şubat ayı borç rakamlarını açıkladı. Geçtiğimiz yıl sonuna göre ilk iki ayda konsolide bütçenin borç stoku 13,2 milyar dolar artış göstermiş. Ancak bu dönemde, doların TL cinsinden değeri yaklaşık 75 bin lira düşmüş. Bu durumda iç borçlar dolar cinsinden hesaplandığında önemli bir kur farkını da içeriyor. Aşağıdaki tabloda borç stokundaki değişme hem dolar hem de TL cinsinden yer alıyor.

Konsolide Bütçe Borç Stoku
 

Ara.03 (Milyar USD) Şub.04 (Milyar USD) Değişim (Milyar USD) Ara.03 (Katrilyon TL) Şub.04 (Katrilyon TL) Değişim (Katrilyon TL)
Toplam Borç Stoku 202,7 216,0 13,2 283,0 285,3 2,4
İç Borç Stoku 139,3 151,7 12,5 194,4 200,5 6,1
Piyasa 72,9 86,8 13,9 101,8 114,7 12,9
Kamu Kesimi 66,4 64,9 -1,4 92,6 85,8 -6,8
Dış Borç Stoku 63,5 64,2 0,8 88,6 84,9 -3,7
Kredi 36,6 36,3 -0,3 51,1 48,0 -3,1
Uluslararası Kuruluşlar 23,5 23,5 -0,1 32,8 31,0 -1,8
(IMF Kredisi) 16,7 16,7 -0,1 23,4 22,0 -1,3
Hükümet Kuruluşları 6,9 6,8 -0,1 9,7 9,0 -0,7
Ticari Bankalar 6,2 6,1 -0,1 8,6 8,1 -0,5
Tahvil 26,8 27,9 1,1 37,5 36,8 -0,6

 Kaynak: Hazine Müsteşarlığı
   
İç borç stokunda ilk iki ayda 6,1 katrilyon liralık artış dikkat çekiyor. Daha detaylı baktığımızda ise Hazine, bankacılık krizinin maliyetini içeren, kamuya olan iç borcunu 6,8 milyar dolar azaltmış. Bunu ödemek ve bütçeye gerekli finansmanı sağlamak amacıyla iç piyasaya olan borcunu 12,9 katrilyon lira artırmış. TÜFE ilk iki ayda yüzde 1,29 artarken piyasaya olan borç stokundaki artış yüzde 12,7 olmuş. Bu yüksek bir reel artış.

Aynı dönemde bankacılık dışında kalan kesimlerin elindeki devlet iç borçlanma senetlerindeki artış 3,7 katrilyon lira olmuş. Geriye kalan 9,2 katrilyon liralık artışın çok önemli bir bölümü bankaların portföyüne gitmiş. Bu dönemde toplam iç borcun vadesi de 25,1 aydan 24,2 aya gerilemiş.

Dış borçlanmadaki artış ise dışarıdaki elverişli konjonktür dikkate alındığında oldukça muhafazakar kalmış.

Hazine 2004 yılı için öngördüğü 175,8 katrilyon liralık toplam iç borç servisinin yüzde 17’sini ilk iki ayda gerçekleştirmiş. Bunun 8,5 katrilyonu iç borç faiz ödemesi. Bu dönemde, Hazine’nin nakit dengelerinden, kasasında 690 trilyon lira azalma görülüyor. Net iç ve dış borçlanma rakamları da dikkate alındığında henüz daha açıklanmayan ilk iki aylık bütçe rakamlarının düşündürücü olacağı anlaşılıyor.

Devlet kağıtlarına olan bu yoğun talebin arkasında muhtemelen yabancı yatırımcılar da var. Faizlerin düşmesi ve kısa dönemde yüksek sermaye kazancı elde etme beklentisi bu talebi körüklüyor. Bu beklentilerin gerçekleşmesi yanında döviz girişlerinin bu süreçte TL’yi değerlendirmesi sonucunda yabancı yatırımcılar döviz cinsinden büyük kazançlar elde ediyorlar. Benzer durum bu gün birçok gelişmekte olan piyasa ekonomisinde de gözleniyor. Bazı önemli iktisatçılar bu durumun ne kadar süreceğini tartışmaya başladılar bile.

Piyasalarda yaşanan coşkunun ardında ekonominin temel dengelerindeki gelişmelerden çok dış piyasalarda yaşanan yüksek kazanç elde etme çabaları ve ülkemizle ilgili olarak da Kıbrıs ve AB ye ilişkin olumlu beklentiler var.

Diğer taraftan seçim meydanlarında dile getirilen yeni teşviklerden yararlanacak il sayısında artış, sanayie verilen elektrik fiyatlarında indirim, KDV indirimi ve belediye borçlarının tahkimine ilişkin projeler açıklanıyor.

Hiç ummadığımız bir anda yatırımcılar ekonominin temellerine ilişkin bilgilerini hatırlayabilirler. Hazine kağıtlarına duyulan iştah bir anda kesilir. Piyasadan yapılan iç borçlanmanın vadesinin bir yıl olduğunu da dikkate alırsak hata yapma marjımızın çok düşük olduğunu görüyoruz.

İçinde bulunduğumuz olumlu konjonktürden ekonominin dayanıklılığını artırmak için yararlanmak yerine fırsatları heba etmenin maliyetinin çok yüksek olduğunu unutmayalım.

FAİK ÖZTRAK

Mart 26, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-MART | | Henüz Yorum Yok

Seçim palavraları ve gerçekler

SEÇİM günü yaklaştıkça, adaylar arasındaki yarış da hızlanıyor. Bazı adaylar, seçmeni etkilemek için, inanılmaz vaadlerde bulunuyorlar.

‘‘Peki, bunları nasıl gerçekleştireceksiniz, finansman kaynaklarınız nelerdir?’’ diye sorduğunuzda; ‘‘Bizim finansman sorunumuz yok. Yurtdışı bağlantılarım iyi, çok büyük krediler sağlayacağım ayrıca iç borçlanmaya gideceğim. Bu arada belediyenin gelirlerini de artıracağım’’ gibi, kulağa hoş gelen aslında içi boş olan yanıtlar alıyorsunuz.

Bazıları da, iktidar partisi ile iyi ilişkiler içinde olduklarını bu nedenle kaynak sorunu yaşamayacaklarını belirtiyorlar. Bu da gerçeği yansıtmıyor.

GERÇEK DURUM NE?

Belediyelerin, gelir kaynağı sınırsız değil. Gelirlerini, dört grupta toplamak mümkün.

1- Genel Bütçeden Aldıkları Yüzde 6 pay: Bu pay, nüfusa göre dağılıyor. Yasa ile düzenlendiği için, bazı özel ilişkilerle artırılması mümkün değil.

2- Belediyelerin Kendi Özel Gelirleri: Emlak Vergisi, İlan ve Reklam Vergisi, Eğlence Vergisi, İşgal Harcı, Ruhsat Harcı, Kayıt ve Suret Harcı, İmar ile ilgili Harçlar, İşyeri Açma İzni Harcı, Sağlık Belgesi Harcı, Bina İnşaat Harcı gibi gelirlerdir. Bunların içinde, en önemli geliri olan emlak vergisinin de tamamı belediyeye kalmıyor. Önemli bir kısmı il özel idareleri ve büyükşehir belediyelerine aktarılıyor.

3- Borçlanma Gelirleri

a) Dış Borçlanma: Belediyelerin dış borçlanmalarında, Hazine’nin garantörlüğü aranıyor. Oysa Hazine, son üç yıldır, belediyelerin yapacağı yeni yatırımlarla ilgili dış borçlanmalara garantör olmuyor. Kaldı ki, dış borçlanmada Hazine garantisi en son aşama. Bundan önce, yapılacak yatırımın DPT tarafından hazırlanan harcama programına alınması gerekiyor ki bu pratikte pek mümkün değil. Ayrıca maliye politikalarının bir bütün olduğunu gözönüne aldığımızda, IMF’nin telkinleriyle sıkı bir maliye politikası izlenen şu dönemde, belediyelerin bu politikanın dışına çıkıp, kamu harcamalarını artıran, böylece merkezi mali disiplini bozan girişimlerine izin verilmesi de mümkün değil.

b) İç Borçlanma: Belediyelerin iç borçlanma kaynakları da son derece sınırlı. Bankalardan, belli güvenceler karşılığında faizli borç bulabilirler ama sağlıklı bir gelir kaynağı değil. Bunun için de belediyelerin teminat olarak gösterebilecekleri güvenilir ve düzenli gelirlerinin olması gerekiyor.

4- Diğer Gelirleri

Gayrimenkul satış, kira, bağış gibi gelirler olup, diğer gelirlere kıyasla düşük kalmaktadır.

BAŞKANLARIN BÜTÇESİ NE?

Belediye başkanlığına aday olanlara baktığımızda, neredeyse tamamının çok parlak vaadlerde bulunduğunu görüyoruz. Ancak, içlerinde, bir bütçe taslağı hazırlayıp; yıllık gelirimiz şu kadar, mevcut borcumuz ve yıllık giderimiz şu kadar, kaynaklarımız da şunlar şunlar… diye açıklayan aday yok gibi…

Seçim nedeniyle, adaylarla görüştüğümüz bir ilde, inanılmaz vaadlerde bulunan ve seçilme şansı da yüksek olan bir adaya, ‘‘Peki, finansman kaynaklarınız nedir?’’ diye sorduk. Birkaç saniye düşündükten sonra başladı anlatmaya… yurtdışı ilişkileri iyiymiş, büyük bir iç borçlanmaya gidecekmiş, bütçeden alınan payı yükseltecekmiş vs. vs.

Söylediklerinin olamayacağını, gerekçeleriyle birlikte açıkladığımızda, bir ara dayanamadı ve ‘‘aslında bunlar benim hayallerim’’ demek zorunda kaldı.

Türkiye’nin, hayallerini değil, gerçekleri ortaya koyacak ve yapabilecek olanlara ihtiyacı var. Nitekim seçmenin de, bir kısmı işin farkında, bu tür yaklaşımları göz boyama olarak nitelendiriyor…

Şükrü Kızılot

Mart 25, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - MART | | Henüz Yorum Yok

Devletin dış borçları azalmıyor. Neden?

Ciddi bir mali disiplin uyguluyoruz. Faiz – dışı fazla yaratarak borç stokunu azaltmaya çalışıyoruz. Pekiyi borçlar azalıyor mu?

Bu hükümet de iktidara geldiğinden bu yana yürürlükteki politikayı sürdüreceğini beyan etti. Bununla beraber, son bir yılda dış borç stoku 1.2 milyar dolar arttı. Bu nasıl oldu? Yandaki tabloda hükümetin dış borçlanma karnesi görülüyor. Borç stokunda vade yapısı değişmemiş. Devletin borçlarının yüzde 92’si uzun vadeli, yani 5 yıldan uzun vadeli.

Konsolide bütçe dış borçları stoku (1)
 

2003 2004
(Milyon USD)  

Ocak
Konsolide bütçe  

 

Vade yapısı 63.449 64.717
Kısa vade (1 yıldan az) 0 0
Orta vade (1 – 5 yıl) 5.030 5.025
Uzun vade (5 yıldan fazla) 58.418 59.692
Alacaklıya göre 63.449 64.717
Kredi 36.612 36.532
Uluslararası kuruluşlar 23.521 23.473
(IMF sağlanan krediler (16.732) (16.671)
Hükümet kuruluşları 6.924 6.918
Ticari bankalar 6.167 6.141
Tahvil 26.837 28.185
Döviz kompozisyonu 63.449 64.717
USD 25.724 27.180
DEM 0 0
JPY 3.741 3.786
EUR 16.684 16.514
SDR 16.739 16.678
Diğer 560 558

 

2003 2004
(%, yüzde)  

Ocak
Konsolide bütçe  

 

Vade yapısı 100 100
Kısa vade (1 yıldan az) 0 0
Orta vade (1 – 5 yıl) 8 8
Uzun vade (5 yıldan fazla) 92 92
Alacaklıya göre 100 100
Kredi 58 56
Uluslararası kuruluşlar 37 36
(IMF sağlanan krediler) (71) (71)
Hükümet kuruluşları 11 11
Ticari bankalar 10 9
Tahvil 42 44
Döviz kompozisyonu 100 100
USD 41 42
DEM 0 0
JPY 6 6
EUR 26 26
SDR 26 26
Diğer 1 1

Kaynak Hazine Müsteşarlığı
(1) Geçici
Not: Aylık stok verileri istatistiki amaçla yayımlanmaktadır.
    

Devlet borçlarının yüzde 58′i doğrudan borç, yani kredi biçiminde. Gerisi ise tahvil ihracıyla gerçekleşmiş. Ancak son bir yılda tahvil ihracıyla elde edilen para tam 1.4 milyar dolara dayanıyor. Krediler ise aynı düzeyde kalmış.

Kredilerin yüzde 64′ü uluslararası kuruluşlardan (23.5 milyar dolar), özellikle de yüzde (46’sı doğrudan IMF’den elde edilmiş. Son bir yılda bu kuruluşlardan ek bir borçlanma yapılmamış. Alınanla ödenen eşit olmuş.

Ancak borç stokunda ilginç gelişmeler var. Borç stokunun yüzde 42’si dolar cinsinden. Son bir yılda dolar hayli düşünce, olumlu bir gelişme oldu. Öte yandan, borcun sadece yüzde 26’sının euro cinsinden olması bir avantaj. Dolar düşüp euro yükselince, dolarla ifade edilen bu borcun da artması gerekiyor. Ancak, öyle olmamış. Borçların yüzde 26’sı euro olmaya devam etmiş. Hatta 16.7 milyar dolar olan bu borçlar 170 milyon dolar düşmüş. Demek ki, bayağı bir ödeme yapılmış. Yeni borçlanmalar da ağırlıklı olarak dolar cinsinden yapılmış.

Döviz kurunun istikrarlı gittiği bir dönemde dış borçlar elbette bütçede finansman kolaylığı sağlıyor. Üstelik dünyada faizler çok düşük bir düzeydeyken dış borçlanma ciddi bir avantaj, kaçırılmaması gereken bir fırsat.

Üstelik dış borçlar uzun vadeli olduğundan finansman sıkıntısı yaratmıyor. Ancak önceden uyaralım; Amerika’da seçimlerden sonra faizler yükselecekse daha sonraki dönemin borçlanması daha pahalıya mal olacaktır. Hazır dolar çok düşmüşken de, artık dolar ağırlıklı borçlanmak yerine belki de artık euro cinsinden borçlanmak daha anlamlı olabilir.

HURŞİT GÜNEŞ

Mart 25, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-MART | | 1 Yorum

Tahminleri tutan az

Tahminde yanılmamanın yöntemi tahminde bulunmamaktır. Ancak ister istemez tahmin yapılıyor. Çünkü tahmin yürütmeden ticaret ya da üretim yapmak mümkün değil. Gerçi ülkemizde en uzun yıllık tahmin yapabiliyoruz. Çünkü her şeye rağmen belirsizlikler çok fazla.

Çeşitli kuruluşlar zaman zaman tahminlerini yayımlıyorlar. Bazen aylık enflasyon, bazen de yıllık büyüme tahminleri yapılıyor. BDDK beş kuruluşun tahminlerini bir araya toplamış. Tabloyu aynen yayımlıyoruz.

Önce büyüme. 2003 yılına ilişkin tahminler 2.5 ile 6 arasında değişiyor. OECD’nin 2.5′luk tahminini bir taraf bırakırsak, asgari tahmin yüzde 4.6 oluyor. Bu da yabancı bir kuruma ait. Yılın sonuna geldik ve yüzde 5′in üstünde bir büyüme bekleniyor. Yani anlaşılan uluslararası kuruluşlar gayet kolay foslayabiliyorlar. 2004 tahminlerine gelince. Yabancılar yine yerlilerden temkinli. Daha düşük bir büyüme bekliyorlar. Ancak şunu belirtmekte yarar var; 2004 büyüme tahminleri 2003 tahminlerinin altında. Biraz yavaşlamanın olması da mantıklı.

Enflasyon konusunda tahminler 2003 yılında yüzde 20 ile 30 arasında değişiyordu. Hedef de zaten yüzde 20′ydi. Sonuç 18.4 oldu. Yani herkes şaştı. 2004 yılında hedef yüzde 12. Tahminler ise yüzde 14 ile 17.5 arasında değişiyor. Oysa rahatlıkla biz hedefin altında gerçekleşme olmasını bekliyoruz.

Konsolide bütçe dengesi için tahminler açığın milli gelir içinde yüzde 8 ile 15 arasında gerçekleşeceğine ilişkindi. AB’nin aşırı iyimser, CSFB bankasının da karamsar tahminlerini bir tarafa bırakırsak, bu konuda tahminler başarılı olmuş. Gerçekleşme yüzde 11. Bu yıl da bu düzeyden bir miktar düşeceği düşünülebilir.

Cari işlemler dengesine ilişkin tahminler 6.5 milyar dolardan 7.7 milyar dolara kadar değişiyordu. TÜSİAD’ı kutlamak gerek. Çünkü 2003 yılı sonunda gerçekleşme 6.8 milyar dolar oldu. Bu da milli gelir içinde yüzde 2.8 demek oluyor. Önümüzdeki yıl açığın bir miktar artacağı kanısındayız. Tabii net hata/noksan işleri hayli değiştirebilir.

Ekonomik tahmin yapmak kadar riskli bir şey yoktur. Tutar hiç akla gelmezsiniz. Tutmaz hemen hatırlanırsınız. Nankör meslek yani. Kalecilik gibi. Gol yersiniz kötü olursunuz. Nihayet küçük bir hatadır. Oysa bir santrafor kaç tane gol kaçırır, kaçırdıkları hep unutulur. Belki de en iyisi hep santrafor olup, top çevirmek!

Bazı kuruluşların Türkiye’nin makroekonomik büyüklüklerine ilişkin beklentileri
Büyüme 2003 2004
Hükümet* (Ekim 2003), (GSYİH) 6.0 5.0
TÜSİAD (Ekim 2003), (GSYİH) 5.8 4.8
OECD (Nisan 2003), (GSYİH) 2.5 2.6
Avrupa Komisyonu (Eylül 2003), (GSYİH) 5.1 4.5
Deutsche Bank (Ekim 2003), (GSYİH) 5.3 4.9
Merill Lynch (Ekim 2003), (GSYİH) 4.6 3.6
Credit Suisse First Boston (Eylül 2003) (GSYİH) 5.0 4.0
Fiyat  

 

Hükümet (Ekim 2003), (TÜFE) 20.0 12.0
TÜSİAD (Ekim 2003), (TÜFE) 19.0 14.0
OECD (Nisan 2003), (TÜFE) 30.3 17.5
Avrupa Komisyonu (Eylül 2003), (TÜFE) 26.0 16.5
Deutsche Bank (Ekim 2003), (TÜFE) 19.9 16.0
Merill Lynch (Ekim 2003), (TÜFE) 21.8 17.0
Credit Suisse First Boston (Eylül 2003), (TÜFE) 21.5 17.5
Konsolide bütçe dengesi  

 

Hükümet (Ekim 2003), (konsolide bütçe dengesi/GSMH) -11.4 -11.1
TÜSİAD (Ekim 2003), (konsolide bütçe dengesi/GSMH) -11.7 -11.6
Avrupa Komisyonu (Eylül 2003), (genel bütçe dengesi) -8.0 -6.3
Deutsche Bank (Ekim 2003), (konsolide bütçe dengesi/GSYİH) -12.5 -9.0
Merill Lynch (Ekim 2003), (konsolide bütçe dengesi/GSYİH) -12.2 -10.9
Credit Suisse First Boston (Eylül 2003), (konsolide bütçe dengesi/GSYİH) -15.0 -13.0
Cari işlemler dengesi  

 

Hükümet (Ekim 2003), (milyar dolar) -7.7 -7.6
TÜSİAD (Ekim 2003), (milyar dolar) -6.5 -5.4
OECED (Nisan 2003), (GSYİH oranı, %) -1.9 -2.6
Avrupa Komisyonu (Eylül 2003), (GSYİH’ye oranı, %) -3.6 -4.0
Deutsche Bank (Ekim 2003), (GSYİH’ye oranı, %) -3.4 -3.1
Merill Lynch (Ekim 2003), (GSYİH’ye oranı, %) -3.1 -2.5
Credit Suisse First Boston (Eylül 2003), (GSYİH’ye oranı, %) -3.0 -2.0
* 2004 yılı programı  

 

HURŞİT GÜNEŞ

Mart 24, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-MART | | Henüz Yorum Yok

Faiz uğruna hükümet yatırımdan vazgeçiyor

150 katrilyon liralık konsolide bütçeden (genel ve katma bütçeden), faize 66 katrilyon lira ayrılırken, kamu yatırımlarına ayrıla ayrıla 7.4 katrilyon lira ayrılabilmişti.

IMF heyeti bastırdı. Kamu yatırımlarına ayrılan para 6.3 katrilyon liraya indirildi.

Kamu yatırımlarına ayrılan paradan 1.1 katrilyon kesinti yapan hükümet, 7′nci gözden geçirme için gelen IMF teftiş heyetini memnun etmek için 2.6 katrilyon liralık zam yaptı, 4.4 katrilyon liralık kesinti yaptı. Faizcilere şıp diyerek 7.0 katrilyon liralık bir imkan yaratıverdi.

Devlet artık fabrika yapmıyor. Sadece 72 milyon insanın ekonomik ve sosyal yaşamını sürdürmesi için gerekli yatırımları yapıyor. Nedir bunlar? Yoldur, limandır, hastanedir, okuldur, adliye binasıdır, köy içme suyudur…

Hükümetler bunları yapmak için vardır. Hükümetler tabii ki (başka hükümetlerden intikal etse de) borçları aksatmamaktan, faizini ödemekten sorumludur. Ama hükümetler her işi bırakarak sadece faiz ödemeye kalkar ise ülke kötü duruma düşer. Ekonomik ve sosyal çöküntü önlenemez.

Bir hükümet halkına, “Faiz ödemekten iş yapamıyorum… Faizciler bastırıyor… Yapacağımı da yapamıyorum… Vergiyi artırmaya, zam yapmaya, harcamaları daha da kısmaya mecburum…” diyemez.

Bu ülkede başlamış, yıllardır sürünen yatırımlar var. Yılın başında, Devlet Planlama Teşkilatı bakanlıklardan gelen listeleri süzdü. Eledi. Bütçe hazırlanırken TBMM’ye 7.4 katrilyon liralık bir yatırım listesi verdi. Hükümet de 150 katrilyon liralık harcamanın 7.4 katrilyon lirasının hastane, okul, enerji ağırlıklı yatırımlara yöneltilmesini uygun gördü.

Bu listeye göre TBMM’de yüzde 2 tırpan atıldı. Yatırımlardan alındı. Faize aktarıldı. Derken IMF heyeti geldi. Son olarak da gene faizciler için yüzde 13 kesinti yapıldı.

Bu durumda bu yıl tamamlanacak kamu yatırımlarının (hastanelerin, okulların, yolların) tamamlanmasına imkan yok. Gelecek yıllar tamamlanacakların “sürünme” müddeti arttı.

AA’nın haberine göre yatırım programı hazırlanırken yaklaşık 8.1 yıl olarak öngörülen kamu yatırımlarının ortalama tamamlanma süresi, bu kesintilerle şimdiden 9 yıla çıkmış durumda.

Geçen yıl yatırımların ortalama tamamlanma süresi 7.6 yıl olarak planlanmış, ancak 1 katrilyon liralık blokaj nedeniyle süre uzamıştı.

Süre uzaması yatırımın “sürünmesi”, maliyetinin artması, hizmetin gecikmesi demek… Bu tablodaki çarpıklık, IMF heyetini memnun etmek için faizciye bir haftada 7.0 katrilyon para bulan hükümetin, hizmet yatırımı için 150 katrilyon liralık bütçeden 6.3 katrilyon lirayı zorlukla ayırabilmesidir.

2004 yılında genel ve katma bütçeden yapılacak toplam yatırımlar
Yatırım yapılacak sektör (Milyar TL)
Tarım 1.078.295
Madencilik 20.000
İmalat sanayii 5.200
Enerji 826.575
Turizm 64.786
Konut 19.600
Eğitim 1.847.105
Sağlık 644.670
Kamu hizmeti 671.984
Sosyal hizmet 554.089
Toplam yatırım 7.471.543
TBMM’de % 2 kesinti 149.430
Kalan 7.322.113
IMF’nin % 13 kesintisi 951.874
Yatırıma kalan para 6.370.239

GÜNGÖR URAS

Mart 16, 2004 Yazan: butce | MİLLİYET, MİLLİYET-2004, MİLLİYET-2004-MART | | Henüz Yorum Yok

Kamu borçları (II)

ÇARŞAMBA günkü yazıda her ülkede, kamu iç borçlarının, halkın alacağına eşit olduğunu, dolayısıyla, ortada gelecek nesillere intikal edecek bir borç olmadığını anlatmıştım.

Kamunun dışarıdan borçlanması halinde, borçlanan ülkenin, gelecek nesillerine bir yük bıraktığı açık. Ancak burada da olaya küresel pencereden bakınca, yine dünyanın gelecek nesillerine, bu nesilden miras bırakılan bir borç olmadığını görüyoruz. Ancak, borçlanma uzun vadeli bir süreç olduğuna göre, ortada gelecek nesillere bırakılan bir şey olduğu da kesin. Peki bu şey nedir? Bırakılan, gelecek nesillerin yaratacağı milli geliri, ülke içindeki vatandaşlar ve ülke dışında devletler arasında nasıl bölüşeceğine dair bir ipotekli bir sözleşmesidir. Dolayısıyla kamu borçları bir ‘‘gelir dağılımı’’ meselesidir. Bu yönüyle de ilk nazarda görüldüğün tersine, finansal değil ‘‘siyasal iktisat’’ konusudur.

* * *

Kamu borçları, az gelişmiş ülkeler için, gelişmiş ülkelere göre çok farklı bir anlam ve önem taşır. Milli gelirinin yüzde 160′ı kadar kamu borcuna sahip bir Japonya için, kamu borcunun ifade ettiği şeyle, milli gelirinin yüzde 80′i kadar kamu borcu olan Türkiye için kamu borcunun ifade ettiği şey aynı değildir. Aradaki esas fark, devletin kamu borçları için ödediği reel faizdedir. Dünyanın gelişmiş ülkeleri, kamu borçlarını reel olarak yüzde 2-3 faizle finanse ederken, Türkiye, Arjantin, Brezilya için bu rakam yüzde 15-20 arasındadır. Dolayısıyla, az gelişmiş ülkelerin kamu borçlarının esas kaynağı, borcun anaparası değil, borca takla attırtmak için verilen fahiş faizlerdir. Üstelik, çoğu gelişmiş ülkelerde kamu borçları, belli yapısal dönüşümleri finanse etmek için alınmıştır. Alınan borçlarla yeniden yapılandırılan ekonominin getirisi, yani milli gelir artışı, o borç için ödenen faizden yüksektir. Dolayısıyla kamu borçları için ödenen faizler, milli gelir dağılımı bozmaz. Kaldıki, bu ülkelerde kamunun yabancı parayla alınmış ‘‘iç veya dış borcu’’ yoktur. Ayrıca, cari işlem fazlası veren ülkelerin teorik olarak ‘‘dış borcu’’ sıfırdır. Verdiği surplus (fazla) kadar da dış alemden alacağı vardır. Japonya 750 milyar dolar rezerve sahip. Yani Japon milleti, başta Amerikalılar olmak üzere, dünyanın birçok milletinden alacaklıdır.

* * *

Bir kez daha dikkatleri reel faizlere çekmek istiyorum. Türkiye’nin 215 milyar dolara dayanan kamu borcunun ana kaynağı, geçmiş yıllarda verilen faiz dışı bütçe açıkları değil, devletin doğrudan veya dolaylı olarak ödemek zorunda kaldığı yüksek (fahiş) reel faizlerdir. Dolayısıyla, kamu borcu meselesinin çözümü de ‘‘reel faizlerin düşürülmesinden’’ geçmektedir. Ekonomide son zamanlarda elde edilen pozitif gelişmelerin kalıcı hale gelmesi için, reel faizlerin daha da hızlı düşmesi şarttır. Geçen yazımda ‘‘Türkiye bir mali kriz tehlikesinden hızla uzaklaşıyor’’ derken, bu hükmümü reel faizlerde elde edilen gerilemeye dayandırıyordum.

* * *

Kamu borçlarının, ülke ekonomisininde istikrar sağlanmasına engel teşkil eder boyuta gelmesi, ‘‘faizi yüksek-dövizi düşük’’ tutma saplantısından kurtulamayan bátıl iktisat anlayışının eseridir. Bu sakat politikanın amacının ‘‘enflasyonu indirmek’’ olduğu ileri sürülmüştür. Tam tersine, bu berbat politika yüzünden ne enflasyon kalıcı olarak düşmüş, ne de ekonomi (içe dönük yapıdan kurtulamadığı için) yeterince büyümüştür.

Son Söz: Borcun miktarını bırak, faizine bak.

Ege Cansen

Mart 13, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - MART | | Henüz Yorum Yok

Seviniriz ağlanacak halimize

KREDİ derecelendirme kuruluşlarından biri, S&P, kredi notumuzu artırmış. Bizler de seviniyoruz. Yükselen notumuz TL cinsinden alınan kredilerle ilgili.

Yani, kendi bastığımız para üzerinden borçlanmalarımızda kredi değerliliğimiz B+ dan BB- ye arttı.

Döviz borçlarımız için olan kredi notumuz hálá B+, değişmedi. Görünümü durağandan pozitife döndürüldü. Yani, işler iyi gitmeye devam ederse, döviz borcu notumuz da ileride yükseltilebilir deniyor. Ortada sevinilecek fazla bir şey yok.

Nerelerden nereye geldik?

DÜN

Türkiye’nin uluslararası piyasalarda derecelendirilmesi ilk kez 1980′li yılların sonunda gündeme geldi. Yatırımcılardan gelen talepler üzerine S&P Türkiye’yi incelemeye aldı. Fazla bir alternatifi olmayan Türkiye o dönemde çok da istekli olmadan S&P ile işbirliği yaptı. 1990 yılında Türkiye’nin Amerika’da bono çıkarması için kredi değerliliği ölçüldü.

Alınan not BBB+ idi. Bu not yatırım yapılabilir kategorisindeki en düşük nottu. Haklı ya da haksız, Türkiye A- düzeyinde bir not bekliyordu. Biraz burun kıvırarak verilen not kabul edildi ve dünya kamuoyuna açıklandı. Aynı dönemde Türkiye’yi derecelendiren Japon derecelendirme kuruluşu JCR Türkiye’ye A- notu vermediği için JCR’ın verdiği BBB+ notu açıklattırılmadı.

Türkiye’nin döviz üzerinden aldığı kredi notu BBB+ iken Türkiye’de enflasyon yüzde 50′nin üzerindeydi. Tüketici fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 60′ın üzerindeydi. İktidar giderek güç kaybediyordu. Ama, uluslararası piyasalarda Türkiye’ye karşı belli bir güven vardı. Çünkü, 1970′lerin sonunda yaşanan krizden çıkılmış, 1980′li yıllarda iktisadi alanda çok ciddi sayılabilecek yapısal reformlar yapılmıştı.

O dönemde bütçe açıklarının milli gelirimize oranı yüzde 3′tü. Sosyal güvenlik sistemi nakit açığı vermiyordu. Bütçede faiz dışı fazla milli gelirimizin yüzde yarımı kadardı. Milli gelirimiz 150 milyar doların biraz üzerindeydi. Kişi başına milli gelirimiz de 2,700 dolar civarındaydı. Hazine’nin iç borç stoku 20 milyar dolar kadardı. Türkiye’nin toplan dış borcu 50 milyar dolardı.

BUGÜN

Bugün enflasyon tek haneli rakamlara indi. Milli gelirimiz 200 milyar doların üzerine çıktı. Kişi başına milli gelirimiz 3 bin 200 doların üzerinde. Bütçedeki faiz dışı fazla milli gelirimizin yüzde 5′ine ulaştı. Buraya kadar her şey 1990 yılına göre çok daha iyi. Ama, geçen on dört yılda temel dengeleri çok ciddi bir biçimde bozduk. 1990 yılını arar hale geldik.

Toplam dış borcumuz üç kat artarak 150 milyar dolara dayandı. Hazine’nin iç borç stoku 140 milyar dolar oldu. Sosyal güvenlik sisteminin bir yılda verdikleri nakit açıkları milli gelirimizin yüzde 5′ine dayandı. Bütçe açığı milli gelirimizin yüzde 10′unu geçti.

On beş yıl önce, o dönemde beğenmediğimiz BBB+ kredi notumuzla Amerika’da Yankee Bonosu çıkarıp bu piyasanın en zengin müşterileri olan sigorta şirketlerine satabiliyorduk. Bugün kredi notumuz yatırım yapılabilir kategoride değil.

Çok itibar kaybettik. Ekonomiyi krizlere sokabileceğimizi 1994 ve 2001 yıllarında tüm dünyaya gösterdik. Uluslararası yatırımcıları bir anlamda aldattık. Şimdi, geçmişte işlediğimiz günahların maliyetini ödüyoruz.

Kendi bastığımız para üzerinden yaptığımız borçlanmalarda kredi notumuz B+ dan BB- ye yükseldiği için seviniyoruz. Halbuki, kendi bastığımız para üzerinden dahi henüz yatırım yapılabilir kategoride değiliz.

Ercan Kumcu

Mart 10, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - MART | | Henüz Yorum Yok

Belediye borçları sorun olacak

YEREL seçimler yaklaşırken, şimdi gündeme gelmeyen belediyelerin mali durumu, seçimden sonra ‘‘yeni sorun’’ olarak gündeme girecek.

Anketler, AKP’nin belediyelerin çoğunluğunu alacağı beklentilerini artırdı. AKP’li milletvekillerinden ‘‘Bu kadar belediyeyi alacağız ama borç içindeler hizmet yapamayacağız” şikayetleri geldiği, Başbakan’ın ‘‘seçim sonrası borçların yeniden yapılanacağı’’ sözleri verdiği, kulislerde konuşuluyor.

Bir süredir belediye borçlarına dönük bir tahkimden sözediliyordu. Hükümet seçim sonuçlarına göre bu tahkimi gündeme getirecek. Birara gündeme getirilen ‘‘Belediyelere Hazine arazileri verilip, bunları satarak borç ödeme’’ gibi dolaylı tahkim mi olacak, yoksa direk ‘‘Hazine’ye borçların sıfırlanması’’ yoluna mı gidilecek bilmiyoruz ama birşeyler olacak.

Dolaylı ya da dolaysız bir tahkimin, herşeyden önce IMF’yle büyük sıkıntı yaratacağını şimdiden söylemeliyiz. Çünkü, tahkim karşılığı Hazine’nin bilançosunu denkleştirmesi için borçlarını artırması gerekecek ki, zaten yüksek olan borçlara yenileri eklenmiş olacak.

Hazine’nin şubat ayı ‘‘Kamu Borç Yönetimi Raporu’’, bir yandan programla birlikte belediyelerin disiplin altına alınması konusunda başarı sağlandığını gösterirken, bir yandan da önümüzdeki dönemde AKP’nin girişeceği tahkimin ipuçlarını veriyor. Proje kredilerinin kullanıcı kuruluşlara göre dağılımına bakıldığında belediyelerin toplam içindeki payının 2001′de yüzde 11.1 iken 2003 sonunda 1.4′e indiğini görüyoruz. Bunun rakamsal değeri 29.8 milyon dolar.

AKP’li belediyelerin yeni yatırımlar için proje kredileri konusunda Hükümete baskı yapıp önümüzdeki dönem yeniden artırmaları, Hükümetin bu bakışıyla, sürpriz olmamalı.

Buna karşılık Risk Hesabı Hareketleri incelendiğinde; Hazine’nin 2003′te 1 katrilyonluk ödeme yaptığı görülüyor. Bunda en büyük pay 402 trilyon lira ile yerel yönetimlere ait. Yani, belediyeler yurt dışına borçlarını ödemedikleri için, Hazine dış itibar zedelenmesin diye, belediyeler yerine bu parayı ödemiş. Burada yap-işlet-devret yükümlülüğü nedeniyle (Yuvacık Barajı) 206 trilyonluk ödeme yapıldığını da saymak gerekir.

Hazine’nin alacak stokuna bakıldığında 2002 sonunda mahalli idarelerin Hazine’ye borcu 9.8 katrilyon lira iken, 2003 sonunda 12.2 katrilyon liraya çıkmış. Yani belediyeler borçlarını ödemedikçe Hazine ödemeye devam ediyor ve borçları yükseliyor. Hazine’nin en büyük alacağı ise 19.7 katrilyon liradan 29.9 katrilyona yükselen ‘‘Bütçe dışı fonlar’’ kalemine ait. Bu, İmar Bankası ödemeleriyle TMSF’nin borcunun artmasından kaynaklanıyor.

Rapordan sözetmişken, ‘‘2004 ölçütleri’’ olarak sıralananların çok muğlak kaldığını söylemeliyim. ‘‘Toplam borçlanmanın ağırlıklı TL olarak gerçekleştirilmesi’’, ‘‘nakit içborçlanmanın ağırlıklı TL cinsinden sabit faizli enstrümanlarla yapılması’’, ‘‘nakit iç borçlanmada kümülatif vadenin piyasa koşulları elverdiği ölçüde bir yılın üzerine uzatılması’’, ‘‘nakit ve borç yönetiminde oluşabilecek likidite riskinin azaltılması amacıyla yıl boyunca yeterli düzeyde rezerv tutulması’’ gibi muğlak, zamana göre değişecek ölçütler sayılmış. Halbuki Hazine’den beklenen ve daha önce planlanan ‘‘Borcun şu kadarı döviz şu kadarı TL olacak’’, ‘‘değişken faizli oranı şu olacak’’ gibi, bir bant içinde de olsa, somut rakamların belirtilmesiydi. Bu, piyasaların önünü görmesi ve dolayısıyla daha aktif borç yönetimini getirecekti ama yapamadılar.

DERVİŞ’İN İTİRAZI

CHP Genel Başkan Yardımcısı Kemal Derviş aradı ve dünkü yazımızda yeralan ‘‘Yatırımcı Zirvesinin ertelenmesi talebinde bulunduğu’’ yolundaki duyumlarımıza itiraz etti. Bu haberi ‘‘karşı taraftan’’ aldığımızı söyledik ama kendisi, ‘‘Parti olarak CHP veya kişisel olarak ben , Türkiye’nin ülke olarak dış ilişkilerinde hiçbir zaman kamunun bilgisi dışında görüşmeler yapmayız. Hazine Bakanlığı’ndan ayrıldığım günden bu yana, ekonomiyi ilgilendiren müzakerelerden özenle uzak durdum. Muhalefetimizi her zaman açık, şeffaf, herkesin gözü önünde yaparız ve muhalefet yaparken de hiçbir zaman cumhuriyet ve devletimizin yürüttüğü resmi ilişkilere zarar vermeyiz’’ açıklamasını yaptı. Bilginize…

Erdal Sağlam

Mart 9, 2004 Yazan: butce | HÜRRİYET, HÜRRİYET - 2004, HÜRRİYET - 2004 - MART | | Henüz Yorum Yok