Türkiye’nin bünyesi
2000 yılının sonlarında yakalandığımız finansal kriz, 2001′in iktisadi bir çöküş yılı olması sonucunu doğurdu.
IMF’nin desteği ve esas olarak Türk toplumunun müthiş dinamizmi sayesinde bu krizden çabuk çıkıldı. Zaten Türkiye’de krizlerden çıkışlar, hep çok çabuk olmuştur. 1994 krizinden de daha bir yıl dolmadan çıkmıştık. Yani kısa zamanda büyüme, eksiden artıya dönmüştü. Bu sefer de hızlı bir dönüş yaşadık. 2003 yılı ise gerçekten iyi geçti. Şimdi önümüzde nurlu ufuklar var gibi duruyor. Sanki yeni bir finansal (ve arkasından iktisadi) krize yakalanma ihtimali ortadan ebediyen kalkmış gibi havalara girdik. Pek tabii hepimizin dileği bu. Ama unutmayalım Türkiye, İsviçre değildir; krize yakalanma konusunda sabıkalı bir ülkedir. Bu toprakların içinde, yeni bir iktisadi kriz çıkmasını doğuracak tohumlar vardır. Ortaya çıkması muhtemel yeni bir finansal krizin, hadi kriz demeyelim de döviz fiyatlarında ve faizlerde ‘‘yüksek dalgalanma’’ diyelim, fazlaca tahribat yapmadan ve yeni bir iktisadi krize dönüşmeden atlatılabilmesi için hadiselere tekaddüm etmek yani olmadan tedbir almak gerektir. Burada görev Merkez Bankası’na düşmektedir.
* * *
Yeni bir finansal kriz nerden çıkabilir? Bunun klasik cevabı, bütçe açıklarıdır. Hükümet bütçeyi sıktıkça buradan kaynaklanacak tehlike azalır; ama ortadan kalkmaz. Hükümet olsa olsa ‘‘faiz dışı fazla’’ oranını tutturmakta başarılı olabilir. Ama bir faiz artışı dalgası geldiğinde ‘‘faiz dahil’’ bütçe açıkları, önemli miktarda artar. Teklike sadece burada da değil. Uzun süredir, baskı altında olan döviz fiyatları bir süre sonra, enflasyondan hızlı artmaya başlarsa (ki artmaması için bir sebep yok). Kamu borçlarının milli gelire oranı, faizlerin yükselmesinin getireceği yükten bağımsız olarak kısa sürede artar. Bu iki değişimin, üst üste gelmesi, kriz ‘‘tetikleyici’’ bir etki yapabilir. Halen ‘‘Borç/Milli Gelir’’ oranı, yüzde 79 (A.S. Akat hesabı) ile yüzde 85 (ANKA hesabı) arasında bir yerde. Ancak herkes biliyor ki; oranın % 100′lerden bu seviyelere gerilemesinin önemli bir sebebi, TL’nin değerlenmesi ve doların, Euro karşısında düşmesidir.
* * *
Aslında sırf bu oran artışından paniklemeye gerek yok. Ama tedbir almaya gerek var. Merkez Bankası (MB), uyguladığı enflasyon hedeflemesi programı gereği, ‘‘kısa vadeli TL faizleri’’ni yüksek tutma politikasında ısrar ediyor. Bu suretle döviz fiyatlarını baskı altında tutuyor. Bastırılmış döviz fiyatları da enflasyonu frenliyor. Bu sonuçlara bakan MB, hem kendisiyle iftihar ediyor hem de inadını sürdürüyor. İçimde şöyle bir şüphe var: Acaba MB, bir krize sebep olmamaktan ziyade, ileride kriz çıkar enflasyon artarsa, bu benim kabahatım olmayacaktır demek için mi bu para politikasını izliyor? Aksi takdirde ‘‘yumuşak geçişi’’ planlardı diyorum.
* * *
MB, 2000/1 krizinin baş sorumlusudur. Kriz, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’a doğru anayasa kitabını atmasından çıkmamıştır. Yanlış para politikalarından çıkmıştır. Merkez Bankası’nın misyonu pek tabii ‘‘fiyat istikrarını sağlamaktır’’ ama bunu gerçekleştirmenin yolu sadece ‘‘faizleri yükseltmek’’ değildir. Şok devalüasyonlara sebebiyet vermek de vardır.
Son Söz: Yağlı bilyayı çok sıkanlar, onu ellerinden kaçırır.
Ege Cansen
Çuval ve mızrak sorunu
Ekonomi ile ilgili beklentiler bir süredir AB, Kıbrıs ve Irak üçgeninde belirleniyordu. Ancak son günlerde giderek ekonominin kendi içindeki gelişmeler belirleyici hale gelmeye başladı.
Hükümetin aldığı son kararların 2004 bütçesine etkileri ve bunun telafisi ile ilgili Uluslararası Para Fonu ile yürütülen müzakerelerin geldiği nokta bu dönüşte tetikleyici oldu.
Bunun yanı sıra 2003 yılı gerçekleşmelerine ilişkin veriler de yayımlanıyor. 2003 yılı bütçe verileri içinde bütçenin faiz dışı harcamalarındaki gelişmeler dikkat çekici.
| Faiz dışı harcamalar | ||
| (GSMH’ye Oran) | Gerçekleşen 2002 | Gerçekleşen 2003 |
| Konsolide Bütçe Faiz Hariç Harcamaları | 23,3 | 22,8 |
| ARTAN KALEMLER | ||
| Personel | 8,4 | 8,5 |
| Sosyal Güvenlik | 4,1 | 4,5 |
| İhracatta KDV İadesi | 1,3 | 1,4 |
| Tarımsal Destekleme | 0,7 | 0,8 |
| AZALAN KALEMLER | ||
| Yatırım Harcamaları | 2,5 | 2,0 |
| Diger Cari (Savunma Emniyet) | 2,0 | 1,6 |
| Diger Cari Diğer Kuruluşlar | 0,9 | 0,7 |
| Diğer | 3,4 | 3,4 |
Kaynak: Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü ve 2004 Program Verileri
Bütçenin faiz dışı harcamalarının GSMH içindeki payı bir önceki yıla göre yarım puan düşmüş. Alt kalemlere bakıldığında bu tasarrufun yatırım ve bakım, onarım, ısınma, kırtasiye ve savunma giderlerinden oluşan diğer cari harcamalardan yapılan kesintilerle sağlandığı görülüyor. Bu harcamaların GSMH içindeki payı bir önceki yıla göre yüzde 20 azalmış. İthal girdilerin TL karşılığı fiyatlarının, kurdaki gelişmelere bağlı olarak, bütçede öngörülenin altında gerçekleşmesinin, harcamalardaki bu düşüşün hizmet arzına olumsuz etkisini, önemli ölçüde azalttığı anlaşılıyor.
Diğer taraftan dikkati çeken bir başka gelişme de sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferlerde son yıllarda gözlenen hızlı artışın sürmesi. Yatırım ve diğer cari harcamalarda 2003 yılında sağlanan yüzde 1.1′lik tasarrufun yaklaşık yarısı sosyal güvenlik açığındaki artışın dengelenmesine gitmiş.
Bu veriler ışığında sosyal güvenlik açıklarındaki artışın harcamalarda yapılacak genel bir kısıntı ile dengeleme stratejisinin, 2004 yılı bütçesinde de sürdürülüp sürdürülemeyeceği akla gelen ilk soru.
Sosyal güvenlik kuruluşlarına 2004 yılında öngörülen ödenek 16 katrilyon lira. Yapılan açıklamalara göre son kararlarla buradaki ödenek ihtiyacı 19.5 katrilyon liraya, GSMH’ye oranı da yüzde 4.6′ya çıkıyor. 2004′e de bu kalemdeki bozulma devam ediyor. Sosyal güvenlik açıklarındaki artış piyasalar tarafından, kamu finansmanında soruna yol açabilecek, yapısal bir problem olarak algılanır. Önlem alınmazsa risk primi nedeniyle reel faizler üzerinde olumsuz etki yapar.
Diğer taraftan yatırım ve diğer cari harcamaların ödeneği toplam 17.5 katrilyon lira. Hükümetin önerdiği tedbir paketinde bu kalemlerden 1.75 katrilyon lira kesinti yapılması öngörülüyor. Böylece bu harcamaların GSMH’ye oranı (2003′te yüzde 4.3) yüzde 3.8′e geriliyor. Herhangi bir yapısal tedbir alınmadan iki yıl üst üste böyle bir kesinti, kurda da 2003 yılına benzer bir gelişme beklenmediğine göre, gerçekçi değil. Sonuçta ülkenin savunma, altyapı, onarım, ısınma gibi ihtiyaçları kendiliğinden ortadan kalkmıyor.
2004 yılı için bir önceki yılın gelir hedeflerindeki sapmanın etkisini de telafi edecek tedbir çalışmaları sürerken aşağıdaki hususların göz önünde tutulmasının yararlı olduğunu düşünüyorum. Sosyal güvenlik sitemindeki yapısal sorunları süratle çözerek maliyetin bir kısmı sitemin kendi içinden karşılanmalı ve ileriye dönük endişeler giderilmelidir. Bütçe harcamalarında genel değil kalemler itibariyle farklılaştırılmış, ihtiyaçları dikkate alan, gerçekçi kesintiler öngörülmelidir. Bütçe içinde ve dışında gelir artırıcı tedbirleri enflasyon hedefini de gözeterek bir an önce hayata geçirmek gerekmektedir. Artık mızrak çuvala sığmıyor.
FAİK ÖZTRAK
Bu hükümet popülizm eğiliminde mi?
Hükümet yıl başında asgari ücrete enflasyon hedefinin çok üstünde bir zam yaptı; yüzde 35. Daha sonra emeklilere yapılan zam ile birlikte bütçeye 3.47 katrilyonluk bir yük oluştu. IMF de bu açığın bir biçimde karşılanmasını istedi. Ancak öğrendiğimize göre IMF çok daha yüksek bir ek gelir, ya da harcama kesintisi talebinde.
İlk aşamada bu kaynağı belli olmayan birçok meslektaşımız popülizm belirtisi olarak niteledi. Doğru ya, bazı meslektaşlarımızın işaret ettiği gibi bu tür istikrar politikalarının en büyük tehlikesi olumlu gelişmelerin yaratacağı gevşemeydi.
Ancak zamlar bir başka tartışmayı da gündeme getirdi: Bu tür harcamalar sosyal denge duyarlıkları taşıyan politikalar mıdır, yoksa bütçede kaynağı olmadığından popülizm midir? Yahut her gelir dağılımını düzeltici girişim popülizm midir?
Bundan yirmi yıl kadar önce siyaset bilimcilerin en büyük ilgi alanlarından biri popülizmdi. Özellikle Latin Amerika’da sınıfları aşan ve toplumun tamamının refahına yönelik politikalara popülizm deniyordu. Ancak bu tür politikalar bir süre sonra iflas ediyor, askeri darbeler kaçınılmaz oluyordu. Ve en acımasız politikaları da (genellikle IMF denetiminde) bu yönetimler uyguluyordu.
Oysa demokratik siyaset toplumun belli kesimleri arasında tercihler gerektiriyor. Çünkü toplumun her kesiminin talebi farklı. Üstelik zaman zaman çatışmalar bile söz konusu oluyor.
Bunun bir nedeni de ekonomide kaynakların sınırlı olması. Çok partili demokrasi bu sınırlı kaynaklar arasında tercih gerektiriyor. Herkesi memnun etmek mümkün olmadığından birinden alacaksınız, diğerine dağıtacaksınız. Eğer hiç kimseden almadan dağıtmak istiyorsanız, bu ancak borçlanmayla mümkün. Yani bu kuşakların daha fazla tüketmesi için gelecek kuşakların ödeyeceği bir borçlanma içine gireceksiniz. Siz ödemezseniz onlar ödeyecek.
Kısacası, başka bir nesle ciro ettiğiniz borçla daha fazla harcayacak, daha iyi yaşayacaksınız. İşte popülizm ekonomide bu anlama geliyor. Politikacı kimseden almadan dağıtmaya kalkınca gelecek kuşaklardan almak zorunda kalıyor.
Yanlış anlaşılmamalı. Elbette gelir dağılımını düzeltici her kaynak dağılımı popülizm değildir. Popülizm olmayan kaynakların dağıtılmasıdır. Çünkü borçlanma söz konusudur ve bir başkası ödeyecektir.
Ama mevcut bir bütçe içinde dağılım değiştirilir, mesela vergiler düşürülüp, kamu harcamaları da azaltılabilirse bu popülizm olmaz. Yahut vergiler belli kesimler üzerinde artırılıp, diğer kesimlere de harcanabilir. Ancak hem vergiler azaltılıp, hem kamu harcamaları artırılırsa, ya da durduk yerde aşırı kamu harcamaları yapılırsa, oluşan bütçe açıkları ya enflasyon vergisine neden olur, ya da ülke bir borç kriziyle karşılaşır.
Gerçekten emekliyle, asgari ücret kazananın durumu içler acısı. Bu kesimler bu artışı fazlasıyla hak ediyorlar. Ama hükümetin bunun kaynağını bulması gerekirdi. Oysa böyle olmadı.
Yine de, AKP hükümeti henüz popülist olarak nitelenemez. Ama IMF sopası olmasa, onun da diğerlerinden farkının olmayacağı görünüyor.
HURŞİT GÜNEŞ
Bütçe rakamları revize ediliyor
IMF ile sürdürülen ekonomik istikrar programı sayesinde; son yıllarda kamu bütçelerini daha sık eleyip dokuyarak hazırlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla da bütçe yapmanın genel kabul görmüş uluslararası tekniklerine ve ilkelerine daha fazla özen gösterme gayreti içindeyiz. Ancak, 2004 yılı bütçesi kanunlaşır kanunlaşmaz, yeniden revize edilmesi ihtiyacı doğdu. Bunun birinci nedeni, 2003 yılı program hedefi olarak belirlenen 86.8 katrilyonluk vergi geliri hedefinin, 2.4 katrilyon lira eksik gerçekleşeceği ortaya çıktı. Bunun 2004 yılı bütçesine olumsuz yansıması ise 2.8 katrilyon lira civarında olacağı anlaşılmaktadır. İkinci nedeni ise bütçe yapma tekniğine aykırı olarak ve 2004 yılı bütçe kanunu Meclis’ten geçtik- ten sonra verilen emekli maaş zammı ve asgari ücret artışının getirdiği 3.2 katrilyonluk yüktür. Buna göre toplam 6 katrilyon liralık bir ek kaynak ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Hükümet bütçe hesabında yer almayan bu 6 katrilyon lira civarındaki yükün, 2004 yılı bütçe harcama kalemlerinde yüzde 10 kesintiye giderek karşılayacağını söylemektedir. Bütçenin faiz giderlerinde bir kesinti yapmak mümkün değil. Geriye yatırım, sosyal güvenlik, personel harcamaları ve transfer harcamaları kalıyor. Bunlarda da yüzde 10 kesinti yapmak pek mümkün görünmüyor. Zaten 2003 yılı bütçe gerçekleşmelerine göre öngörülen toplam reel harcama artışı yüzde 1.8 civarındadır. Bütçenin gelir kalemlerini tek tek incelediğimizde; en önemli kalem olan vergi gelirlerinin ise, vergi tabanı genişletilmeden daha fazla artırılması mümkün görünmüyor. Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu incelemeleri de göstermektedir ki, vergi oranları artırıldıkça, ekonomik faaliyetler daha çok kayıt dışına çıkmaktadır. 2002 yılında ortaya çıkan yüzde 173 oranındaki vergi kaçağı, 2003 yılında yüzde 214′e çıkmıştır. Yüzde 60′lara varan kayıt dışı ekonomiyi ve vergi kaçağını sadece mükelleflerin iyi veya kötü niyetiyle açıklamak mümkün değildir. Kanaatimizce ABD kredisi veya dış piyasa borçlanmalarında sorun yaşanması halinde, seçimden sonra elektrik, doğalgaz, Tekel ürünleri gibi KİT ürünlerine zam yapılması veya ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergilerde artışa gidilmesi muhtemeldir.
Öte yandan; devletin yıl içinde ne kadar harcamayı nereye yapacağını ve bu harcamaları hangi kaynaklardan sağlayacağı gelirlerle karşılayacağını gösteren bütçelere; sivil toplum örgütlerinin, mükelleflerin ve kamu oyunun da yeterli dikkat ve ilgiyi gösterdiğini göremiyoruz. Oysa bütçe hakkı vatandaş olmanın esasını oluşturmaktadır. Bizim de, Cumhuriyet Devrimi’yle yakaladığımız bu sürece, öncelikle vatandaşın örgütlenerek katılması bir zorunluluktur. Çünkü kamu harcamalarına gösterilecek duyarlılık ve oto kontrol, vergi kayıp ve kaçaklarının önlenmesinde de büyük önem taşımaktadır. Bu noktada acı bir itirafta bulunmak gerekirse; son yıllardaki bütçelerimizle, IMF daha çok ilgili olmuştur. Çünkü bu bütçeler daha çok borç ödeme bütçeleri olarak hazırlanmış, bu bütçelerde vatandaşlara verilecek temel kamu hizmetlerine sembolik düzeylerde yer verilmeye başlanmıştır. Hazırlanan 2004 bütçesi de bu anlamda 2003 bütçesinden farklı değildir. Yine toplanan vergi gelirleriyle, kamu borç faizleri ve personel maaşları bile karşılanamamaktadır. (Toplanması öngörülen vergi gelirleri 99.1 katrilyon iken, öngörülen borç faizi ödemesi 66.2 katrilyon, personel maaşları ise 35.2 katrilyon liradır.) Bu nedenle de 2004 yılı bütçesinde öngörülen vergilerinin; vatandaşa yol, su, elektrik, eğitim, sağlık ve adalet hizmeti olarak dönmesi beklenmemelidir.
İ.HÜSEYİN YILDIZ
2003 bütçesi iyi kapandı!
Maliye Bakanlığı 2003 yılı konsolide bütçe kapanış rakamlarını yayınladı. Konsolide bütçe Sosyal Güvenlik Sistemi açıklarını içeriyor, ama KİT, Mahalli İdareler, Fonlar, Döner Sermayeler, Özelleştirme Kapsamındaki Kuruluşlar gibi diğer kamu birimlerinin açıklarını kapsamıyor. Dolayısı ile tablonun önemli bir kısmını görsek de bütününü göremiyoruz. Gördüğümüz kadarı ile de durum iyi.
Aşağıdaki tablo Yapı Kredi Bankası İktisadi Araştırmalar Bölümü tarafından hazırlandı, 2002 ile 2003 yıllarının enflasyondan ayıklanmış reel karşılaştırmasını da içeriyor.
IMF ile uygulanan istikrar programında önemli bir kriter olarak değerlendirilen konsolide bütçe faiz dışı dengesi 18.8 katrilyon TL olarak gerçekleşmiş, yani faiz dışı fazla, 20 Ekim tarihinde 18.3 katrilyon TL olarak revize edilen hedefin üzerinde gerçekleşmiş bulunuyor. Buna ek olarak 2003 yılı konsolide bütçe açığı da 40.8 katrilyon TL tutarındaki beklentinin altında kalmış ve 39.8 katrilyon TL olarak gerçekleşmiş.
Ayrıntılı olarak incelendiğinde, 2003 yılında hem faiz dışı harcamaların, hem de faiz harcamalarının hedeflerin altında artması, konsolide bütçe açığının beklentilerin altında kalmasında etkili olmuş. Konsolide bütçe harcamalarının sınırlı artışına ek olarak, konsolide bütçe gelir hedefinin tutturulması da faiz dışı denge ile bütçe açığı hedeflerinin tutturulmasını sağlamış. Ancak gelir hedeflerinin tutturulmasına karşın, vergi gelirlerinin yıl sonu hedefinin 2.5 katrilyon TL altında kaldığı göze çarpmakta. Vergi dışı gelirlerin hedefin üzerinde artması ise toplam gelir hedefinin tutturulmasını sağlamıştır.
2002 ile reel karşılaştırmada harcamaların reel olarak azaldığı, harcama tasarrufunun diğer cari ve yatırım, KİT’lere transfer kalemlerinde ve faiz ödemelerinde olduğu, bu nedenle de faiz dışı fazlanın reel olarak büyüdüğü ve genel bütçe dengesinin, yani toplam açığın reel olarak küçüldüğü görülüyor.
Bu hesaplarda popülist bir yaklaşım görülmüyor!
DENİZ GÖKÇE
Maliye Bakanı’nın ağzından ‘zam’ akıyor
Maliye Bakanı’nı tanıyanlar “Çok tatlı adamdır. Ağzından bal akar” diyor. Dün “halka müjdeler vermek için” basın toplantısı yapacağını duyunca televizyonu açtım. Bakalım ağzından nasıl “bal akacak” diyerek başladım izlemeye… Aaaa… O da nesi? Bakan’ın ağzından “bal” değil “zam” akıyor. Ben elimde kalem, Bakan’ın ağzından akacak “bal”ları not etmek için bekliyorum. “Bal” beklerken önümdeki kağıda not ede ede şunları etmişim: “Kaynak paketi, mali disiplin, faiz dışı fazla, borcun milli gelire oranı, vergide tahsilat oranı, faiz, yedinci gözden geçirme, acil eylem planı, yapısal reformlar, iç piyasalar, kamu borcu, iç borç, dış borç, vergi zammı, petrol zammı, benzin zammı…”
Maliye Bakanı, bir yanda işçi ve emekli zammının tasarruf ile karşılanacağını söylerken, öte yanda, bayram sonu “kaynak paketi” konusunun gündeme geleceğini haber veriyor.
Sadece o kadar mı?.. 2003 yılı vergi gelirlerinde ortaya çıkan 3 katrilyon liralık açığın, 2004 vergi gelirlerine olumsuz etkisini ortadan kaldırmak için ek bir vergi paketinin gündeme geleceğinin de işaretini veriyor.
Sayın okuyucularım… Türk ekonomisi “kilitlendi”. İstikrar programı Türk ekonomisini kilitledi. Bu istikrar programının sorumluluğunu üstlenen hükümetin yapabileceği bir şey yok. Bu istikrar programını uygulama durumundaki Maliye Bakanı’nın zamdan başka çaresi yok.
Ben bunları yazıyorum ama, “IMF Destekli İstikrar Programı’nı, yırtarak bir kenara atalım, boçlarımızı inkar edelim, para musluklarını açalım, enflasyondan korkmayalım, ödediğimiz pahalı faturaları sineye çekerek bildiğimizi yapalım” demiyorum. Ben “IMF ile masaya oturalım, bıçak kemiğe dayandı, halkta can kalmadı, biraz da sosyal ve ekonomik politikalara bakalım” diyorum.
IMF denilen kuruluş için Türkiye, milli para bütçesi ile döviz bütçesinden ibarettir. Türkiye’nin milli para ve döviz olarak borçlarını küçültmesi, anapara taksidi ve faiz ödemelerini zamanında yapması, böylece alacaklıları zarara uğratmaması gerekir. Enflasyon yüksek faize neden olur. Yüksek faiz borçların ödenmesini tehlikeye sokar. Bu nedenle enflasyonun da düşmesi şarttır.
Ülkenin milli para ve döviz borçlarını ödeyebilmesi için varını yoğunu sadece borç ve faiz ödemesine tahsis etmesi, yatırımlara, tüketime para harcamaması gerekir. Bütçe gelirlerinin faiz ödemesini çabuklaştırması için halktan daha çok vergi alınması, hastaneye, okula, mahkemeye, emekliye, işçiye daha az para verilmesi, bütçede faiz dışı fazlalık yaratılarak bununla borcun ödenmesi beklenir.
Sayın okuyucularım görüyorsunuz ki bu tabloda “insan” yoktur. Bu tabloda “halk” yoktur. İnsanın, halkın ne yiyeceğini, ne içeceğini, nasıl yaşayacağını düşünmek IMF’nin işi değil, bizim işimizdir. IMF insanı ve halkı düşünmüyor diyerek biz de insanımızı ve halkımızı yok sayamayız. İnsanı ve halkı düşünmek, insana ve halka iş imkanı, aş imkanı yaratmak demektir. İş ve aş imkanı kendiliğinden ortaya çıkmaz. Burada bir “yumurta -tavuk” ilişkisi vardır. Tüketim artacak – üretim artacak – gelir artacak – insanlar daha çok tüketecek – gene üretim artacak – fabrikalar daha çok insan çalıştıracak istihdam artacak – hem iş, hem aş imkanı artacak.
Türkiye’nin bugün içine düştüğü çıkmazın sorumluluğunu IMF’ye yükleyemeyiz. IMF normal olarak IMF’liğini yapıyor. Kendi hedefi doğrultusunda ne yapmamız gerektiğini bize dikte ediyor. Burada sorumluluk bizdedir. Türkiye’nin kâğıt üzerinde bir “bilançodan – bir gelir gider hesabından” ibaret olmadığını, bu ülkede insanların yaşadığını, halk faktörü olduğunu, insanı ve halkı perişan eden programın başarısı ile övünülemeyeceğini IMF’ye biz anlatacağız.
İstikrar programının bütünlüğünü bozmadan, bu programın içine insanı ve halkı oturtmak için IMF’yi biz uyaracağız. Yoksa… IMF istedi zam. IMF istedi vergi. Bir de bakacağız… İnsan kalmamış. Halk kalmamış.
GÜNGÖR URAS
2003 bütçesi tehlikeler de gösteriyor
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan dünkü basın toplantısında 2003 yılının kesinleşen bütçe rakamlarını verdi. Ve bir yıllık kamu maliyesindeki performansı değerlendirdi. Unakıtan geçen yılın gayet başarılı biçimde atlatıldığı iddiasında. Gerçekten de geçen yıl bölgemizde çıkan olaylara rağmen bu bütçe performansı olumlu değerlendirilebilir. Ancak ayrıntılara bakıldığında endişe veren gelişmeler de az değil.
Geçen yılın bütçesinde giderler 140 katrilyonu buluyor. Gelirler ise 100 katrilyonda kalıyor. Böylece ortaya 40 katrilyona varan bir bütçe açığıyla 18 katrilyona varan bir faiz – dışı fazla çıkıyor. 2003 bütçesi hazırlanırken 23.7 katrilyonluk bir fazlalık hedeflenmişti. Oysa elde edilen rakam 18 katrilyonla sınırlı kalıyor. Yani hedef şaşmış.
Gerçi, Unakıtan genel bütçeden elde edilen faiz – dışı fazlanın milli gelirin yüzde 5′ini bulduğunu ve hedefin yakalandığını iddia ediyor ve 2002 yılında yüzde 14.7 olan bütçe açığının milli gelire oranının bu yıl yüzde 11.2′ye düştüğünü belirtiyor. Ama asıl önemlisi faiz – dışı fazla.
2003 bütçesinin en önemli özelliği giderlerde izlediği başarılı performans. Harcama hedefi olan 146 katrilyondan 6 katrilyon az harcanmış. Gelirlerde ise 101.1 katrilyonluk gelir hedefine Vergi Barışı gibi bazı önlemlere rağmen ulaşılmamış. Fakat şaşma oranı gayet düşük.
Harcamalarda dikkati çeken birkaç önemli konu var:
Birincisi, artık yatırım harcamaları bütçe içinde yüzde 5 gibi bir paya düşmüş. Bu da devletin neredeyse altyapıdan çekildiğini gösteriyor. Bu rakam artmadığı taktirde ne büyüme artabilir, ne de sosyal refah.
İkincisi, sosyal güvenlik açığı giderek büyüyor. Geçen yılın sosyal güvenlik transferleri 16 katrilyonu buluyor. 2001 yılında toplam harcamaların yüzde 6.9′u olan bu kalem 2002 yılında yüzde 9.7′ye çıkmıştı. Bu yıl ise yüzde 11.3. Yani gedik büyüyor.
KİT’lere transferler 1.9 katrilyon gibi bir rakama ulaşıyor. Bu geçen yıldan (2.2 katrilyon) az, ancak 2001 yılında bu rakam 1.1 katrilyondu.
Öte yandan, tarıma verilen destek de 2.8 katrilyonu buluyor. Bütçedeki bu destek bundan böyle her yıl genişleyerek sürecek. Acaba bu şimdiden hesaplanıyor mu?
Nihayet, vergi iadelerinde ulaşılan 8.3 katrilyonluk düzey önemli bir tehlikeye işaret ediyor. 2000 yılında 1.6, 2001 yılında 2.9, 2002 yılında 5.7 ve nihayet bu yıl 8.3 katrilyonluk vergi iadesi ödemesi yapılması artışın çok hızlı olduğunu gösteriyor.
Ülkemizde izlenen mali disiplin aslında çok miyopik. Özellikle yatırımlar yoluyla harcamalar tırpanlanıyor ve hedefler yakalanıyor. Oysa yapılması gereken harcama bileşimlerini değiştirerek, bütçenin kalıcı biçimde sağlam bir temele oturması. Bu da bazı reformların hızlandırılmasını zorunlu kılıyor.
Kayıtsız ekonomiyi iyiden iyiye azaltarak vergi iadelerini azaltmak, sosyal güvenlik sistemini çalışır hale getirmek, KİT’leri daha verimli hale getirmek öncelikli reformlar.
Aksi halde 2003 bütçesi gayet olumlu atlatılsa bile, ileride yeniden kamu maliyesinde sorunlarla karşılaşılabilir.
HURŞİT GÜNEŞ
Ufukta zam var
Hükümet, IMF’ye emekli maaş artışları ve asgari ücrete yapılan zamdan dolayı ortaya çıkan 3 katrilyonluk açığın önlenmesi için ek kaynak paketi sunmayı planlıyor. Pakette, seçimden sonra vergi artışı ve zam bulunuyor
Geçtiğimiz hafta 7. gözden geçirme çalışmalarının birinci bölümünü tamamlayarak Türkiye’den ayrılan Uluslararası Para Fonu (IMF), bütçede ortaya çıkan açık için hükümetten ek önlemler istedi. Bunu Davos’ta bulunan IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger de teyit etti. Bütçe gelirlerinin hedeflerin altında gerçekleşmesinin yanı sıra enflasyonun üzerinde emeklilere yapılan zam ve asgari ücret artışının getirdiği kaynak ihtiyacı IMF’nin gözden geçirmeye devam edip etmeme şartı haline geldi.
Yaklaşık 3 katrilyon liralık bu açığın telafi edilmesi için hükümet, çalışmalarını sürdürüyor.
NTV’de yer alan haberde IMF heyetiyle üzerinde çalışılarak karara bağlanacak olan pakette, son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacağı belirtiliyor. Pakette, elektrik, doğalgaz zammının yanı sıra, akaryakıt ve TEKEL ürünlerinde Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artışı planlanıyor. Ayrıca, Emlak Vergisi oranının artırılarak kalıcı hale getirilmesi beklenirken; ekonomi yönetimi bu değişiklikten yaklaşık 1 katrilyon lira gelir bekliyor.
Akaryakıtta ise, ÖTV artışından toplam 1.5 katrilyonluk gelir beklenirken; bunun dört parçada alınması planlanıyor. Elektrikte ise yüzde 12′lik zam yapılması öngörülürken, bu değişiklikten 400 trilyon liralık gelir bekleniyor. Bunun dışında doğalgazda oran henüz netleşmedi. Ancak, yapılacak değişiklik sonucu 500 trilyon gelir bekleniyor. Ayrıca, TEKEL ürünlerinde de ÖTV artışı söz konusu olacak.
Dar gelirli düşünüldü
Reuters’e açıklamada bulunan ekonomi yetkilileri, IMF heyetine hükümetin dar gelirli kesimi etkileyecek bir vergi artışına kesinlikle karşı olduğu görüşünü iletildiğini belirttiler.
Ekonomi yetkilileri, üzerinde çalıştıkları paketin tasarruf, zam ve yeni vergileri de içerecek şekilde farklı kombinasyonda ‘çok sayıda’ çalışma yapıldığını söylediler. Bir yetkili, ‘Bu çalışmalar Başbakan Tayyip Erdoğan’a iletecek. Oradan çıkacak karara göre, IMF ile konu yeniden gözden geçirilecek. Şubat ayında geldiklerinde bunlar tekrar görüşülecek. Biz o tarihe kadar çalışmaları tamamlayacağız. Zam da olabilir, yeni vergi de olabilir ya da harcamaları kısmak da olabilir. Bunların hepsini içeren bir düzenleme de olabilir’ dedi.
IMF ile önceki gün tamamlanan ve yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi dilimini içeren 7. gözden geçirmenin ikinci ayağı şubat ayında gerçekleştirilecek.
Ekonomi bürokrasinin üzerinde çalıştığı önlem paketi ise gözden geçirmeye kadar IMF’ye e-mail yoluyla iletilecek ve karşılıklı görüş alınacak. Bir başka ekonomi yetkilisi, ‘Yüzde 6.5′lik faiz dışı fazlaya ulaşmak için gelir mi artırılır, gider mi kısılır şubatta IMF gelince karar verilir. Önlemlerin bir kısmında karşılıklı mutabakat sağlandı, bir kısmında ise sağlanmadı; Ama kesinlikle bir tedbirler zinciri var’ şeklinde konuştu.
Seçimden sonraya kalır
IMF heyeti, şubatın ikinci yarısında Türkiye’ye tekrar gelecek ve ek kaynak paketini görüşecek. Ekonomi yetkililerine göre IMF kaynak konusunda ikna olmak istiyor fakat kaynağı oluşturacak zamların tahakkuk etme zamanı hükümetin elinde. Bu nedenle AKP Hükümeti, zam ve vergileri 28 Mart’taki yerel seçimlerden sonra yürürlüğe koyabilecek. Reuters’ta yer alan haberde 7′nci gözden geçirmenin tamamlanması için önlemlerin şubatta açıklanmasının, 28 Mart’taki yerel seçimler dikkate alındığında hükümet kanadında bazı endişeleri doğurabileceğinin altı çiziliyor. Analistler, Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretinden olumlu sonuçlar alınmasının IMF’yi de pozitif etkileyebileceğini vurguluyorlar. Bir analist, ‘IMF’nin bir ülkeyi seçim öncesi zorlayabilmesi için mutlaka o iktidarla probleminin olması lazım. Olmadığına göre, en kötü koşullarda, bu işi sürüncemede bırakır’ dedi.
IMF: Kaynağı görelim, geliriz
IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger IMF’nin Türkiye’nin gözden geçirme sürecini tamamlamak için hükümetin çalışan ücretleri ve emekli maaşlarındaki artışları ‘nasıl karşılayacağı’ kararını bekleyeceğini söyledi. Reuters ile bir söyleşi yapan Krueger, IMF heyetinin bu konunun açıklanmasının ardından Türkiye’ye döneceğini söyledi. Krueger, ‘Daha sonra gözden geçirmeyi oldukça hızlı bir şekilde tamamlamayı umabiliriz. Ankara makroekonomik çerçeveyi yüzde 6.5 faiz dışı fazlaya göre tutacaklarını çok açık bir şekilde söyledi. Bu önlemler gerçekten yerine getirilinceye kadar gözden geçirmeyi gündeme almayacağız. Yani, bekleyen birkaç konu var’ dedi.
IMF, bütçeye yaklaşık 3 katrilyonun üzerinde ek yük getiren emekli aylıklarında yüzde 21, asgari ücrette ise yüzde 34 oranındaki artışı karşılamak için vergi artışı önermiş, hükümet ise bu amaçla kamu harcamalarında yüzde 10 oranında kısıntı planladığını belirtmişti.
Faiz dışı fazla 17.9 katrilyon lira
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, kesin sonuçlara göre 2003 yılı konsolide bütçesinden 140 katrilyon 54 trilyon lira harcama yapıldığını, bütçe gelirlerinin ise 100 katrilyon 62 trilyon lira olarak gerçekleştiğini bildirdi. Faiz dışı fazla ise 17 katrilyon 957 trilyon lira olarak gerçekleşti.
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, düzenlediği basın toplantısında, 2003 yılı konsolide bütçe kesin sonuçlarını açıkladı.
Unakıtan, 2003 yılı konsolide bütçe gerçekleşmeleri kesin sonuçlarına göre, bütçe açığının ise 39 katrilyon 992 trilyon lira, faiz dışı bütçe fazlasının da 17 katrilyon 957 trilyon lira olarak gerçekleştiğini kaydetti.
Bütçe giderleri içinde personel giderlerinin 30 katrilyon 201 trilyon lira olduğunu belirten Unakıtan, şöyle devam etti: ”Diğer cari giderler 8 katrilyon 218 trilyon, yatırım giderleri 7katrilyon 165 trilyon, faiz ödemeleri 58 katrilyon 609 trilyon, faiz hariç transferler ise 35 katrilyon 861 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir.
35 katrilyon 861 trilyon lira düzeyinde gerçekleşen faiz hariç transfer rakamı içinde kamu iktisadi teşebbüslerine transferler 1 katrilyon 881 trilyon, vergi iadesi ödemeleri 8 katrilyon 336 trilyon lira, sosyal güvenlik kurumlarına transferler 15 katrilyon 922 trilyon lira, tarımsal destekleme ödemeleri 2 katrilyon 805 trilyon lira, diğer transferler ise 6 katrilyon 917 trilyon lira olmuştur.”
Şimdiye kadar yapılan uygumalarda özel gelirlerden sadce bütçeye gelir kaydedilen kısmın gelir tahminlerine edildiğini belirten Maliye Bakanı Unakıtan, bu gelir ve gider rakamlarına ise özel gelir ve giderlerin de dahil olduğunu vurguladı.
BÜTÇE GELİRLERİ
Bakan Unakıtan, bütçe gelirlerine bakıldığında ise 100 katrilyon 62 trilyon lira olan toplam bütçe gelirlerinin 84 katrilyon 334 trilyon lirasının vergi gelirlerinden, 10 katrilyon 242 trilyon lirasının vergi dışı normal gelirlerden, 3 katrilyon 798 trilyon lirasının özel gelir fonlardan, 1 katrilyon 688 trilyon lirasının ise katma bütçe giderlerinden oluştuğunu bildirdi.
Geçen yıl bütçe gerçekleşmeleri ile karşılaştırıldığında, bütçe gelirlerinin yüzde 32.4, bütçe giderleri ise yüzde 21.1 oranında artış gösterdiğini kaydeden Unakıtan, faiz hariç harcamaların yüzde 27.6, faiz hariç transferlerin de yüzde 38.9 arttığını söyledi.
Unakıtan, bütçe giderleri içerisinde en önemli artışlar tarımsal destekleme ödemeleri ve vergi iadeleri ile sosyal güvenlik kurumlarına transferlerde görüldüğünü vurguladı.
Bakan Unakıtan, şöyle devam etti: ”2002 yılı rakamlarına göre tarımsal destekleme ödemelerinde yüzde 50.2, vergi iadelerinde yüzde 47.1, sosyal güvenlik kurumlarına transferlerde ise yüzde 42.1 artış olmuştur. Bütçe içindeki paylarına bakıldığında faiz ödemeleri yine en büyük kısmı teşkil etmiştir. Bütçegiderleri içinde faiz giderlerinin payı yüzde 41.8, personel giderlerinin payı yüzde 21.6, diğer cari giderlerinin payı yüzde 5.9, yatırım giderlerinin payı yüzde 5.1′dir.
Sosyal güvenlik kurumlarına transferlerin payı yüzde 11.4, vergi iadelerinin payı ise yüzde 6 olmuştur. 2002 yılına göre personel giderleri sosyal güvenlik kurumlarına transferler vergi iadeleri ile tarımsal destekleme ödemelerinin bütçeden aldığı pay yükselirken, faiz gideri, diğer cari giderler, yatırımlar ile kamu iktisadi teşebbüslerine transferlerin payı düşmüştür.”
“BÜTÇE AÇIĞI OLUMLU”
2003 yılında bütçe açığında olumlu gelişmeler sağlandığına dikkat çeken Maliye Bakanı Unakıtan, 45 katrilyon 168 trilyon lira olarak öngörülen açığın, 39 katrilyon 992 trilyon lira düzeyinde sonuçlandığını söyledi. Bütçe açığının öngörülenden az çıkmasını ”bu durum ender rastlanan bir iştir” şeklinde niteleyen Maliye Bakanı, bir önceki 2002 yılında bu rakamın 40 katrilyon 91 trilyon lira olarak neticelendiğini bildirdi.
O dönemde, enflasyonun yüksek olduğunu hatırlatan Bakan Unakıtan, şöyle dedi: ”Bütçe açığının GSMH’ya oranı 2002 yılında yüzde 14, 2003 yılında yüzde 11.2 olmuştur. Bu rakamlara bakıldığında; ekonomik politikaların uyygulanışının ne kadar isabetli olduğu görülecektir. Ancak AB (Avrupa Birliği) kriterlerine göre bu oran yüzde 3′tür. Bütçe açığının GSMH’yaoranı yüzde 10 olan bir AB ülkesi yoktur. Bu konuda gideceğimiz yol uzundur.”
EKONOMİK POLİTİKAYA DEVAM
Unakıtan, 2003 yılında 65 katrilyon 450 trilyon lira faiz ödemesi öngörüldüğünü, rakamın 58 katrilyon 609 trilyon lira olarak gerçekleştiğini ve yaklaşık 7 katrilyon liraya yakın faiz ödemesinden tasarruf sağlandığını söyledi.
Kemal Unakıtan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Demek ki; mali disiplin ne kadar önemli. Bizim belimizi büken faizler olmuştur. Şimdiye kadar Türk Milleti faiz adı altında legal olarak soyulmuştur. Buna bir son vermek mecburiyetimiz vardır. Faizleri aşağı indirmek durumdayız.
Bir yılda 40 milyar dolar veya 65 katrilyon 450 trilyon lira faiz ödüyoruz. Evet ben 7 katrilyon lira tasarruf sağlamış bulunuyorum. Bunu, ben, hangi vergiden toplayabilirdim. Hangi tasarruf önlemiyle çıkarabilirdim. Takip ettiğimiz ekonomik politikaya devam edeceğiz.
Faiz ödemesinin GSMH’ya oranı 2002 yılında yüzde 18.9 olmuştur. Bu oran 2003 yılında yüzde 16.4 olarak gerçekleşmiştir.”
FAİZ DIŞI FAZLA DA İYİ GİDİYOR
Faiz dışı fazla konusunda da bilgi veren Bakan Unakıtan, 2003 yılında bu alanda da başarılı sonuçlar alındığına işaret etti. Bütçenin faiz dışı fazla verdiğinde, o zaman ülkenin ekonomik anlamda güvenirliliğinin arttığını vurgulayan Bakan, ”Biz kendimizi faiz dışıfazlaya kilitledik ve faizler hızlı düştü” diye konuştu.
Faiz dışı fazlanın 2003 yılı bütçesinde yüzde 6.5 olarak hedeflendiğini, bunun yüzde 5′nin genel bütçe, yüzde 1.5′nda katma bütçeli kuruluşlara ait olduğunu hatırlatan Bakan, katma bütçeli kuruluşlardan sonuçların henüz gelmediğini bildirdi. Buna rağmen, genel bütçe sonuçlarının faiz dışı fazlada yüzde 5.03 olarak sonuçlandığını kaydeden Bakan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ölçeğine göre 17 katrilyon 852 trilyon lira olan faiz dışı fazlanın, şu anda 17 katrilyon 950 trilyon düzeyinde gözüktüğünü belirtti.
Vergileri artırmak çözüm olmaktan çıkıyor
HARCAMALARINI kısamayan devlet kamu finansmanını düzeltmek için vergiye yüklendi.
Vergi affı çıkararak geçmişte toplayamadığı paraları toplamayı arzuladı. Vergi oranlarını artırarak vergiden kaçınamayanları biraz daha vergilendirdi.
İktisadi açıdan beklenen oldu. Ama, devletin umduğu gerçekleşmedi. Vergi affı üç-beş kişinin geçmişten gelen yükünü üzerinden aldı. Ama, daha fazla yeni vergi kaçaklarına neden oldu. Çünkü, bugün affeden devlet yarın da affederdi.
Vergi oranlarının artması vergiden kaçınmayı hızlandırdı. Özellikle, katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi gibi alış-verişlerden alınan dolaylı vergiler alıcı ile satıcı arasındaki pazarlığın daha fazla ayrılmaz bir parçası oldular.
YENİ YAKLAŞIM
Fiyat pazarlıklarında fatura istenmediğinde yüzde 20′lere kadar alınan ıskontolar devlet üzerinden ucuzluk sağlanmasına yol açtı. Kar marjlarının düşmesi bu süreci daha da hızlandırdı. Bu anlamda, Türkiye’de herkes vergiden kaçınmaya ve vergiyi kaçırmaya başladı. Bu anlamda, hepimiz vergi yüzsüzüyüz.
Vergi oranı yüzde 10′ken 100 lira vergi toplayan devlet vergi oranını yüzde 20 ye çıkardığında 200 lira vergi toplayacağını sandı. Halbuki, ancak 150 lira vergi toplayabildi. Vergi oranlarını artırarak vergi gelirlerini artırmanın sınırına gelindi. Teknik deyimiyle, dolaylı vergilerin etkinliği çok düştü.
2003 yılı sonu bütçe gerçekleşmeleri bu gerçeği bütün çıplaklığı ile gösterdi. Harcamalar, en azından toplamda, hedeflerden fazla şaşmamışken, vergi tahsilatında hedeflerin ciddi miktarlarda altında kalındı. Çünkü, daha yüksek vergi oranlarıyla verginin etkinliğinin düşeceği iyi hesaba katılmadı. Ekonominin yüzde 5 gibi büyümesi dahi, hedeflerin tutturulmasına çok yardım etmedi.
Bu durumda, kamu finansmanını düzeltebilmek için artık yeni stratejiler geliştirmek zorundayız. Yeni yaklaşım, daha fazla vergi toplamak değil, daha az harcama yapmaya yönelik olmalıdır. Böyle bir yaklaşımı benimseyebilmek için harcamaları kontrol edici yapısal reformları devreye sokmaktan bakla bir seçeneğimiz kalmamıştır.
Bugünkü yapıda harcamaları kısmak gerçekçi değildir. Bütçedeki tüm harcama kalemleri aşağı yukarı otomatiğe bağlanmış durumdadır. Harcamaları kısmak ancak yürürlükteki kuralları değiştirmekle mümkün olacaktır.
RİSK BÜYÜK
Konu, dönüp dolaşıp sosyal güvenliğe, personel harcamalarına ve devletin verdiği sübvansiyonlara gelmektedir. Bu alanlarda kurallar değişmeden, harcamaları kısmak da mümkün olamamaktadır.
Türkiye bütçesine bakıldığında, faiz harcamaları hariç, harcamaların yüzde 90′nından fazlası doğrudan ya da dolaylı birilerinin maaşı ya da geçim parasıdır. Sorun da burada yatmaktadır. Devlet artık bu kadar kişiyi bu ücretlerle ya da transferlerle taşıyamamaktadır.
Bütçeler yapılırken konulan harcama ödenekleri mutlaka harcanır, hatta ödeneğin üzerinde harcamalar yapılır. Ama, gelirler tahminidir. Gelirlerin tutması vatandaşın insafına kalmıştır. Gelinen noktada, kamu finansmanının kalıcı olarak düzelmesi vatandaşın insafına bırakılabilecek bir boyutu aşmıştır.
Harcama kısıcı yapısal reformları yapmaktan kaçındıkça, durumu daha da ağırlaştırdığımızın farkına varmalıyız. Aksi taktirde, altından kalkamayacağımız daha büyük yüklerle karşı karşıya kalma riskini artırıyoruz.
Ercan Kumcu